Navigation

Cumartesi Anneleri 500. Haftada Bir Araya Geldi

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Cumartesi Anneleri, 500 haftadır kayıplarının bulunması için Galatasaray Meydanında bir araya geliyorlar. 27 Mayıs 1995’te ilk defa toplanan aileler, kaybolan çocuklarının, eşlerinin, yakınlarının hesabını sormak, akıbetlerini öğrenmek ve onlardan geriye kalanlara ulaşabilmek istiyorlar.

Cumartesi Anneleri, 500 haftadır kayıplarının bulunması için Galatasaray Meydanında bir araya geliyorlar. 27 Mayıs 1995’te ilk defa toplanan aileler, kaybolan çocuklarının, eşlerinin, yakınlarının hesabını sormak, akıbetlerini öğrenmek ve onlardan geriye kalanlara ulaşabilmek istiyorlar.

Cumartesi Anneleri, yakınlarının, evlatlarının acısını yaşarken defalarca devletin şiddetine maruz kaldılar. Polis tarafından yerlerde sürüklendiler, dövüldüler. Ama bu şiddet onları mücadelelerinden alıkoyamadı. Kararlı duruşları sayesinde 500. haftaya ulaştılar, kayıplarından geri kalanlara ulaşabilmek için mücadeleyi bugüne taşıdılar.

Bu hafta kayıp yakınları, 19 Ekim 1995’te kaybedilen Fehmi Tosun’u anmak için bir araya geldiler. Kayıp yakınlarına binlerce kişi destek verdi. Galatasaray Meydanı büyük bir kalabalığı misafir etti. Devletin katlettiği ve kaybettiği yüzlerce kişinin fotoğrafı yakınları tarafından taşındı.

Oturma eyleminin başında Arjantinli kayıp yakınları için mücadele yürüten Plaza Del Mayo Annelerinin mesajı okundu. Oturma eyleminde söz alan kayıp yakınlarının her biri, oğlunun, eşinin veya yakınının kaybedilme süreçlerini anlatırken, aynı acıyı bir kez daha yaşadılar.

Fehmi Tosun 19 Ekim 1995’te silahlı, telsizli sivil polisler tarafından Avcılar’daki evinin önünden beyaz Renault araca zorla bindirilerek götürüldü. Eşi ve çocukları aracın ardından koştu. Fehmi Tosun “Beni öldürecekler” diye bağırdı. Olay gündüz vakti komşularının gözü önünde gerçekleşti. Oturma eyleminde Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun, yaşadıklarını şöyle anlattı: “500 haftadır gözaltında kaybedilen yakınlarımızı arıyoruz. 500 hafta nasıl geçti anlamadım. 20 yıl önce çocuk olanlar bugün büyüdü, bizimle adalet nöbeti tutan kimi anne ve babalar hayatını kaybetti ama devlet hiçbir adım atmadı. Taleplerimize karşı gözleri hep kör, kulakları hep sağır kaldı. Ama ister kör, ister sağır, ister dilsiz kalsınlar şunu hiç unutmasınlar ki 500 hafta değil bin yıl geçse de iki elimiz yakalarında.”

Kenan Bilgin, 12 Eylül 1994’te Ankara’daki evinden Terörle Mücadele Şubesi ekiplerince gözaltına alındı. Kardeşi İrfan Bilgin şunları söyledi: “Biz bu meydanda tam 20 yıl önce Mayıs ayında ilk olarak bir araya gelmiştik. O zaman talebimiz kayıpların son bulup, gözaltında kaybedilenlerin akıbetinin açıklanmasıydı. Yıl 2014 yine aynı taleple buradayız. Bize kayıplarımızı geri vermeyeceklerini biliyoruz. Ama en azından onların kemiklerine kavuşabilmek istiyoruz. Ben ağabeyimi kaybeden memurlara bile kızmıyorum. Çünkü failin devlet olduğunu biliyorum. Bu memurlara görev verildi, alın bu insanları kaybedin diye. Sizde halen vicdan varsa, annenizin, eşinizin, çocuğunuzun yüzüne bakıp elini tutuyorsanız, çıkıp biz bu insanları katlettik, şuraya gömdük, gidin kemiklerini oradan alın deyin. Bize yerlerini gösterin. Bunu yaptığınız takdirde, ben kendi şahsım adına sizleri affederim. Çünkü siz onların memurlarıydınız. Size talimat verdiler, siz katlettiniz. Bu talimatları verenler görevlerine devam ediyor, onlar onurlandırıldı. Benim hedefim siz değilsiniz, bu düzenin kendisidir.”

Hasan Ocak 21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi’nde gözaltına alınıp işkenceyle katledildi ve kaybedildi. Annesi Emine Ocak, “20 yıldır burada oturuyorum. Oğlumu gözaltına alıp kaybettiler. Karakol, savcı çalmadığım kapı kalmadı. Ama hep yalan söyleyip inkâr ettiler. 15 Mayıs 1995’te onu Beykoz’da kimsesizler mezarında buldum. Onu vurmuşlar” dedi.

500. haftada Cumartesi Anneleri’nin sembol ismi Berfo Ana Galatasay Meydanı’ndaki yerini alamadı. 12 Eylül darbesinin faşist generallerinin yargılanmaya başlaması bir umut doğurmuştu Berfo Ana’nın yüreğinde. Oğlu Cemil’in katillerinin cezalandırıldığını görmeden ölmek istemiyordu. Yaşama inatla tutunuyordu. Ama sağlık durumu el vermedi, katiller cezalandırılmadan Berfo Ana yaşamını yitirdi. Fakat 12 Eylül darbecilerinin yargılanması, sadece iki generalin yargılanmasıyla sınırlı kaldı. Faşist cuntanın diğer rütbelileri, işkencecileri, cellâtları, gardiyanları hâlâ sokaklarda ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlar. Berfo Ana’nın oğlu Cemil Kırbayır 13 Eylül 1980’de gözaltına alındı ve kaybedildi. Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır şöyle konuştu: “500 haftadır burada oturuyoruz. Kimisi çocuğunu, kimisi ağabeyini, kimisi babasını, kimisi torununu kaybetti. Kaybedilenlerin akıbetinin açıklanmasını istiyoruz. Bu kaybedilenlerin hepsi bu coğrafyaya özgürlük, demokrasi gelmesi için mücadele ettiler. O nedenle hedef seçildiler. Kardeşim gibi 12 Eylül faşizminde ansızın sokaktan, evlerinden alınıp kaybedildiler. Ve biz 500 haftadır onların belli olan faillerinin cezalandırması için mücadele ediyoruz. Çünkü bu ülkeyi yönetenler sağır, dilsiz. Çünkü bu ülkeyi yönetenlerin zihniyeti hâlâ 12 Eylül zihniyeti. Ben kardeşimi 30 yıl aradım. Bana hep yalan söylediler. 3 yıl önce kardeşimin gözaltında kaybedildiği açığa çıkmasına rağmen halen ortada bir iddianame yok. Belli olan failler hâlâ korunup aklanıyor. Ama bunu hiç kimse unutmasın ki Cemiller kendi düşüncelerini hayata geçirmek için ölümü kucakladılar.”

Ferhat Tepe’nin annesi Zübeyde Tepe, “500 haftadır buradayız. Adalet arıyoruz, maalesef adalet yok. 20 yıldır buradayız. Çocuklarımızın failleri bulunmadı ve yargılanmadı. Çocuklarımızın failleri kendi ecelleriyle öldüler, ama bırakmadılar çocuklarımız kendi ecelleriyle ölsünler. Katiller yargılanıncaya kadar biz buradayız, 1000 hafta da geçse burada olacağız” dedi. Zübeyde Ana oğlu için yazdığı Kürtçe şiiri okudu.

Mehmet Ertak’ın oğlu Ferhat Ertak da devletin hesap vermesini istedi: “Babam 22 yıl önce kaybedildi. Bir maden işçisiydi. Tek suçu buydu benim bildiğim kadarıyla. 500 haftadır her hafta ölüyoruz. Sözde çözüm süreci var, iki gündem var. Çözüm varsa bu konunun öncelikle konuşulması lazım. Bu resimler devletin kanlı yüzüdür. Çözüm sürecinde bir şey yapacaksa, önce bu kanlı yüzünü temizlesin sonra bir şey yapsın.”

20 Temmuz 1992’de kaybedilen Hasan Gülünay’ın kızı Deniz Gülünay ise mücadelelerinden geri adım atmayacaklarını ifade etti: “Bu fotoğraflarda gördüğünüz insanlar, işkenceyle katledilen insanlardır. Bu meydan sadece oturduğumuz, öfkelendiğimiz, ağladığımız bir meydan değildir. Bize dışarıdan bakan insanlar acıyan gözlerle bakmasın. Çünkü biz burada hesap soruyoruz. Bu meydan politik bir meydandır. Ben bu meydanda büyüdüm. Bu meydanda çocukluğumun, oyuncaklarımın izi vardır. 22 yıldır bu meydanda babamı arıyorum. Belki 22 yıl daha aramak zorunda kalacağım. Ama biliyorum faşist devlet bana babamı geri vermeyecek. Ben işkencehanelerde ser verip sır vermeyenlerle gurur duyuyorum.”

Kasım Alpsoy, Nurettin Yedigöl, Süleyman Cihan ve Abdullah Canan’ın yakınları da söz alıp konuşma yaptılar. Konuşmaların ardından basın açıklamasını Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren okudu. Eren, “27 Mayıs 1995’ten beri her Cumartesi saat 12’de İstanbul Galatasaray’da gözaltında kaybetme gerçeğini gündemde tutmak için ülkenin en uzun erimli sivil itaatsizlik eylemini gerçekleştiriyoruz” dedi. 500 haftadır meydanda dile getirdikleri talepleri bir kez daha yineledi:

  • Cezasızlık ve adaletsizlik üreten bu sistemin bütününde köklü yasal, idari ve adli değişiklikler yapılsın!

  • Cezasızlık politikasına son verilerek, insanlık suçları ve bu suçların failleri görünür kılınsın!

  • Devletlin kaybettiği evlatlarımızın akıbeti açıklansın ve failleri yargılansın!

  • Hakikat ve adalet hakkımız yasal güvence altına alınsın!

  • Türkiye yıllardır imzalamaktan kaçındığı, Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesini imzalasın!

Açıklama şu sözlerle sona erdi: “Kayıplar ailelerine teslim edilinceye ve kaybedenler hesap verinceye kadar onları aramaktan, faillerinin peşinde olmaktan vazgeçmeyeceğiz.”