Navigation

Teori

Gerçekler Ortada!

Kapitalist sistem 21. yüzyılın başlangıcından bu yana kriz ve savaşlar eşliğinde yol alıyor. Kapitalizm ekonomik ve siyasal bunalımlarına çare üretemediği ölçüde, dünya genelindeki otoriterleşme ve savaş yangını da büyüyor. Burjuva düzen aygıtları, yaydıkları çeşitli yalanlarla kitleleri manipüle etmeye çalışsa da nafile. Zira, derin ve tarihsel bir sistem krizinin içinde debelenen ve bunalımını Üçüncü Dünya Savaşı ile aşmaya çalışan bu kapitalist dünyada gerçekler ortada! Devrimci Marksizmin ışığında yol alan Marksist Tutum, uzun süredir kapitalist dünyanın yakıcı gerçeklerine dikkat çekiyor ve peş peşe yaşanan gelişmeler değerlendirmelerimizi doğruluyor.

Vicdanlı Bir Kapitalizm Mümkün mü?

Kapitalistlerin kapitalizmi eleştirir gözüktüğü açıklamalar, aslında, büyük burjuvazide giderek artan bir korkunun dışa vurumudur. “Toplumsal olaylar patlak verebilir” şeklinde kodladıkları şey aslında işçi sınıfının kapitalist düzeni devrimci yoldan tasfiye etmesinden duydukları korkuyu ele veriyor. Bunun olmaması için kapitalizme güya eleştiriler getirerek, sınırlarını ve çerçevesini kendilerinin çizdiği, kontrolünü kendi ellerinde tuttukları ve hatta gerekirse finansmanını da kendilerinin sağladıkları düzen içi bir “sol”a, ehlileştirilmiş bir anti-kapitalist söyleme ihtiyaç duyuyorlar. Emperyalist kapitalist çürümenin ayyuka çıktığı bir dönemde bu tarz bir ehlileştirilmiş anti-kapitalizm aslında kapitalizmin devamının önkoşullarından biri, olmazsa olmazı haline gelmiştir. Büyük patronlar sırtlarında taşıdıkları muazzam servetten şikayetçiymiş gibi görünmeden o servete sahip olmanın sürdürülebilir olmadığını görmüş durumdalar. Kimi büyük patronların söz konusu türden sansasyonel beyanları ile çeşitli ülkelerde kimi “alternatif sol” projelerin savunduğu sözde anti-kapitalist anlayışın aynı doğrultuya işaret ettiğini, bir paralellik oluşturduğunu gözden kaçırmamak gerekir.

Düzenin Otoriterleşmesi

Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü

Kapitalist sistem krizinin derinleşmesine ve emperyalist savaşların yaygınlaşmasına bağlı olarak dünya genelinde tanık olduğumuz otoriterleşme eğilimleri bir yana, artık çürüyen kapitalizmin çürüyen burjuva rejimler yarattığı son derece açık bir gerçektir. Demokrasi isteyen, kendisini kusursuz işleyecek burjuva demokrasisi hayalleriyle kandırmak yerine, kapitalizme karşı mücadeleye katılmalıdır. Demokrasi ve barış ancak geniş işçi-emekçi kitlelerin kapitalist düzene karşı mücadelesiyle kazanılabilir ve bu amaç doğrultusunda örgütlenmek günümüzün acil görevidir. Unutulmasın ki, bu örgütlü mücadele burjuva devletin baskı ve katliamlarına, burjuva ideolojik aygıtların yarattığı esarete, vicdan ve akıl tutulmasına karşı ayağa dikilmenin de yegâne yolunu oluşturuyor!

Yanılsamalar ve Düş Kırıklıkları: Sıra Podemos’ta

İspanya’da etkisi hızla artan ve reformist solun gözbebeği haline gelen Podemos üzerinde durmak istiyoruz. Bu partinin “ideoloji”sinin son yıllarda Türkiye sol hareketinde de (özellikle Gezi hareketinin ve Kürt hareketi bağlamında da Öcalan’ın “teorik açılımları”nın etkisiyle) yaygın bir kabul görmeye başlayan politik yönelimle örtüşmesi, bu yazıyı yazma ihtiyacının temelini oluşturuyor. Bu yönelimin “teorik” altyapısını, sınıfın yerine “çokluk”u, “halk”ı vb. koyan; toplumsal değişim ve dönüşümün ateşleyici gücü olarak sınıf hareketinin yerine muğlak bir “sokak” söylemi eşliğinde “yeni toplumsal hareketler” denilen hareketleri (kadın hareketi, ırk ayrımcılığına karşı yükselen hareketler, öğrenci hareketleri, çevre hareketleri, savaş ve “küreselleşme” karşıtı hareketler, eşcinsel hareketi, yerli hareketleri, gecekondu direnişleri, göçmen isyanları vb.) ikame eden; kapitalizmi devrim yoluyla ortadan kaldırmayı değil bu tür mücadeleler sayesinde demokratik temellerde dönüştürmeyi amaçlayan bir anlayış oluşturuyor.

Doğrular ve Yanlışlar

Kimse geçmişin hatalarını silip geçmişi doğru temellerde geri getiremiyor. Fakat hiç değilse, geçmişte yaşananlardan günümüzde mücadeleyi ilerletici dersler çıkartmak mümkün. Proleter mücadele, sözünün eri olan bir devrimci Marksistten bu doğrultuda tutum almasını, hatalarıyla yüzleşmesini, devrimci bir muhasebe yürüterek kendini yenilemesini ve tarihsel deneyimlerin devrimci dersleriyle donanarak yeniyi yaratmak üzere ileriye atılmasını bekliyor. Unutulmasın ki, dünya işçi sınıfının kapitalizmi yıkması için nesnel koşulların ziyadesiyle olgunlaştığı günümüz dünyasında, proletaryanın devrimci önderliğinin yaratılması görevi bir o kadar daha yakıcı önem arzediyor.

Paris Komünü Deneyimi

Paris Komünün yıldönümünde, Elif Çağlı'nın Marksizmin Işığında ismini taşıyan, Marksizm ve Devlet sorununu ayrıntılarıyla ele aldığı çok önemli kitabının ilgili bölümünü okuyucularımızın dikkatine sunuyoruz.

Birinci Dünya Savaşından: Bu Bizim Savaşımız Değil!

Birinci emperyalist paylaşım savaşı, gerek burjuvazinin barbarlığını olanca vahşetiyle ortaya sermesi, gerekse komünistlerin emperyalist savaş karşısında doğru bir tutum takınmaları halinde işçi sınıfının neleri başarabildiğinin görülmesi bakımından çok önemli bir örnek oluşturuyor. Yeni bir emperyalist paylaşım savaşının tüm yakıcılığıyla ve yıkıcılığıyla hüküm sürdüğü günümüzde, o dönemde emekçi askerlerin bizzat ordular içinde yürütülen komünist propagandanın da etkisiyle, “bu savaş bizim savaşımız değil” hakikatinin ayırdına vararak, basit emre itaatsizlik vakalarından asker isyanlarına çeşitli türden eylemlerle emperyalist savaşa karşı gösterdikleri tepkileri sergilemenin yararlı olacağını düşünüyoruz.

Tarih İşçi Sınıfını Göreve Çağırıyor

Kapitalizmin derinleşen tarihsel krizinin yarattığı yıkıcı sonuçların tetiklemesiyle, işçi sınıfının öfkesinin büyüdüğü ve bu haklı öfkenin dünyanın çeşitli noktalarında patlamalı isyanlara dönüştüğü yeni bir süreci yaşıyoruz. Bu anlamda işçi hareketindeki gerileme dönemi artık sona erdi.

Devrimci Marksizm: Teori ve Pratiğin Örgütlü Birliği

Devrimci Marksizm alanına uzak düşen teori icat etme eğilimini, sınıfın devrimci mücadelesine yabancı bir teoricilik tutkusu olarak niteleyebiliriz. Üniversite çevrelerinde dönüp duran “Marksist” çalışmalar bağlamında ün kazanan yazarlarca üretilen teori, genelde bu kapsamdadır. Teori, devrimci sınıf mücadelesinin ışığından ve disiplininden kopuk biçimde başıboş kaldıkça, sonuç da tam anlamıyla kafa karıştırıcı çeşitlemeler olmaktadır.

Yüz Yıl Sonra Dünya Savaşının Akla Getirdikleri

28 Haziran 1914 günü Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun veliaht prensi Franz Ferdinand eşiyle beraber Saraybosna’da bir suikastle öldürüldü. Suikastı gerçekleştirenler Sırp ordusunun subaylarınca örgütlenen Sırp milliyetçileriydi. Zamanın büyük devletlerinden biri sayılan bir devletin veliaht prensinin suikast sonucu öldürülmesi hiç şüphesiz önemsiz bir hadise değildi. Ama o dönemin koşulları içinde bu pek sıra dışı bir şey de değildi.

Düzenin Otoriterleşmesi

Demokrasi ve Plütokrasi

İşçi sınıfının ve emekçi kitlelerin kapitalist toplum altında demokratik hakları uğruna yürütecekleri mücadele son derece önemlidir ve savsaklanamaz. Ama bu asgari mücadele hedefinin ötesinde, bugünün dünyasında insanlığın kurtuluşunu ve gerçek demokrasiyi isteyen, kapitalizmi yıkacak bir devrimi istemeli, bunun için mücadele yürütmelidir. İşçileri, emekçileri müreffeh ve mutlu bir geleceğe ancak devrimci işçi sınıfının iktidarı, onun demokrasisi taşıyabilir!

Sosyal Medya ve Toplumsal Hareketler

Sol hareketin kadroları işçi-emekçi semtlerinde, fabrikalarda ve sendikalarda örgütlenme faaliyeti yürütmek ve işçi sınıfının bağımsız siyasal örgütlülüğünü yaratmak için uğraşmak yerine; politik mücadeleyi AKP karşıtlığına indirgeyerek CHP kuyrukçuluğu yapmayı, Gezi Parkında ve forumlarda oyalanmayı, sosyal medya üzerinden bolca kampanya örgütleyerek basın açıklamaları yapmakla yetinmeyi tercih etmektedirler. İşçi sınıfı içinde örgütlenmek ise sol hareket içinde azınlığı oluşturan sınıf devrimcilerinin üzerine kalmakta, bu arada başta AKP olmak üzere her türden İslamcı tarikat işçi-emekçi semtlerinde, işyerlerinde ve sendikalarda yoğun bir faaliyet yürütmektedir.

Emperyalizm Sorunu Üzerine

20. yüzyılın başlarında Marksistler arasında emperyalizm sorunu çevresinde dönen tartışmaların üzerinden uzun yıllar geçti. Fakat bu tartışmalar içinde ortaya çıkan farklı eğilimlerin ve yanlış görüşlerin izleri günümüze dek uzanıyor. Üstelik, o günden bugüne dünyada nice olaylar ve değişimler yaşandı. Örneğin, kolon­yalizm ve ulusal bağımsızlık sorunuyla ilgili tartışmalara temel oluşturan sömürge ülkelerin büyük bir çoğunluğu ulusal bağımsızlıklarını kazandılar ve kendi ulus-devletlerini kurdular. Ne var ki, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan bu gelişmelere ilişkin olarak da Marksist saflarda ideolojik ve politik bir netlik sağlanamadı. Emperyalist sistemin eşitsiz ilişkilerinden kaynaklanan “bağımlılık” olgusu, sömürge ülkelerin sömürgeci ülkeye bağımlılığı ile neredeyse bir tutularak konu çarpıtıldı.

Zamanın Ruhu

Günümüzde sıkça kullanılan “zamanın ruhu” kavramı, vaktiyle Hegel’in felsefi yazılarında yer alan Almanca “zeitgeist” sözcüğüne dayanıyor. Bu kavramla genelde kastedilen, belirli bir zaman dilimini karakterize eden ruh hali, düşünce ve duygu tarzıdır. Hegel, 18. yüzyılın sonuyla 19. yüzyılın başlangıcını kapsayan zaman dilimini yeni bir geçiş dönemi olarak ele almış ve bu dönemin karakteristiğinin, esasen 1789 Fransız ihtilalinin başlattığı bir “zaman ruhu” olduğunu yazmıştır.

Marx, Cumhuriyetçilik ve Kemalist TKP

SİP-TKP’nin önde gelen isimlerinden Kemal Okuyan, burjuva cumhuriyetin 90. yıldönümü kutlamalarının yapıldığı 29 Ekimde, “Marx Cumhuriyetçiydi” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Daha yazının girişinde Okuyan şöyle diyor: “Marx’ın ABD’deki Cumhuriyetçilerin destekçisi olduğunu bilir misiniz? Bush’un partisinin yani…” Marx önce Cumhuriyetçi Parti yanlısı ilan ediliyor, sonra da kaşla göz arasında ABD emperyalizminin azılı temsilcisi Bush gibilerin destekçisi gibi gösteriliyor. Peki bir buçuk asır öncesine ait bir meseleye dair herhangi bir not düşülmeden, bodoslamadan Marx’ın, Cumhuriyetçiliğin ve Bush’un yan yana dizilmesinin amacı nedir?

Sayfalar

Teori beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.