Navigation

“Bir Kuşak Bir Yol Projesi” Krize Çare mi?

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Çin emperyalizminin öncülüğünde gündeme gelen, İpek Yolu projesi olarak da bilinen “Bir Kuşak Bir Yol” projesi de yaşanan krizden kurtuluş için büyük bir ekonomik atılım olarak yansıtılıyor. Bu proje Türkiye’nin de gündemine girmiş durumdadır. Özellikle Avrupa ve Ortadoğu pazarında azımsanmayacak oranda gerilemenin içine giren Türkiye, Asya pazarında kendine alanlar açmanın gayreti içinde ve bu projeyi de bu açıdan değerlendirmek istiyor.

Günümüzün inkâr edilemez gerçekliği kriz, savaş ve faşizm olgusudur. Tüm dünya kapitalist sistemin gelmiş olduğu bugünkü eğilimin sonuçlarıyla yüz yüze bulunuyor. Kapitalizmin çelişkileri derinleştikçe derinleşiyor ve dünyanın hemen her yerinde siyasal istikrarsızlık hüküm sürüyor. Pek çok gelişmiş kapitalist ülke burjuva demokrasisinin kimi temel uygulamalarını rafa kaldırıyor, zora dayalı, otoriter rejimlere yöneliyor. Bugün artık ne Avrupa demokrasisinden ne de onun kriterlerinden, ilkelerinden söz ediliyor. Siyasal atmosferde ne cereyan ediyorsa toplumsal yaşamda onun yansımalarını görüyoruz. Günümüzün politik atmosferi artık içinden geçilen yeni dönemin eğilimleriyle belirleniyor.

Kapitalizm tarihsel gelişimi içinde, altın çağını da yaşadı, buhranları ve bunun sonucu olan savaşları da görüp geçirdi. Dünya ekonomisini felce uğratan krizin etkilerini azaltmak için kapitalist kurumlar yeni ekonomik önlemleri uygulamaya girişiyorlar. Ekonomik yardım paketlerinden kredi musluklarının sonuna dek açılmasına kadar, kapitalistler canhıraş sistemi rayına oturtmaya girişiyorlar. Artık eski günler gerilerde kaldı. Uzun bir zamandır içine girilen tarihsel kriz, kapitalist sistemin şimdiye dek geçirmiş olduğu evrelerden farklılıklar barındırıyor. Artık geri dönülemez bir istikrarsızlık ve kaos sarmalının içindeyiz.

Ortadoğu’da belli bir düzeye ulaşan emperyalist savaş, dünyanın pazar ve hammadde kaynakları için gelişen emperyalist çatışmalar, III. Dünya Savaşının ilerleyip yayıldığının göstergeleridir. Kapitalist sistemin efendileri, içinde hapsoldukları tarihsel krizden çıkmanın yollarını arıyorlar. Pek çok kapitalist devlet krizden çıkış teorileri üretip duruyor. Çin emperyalizminin öncülüğünde gündeme gelen, İpek Yolu projesi olarak da bilinen “Bir Kuşak Bir Yol” projesi de yaşanan krizden kurtuluş için büyük bir ekonomik atılım olarak yansıtılıyor.

Bu proje Türkiye’nin de gündemine girmiş durumdadır. Özellikle Avrupa ve Ortadoğu pazarında azımsanmayacak oranda gerilemenin içine giren Türkiye, Asya pazarında kendine alanlar açmanın gayreti içinde ve bu projeyi de bu açıdan değerlendirmek istiyor.

“Bir Kuşak Bir Yol” projesi, ilk olarak 2013 yılında Çin devlet başkanı Xi Jinping tarafından gündeme getirildi. İpek Yolu Ekonomik Kuşağı ve 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu çalışmalarının bir sonucu olan “Bir Kuşak Bir Yol” projesi, üç kıtayı birbirine bağlayan bir ticaret ağının kurulmasını hedefliyor. Çin bu proje ile barış içinde bir arada yaşamanın, ülkelerin iç işlerine karışmamanın, karşılıklı sınırlara saygı göstermenin, her ülkenin kalkınmak için seçmiş olduğu yol ve yöntemlere saygı duymanın ve pazar ekonomisinin kurallarına uymanın sağlanacağını dile getiriyor. Bir Kuşak Bir Yol projesinin temel amacının, bölgesel işbirliğini güçlendirmek, geliştirmek; ekonomik faaliyetlerin özgür ve daha intizamlı olarak yürütülmesini sağlamak; kaynakların yüksek verimlilikle paylaşımı ve pazarın derinlemesine entegrasyonu ve güzergâh üzerindeki ülkelerin ekonomik kalkınmışlık farklılığının giderilmesi olduğu ifade ediliyor.

“Bir Kuşak Bir Yol” projesinin bir sonucu olarak 2017 Mayısında Çin’in başkenti Pekin’de geniş kapsamlı bir zirve organize edildi. Bu zirvede 29 ülkenin yetkilileri ile 130 ülkeden katılımcı yer aldı. Foruma Birleşmiş Milletler genel sekreteri, Dünya Bankası başkanı ve Uluslararası Para Fonu başkanı da katıldı. Forumda Çin devlet başkanı Xi Jinping, Rusya devlet başkanı Putin, Erdoğan ve BM Genel Sekreteri birer konuşma yaptılar. Xi Jinping konuşmasında, “Bir Kuşak Bir Yol” İnisiyatifinin Çin tarafından öne sürülmesine rağmen, tüm dünya ülkelerine ait olduğuna, Bir Kuşak Bir Yol’un Çin ile aynı görüşe sahip tüm ülkelere açık olduğunu, herhangi bir tarafı dışlamadığını ya da hedef almadığını ifade etti. Xi, dünya ülkelerinin birbirlerine olan bağımlılığının günden güne arttığı ve küresel meydan okumaların yaşandığı bir dönemde, tek bir ülkenin gücüyle sorunun çözülemeyeceğine, ülkelerin ancak politikalarının koordinasyonunu güçlendirmek suretiyle, dünya çapında kalkınma kaynaklarının etkili şekilde kullanılmasıyla küresel istikrar ve barışı koruyabileceklerini söyledi.

Putin ise yaptığı konuşmada “Bölgesel çatışmaların oluşturduğu tehditleri unutmamalıyız. Avrasya’daki eski ihtilaf alanları halen var olmayı sürdürüyor. Bu düğümleri çözmek için, öncelikle savaş söylemini, karşılıklı suçlamaları bir kenara bırakmalıyız. Zira bunlar, durumu daha da kötüleştiriyor. Miadı dolmuş yaklaşımlar, modern sorunların çözümüne katkı sunamaz. Dünya günümüzde çeşitli tehdit ve sınamalarla karşı karşıyadır, küresel ekonomi istikrarlı şekilde büyümezse bu tehditler ortadan kaldırılamayacak” dedi.

Erdoğan da forumda konuşma yapanlardan biriydi ve konuşmasında Bir Kuşak Bir Yol girişiminin Asya’yı, Avrupa’yı, Afrika’yı ve Güney Amerika’yı birbirine bağlama hedefiyle geleceğe damga vuracağına inandığını ve çok geniş bir coğrafyada hayata geçirilen bu girişimin ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel alanlarda birbiriyle bağlantılı yepyeni bir sistemin tesisi anlamına geldiğini ifade etti.

Forumda 40’tan fazla ülke ve kuruluş ile işbirliği anlaşması ve 30’dan fazla ülke ile ticaret ve ekonomik işbirliği anlaşmaları imzalandı.

Asya, Avrupa ve Afrika kıtasını birbirine bağlayan proje, doğrudan 60’ın üzerinde ülkeyi ve dünya ekonomisinin %40’ını kapsayan geniş bir bölgeyi içine alıyor. Söz konusu projenin kapsadığı alan göz önünde bulundurulduğunda hedeflerin tamamlanmasının çok uzun yıllar alacağı öngörülüyor. Dünyadaki enerji kaynaklarının %75’ini kapsayan projenin üç ana koldan ilerlemesi öngörülüyor. Üçü deniz ikisi kara yolu olmak üzere beş ana geçiş güzergâhı, Kuzey koridoru, Güney koridoru ve Orta koridor olarak hesaplanıyor. Dünya yüzölçümünün %26’sına denk gelen geçiş güzergâhında karayolları, demiryolları, deniz yolları, havaalanları ve lojistik merkezlerin inşa edilmesi planlanıyor. Bu projeler kapsamında azımsanmayacak miktarlarda maliyet hesaplanıyor. Çin, bu proje için ilk elden 540 milyar yuan (79 milyar dolar) yardım yapmayı planlıyor.

Çin uzun bir zamandır uluslararası ticarette yoğun kullanılan doların mevcut durumundan rahatsızlığını her fırsatta dillendiriyor. Buna alternatif olarak ulusal para birimlerinin kullanılması, asıl olarak da yuanın önünün açılması gerektiğini dile getiriyor. Yuanı uluslararası rezerv para haline getirmeyi başaran Çin, ikili ticaret anlaşmalarında dolar yerine ulusal para birimleriyle anlaşmalar yapmaya devam ediyor. Bir Kuşak Bir Yol girişiminin finansmanında yuan ağırlığı oluşturuyor. IMF ve Dünya Bankası karşısında alternatif olarak dillendirilen Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) Çin’in öncülüğünde hayata geçirilmiş durumda ve bu bankaya üye ülke sayısı 70’in üzerine çıktı. ABD ve Japonya’nın katılmadığı AIIB’ye Asya dışından da katılımların devam ettiği ifade ediliyor. Asya Altyapı Yatırım Bankasının “Bir Kuşak Bir Yol” projesinin finansmanın ağırlık merkezini oluşturduğu görülüyor.

Pek çok devletin Bir Kuşak Bir Yol projesini büyük bir kalkınma hareketi olarak görmesi boşuna değil. Kâr oranlarındaki düşme eğilimi ve tıkanan pazarlar kapitalist sistemi felce uğratıyor. Her geçen gün sistemin işleyiş mekanizmalarında sarsıcı spazmlar artarak yaşanıyor. Kapitalistler bu durumdan acil çıkış yolu arıyor. En ufak bir umut vaat eden her türlü yol ve yönteme sarılıyorlar. Bu bağlamda Çin’in gündeme getirdiği proje, krizden çıkış olarak lanse ediliyor. Dev yatırımların söz konusu olduğu bu girişime Batı’nın emperyalist tekellerinden de destek geldiğini söyleyebiliriz.

Dünyanın en büyük ikinci ekonomisine ve döviz rezervlerine sahip Çin, “Bir Kuşak Bir Yol” projesini hiç de öyle tüm devletlerin çıkarına olduğu için yapmıyor. Bütün bir kapitalist sistem tarihsel kriz içinde ve Çin bundan azade değil. Tüm devletlerin olduğu gibi Çin’in de ekonomik olarak büyüme oranlarında azımsanmayacak bir düşüş yaşanıyor. Çin ekonomisi son yılların en çok dikkat çeken düşüşünü yaşıyor. Büyük emperyalist tekellerin kol gezdiği Çin, hem büyük bir işgücüne sahip, hem de ucuz işçiliğin bir numaralı ülkesi durumunda. Sanayi üretiminde, imalat ve perakende satışlarında yaşanan dalgalanmalar, doğrudan küresel sistemi etkilediği için, Çin de yaşanan en ufak daralmadan hiç şüphesiz payını alıyor.

Çin’in ekonomik büyümesinin %10’lardan %7’lere düşmesiyle beraber hem bu ekonomik düzeyin gerilere inişini önlemek hem de yeni alanlara açılmak ihtiyacı duyuyor. Çin bir yandan küresel sistemde yaşanan krizden diğer yandan da kendi egemenlik ilişkilerinin zora girmesinden ötürü yeni yol ve yöntemler aramak zorunda. Rakibi ABD karşısında enerji ve nüfuz alanlarının kontrolü bağlamında, ilişkilerin son derece sertleştiği süreçler yaşanmakta. Sert çatışmalarla burun buruna gelinmesinin an meselesi olduğu, Asya-Pasifik’te sıkışan süreç, Çin emperyalizmini başka önlemler almaya zorlamaktadır. “Bir Kuşak Bir Yol” projesini bir yönüyle de emperyalist savaşın güçler arasındaki mücadelesinin dışa vurumu olarak görmek durumundayız.

Kapitalizm bir dünya sistemidir. İster ABD, ister Avrupa, isterse de Asya ekonomileri olsun, bütün hepsi birbirlerine bağlıdır. ABD ve Avrupa’da yaşanan daralma Asya’da da yansımasını buluyor. Aynı şekilde Çin ekonomisi de dünya ekonomisinden bağımsız değildir. Çin dünyanın pek çok ülkesinde azımsanmayacak oranda sermaye yatırımları yapmaktadır. Yine ihracatının önemli bir kısmını da ABD ve Avrupa bölgesi kaplıyor. Dünya ekonomisine organik bağlarla bağlı Çin ekonomisinin, hem içeriden hem de dışarıdan etkilenmemesi düşünülemez.

Çin emperyalizminin “Bir Kuşak Bir Yol” projesiyle gündeme getirdiği girişimin ne oranda gerçekleşeceği ya da bozulup bozulmayacağı ilerleyen süreçlerde daha net belirginleşecek. Fakat pek çok devlet girişime destek verdiği gibi endişe duyanlar da fazladır. Ekonomik dengeler doğrultusunda ne Çin tek mutlak güçtür ne de ABD bekle-gör taktiğiyle hareket ediyor. O nedenle gün ilerledikçe krizin derinleşmesi de militarizmin yükselmesi de devam edecek. “Bir Kuşak Bir Yol” projesinin bugünkü emperyalist savaş sürecinde hayata geçmesi ve barış içinde kalkınma yaratması mümkün değildir. Kaldı ki pek çok gelişmiş kapitalist ülke projeye imza atmaya temkinli yaklaşıyor.

Toplumsal sistemin yapısında gelişen çürüme ve çöküş, insanlığa da dönemin sorunlarını fazlasıyla yaşatıyor. İşçi ve emekçi sınıfların hayatı giderek çile ve yoksunluğa sürükleniyor. Toplum karanlık bir kuyu içinde yol arıyor. Kapitalizmi saran tarihsel kriz, tüm sorunlarını isçi sınıfı ve yoksul kitlelerin üzerine yıkıyor. Bir tarafta Ortadoğu’da yaşanan emperyalist savaş, açlık ve hastalık, işsizlik, tırmanan ırkçılık ve göçmen sorunu, işçi sınıfının alım gücünün düşmesi vb., diğer tarafta militarizmin yükselişi, nükleer silahlanma, faşizm ve polis devleti uygulamaları. Tüm bunlar çürüdükçe toplumu da doğrudan etkileyen kapitalizmin çıkışsızlığından başka bir şey değildir.

Uzun bir süredir III. Dünya Savaşının içinde olduğumuzu dile getiriyoruz. Bu süreçlerde siyasetin ana omurgasını tarihsel kriz belirliyor. Dolayısıyla emperyalist savaş süreci tüm kapitalist ülkelerde iç ve dış politik siyasetin nelerle bezeli olacağını yansıtıyor. Bu süreçler, küresel kapitalizmi bir bütün olarak etkiliyor. Emperyalist güçler ayakta kalabilmek için kendi projelerini oluştururlar ve otorite altına alabilecek ülkelerle bir blok yaratabilirler. Süreç uzun ve zor bir boyut alarak ilerlediğinden hiçbir şey net değildir. Söz konusu olan çıkar ve egemenlik ilişkileri olduğunda ne birlikler kalıcıdır ne de dengeler değişmezdir.

İster Avrupalı ister Amerikalı isterse de Asyalı olsun kapitalist egemenlerin insanlığa mutlu bir yaşam sunması mümkün değildir. Kapitalizmin ideologlarının pompaladığı pembe hayallerin hiçbir gerçekliği yoktur. Egemenlerin planlarında, projelerinde işçi sınıfının çok daha fazla sömürüsü yer almaktadır. Bu yaşananlar kapitalizmin artık işleyemez olduğunu gösteriyor. Fakat kapitalizm kendiliğinden tarih sahnesinden silinmeyeceği için, işçi sınıfının örgütlü gücüne ihtiyaç vardır. Dünya işçi sınıfının bilinç ve örgütlülük düzeyinin yükselmesiyle ancak bu köhnemiş sömürü düzenini ait olduğu yere, tarihin çöp kutusuna gönderebiliriz.