Navigation

Bu Dünyaya Marx Geldi!

Elif Çağlı

Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.

Hakan Sönmez

Sermaye, Emeği ve Doğayı Talan Ederek Büyüyor

Bilim ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte doğa karşısında tümden aciz olma durumundan kurtulan insanlık, ne yazık ki kapitalizmin işleyişi ve kâr hırsı nedeniyle doğaya akıl almaz zararlar da verdi, vermeye devam ediyor. Kapitalizm öncesi medeniyetlerin hiçbiri doğanın dengesini böylesine bozacak, iklim vb. değişikliğine sebebiyet verecek nitelikte dönüşümler gerçekleştirmemişti.

Lozan’la Gündem Değiştirmek

Erdoğan, siyasette her sıkıştığında tarihsel birtakım konuları gündeme getirerek gündemi değiştirmede ustalaşmış durumda. Türkiye’de burjuva siyasetinin bitmeyen konularından biri olan Lozan anlaşması da, daha öncekilerde olduğu gibi, Erdoğan’ın bu uğurda ara ara kullandığı konulardan biri. Son olarak Yunanistan ziyaretinde gündeme getirdiği bu konu, bu kez Reza Zarrab’ın ABD’de yargılanması ve bu esnada yaptığı itirafların AKP hükümetini sıkıştırdığı bir sürece denk geldi.

Vergiler Emekçilerin Sırtına, Sermaye Vergi Cennetlerine!

Sermaye bir taraftan işçi sınıfının artı-değerine el koyarak onu yoksulluğa mahkûm ederken, diğer taraftan vergi yükünü de işçi-emekçi kesimin üzerine yıkar. Ne yazık ki bu gerçeklik ideolojik bombardımanın altında olan işçi sınıfı tarafından kolayına anlaşılmaz. Özellikle milliyetçilik bu noktada emekçilerin gözünü bağlar. Burjuvalar astronomik paralar kazanmalarına rağmen ödedikleri vergiler devede kulak kalır. İşçiler ise tüm yoksulluğa rağmen vergi yükünün önemlice bir kısmını sırtlarlar.

AKP’nin Eğitim Politikaları Gençliği Çıkışsız Bırakıyor

AKP ürettiği politikalarla kendi iktidarını sürdürmek için itaatkâr nesiller yetiştirmeyi hedefliyor. Ancak bir de madalyonun öbür tarafı var. AKP’nin politikaları sınıfsal çelişkileri derinleştiriyor, alttan alta tepkiler birikiyor. Bu çelişkiler eninde sonunda kendini patlamalı olarak dışa vuracaktır. Özellikle ekonominin aşağıya doğru gitmesi, işsizliğin kitlesel olarak artması ve gençliğin içinde işsizlik oranlarının yüksekliği gibi faktörler süreci daha da hızlandırmaktadır. Köle gibi sömürülmek istemeyen ve onurlu bir gelecek kurmak isteyen gençler, yükselecek sınıf mücadelesinin en büyük dinamiklerinden biri olacaktır. Gençliğin çıkış yolu işçi sınıfının devrimci mücadelesinden geçiyor.

Türkiye’de Suriyeli İşçilerin Durumu

Patronlar Suriyeli işçileri, yerli işçilere kötü işyeri koşullarını, düşük ücretleri dayatmak için bir araç olarak da kullanmaktadır. Eğer işçi ücretini beğenmiyorsa, çalışma koşullarından şikâyetçi ise patronlar hemen o işçiyi çıkarıp yerine Suriyeli bir işçi almakla tehdit etmektedirler. Dolayısıyla uzun saatler, düşük ücretler ve kötü işyeri koşulları yerli işçilere de dayatılmaktadır. Bu dayatmanın sonucu ise daha vahim bir yöne kaymaktadır. İşinden atılan veya işini kaybetme korkusu yaşayan işçiler suçlu olarak Suriyeli emekçileri görmektedir.

Açlık ve Yoksulluk Afrika’nın Kaderi mi?

Afrika denilince bugün insanların aklına ilk gelen şey açlık, kuraklık, yoksulluktur. Bu kavramlar sanki kara Afrika’nın üzerine kazınmış, onunla bütünleşmiş gibidir. Bu algıyı oluşturan bizzat burjuvazidir. Burjuvazinin oluşturduğu algıya göre, Afrika’da insanların yaşadığı sefaletin kaynağı Afrika’nın doğal yapısının kurak, topraklarının ise verimsiz olmasıdır. Yanı sıra emperyalistlerin duygu sömürüsü yaparak yürüttükleri yardım kampanyaları bu algıyı daha da pekiştirmektedir.

AKP’nin Saldırıları ve İşçi Sınıfının Durumu

Tüm baskı aygıtlarını ve medyayı elinde tutan AKP elde ettiği güçle işçi sınıfının haklarına bundan sonra da acımasızca saldıracağını ortaya koymuştur. 2015-2017 arasında gerçekleşen grev ve direnişlerin yasaklanması (ki son örneği yasaklanan cam grevidir) bunun en büyük göstergesidir. Şimdi ise AKP oy kaybı olmasın diye referandum sonrasına bıraktığı planını işletmekte, kıdem tazminatını işçi sınıfının elinden almak istemektedir. İşçi sınıfı, AKP’nin ve emrinde olduğu sermayenin çok yönlü saldırısıyla karşı karşıyadır.

Emperyalist Savaş ve “Terör”ün Ardına Gizlenen Gerçekler

Gerçeklerin penceresinden baktığımızda burjuvazinin ikiyüzlü yaklaşımını rahatlıkla görebiliriz. Burjuvazi her zaman yaptığı gibi yoğun bir yalan propagandaya başvurarak, milyonlarca masum insanın öldürülmesini “terörizmle mücadele” bahanesinin ardına gizleyerek meşru göstermeye çalışmaktadır. Gerçekleri anlamak için illa da şehirlerin üzerine füzelerin yağması, nükleer silahlarla dünyanın yerle bir edilmesi gerekmiyor.

AKP’nin “Evet”e İkna Sıkıntısı

16 Nisanda yapılacak referanduma az bir zaman kaldı. “Evet” cephesi devletin olanaklarını da kullanarak kampanyasını yürütürken, “hayır”cı kesimler OHAL koşullarında ve çok sınırlı imkânlarla çalışıyor. Lakin Erdoğan ve ekibi, devletin tüm olanaklarını “evet” propagandası için seferber ettiği halde toplum üzerinde istediği etkiyi kurabilmiş değil.

Hükümetin Referandum Teşvikleri

AKP hükümeti işverenlerin ödemesi gereken gelir ve damga vergilerini İşsizlik Fonundan karşılarken, yıllardır işçilerin maaşından kesilen gelir vergisini, kaldırmayı bıraktık düşürmüyor bile. AKP kıdem tazminatı, taşeronluk, kamu çalışanlarına ilişkin köklü yasal değişiklikler gibi konuları referandum sonrasına bırakmıştır. Eğer referandumda “EVET” çıkarsa yani “tek adam” rejimine geçilirse, işçi sınıfının elinde kalan son haklar da birkaç satırlık kararnamenin kurbanı oluverecektir. İşçi sınıfı açısından tehlike büyüktür. Bugüne kadar tarihte yaşanan bütün “tek adam” rejimlerinde en çok işçi ve emekçiler zarar görmüştür. İşçi sınıfının devrimci mücadelesini yükselterek kapitalizme ve onun diktatörlüğünün bir çeşidi olan “tek adam” rejimine ve yalanlarına HAYIR diyelim, geçit vermeyelim!

PISA Raporu ve Eğitim Sisteminin İçler Acısı Hali

Türkiye’de eğitim sistemi günümüze kadar çeşitli sorunlarla yaşayageldi. Ezberciliği, düşündürmeye itmeyişi, sorgulamayışı vs. Ancak hiç bu kadar kötü olmamıştı. “Çocuklarımıza dinimizi öğreteceğiz” yalanlarıyla imam-hatip okullarını patlamalı bir şekilde yaygınlaştıran AKP’nin asıl amacı, milliyetçilikle bilenmiş, gerçek dışı bir tarih anlayışıyla kafası doldurulmuş, bilimsel düşünceden uzak, gelene ağam gidene paşam diyecek, yaşadığı sıkıntıları ve çelişkileri sorgulamayacak, kader deyip geçecek bir nesil yetiştirmektir. İşte PISA testlerinde alınan sonuçlar da bununla uyumludur!

Olimpiyatların Işıltılı Yüzünün Ardındakiler

Brezilya’da düzenlenen Rio 2016 Yaz Olimpiyatları emekçilerin geniş protestosuna sahne oldu. Bunlar, bu tür büyük uluslararası spor organizasyonlarının düzenlendiği diğer ülkelerde yaşanan protestoların bir benzeri ve devamıydı. İki ay öncesinde Fransa’da düzenlenen 2016 Dünya Kupası organizasyonunda da Fransa işçi sınıfı, grevlerle ve kitlesel eylemlerle tepkisini göstermişti. Burjuvazi, olimpiyatları ve dünya kupası gibi organizasyonları “spor, barış, dostluk ve kardeşlik” sloganıyla lanse ediyor.

Küresel İşçi Hakları Endeksinin Gösterdiği Gerçekler

Kapitalist sömürü düzeni içine düştüğü küresel ekonomik krizini atlatmak için işçi sınıfına azgınca saldırıyor. Tüm dünyada izlenen neo-liberal politikalarla işçi sınıfının ekonomik, sosyal ve siyasal hakları birer birer gasp ediliyor. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonunun (ITUC) her yıl düzenli olarak yayınladığı Küresel İşçi Hakları Endeksi raporunda, yapılan saldırılar çarpıcı örneklerle ortaya konuyor. İşçi haklarını koruma düzeyine göre ülkeler arasında en iyiden en kötüye doğru bir sıralama yapılıyor. Raporda gelişmiş ülkelerdeki işçi haklarına yönelik çok ciddi saldırılara da dikkat çekiliyor. Nitekim bu saldırıların ne boyutta olduğunu Fransa’da yaşanan tablodan görebiliyoruz. İşçi sınıfının mücadele tarihinde önemli bir yer tutan Fransa’da işçi sınıfı çok ciddi bir saldırı ile karşı karşıya. İktidarda bulunan sözümona sosyalist Hollande yönetimi, çıkarmaya çalıştığı yasa ile Fransız işçi sınıfını adeta kölelik koşullarına mahkûm etmek istiyor.

Yükseltilen Irkçılık ve Burjuva İkiyüzlülük

Her tarafından irinler akan, pislikler dökülen kapitalist sömürü düzeni miadını fazlasıyla doldurmuş durumda ve yıkılmayı bekliyor. Sermaye küresel ekonomik krizini atlatmak için 3. paylaşım savaşını çoktan başlatmış durumda. Kriz derinleştikçe emperyalist paylaşım savaşının şiddeti artıyor, kapitalizmin çelişkileri de artık gizlenemeyecek derecede gün yüzüne çıkıyor. Burjuvazi, ırkçılığı ve milliyetçiliği yükselterek kapitalist sömürü sisteminden kaynaklanan açlığı, yoksulluğu, savaşı, yıkımı ve ölümleri, işçi-emekçi kitlelerin gözünde perdelemeye çalışıyor. Burjuvazi SSCB’nin çöküşüne kadar kitleleri “komünizm öcüsüyle” korkuttu. SSCB’nin çöküşüyle birlikte burjuvaziye kitleleri uyutabileceği, çelişkilerin üstünü örtebileceği yeni bir ideolojik argüman gerekiyordu. Bu ideolojik argüman “medeniyetler çatışması” safsatasıydı.

Özel Kölelik Büroları

AKP’nin iktidar olduğu 2002’den bu yana, Türkiye işçi sınıfının yoğun sömürüsü temelinde alt-emperyalist bir güç haline geldi. AKP hükümeti sermayenin önündeki engelleri kaldırmak için işçi sınıfının kazanılmış haklarına yönelik planlı ve sürekli bir saldırı politikası izledi. Bu saldırı politikaları sonucu sermaye hızla büyürken, iş saatleri uzadı, ücretler düştü, iş kazaları katliam düzeyine yükseldi. Ancak işçi sınıfına yönelik bunca saldırı bile gözü dönmüş sermayeye yetmiyor.

Asgari Ücret Tartışmaları ve Burjuvazinin İkiyüzlülüğü

Asgari ücret, taban ücret olması nedeniyle yalnızca asgari ücretle çalışan 5 milyonu aşkın işçiyi değil, tüm emekçileri ilgilendiriyor. Her yıl Aralık ayında gündeme gelen asgari ücret tartışmaları, bu yıl seçimlerde verilen vaatler nedeniyle çok daha erken bir tarihte yaşanmaya başladı ve uzunca bir süre gündemdeki yerini korudu. Hatırlarsak 7 Haziran seçimlerinde HDP 1800 lira, CHP ise 1500 lira asgari ücret vaadinde bulunmuştu. Bunun üzerine AKP yaygarayı koparmış, bu kadar yüksek bir asgari ücretin verilemeyeceğini söylemiş, sermaye örgütleriyle toplantılar yaparak diğer siyasi partileri şikâyet etmişti. Miting meydanlarında toplanan on binlerce emekçiye de “yüksek asgari ücretin zararları” anlatılmıştı.

Profesör Olup da Adam Olamayanlar

Yaşadığımız ülkede elitistler çeşitli toplum kesimlerini veya genel olarak halkı aşağılamak için “cahil” sözcüğünü sık sık kullanırlar. Peki, ne demektir cahil? TDK’nın sözlüğünde cahil “öğrenim görmemiş, okumamış, belli bir konuda bilgisi olmayan, deneysiz, genç, toy” olarak tanımlanmış. Seçkinler veya seçkinci Beyaz Türkler ise “cahil” kelimesini çoğunlukla AKP’ye oy veren halk katmanları için kullanıyorlar. Bunlara göre, halkın çoğunluğu cahil, eğitimsiz olduğu için AKP’ye oy veriyor

Beyaz Toroslardan “AK” Ciplere 90’lar Devam Ediyor

Toros marka otomobiller 90'larda Kürt halkı için katliamın simgelerinden biriydi. Yüzlerce Kürt köylü, siyasetçi, gazeteci ve Musa Anter gibi aydınlar JİTEM tarafından katledilmişti. Bir mahalleye veya köye beyaz Toros gelmişse insanlar büyük bir korkuya kapılıyordu. JİTEM’e bağlı güçler Kürt halkına türlü işkence ve katliamlarla kan kustururken Türkiye’nin batısı ise JİTEM’in yaptığı katliamları PKK yaptı diye biliyordu.

İş Cinayetleri Hız Kesmiyor

İş cinayetleri, taşeronlaştırma, uzayan iş saatleri ve düşük ücretler bir bütün olarak işçi sınıfının en önemli ve güncel sorunları olarak karşımızda duruyor. Peki, bu sorunlar etrafında işçileri örgütlemesi ve mücadeleyi büyütmesi gereken sendikalar ne yapıyor? Maalesef sendikaların durumu da tutumları da içler acısıdır. Ortada anlamlı bir çalışma yoktur. Bu durumda sınıf devrimcilerine yine büyük görevler düşüyor. Sermayenin saldırılarına ve işçi ölümlerine karşı var gücümüzle mücadeleyi büyütmeliyiz.

Sivas Katliamı ve Gerçekler

Bundan 22 yıl önce, 2 Temmuz 1993’te, Sivas’ta 33 aydın, sanatçı ve 2 otel çalışanı, Pir Sultan Abdal’ı anma etkinliğinde kaldıkları Madımak Otelinde yakılarak katledildi. Katliamın ardından yıllar geçmesine rağmen suçlular hesap vermiş değil. Katliam sonrası açılan davadan bir sonuç çıkmadı. Açılan dava 19 yıl sürdü, yargılanan 2 kişi dava süreci içinde ölürken diğer 5 kişi ise zaman aşımından serbest bırakıldı ve böylece dava süreci kapanmış oldu.

Sayfalar

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.