Navigation

“Reis-i Cumhur” Buyurdu: Kıyamete Kadar Savaş!

Kapitalizmin halklar arasında yapay sorunlar oluşturarak çıkardığı savaşlarla kendisini yeniden yeniden ürettiğini görüyoruz. 105 milyon ölü gibi çok ağır bir bilançoyla sonuçlanan iki dünya savaşı ve içinden geçtiğimiz 3. Dünya Savaşı, Ortadoğu’da devam eden savaş, durumu yeterince somutlamaktadır. Hedefi saptırmak isteyen Erdoğan, olup bitenleri “terör” başlığı altında değerlendirerek, bir tarafta devletlerin insanlık için iyi şeyler yapmak istediklerini ama bunun karşısında terör belâsının sürekli kargaşa çıkardığını söylüyor.

“İlk insan, Hz. Âdem’den beri savaşlar vardı ve kıyamete kadar devam edecek” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, böylece insanlık tarihinde hep tartışılagelen soruya çözüm bulmuş oldu! “Bunu değiştiremezsiniz, insanlar ölecek ve öldürmeye devam edecek.” İstanbul Vezneciler’de bir bombalı eylem yapılmış ve eylemde 11 kişi hayatını kaybetmişti. Patlamanın ardından devlet kademelerinden “terör eylemlerine alışmayacağız”, “bu saldırı milletimize ve birliğimize yapılmıştır” gibi bilindik açıklamalar gelmişti. Erdoğan ise “bu saldırılara alışın” diyerek “fıtratını” yukarıdaki sözlerle açıklamış oldu.

2013’te devlet ile PKK arasında başlayan çatışmasızlık süreci AKP’nin masayı devirmesiyle bozulmuştu. 2015 Temmuzundan bu yana savaş devam ediyor. O tarihten bugüne kadar 14 bombalı saldırı gerçekleşti. Ülkenin farklı yerlerindeki saldırılarda 250 kişi yaşamını yitirirken 1350 kişi yaralandı. Peki gerçekten Erdoğan’ın dediği gibi bu ölümlere alışalım mı? Ölümlerin sonu gelmeyecek mi? Gerçekten de insanlık tarihinde hep savaşlar oldu ve gelecekte de olmak zorunda mı? Devletlerin sözde meşruluğunu dayandırdıkları “toplumsal sözleşme”lerin anlamı ne? Halkların “gönüllü olarak iktidara verdikleri yetki” onları koruyamayacaksa ve ölümler, katliamlar devam edecekse eğer, yapılan bu sözleşmenin esprisi nedir? İşte insanın aklına buna benzer pek çok soru geliyor. 2002’den bu yana Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarda ve Erdoğan, hiç de demokratik bir yolda gitmeye niyetli görünmüyor. Son olarak cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan, tüm ipleri eline almaya devam ederken, bunu başkanlıkla taçlandırmak için de ülkenin savaş alanına dönüşmesine aldırmıyor. 2001’de şu anki durumunu özetleyecek bir konuşmada şöyle diyordu: “Bizim liderler çekilmeyi bilmiyorlar. Hırsları aşırı. Rant ille de maddi olmaz. Bir de makamın zevki var. Bundan vazgeçemiyorlar. Belki de koltuğu bırakırsam kimse kapımı çalmaz diye düşünüyorlar.” Kendisini yanılmaz, hata yapmaz, halkla birleşmiş, “halkın adamı” bir lider olarak gören Erdoğan, emin adımlarla gidilen faşist rejimin başı olmak istediği gerçeğini kitlelerin gözünden saklamaya çalışmaktadır. Gelenektendir, hep Ramazan ayında Müslümanlar barış ve kardeşlik gibi mesajları daha bir ön plana çıkarırlar. Kendisini İslam âleminin kurtarıcısı olarak gören zat, bu geleneğin yanından bile geçmiyor; aksine savaşın tırmanması için ateşi körüklüyor. Evet, insanlar ölmeye devam ediyor…

Sınıflı toplumların ortaya çıkmasıyla birlikte ezen ve ezilen kesimlerin mücadelesi hep süregelmiştir. Üretenlerin aynı zamanda kendi kendilerini yönettikleri zamanlar da olmuştur. Paris Komünü, Ekim Devrimi gibi… İşçi iktidarının ömrü kısa da olsa, bu dönemlerin emekçilerin birlikte üretip birlikte paylaştıkları bir hayata sahip oldukları, halkların kardeşleştiği dönemler olduğunu görürüz. Bunlar, insanın sınıfsız toplum yolunda ilk adımlarıdır.

Kapitalizmin halklar arasında yapay sorunlar oluşturarak çıkardığı savaşlarla kendisini yeniden yeniden ürettiğini görüyoruz. 105 milyon ölü gibi çok ağır bir bilançoyla sonuçlanan iki dünya savaşı ve içinden geçtiğimiz 3. Dünya Savaşı, Ortadoğu’da devam eden savaş, durumu yeterince somutlamaktadır. Hedefi saptırmak isteyen Erdoğan, olup bitenleri “terör” başlığı altında değerlendirerek, bir tarafta devletlerin insanlık için iyi şeyler yapmak istediklerini ama bunun karşısında terör belâsının sürekli kargaşa çıkardığını söylüyor. Elbette tüm muktedirlerin gayeleri zevkusefa içinde yaşamak ve düzenlerinin ilelebet devam etmesini sağlamaktır. Çıkarları için emekçi sınıfları bölüyor, birbirine karşı kışkırtıyor ve tarihi çarpıtarak bu savaşların ilelebet devam edeceğini söylüyorlar. Aslında bu noktada kendi doğalarını açıkça dışa vuruyorlar. İktidarlarını, gasp ettikleri zenginlikleri korumalarının yolu savaşların, ölümlerin devam etmesinden geçiyor. Adına kapitalizm dediğimiz ve özel mülkiyete dayalı sosyoekonomik sistem var oldukça savaşlar da, ölümler de devam edecektir. Evet, haklısınız beyler. Sizler yönettikçe sisteminiz emekçilere kan kusturmaya devam edecek. Ama yok! Bu böyle devam edemez ve etmeyecek de!

Bu zulüm saltanatı son bulsun diye işçiler ve yoksul emekçi halklar elbette bir gün ayağa kalkacaktır. O zaman insanlığa yaşatılan felâketler son bulacak ve bu uğurda yaşamını veren mücadeleci insanlara selam durulacak.