Navigation

Yavuz Özkan Hayatını Kaybetti, Filmleri Yaşayacak!

Maden ve Demiryol gibi filmleriyle işçi sınıfının mücadelesini beyazperdeye taşıyan yönetmen Yavuz Özkan yaşamını yitirdi. Bir süre önce organ yetmezliği nedeniyle Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde tedavi altına alınan 77 yaşındaki usta sinemacı, 22 Mayısta gözlerini yumdu. Yavuz Özkan sinemaya derin izler bırakmakla kalmamış, sosyalist kimliği ve sınıftan yana tutumuyla da örnek bir aydın olmuştur.

1942 yılında Yozgat’ta doğan Yavuz Özkan, 20’li yaşlarının başında Kütahya’da bulunan bir madende işçi olarak çalıştı. Çeşitli sanat dallarıyla uğraşan Özkan, dergi yayıncılığı ve öykü yazarlığı yaptı, tiyatrolar kurup oyunlar oynadı. Türkiye sinemasına 44 film kazandıran Özkan, onlarca ödül kazandı. Yapıtlarına sansürler uygulanan, 12 Eylül faşizminin yasaklı yönetmenlerinden Yavuz Özkan, işçi filmleri denilince yaşadığımız topraklarda akla ilk gelen isimlerden biri.

Başrollerini Cüneyt Arkın, Tarık Akan, Hale Soygazi, Meral Orhonsay, Halil Ergün’ün oynadığı 1978 yapımı Maden filmi, usta sinemacının en kült filmlerinden biridir. Senaryosunu yazıp yönettiği filminde Özkan, her an ölüm tehlikesiyle burun buruna çalışan maden işçilerinin yaşamını ve mücadelesini anlatır. Kölece çalışma koşullarından sendikal bürokrasinin ayak oyunlarına, sermayenin işçi önderlerine ve devrimcilere yönelik gerçekleştirdiği suikastlardan iş cinayetlerine varıncaya kadar çeşitli temalar üzerinde yürüyen Maden, bu cenderedeki işçilerin dönüşümüne ve yükselttiği mücadeleye odaklanır. “İşçiler Birleşin” sloganıyla biten Maden, seyircinin yaşama seyirci kalmaktan çıkması için gerekli mesajı haykırır.  Aradan geçen onca zamana rağmen halen güncelliğini ve sarsıcı etkisini sürdüren bu filmiyle Özkan, maden ocaklarına “içeriden” bakabilmeyi, sarsıcı gerçekliği sinema perdesine yansıtabilmeyi başarabilmiştir. Bunda Özkan’ın maden işçiliği yapmasının etkisi olmasının yanı sıra, filmin dönemin işçi önderlerine, mücadeleci sendikacılarına danışılarak yapılmasının da payı büyüktür. 

Yavuz Özkan 1979 yılında ise Demiryol filmini beyazperdeye yansıttı. Tarık Akan, Fikret Hakan ve Sevda Aktolga’nın başrollerinde yer aldığı Demiryol, giderek zorlaşan çalışma koşullarına karşı greve çıkan demiryolu işçilerinin mücadelesini anlatır. Bu filminde işçilerin mücadelesini bastırmak ve grevi kırmak için patronların neleri yapabileceğini oldukça iyi anlatan Özkan, küçük-burjuva devrimciliğinin sınıftan kopukluğunu, maceracılığını ve şablonculuğunu da ustalıkla işler.

Toplumsal mücadelenin yükseldiği bir dönemde yaptığı bu filmlerin üzerinden onyıllar geçtikten sonra şöyle diyordu Özkan: “O yıllarda biz dünyayı değiştirmek istiyorduk. Ülkenin genelinde yükselen görkemli mücadelenin bir parçası olabilmek ve kendi alanımızdan hayata müdahale edebilmek için bu filmleri yaptık.” Ardından da bugüne ilişkin şöyle konuşuyordu: “O günkü sözünü ettiğim görkemli mücadelenin gerekçeleri vardı ama bugün bütün zamanlarda olduğundan daha fazla böyle bir birlikteliğe ve karşı duruşa, hayatı değiştirme mücadelesine ihtiyaç var.”

Yavuz Özkan bahsettiği “hayatı değiştirme mücadelesine” sadece yapıtlarıyla katkı sunmadı, sinema emekçilerinin örgütlenme mücadelesinde de önemli çabalar harcadı, büyük roller üstlendi. Yakın dostu Tarık Akan, Yeşilçam’da gerek kamera arkasının gerekse de kamera önünün sendikal örgütlenme çalışmalarında Özkan’ın büyük katkıları olduğunu söylemişti. Akan aynı zamanda 1977 yılında gerçekleştirilen ve büyük yankı yaratan “Sansüre Hayır Yürüyüşü”nü de beraber planladıklarını aktarmıştı. 

Yavuz Özkan gözlerini yumdu, fakat ürettiği filmler sınıf devrimcilerinin ellerinde birer araç olmaya devam ettikçe o da bu mücadelede yaşamaya devam edecek. Biliyoruz ki işçi sınıfının mücadelesi dün olduğu gibi yarın da nice edebiyatçının, sinemacının yüzünü yaşamın gerçeklerine dönmesini, haklıdan ve doğrudan yana saf tutmasını sağlayacak. Ve yine biliyoruz ki yaşamın ve sınıf mücadelesinin canlı döngüsü daha nice sosyalist sinemacı yaratacak ve bugünün ölü toprağından bereket fışkıracak! Yavuz Özkan’ı Demiryol filmindeki işçi önderi Hasan’a söylettiği cümlelerle anıyoruz: “Demirin soğukluğu ve sertliği, döşendiği yerdeki bitkileri öldürüp, çiçeklere yaşama şansı tanımazken; bazı çiçekler bu demirlere inat, rayların arasından yeşermekte hâlâ. Direnmenin azmiyle.”