Navigation

Emperyalist Zirveler ve Burjuva İkiyüzlülük

Bu tür toplantıların ortak bir ritüeli de var, fotoğraf çektirmek! Temsilciler, toplantıların sonunda büyük bir aile fotoğrafı çektirirler! Dünya ikiyüzlüler fotoğrafı! Bu fotoğraflara bir bakalım. Burjuva liderler omuz omuza vermiş, sırıtarak poz veriyorlar. Ağızlarından az önce döküldü o riyakâr sözler. Yüzlerinden temsil ettikleri sistemin pisliği akıyor. Kafalarında insanlığa nice yeni acılar yaşatacak planlar var. Şairin “tanı bunları, tanı da büyü” dediği sürüngenler işte bunlardır. İşçi sınıfı, bu sınıf düşmanlarının gerçek yüzünü tanıdıkça ve kendi bayrağı altında mücadeleyi büyüttükçe, Lenin’in emperyalizmin denklemini kurarken kullandığı DEVRİM, gür sesiyle “Ben geldim” diyerek kapıları çalacak! İşte o zaman bu ikiyüzlüler sistemi kapitalizm, atomlarına varıncaya dek paramparça edilecek!

Bundan 100 sene evvel Lenin, emperyalizmi kapitalizmin en yüksek aşaması olarak tanımlıyor, onun, krizler, savaşlar, devrimler ve karşı-devrimler çağı olduğunu dile getiriyordu. İşte yaşadığımız çağa da damgasını vuran, bu ekonomik-politik gelişmelerdir. Kapitalizm, derin bir ekonomik krizle temelden sarsılırken, bundan çıkış yolunu emperyalist savaşın ateşten çemberini genişletmekte arıyor. Bu süreç yeni siyasal krizlere de neden oluyor. İşin özü, kapitalizm tam olarak tarihsel bir çıkmaz içinde. Bu çıkmazından kurtulmak için yaptığı her hareket, onu bataklık misali daha da derinlere çekiyor.

Eylül ayında kapitalizmin çelişkilerine ve gidişatına ayna tutan iki önemli “zirve” gerçekleştirildi. Dünyanın en gelişmiş 20 ekonomisinin oluşturduğu G20 zirvesi Eylül ayı başında, BM Genel Kurul toplantısı ise aynı ayın sonlarına doğru toplandı. İki toplantının da ortak yanı birer “ikiyüzlüler buluşması” olmasıydı.

G20 zirvesi

“Elitler Topluluğu” olarak adlandırılan G8’in kapsama alanının ve finansal krizlere karşı vereceği reflekslerin yetersiz olacağı düşüncesiyle kurulan G20, dünya ticaretinin yüzde 80’ini, dünya nüfusunun ise üçte ikisini kapsıyor. 2008’de küresel krizin patlak vermesinin hemen ardından düzenli olarak toplanmaya başlayan G20 zirvesi, geçtiğimiz yıl Türkiye’de, bu yıl ise ilk defa Çin’de gerçekleşti. Zirve öncesinde IMF, tartışmalara zemin hazırlamak amacıyla bir rapor yayınlamış, 2008 krizinin etkilerinin hâlâ sürdüğünü belirterek, 2016 yılı küresel ekonomik büyüme tahminlerinin aşağı düşebileceği uyarısında bulunmuştu. Dolayısıyla Çin’de gerçekleşen zirvenin de ana gündemini ekonomik kriz oluşturdu. Bir araya gelen emperyalist-kapitalist güçler iki gün boyunca süren zirvede, ekonomik krizin etkilerini, kapsamını tartıştı durdu. Adeta yağmur duasına çıkarcasına ekonomik krizden kurtuluş için yol haritaları belirlendi, umutlar tazelendi.

Bu ikiyüzlüler buluşmasında, küresel barış temennilerinden “küresel terörizm”e karşı mücadeleye, Ukrayna krizinden Suriye savaşına kadar insanlığın başına musallat edilen bilumum mesele üzerine kafa patlattı emperyalizmin liderleri! Hatta vergi kaçakçılığına karşı etkili bir politika uygulanması konusunda uzlaşı sağlanıp, mülteci krizi küresel bir sorun olarak bile tanımlandı!

İşte tüm bu sorunları insanlığın başına musallat eden kendileri değillermişçesine gözyaşı döktü emperyalist-kapitalizmin temsilcileri; kelimenin tam anlamıyla timsah gözyaşları!

G20 zirvesi aynı zamanda emperyalist savaş ortamında bulunan dünyada bloklaşmanın da giderek belirginleştiğini gösterdi. Bu minvalde zirvede konuşulan konulardan birini İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılma referandumunun sonuçları oluşturdu. Zirvenin sonuç bildirgesinde de yer bulan ifadeyle G20, İngiltere’nin gelecekte AB ile yakın bir ortaklık kurmasını umuyor. Çünkü kopuşun yol açacağı ekonomik, finansal, politik sonuçların altından kalkılamayacağı endişesini taşıyor.

Diğer bir mesele ise küresel çelik kriziydi ve konunun baş aktörü Çin’di! Başta ABD olmak üzere Batı emperyalizmi kılıç şakırtıları eşliğinde, Çin’i demir-çelik piyasasını ucuz çeliğe boğmakla suçladı. Bunun neticesinde Batı menşeli çelik üreticilerinin bir darboğazda olduğu dile getirildi.

BM Genel Kurulu

Ekim Devriminin önderlerinden Lenin, Birleşmiş Milletler’in öncülü olan Milletler Cemiyeti için oldukça isabetli bir şekilde “haydutlar çetesi”, Troçki ise “entrikalar genelkurmayı” ifadelerini kullanmışlardı. Üzerinden seneler geçmesine rağmen bu topluluk için hâlâ cuk oturuyor bu nitelemeler. Kendisini “barışı, adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği tüm dünyada sağlamayı amaç edinmiş bir kuruluş” olarak tanımlayan BM’nin üzerindeki “insani” şal çıkarıldığında altından koskoca bir yalan ve pislik yığını çıkar!

Son dönemde adının karıştığı skandallara bir göz atalım. Liste kabarık fakat birkaçına değinelim. Afrika’da BM “Barış Gücü” askerleri tarafından yüzlerce kadına tecavüz edildiği, çocukların istismar edildiği ortaya çıktı. Haiti depremi için toplanan yardımların yolsuzluğa kurban gittiği belgelendi. Suriyeli bir başhekimin açlıktan ve savaştan kırılan halkı için yardım istediği mektubuna şöyle cevap verme nezaketinde bulundu BM: “Yılbaşı tatilindeyiz. Hepinize iyi tatiller.” Yine açlıktan kırılan Somali’ye büyük bir “özveriyle” insani yardım kolileri gönderdi; kullanım süresi geçmiş 100 adet gıda çuvalı! İşte meraklısına kapitalizmin şefkatli eli!

BM, tarihi boyunca iddia ettiğinin aksine bırakalım savaşları önlemeyi, emperyalist savaşları, işgalleri meşrulaştıran bir rol oynamıştır. Adaletsizlik, sosyal eşitsizlik de hakeza öyle. BM, kapitalizmin pisliklerini gözlerden saklamak amacıyla halının altına süpürmeye yarayan bir süpürge işlevi görmektedir. Emekçiler açısından niteliği ve misyonu tastamam budur.

Eylül ayının sonlarına doğru New York’ta gerçekleşen BM Genel Kurulunda da bu misyon yerine getirildi. BM üyesi 193 ülkenin temsilcilerinin katıldığı genel kurul kapsamında yüzlerce etkinlik, toplantı ve görüşme düzenlendi. Geleneksel olarak kapitalizmin ağlama duvarı haline dönüşen BM toplantılarındaki sahte gözyaşlarının bu yılki sebebi ise göçmenlerdi. Genel kurulun ana gündemini göçmen sorunu oluşturdu.

Göçmen demişken, Suriyeli Alan Kurdi’nin cansız bedeninin, ölü bir balık gibi Bodrum sahilinde bulunmasından bugüne geçen bir yıllık sürede, bini çocuk 4 binden fazla göçmen hayatını kaybetti! Bu bir yıl içinde dünya genelinde göçmenlerin sayısı 5 milyon artarak 65 milyona ulaştı. Emperyalist savaşlardan, açlıktan, yoksulluktan dolayı doğup büyüdükleri toprakları terk etmek zorunda kalan göçmenlerin, mültecilerin durumu dünyanın bağrında yer edinen toplumsal bir yaradır.

Emperyalist savaş yıkıntılarını geride bırakmaya çalışan Suriyeli, Iraklı, Afgan, Libyalı göçmenlerin ya da açlığın boş ağırlığını midesinde taşıyarak umut yolculuğuna çıkan Afrikalıların gerçekte emperyalistler nezdinde pul kadar değeri yoktur. Bu nedenledir ki onlar, bu sorunun sadece göçmenlere, mültecilere nasıl davranılacağı vs. gibi sonuçlarıyla ilgileniyorlarmış gibi yapıyorlar. Bu sorunun nedenlerini tartışmıyorlar. Çünkü bu toplumsal yaranın nedeni bizzat kapitalizmin kendisidir. Kapitalizmin kendine özgü yasalarının sonuçlarından yalnızca biridir göçmen/mülteci sorunu!

İşte, kendi sınıflarının çıkarları doğrultusunda kanlı savaşlar başlatan, ülkelerinde yabancı düşmanlığını, ırkçılığı yaratan ve besleyen, göçmenler üzerinden kurbanlık misali birkaç milyon dolarlık pazarlıklar yürüten burjuva liderleri, BM Genel Kurulu boyunca demokrasi ve insan hakları dersi vermeye kalktılar, günah çıkardılar.

Bu tür toplantıların ortak bir ritüeli de var, fotoğraf çektirmek! Temsilciler, toplantıların sonunda büyük bir aile fotoğrafı çektirirler! Dünya ikiyüzlüler fotoğrafı! Bu fotoğraflara bir bakalım. Burjuva liderler omuz omuza vermiş, sırıtarak poz veriyorlar. Ağızlarından az önce döküldü o riyakâr sözler. Yüzlerinden temsil ettikleri sistemin pisliği akıyor. Kafalarında insanlığa nice yeni acılar yaşatacak planlar var. Şairin “tanı bunları, tanı da büyü” dediği sürüngenler işte bunlardır. İşçi sınıfı, bu sınıf düşmanlarının gerçek yüzünü tanıdıkça ve kendi bayrağı altında mücadeleyi büyüttükçe, Lenin’in emperyalizmin denklemini kurarken kullandığı DEVRİM, gür sesiyle “Ben geldim” diyerek kapıları çalacak! İşte o zaman bu ikiyüzlüler sistemi kapitalizm, atomlarına varıncaya dek paramparça edilecek!