Navigation

Gündem

Burjuva Medya İftiharla Sunar: “Havalimanı Komplosu!”

Giderek ağırlaşan ekonomik kriz, milyonlarca emekçinin yaşam ve çalışma koşullarını daha da katlanılamaz kılıyor. Bu durum emekçi kitlelerde yavaş yavaş da olsa hoşnutsuzluğu körükleyecektir. Temel hakları için mücadele eden inşaat işçilerine dönük bu zorbalıkta, mega projelerinin gözden düşmesinden duydukları korku önemli bir rol oynasa da, en büyük korkuları emekçilerin hoşnutsuzluğunun yüksek sesle dillendirilmeye başlamasıdır.

İnşaat İşçileri Köle Değildir!

Egemenlerin her vesileyle yeni bir övünç payı çıkardıkları üçüncü havalimanı, 14 Eylülde bu kez 25 bin işçinin sabah işbaşı yapmamasıyla gündeme oturdu. İnsanlık dışı çalışma koşullarına ve kesintisiz devam eden iş cinayetlerine isyan eden işçiler, daha önce pek çok kez uyardıkları yönetimin umursamaz tavırları üzerine iş bırakarak seslerini duyurmaya çalıştılar.

Ortadoğu’da Kimin Silahları Konuşuyor?

Ortadoğu’daki savaş süreci boyunca IŞİD’e giden silahların büyük bir bölümünün NATO ve AB ülkeleri orijinli olduğu, silah ve cephane sevkiyatının ABD ve Suudi Arabistan üzerinden yapıldığı, bir araştırma kuruluşu olan Çatışma ve Silahlanma Araştırmaları (CAR) tarafından belgelenmiş durumda. 2014-2017 yılları arasını kapsayan bu araştırma sonuçları, IŞİD’e silah ve cephane akışını gözler önüne sererek, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün üzerinden de yoğun bir silah hareketi olduğunu gösteriyor.

Krizin Sorumlusu Sermaye Düzeni, Mağduru İşçi Sınıfıdır

İktidar ortada bir kriz olduğunu reddedip yaşanılan süreci dış güçlerin Türkiye’nin önünü kesmek için giriştiği ve ekonomik araçlarla yürütülen bir savaş olarak adlandırırken, düzen muhalefeti krizin hükümetin izlediği hatalı iktisadi politikalardan ve tek adam rejimi uygulamalarından kaynaklandığını öne sürüyor. Her iki açıklamada da gerçekliğin bir kısmı abartılıp tek boyutlu olarak öne çıkartılıyor. TC’nin ABD’yle yaşadığı gerilim de, hükümetin kayırdığı sermaye kesimleri lehine aldığı kararlar da, tek adamın keyfi karar ve uygulamaları da gerçektir ve bugünkü krizin seyrinde önemli etkileri vardır. Ancak bunlar ağırlaştırıcı faktörlerdir, mevcut krizin gerçek nedeni değil.

Kapitalizmin Tarihsel Çıkmazında Ticaret Savaşları

Eğer küresel bütünlük kazanmış dünya ekonomisinin girift ilişkileri üzerinde bir ticaret savaşı cereyan ederse, bunun dünya pazarına etkisi, geçmişteki örnekleriyle karşılaştırılamayacak ölçüde yıkıcı olacaktır. Hiç kuşku yok ki ticaret savaşı, hem emperyalist savaşın yeni boyutlar kazanmasının hem de hegemonya krizinin çarpıcı bir ifadesidir.

Sermaye İçin Dikensiz Gül Bahçesi

Berat Albayrak’ın açıklamalarının özü şudur: Türkiye’nin sermaye açısından daha cazip hale gelmesi için, iktidar sermayenin önündeki tüm dikenleri temizlemekte ve muhalefet üzerinde de tam bir baskı kurmaktadır. Gelin hep birlikte iktidarın sermaye için nasıl bir sömürü düzeni kurduğuna ve işçi sınıfının haklarını nasıl tırpanladığına şöyle bir göz atalım.

Türkiye’de Sansürün “Kaldırılışının” 110. Yıldönümü!

Yaşadığımız topraklarda basına yönelik sansür, ilk kez bundan tam 110 sene önce, 24 Temmuz 1908’de “kaldırıldı”. Ardından gelen yıllarda ise 24 Temmuzlar “Gazeteciler ve Basın Bayramı” olarak kutlanmaya başladı. Her sene olduğu gibi bu sene de çeşitli kademelerden devlet yöneticileri, burjuva politikacılar bugüne ilişkin “bayram mesajları” paylaştılar.

Kapitalizmin Tarihsel Kriz Sahnesinde Büyüyen Göç Dalgası

Umut yolculuğu denizlerin karanlık sularında son bulan binler; savaştan, ölümden, açlıktan, işsizlikten kaçarak iyi bir yaşam hayaliyle yollara düşen, sınır kapılarında bekletilen, şiddete maruz kalan, hastalık ve açlıkla boğuşmak zorunda kalan, insanlık dışı kamplarda tutulan milyonlar; tacize, tecavüze uğrayan kadınlar ve çocuklar… Tarihsel krizin içinde debelenen kapitalizmin insanlığa yaşattığı cehennemin sadece bir kesiti bu.

Ortadoğu’da Savaş Sona mı Eriyor?

Akıldan çıkartılmaması gereken en önemli nokta, Suriye savaşının, bugün yürüyen dünya savaşının bütününü değil, yalnızca bir cephesini temsil ediyor oluşudur. Savaşlar büyük güçler arasında, nüfuz alanlarını yeniden paylaşmak üzere yürütüldüğüne göre, elbet bir noktada taraflardan biri, o nokta ya da alanda, diğerinin üstünlüğünü kabul eder. Ama sözkonusu olan bir dünya savaşıdır ve mesela Suriye cephesinde bir tarafın ağır basması savaşın tamamen sonuçlandığı anlamına gelmez.

İşçiler Mücadele İçinde Değişir

İşçilerin siyasi ve toplumsal gelişmeleri kendi sınıf çıkarları açısından değerlendirebilmesi, bu çıkarlara uygun hareket edebilmesi, sınıf bilinci ve kimliği edinebilmesi tabiri caizse ha deyince olmuyor. Dönüşüm her alanda zor ve sancılı bir süreçtir. Söz konusu olan işçilerin dönüşümü olduğunda bu daha da zorlu bir süreçtir ve işçi süreklilik kazanan örgütlü mücadelenin bir parçası olmadan bu dönüşümü yaşama şansına sahip değildir.

Celalettin Can’ın Silivri Cezaevi Tanıklığı

Yapılan konuşmalarda cezaevlerindeki mevcut durumun neredeyse 12 Eylül süreci ve 90’lı yıllar ile benzer olduğu vurgulandı. Siyasi mahpuslara yönelik tecridin gündelik hayatın bir parçası olduğu, hasta mahpusların durumuna bakıldığında ise sağlığın bir hak olmaktan çıkarılarak bir cezalandırma aracı haline dönüştürüldüğü dile getirildi.

Ali Oğlu Halit’in Garip Ali’si

Dedem Garip Ali, bir asır yaşadıktan sonra 2018’in Şubat ayında göçüp gitti bu dünyadan. Garip Ali, ailesinin I. Emperyalist Paylaşım Savaşında ve sonrasında yaşadıklarını ninesinden, anası ve babasından dinlemiş. Kendisi de eşine ve çocuklarına anlatmış. Ailesindeki ve çevresindeki insanlar Garip Ali dedemin anlattıklarının, o savaşların geride kaldığını düşünmüşler.

Kapitalizm, Savaş ve Devrim

İçinden geçtiğimiz Üçüncü Dünya Savaşı döneminde, bu savaşın emperyalist mahiyetini, kapitalizmin neden barışçıl bir dünya kuramayacağını, haksız savaşların kapitalizmin kaçınılmaz ürünleri olduğunu ve savaşların aynı zamanda devrimler için bir katalizör görevi gördüğünü kavramak büyük önem taşıyor. Savaş ve devrim arasındaki ilişkiye Marksistler her zaman dikkat çekmişlerdir.

24 Haziran Seçimlerinin Gösterdikleri

Tüm seçim öncesi süreç, geniş kitlelerde tek adam rejimine karşı önemli bir mücadele potansiyeli olduğunu ortaya koymaktadır. Sınıf devrimcileri, ilan edilen sandık sonuçlarının muhalefet cephesinde yaratabileceği moral bozukluğuna en ufak bir prim vermeden, işçilere, emekçilere ve mücadele saflarına çekilebilecek gençlere gerçekleri göstermeye ve onları totaliter rejime ve kapitalizme karşı örgütlü mücadeleye çekme doğrultusundaki çabalarına kararlılıkla devam edeceklerdir.

Ağır Siyasi Tablonun Gölgesinde Tırmanan İşsizlik

Türkiye, 24 Haziranda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararı doğrultusunda seçime giderken, işçi sınıfının en temel sorunlarından biri olan işsizlik, ağır siyasi tablonun gölgesinde tırmanmaya devam ediyor. Sermayenin büyümesi ile karakterize olan ekonomik büyümenin işçi sınıfına yansıması tırmanan işsizlik, artan yoksulluk ve yaşam koşullarının daha da ağırlaşması oluyor. Dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasında olan Türkiye’de işsizlik kangrenleşen bir sorun olarak tırmanışını sürdürüyor.

Sayfalar

Gündem beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.