Navigation

Akdeniz’de Mülteci Katliamı Devam Ediyor

Akdeniz umutla yeni bir yaşam arayan mültecilere mezar olmaya devam ediyor. 2019’un daha ilk günlerinde Akdeniz’de 120 mülteciyi taşıyan bir şişme botun batmasıyla 117 mülteci hayatını kaybetti. Burjuva yazılı ve görsel basın, bu felâketi “trajedi”, “dram”, “facia” başlıklarıyla verdi. Yaşanan bu “trajedi”den dolayı bölge ülkelerinin yöneticilerinden “çok derin bir üzüntü” içinde olduklarını dile getiren mesajlar ve mültecileri kandırıp şişme bot satan simsarları hedef alan açıklamalar geldi. Akdeniz’in dalgaları arasında verilen canların acısını zerre kadar duymayanlar, bu katliamlara “kader” demeye devam etti.

Akdeniz, kıtalar arası bir deniz olduğu, çok derin olduğu ya da 2,5 milyon kilometrekarelik bir alanı kapladığı için mezar olmamıştır mültecilere. Mülteci ölümleri kader olmadığı gibi, suçlu da Akdeniz değildir. Mültecilerin boğulup denizin dibine çekilmesinin tüm suçu kapitalist sömürü sistemindedir.

Afrika ülkelerinden yola çıkan kadın, erkek, çocuk tam 120 mülteci, Libya’nın Garabulli kentinden Avrupa ülkelerine özellikle de İtalya’ya ulaşabilmek için şişme botla Akdeniz’e açıldı. Gece saatlerinde denize açılan mülteciler, yaklaşık 10 saatlik bir süreden sonra şişme botun patlaması nedeniyle Trablus açıklarında batmaya başladı. Mülteciler 3 saatten fazla bir süre boyunca, buz gibi soğuk denizin içinde, kurtarılmayı beklediler. Akdeniz’in dalgaları, hiçbir can güvenliği araçları olmayan mültecileri içine aldı. Sadece üçü sahil güvenlik helikopteri tarafından kurtarıldı. 117 mültecinin bedeni hâlâ bulunmuş değil, çünkü bölge ülkeleri mültecileri kurtarmak ya da bulmak için hiçbir çalışma yapmadılar. Hayatta kalan ikisi Sudanlı biri Gambiyalı üç mültecinin ise, hipotermiye yakalanmaları nedeniyle Lampedusa Adasında tedavisi sürüyor. Tespit edilebildiği kadarıyla, sadece son beş yıl içinde Akdeniz’de 15 binden fazla mülteci yaşamını yitirdi. Tespit edilememiş olanları da göz önünde bulunduracak olursak bu sayı çok daha büyüktür. Bu, göz göre göre katliamdır.

Emperyalist savaş, açlık ve yoksulluk milyonlarca insanın yaşamını altüst ediyor. Özellikle Ortadoğu ve Afrikalı emekçiler, hayatlarını cehenneme döndüren savaşlardan, yoksulluktan ve geleceksizlik tehdidinden kurtulabilmek için yeni bir umut yolu arıyorlar. Ölümü bile göze alıp zorlu, tehlikeli yollara düşüyorlar. Avrupa’ya ulaşma çabasının ne gibi tehlikelerle dolu olduğunu bilseler de bu zorlu yola çıkıyorlar. Dalgalar karşısında savrulan lastik botların dayanabilmesi çoğu zaman mümkün olmuyor. Soğuk dalgaların sesinden başka ses olmayan Akdeniz’de, mültecilerin çığlıklarını duyan bir tek kendileri oluyor. İşte kapitalist sömürü düzeninin, emekçi kitlelere yaşattığı somut gerçekliğin resmidir bu.

Mülteciler, Akdeniz üzerinde Batı Akdeniz, Orta Akdeniz ve Doğu Akdeniz olmak üzere üç rota oluşturuyor. Avrupa Birliği ile Türkiye arasında yapılan anlaşma, mülteciler için Doğu Akdeniz rotasını kapatmış bulunuyor. Bu anlaşma sonucunda alınan “önlemler”, mültecilerin Türkiye üzerinden Yunanistan’a ve Bulgaristan’a ulaşmasını büyük oranda engelliyor. Bu güzergâhın kapanmış olması, mültecileri daha tehlikeli rotaları kullanmak zorunda bırakıyor. İtalya’nın mülteci karşıtı politikaları ve karasularını mültecilere kapatmış olması da, Akdeniz’i daha çok insanın mezarı haline getiriyor. Kim oldukları bilinmeyen, isimleri belli olmayan mültecilerin mezarı! Sanki hiç yaşamamışlar gibi. Emperyalist savaşların dehşetinde, cephelerde, siperlerde ölerek yaşamını yitirenler, düştükleri yerde çürümeye terk ediliyordu. Bugün de bu yaşananlar geçmişte olanlardan farklı değildir. Kapitalistlerin mültecilere yaşattığı vahşet aynıdır.

Akdeniz’de mültecilerin kurtarılması için devletler hiçbir ciddi çalışma yürütmüyorlar. Arama kurtarma çalışmaları yapılıyor olsaydı binlerce mültecinin Akdeniz’de boğulmasının önüne geçilmiş olurdu. AB ve İtalya, mültecileri ülkelerine sokmamak için türlü numaralar çevirmekten geri durmuyorlar. Akdeniz’de sivil toplum örgütlerinin kendi inisiyatifleri ve arama kurtarma gemileriyle yürüttüğü çalışmalara engel oluyorlar. Avrupa devletlerinin çoğunluğu, denizlerde hayat kurtarmak için çalışan çok az sayıdaki STK gemilerinin çalışmalarını engelliyor. Mültecileri boğulmaktan kurtarıp ülke limanlarına yanaştıran gemileri rehin alıyorlar, yardım gemisindeki mürettebata ise uluslararası kaçak göçe yardım ettiği gerekçesi ile dava açıyorlar. Avrupa devletleri bu tutumlarıyla Akdeniz’de mülteci ölümlerini azaltmaya yönelik sınırlı çabanın da önüne geçmiş oluyorlar. Akdeniz’de yaşamını yitiren 117 mülteci, saatlerce denizde beklememiş olsaydı ve arama kurtarma çalışmaları yapılmış olsaydı büyük bir ihtimalle simdi yaşıyor olacaklardı. Hatırlayacak olursak 2013’te yine Akdeniz’de 60’ı çocuk 268 mülteci İtalya ile Maltalı yetkililerin yardım gemilerini göndermemeleri yüzünden ölmüştü. Mültecilerin bulunduğu gemiden, İtalya ve Malta sahil güvenliğine yardım çağrısı yapılmasına rağmen, her iki ülkenin yetkilileri 6 saat boyunca kurtarma gemisi göndermediler. Sadece 1,5 saatlik bir mesafede olmalarına rağmen, bölge ülkelerinin politikaları nedeniyle 268 mülteci ölüme terk edildi!

Mültecilere yönelik giderek çok daha zalim politikalara yönelen Avrupa ülkeleri savaşı, yoksulluğu, açlığı yani göçün nedenlerini değil mülteci akınını nasıl durdurabileceklerini hesap ediyorlar. Bunun için kendi aralarında bir dizi anlaşma yapıyorlar. Mülteciler yeter ki ülkelerine girmesin, boğulmalarında bir mahsur yok!

Boğulmadan ulaşmayı başardıklarında mültecilere karada da huzur yok. Akdeniz’e sınırı olan ülkeler, kurtarılan mültecileri, limanlarına sokmadıkları gibi, günlerce gemilerde bekletiyorlar. Geçen yılın Ağustos ayında da Akdeniz’de kurtarılan 190 mültecinin İtalya ve Malta limanına yanaşmasına izin verilmemişti. Diciotti gemisinde günlerce aç susuz bekletilen mülteciler, yaşanan durumu protesto etmek için açlık grevine başlamışlardı. Dönemin İtalya İçişleri Bakanı Matteo Salvini açlık grevi yapan mülteciler için şöyle demişti: “Diciotti’deki mülteciler açlık grevi mi yapıyor? İstediklerini yapsınlar, ben fikrimi değiştirmiyorum. İtalya’da 5 milyon kişi mutlak fakirlik içinde yaşıyor. Her gün açlık grevi yapıyorlar. Benim için önce İtalyanlar geliyor.” Salvini’nin sözleri Avrupa devletlerinin mültecilere bakışını özetliyor. İtalya’nın tutumu ne ise diğer devletlerin tutumu da budur. 2017’nin son aylarında AB ile Libya arasında yapılan anlaşma Akdeniz’de mülteci teknelerinin durdurulmasını ve sınır limanlarında bekletilen mültecilerin Libya’da tutulmasını içeriyordu. AB tarafından eğitilen Libya sahil güvenlik ekiplerince yakalanan mülteciler gözaltına alınıyor ve çok kötü koşullarda tutuluyorlar. Tutuklanan mültecilerin sayısı on binleri geçmiş durumda. Bu anlaşma sonucunda İtalya’da tutulan mülteci sayısı azalırken Libya’da artmaktadır. Uzun tutukluluk süresi boyunca mülteciler, dayak, işkence ve cinsel şiddete maruz kalarak büyük travmalar yaşıyorlar. Aç susuz bırakılıyor, zorla geri gönderiliyor, konaklama yerlerine balık istifi dolduruluyorlar.

Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Türkiye ile yaptıkları geri kabul anlaşması gibi bir dizi anlaşma ile sınırlarını daha fazla denetim altına aldı. Mültecilerin AB sınırları içine girmemesi için özel sınır güvenlik birimlerini son teknoloji ile teçhizatlandırdılar. Avrupa, sınırlarını mültecilere karşı çelikten bir zırh gibi güçlendiriyor. Emperyalist devletler bir yandan kendilerinin sebep olduğu savaş ve yıkım ile yoksul emekçilere eziyet çektiriyor, diğer yandan da bu cenderenin içinden çıkmak isteyen mültecilere kapılarını kapatıyorlar. Bunlar Akdeniz’de ve diğer bölgelerde yaşanan mülteci ölümlerinin suçunu kendi üzerlerinden atıyor ve birbirlerini suçluyorlar. Mültecilerin kendi ülkelerine gelmemesi için, yardım fonu adı altında rüşvet vermekten de imtina etmiyorlar. Türkiye gibi devletlerse Avrupa ülkelerinden maddi yardım alamadıklarında “mültecileri ülkelerinize salarım” şantajını da eksik etmiyorlar. Şüphesiz mültecilerin Avrupa’ya ulaşması da mülteciler için bir çözüm değildir. Emekçi kitleler için kapitalizm her yerde savaş, yoksulluk, işsizlik, acı ve yıkım üretmektedir. Emekçilerin bu sorunlardan kurtulabilmesi için her zamankinden çok birliğe, dayanışmaya ve ortak mücadeleye ihtiyacı var.