Navigation

Gündem

Nükleer Tehdit Gün Geçtikçe Büyüyor

Egemenler büyük paralar harcayarak ürettikleri diğer silahlar gibi nükleer silahları da depolarda çürümeye bırakmayacaklarını göstermişlerdir. Dünyamızı yok edecek düzeyde korkunç silahları ellerinde bulunduran egemenlerin bunları kullanmayacaklarını düşünmek yerine bu silahların, bu silahları üreten sermaye düzeninin varlığını ortadan kaldırmanın elzem olduğunu unutmamalıyız.

Suriye Savaşı Nereye?

Suriye’de halklara büyük acılara mal olan emperyalist paylaşım savaşının kısa vadede bitmeyeceği açıktır ama mesele bundan da ibaret değildir. Ortadoğu savaşının Suriye cephesi kapansa ya da çatışmalar gerilese bile, emperyalist güçler, büyük savaşı hem bölgede hem de diğer paylaşım alanlarında yeni cepheler açarak yayma doğrultusunda hazırlıklarını yürütüyorlar.

Gülmen ve Özakça Davasında Beraat, Hapis Cezası, Tahliye!

34 kiloya düşene dek tecritte tutulan Nuriye Gülmen ve üç duruşma önce salıverilen Semih Özakça açlık grevlerine devam ediyorlar. İç ve dış kamuoyunun basıncından kaçınıp, “hapiste öldüler” dedirtmemek için iki eğitimciyi serbest bırakan iktidar, bir yandan da işe iade konusunda geri adım atmayarak onları ölüme mahkûm ediyor.

“Ben Böyle Bir Dünyada Yaşamak İstemiyorum”

Adalet olmadığını söyleyen Erdoğan çok doğru söylüyor. Egemenlerin saraylarda, emekçilerin, işçilerin ise açlık ve sefalet içinde yaşadığı, yoksulluğun kol gezdiği, kadına şiddetin körüklendiği, savaşların milyonların canını aldığı bu düzende adalet yok. Türkiye, dünyanın geri kalanından farklı mı?

“Bu Toprakların Gerçek Sahipleri”

Tüm varyasyonlarıyla “bu toprakların asıl sahipleri” söylemi kategorik olarak mahkûm edilmesi gereken bir söylemdir. Devrimci işçi sınıfının bakışında şu ya da bu topraklar hiç kimsenin malı olmayıp, barındırdığı tüm zenginliklerle gezegenin tamamı, üzerinde yaşayan milyarca işçi-emekçinin ortak malıdır. Diğer taraftan mesele “bu topraklara” ait olmak değildir. Mesele tarihin ve toplumsal hayatın asıl derin belirleyeni olan sınıf meselesidir, hangi sınıftan olduğundur, hangi sınıfın yanında durduğundur.

Aşırı Çalışma ve Borç Batağındaki İşçi Sınıfı

On beş yıllık AKP iktidarı dönemi, kapitalizmin toplumu tam anlamıyla kıskacına aldığı bir dönem olmuştur. Bunun çarpıcı boyutlarından birini, tüm yönleriyle kredi mekanizmasının tepe tepe kullanılmasında, işçilerin borç batağına saplanmasında görüyoruz. Bu bataklıkta borcu borçla kapatmaya çalıştıkça işçi sınıfı daha da batıyor. Bunun sosyal, psikolojik ve kuşkusuz siyasi sonuçlarını da en ağır biçimde yaşıyor. Bir yanda satılmayı bekleyen devasa bir ürünler yığını, diğer yanda temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanan kocaman bir işçi sınıfı!

Kindarlaştırma Siyasetiyle Bozulan Toplumsal Doku

Erdoğan, tüm devlet gücünü kendi elinde toplamak, iktidarını tartışılmaz kılmak ve gücün mutlak sahibi olmak istiyor. Bu gayeyle milliyetçilik, ayrımcılık, kindarlık toplumun derinlerine işlenmek isteniyor. Yürütülen siyasetle baskının ve saldırganlığın dozu her geçen gün arttırılıyor. Polisiyle, ordusuyla, mahkemeleriyle, hapishaneleriyle, devletin tüm baskı aygıtları “kendinden olmayanlara” karşı dizginsizce kullanılıyor. Toplumun bir kesimi düşmanlaştırılıp cezalandırılırken, diğer kesimi de korkutulup sindirilerek faşizmin destekçileri haline getiriliyor. Çıkışsızlık arttıkça çürüme ve yozlaşma kaçınılmazdır.

Genç İşsizler “Rahatsız”!

Son yıllarda katlamalı bir şekilde sayıları artan bu genç işsizler ve güvencesiz işleri olan gençler için sorunlarını yaratan asıl kaynak kapitalist sistemdir. Yaşanan derin ekonomik krizin yarattığı koşullar da sorunun kaynağını fark etme konusunda bu gençlerin gözlerini açacak pek çok durumun ortaya çıkmasını sağlıyor. Mutsuz ve umutsuz hale gelen bu gençlerde bir süredir kapitalist sistemi sorgulayan bir öfkenin biriktiğini söyleyebiliriz. İleri kapitalist ülkelerdeki bazı gelişmeler bunu bize net bir biçimde gösteriyor.

Ortadoğu Savaşına Yeni Halkaların Eklenmesine Doğru

Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler, bölgede yürüyen savaşın sona ermek şöyle dursun daha da derinleşeceğinin ve yeni halkalarla büyüyeceğinin işaretlerini veriyor. Savaş bazı cepheleri şimdilik kapatarak ve fakat bir yandan da yeni cepheler açarak devam ediyor. İster bugünkü gibi devam etsin ister topyekûn bir kapışmaya dönüşsün, mevcut dünya savaşı insanlığı büyük bir yıkımın eşiğine getirmiştir. Bu yıkımdan kurtulmanın tek yolu dünya işçi sınıfının kapitalist sömürü sistemine karşı devrimci mücadeleyi yükseltmesidir.

Totaliter Rejimin Sıbyan Okulları

Toplumu kendi çıkarları doğrultusunda biçimlendirebilmek için kadınları, gençleri zaten çoktandır hedefine koymuş bulunan iktidar, kundaktan yeni çıkmış bebelere de aynı gözle bakmaktadır! İktidar sadece bugünü değil, geleceği de kendi tahayyüllerine göre biçimlendirmekte kararlıdır. İşte bu nedenle yaşam yolunun henüz ilk adımlarını atan körpecik çocukları “sıbyan okulları” projesiyle tarikatların ve cemaatlerin kucağına itmekten; körleştirici, felçleştirici, yıkıcı bir eğitimle zehirlemekten çekinmemektedir.

Tüm Mesele Hayatın Olağan Akışına Ters Aksiliklerde!

7 yaşındaki Muhammet ve 6 yaşındaki Furkan şans eseri dışarıdaki kurşunlardan kurtulmuşlardı… Bir gece yarısı çocuklar yataklarında uyuyorken 18 tonluk bir araç, bir panzer evin içine girip ikisinin de canını aldı.

AKP Demokrasisi: Reis Getirir, Reis Götürür!

Bizzat cumhurbaşkanının seçilmiş belediye başkanlarını istifaya zorlaması, istifa etmek istemeyenleri üstü kapalı biçimde de olsa tehdit etmesi ve hatta “istifa etmezlerse bedeli ağır olur” demesi, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu ve rejimin karakterini ortaya koyması bakımından önemli ve açık bir göstergedir. Son belediye başkanlığı seçiminde ancak şaibeli bir sonuçla o koltuğa oturabilmeyi başaran Melih Gökçek gibileri demokrasi adına savunmanın demokratların işi olmadığı açıktır, ancak tüm bu olanların “tek adam” rejiminin geldiği noktayı göstermesi bakımından ibretlik bir durum arz ettiği de ortadadır.

DİB: “Demokrasi İçin Bir Aradayız, Yılmayacağız”

15 Temmuz’dan sonra yeni bir döneme girildiğinin ifade edildiği konuşmalarda, yoksulluğun, iş kazalarının, grev yasaklarının, kadına yönelik şiddet ve baskının arttığı, en temel insan hakkı olan “barış” talebinin terörize edildiği, her türlü muhalefetin ezilmek istendiği, içerde ve dışarıda savaşların sürdüğü böylesi bir dönemde demokrasi talebinin ve dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiği vurgusu yapıldı. Foruma katılan direnişçi işçiler de, OHAL koşullarında direndiklerini ve direniş yerlerinin demokrasinin mutfağı olduğunu belirterek, dayanışma çağrısında bulundular.

Totaliter Rejimin Payandası Tarikat ve Cemaatler İhya Ediliyor

İktidarın Gülen cemaatini her alanda tasfiye etmeye girişmesinin ardından boşalan yerlere hızla iktidara yakın diğer cemaatler doluşmaya başladı. Süleymancılar tarikatı, Menzil tarikatı, İsmailağa cemaati öne çıkan gruplar. Bu cemaat ve tarikatların kurduğu vakıf ve dernekler son yıllarda her anlamda ihya ediliyorlar. Özellikle Erdoğan-AKP iktidarının totaliter rejimin temellerini attığı zamandan bu yana belediyelerin yaptığı kaynak aktarımlarında, başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığının bu vakıflarla yaptığı protokollerin sayısında çok büyük bir artış yaşandı.

Bu Düzen ya Değişecek ya da Değişecek!

BM, Asya ve Afrika’da toplam 34 ülkede çatışma, ambargo, iç savaş gibi nedenlerle insanların açlık çektiklerini belirtiyor. Egemenlerin ambargo ve kuşatmalarla insanları aç bırakması yeni bir yöntem değil. Bu sistem devam ettiği sürece egemenlerin kapışmasında milyonlarca işçi, emekçi yoksul insan ambargolarla, açlıkla, bölgesel savaşlarla yok olacak.

Sayfalar

Gündem beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.