Navigation

Dünya

Hegemonya Krizinin Kucağında Otoriterleşen Polonya

Bazı ülkelerde, daha önceleri çok cılız olan faşist hareketlerin son dönem seçimlerinde meclise girebilecek kadar güçlendiğini görüyoruz. Meselâ Almanya’da AfD önce eyalet seçimlerinde oylarını arttırdı ve ardından da 24 Eylülde yapılan seçimlerde 3. parti olarak federal meclise girmeyi başardı. Ekim ayında yapılan Avusturya seçimleri de aşırı sağın güç kazanması bakımından kıtanın diğer ülkelerinde yapılan seçimleri takip etti. Polonya’da ise faşizan söylemleriyle öne çıkan bir parti olan PiS (Kanun ve Adalet Partisi) 2015 yılında tek başına iktidar olarak ülkeyi hızlı bir şekilde otoriter bir çizgiye taşıdı.

Suriye Savaşı Nereye?

Suriye’de halklara büyük acılara mal olan emperyalist paylaşım savaşının kısa vadede bitmeyeceği açıktır ama mesele bundan da ibaret değildir. Ortadoğu savaşının Suriye cephesi kapansa ya da çatışmalar gerilese bile, emperyalist güçler, büyük savaşı hem bölgede hem de diğer paylaşım alanlarında yeni cepheler açarak yayma doğrultusunda hazırlıklarını yürütüyorlar.

Ortadoğu Savaşına Yeni Halkaların Eklenmesine Doğru

Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler, bölgede yürüyen savaşın sona ermek şöyle dursun daha da derinleşeceğinin ve yeni halkalarla büyüyeceğinin işaretlerini veriyor. Savaş bazı cepheleri şimdilik kapatarak ve fakat bir yandan da yeni cepheler açarak devam ediyor. İster bugünkü gibi devam etsin ister topyekûn bir kapışmaya dönüşsün, mevcut dünya savaşı insanlığı büyük bir yıkımın eşiğine getirmiştir. Bu yıkımdan kurtulmanın tek yolu dünya işçi sınıfının kapitalist sömürü sistemine karşı devrimci mücadeleyi yükseltmesidir.

“Çin’e Özgü Sosyalizm” mi, Emperyalist Çin mi?

Yaklaşık 90 milyon üyesiyle dünyanın en büyük partisi konumunda olan Çin Komünist Partisi 18-25 Ekim tarihleri arasında 19. Kongresini gerçekleştirdi. ÇKP beş yılda bir gerçekleştirdiği kongre ile parti yönetiminde yer alacak unsurları belirliyor. Tek parti diktatörlüğünün hüküm sürdüğü Çin’de parti yönetiminin belirlenmesi demek devletin üst yönetiminde rol alacak kadroların da belirlenmesi anlamını taşıyor.

Somali’de Korkunç Katliam

Herhangi bir Batı ülkesinde yaşanan çok daha az kayıplı saldırılar Türkiye de dahil tüm Batı dünyasında günlerce gündeme otururken, medyada canlı bağlantılarla saatlerce süren haber ve tartışma programlarına konu olurken, Somali’deki bu korkunç katliam Batı medyasında ancak birkaç dakikalık haberlerde yer bulabildi.

Avusturya’da Parlamento Seçimleri

Avrupa Birliği genelinde tırmanmaya devam eden yabancı düşmanlığı ve İslamofobinin Avusturya gibi Nazi suçlarına kıyısından köşesinden bulaşmış sabıkalı bir ülkede de belli bir karşılık bulması zaten beklenen bir şeydi. Devrimci bir işçi sınıfı partisinin ve sınıf sendikacılığının olmadığı, reformist solun bile taban kaybettiği Avusturya’da işçi sınıfını ve onun özellikle göçmen emekçi kesimlerini kolay günler beklemiyor.

Las Vegas Katliamı ve Kapitalist Toplumun Cinneti

Keskinleştirdiği çelişkilerle, yarattığı maddi ve manevi yoksunluklarla, gerici değer yargılarıyla, ayrımcılıkla, rekabetçilikle, yalnızlıkla ve yabancılaşmayla insanları cendereye sokan kapitalist sistem insanlığı patlama noktasına getirmektedir. Bu patlama gerçek bir toplumsal patlamaya yani devrime dönüşemedikçe ne yazık ki toplumsal cinnet halini almakta ve bu da insanlığı yiyip bitirmektedir. Öfkenin de nefretin de yönlendirileceği tek bir düşman bulunuyor: Kapitalizm! İçinde bulunduğumuz toplumsal cinnet halinden çıkışın tek yolu budur.

Katalonya Krizi Büyüyor

Katalonya’da referandum kararının alınması ve bunun Madrid hükümeti tarafından yasadışı ilan edilmesiyle tırmanan gerilim, 1 Ekimde tüm engelleme girişimlerine ve baskılara rağmen referandumun gerçekleştirilmesiyle bir siyasi krize dönüşmüş durumda. Bir yanda şımarık zengin milliyetçiliği temelinde kitleleri aldatıp peşine takan Katalan burjuvazisi, diğer yanda “bölünmez bütünlük” vurgusuyla şoven milliyetçiliği köpürten İspanyol burjuvazisi el birliğiyle krizi tırmandırıyorlar.

Tarihsel İyimserlik, Gençlik ve Alâmetler

2000’lerden bu yana, dünya genelinde belli bir tarihsel süreklilik içinde kendini gösteren kapitalizm karşıtı hareketlenme, farklı kollardan dalga dalga ilerleyişi içinde bugünkü uğrağa gelmiştir. Sosyalizmi olumlu gördüklerini söyleyen gençlerin ondan tam olarak ne anladıkları konusunda da hayal görmüyoruz. Ama onların kapitalizm denen şeyden hoşnut olmadıklarını, ona alternatif bir şey olması gerektiği bilincine doğru ilerlediklerini ve tarihsel hareketin şimdilik bu uğraklardan geçmekte olduğunu görüyoruz. Bu uğrak işçi sınıfının da gençliğin de ölmediğini gösterdiği gibi, tarihsel iyimserlik dediğimiz şeyin kıymetini ve derinliğini de gösteriyor.

Amerika’da Mücadele Filizleniyor

ABD’de 120 yılı aşkın bir süredir Eylül ayının ilk Pazartesi günü Emek Günü olarak kutlanıyor. Ancak Emek Günü, ortaya çıktığı koşullara ve ismine rağmen, milyonlarca Amerikalı işçinin bilincinde bir mücadele günü olarak yer almıyor. Çok uzun yıllardır yazın en son tatili, küçük seyahatler için fırsat, Amerikan futbol sezonunun başladığı gün, indirim ve tüketim günü, barbekü partilerinin, festivallerin günü olarak algılanıyor. Elbette Emek Gününde çeşitli işçi eylemleri de olageldi. Bu yıl ise, 4 Eylüle denk gelen Emek Günü gösterilerinde bambaşka bir manzara yaşandı. Emek Günü geçmişe kıyasla farklı bir içerik ve yoğunlukta kutlandı.

Almanya’da Genel Seçimler: Faşist Hareket Güçleniyor

Almanya’da genel seçimler yapıldı. Açıklanan sonuçlar, son dönemde tüm ileri kapitalist ülkelerde ortaya çıkan eğilimlerin bir kez daha teyit edilmesi anlamına geliyor. Nedir bu eğilimler? Siyaset sahnesinin merkezinde yer alan düzen partilerinin önemli ölçüde güç kaybetmesi; sahnenin uçlarında gözüken partilere verilen desteğin artması; faşist ya da faşizan partilerin emekçi kitleleri kendi demagojileriyle aldatmayı daha çok başararak güç kazanması; milliyetçilik, yabancı düşmanlığı ve göçmen karşıtlığının bir girdap gibi düzenin merkezindeki partileri de artan ölçüde içine çekmesi ve siyasal gündemin ön sıralarına taşınması.

“Bir Kuşak Bir Yol Projesi” Krize Çare mi?

Çin emperyalizminin öncülüğünde gündeme gelen, İpek Yolu projesi olarak da bilinen “Bir Kuşak Bir Yol” projesi de yaşanan krizden kurtuluş için büyük bir ekonomik atılım olarak yansıtılıyor. Bu proje Türkiye’nin de gündemine girmiş durumdadır. Özellikle Avrupa ve Ortadoğu pazarında azımsanmayacak oranda gerilemenin içine giren Türkiye, Asya pazarında kendine alanlar açmanın gayreti içinde ve bu projeyi de bu açıdan değerlendirmek istiyor.

Katalonya’da Referandum

Katalan işçilerin çoğunluğunun kendisini, bir Katalan burjuvasından ziyade İspanyol işçisiyle kader birliği içinde gördüğünü, İspanya sınıf mücadeleleri tarihinden de biliyoruz. Gerici Bourbon hanedanına, Franco faşizmine ve kapitalist sömürüye karşı yıllarca omuz omuza aynı sendikalar ve aynı devrimci örgütler içerisinde mücadele vermiş İspanyol ve Katalan işçilerin birliklerini korumaları, geliştirip pekiştirmeleri, İber yarımadasının işçileri için en uygun yoldur. Bağımsız ama kapitalist bir Katalonya, Katalan emekçilerinin hiçbir sorununun çözümüne hizmet etmeyecek, tersine onlara da İspanyol sınıf kardeşlerine de çok büyük şeyler kaybettirecektir.

Charlottesville Ne Anlatıyor?

Trump’ın başkanlığa gelmesiyle birlikte genelde ırkçılığın, özelde de faşist it sürüsünün cesaret kazandığı ve daha taşkın davranmaya başladığı kimsenin gözünden kaçmıyor. Nitekim popüler medyada bile bu noktaya dikkat çekiliyor. Ancak mesele, “Trump geldi, bunlara cesaret verdi” denerek sınırlandırılabilecek bir mesele değildir. Charlottesville hadisesi, Trump gibi birinin ABD’ye başkan seçilmiş olmasını da içeren, günümüz dünyasında işlemekte olan derin süreçlerin çok çarpıcı bir uç verişidir.

Venezuela’da Darbe Tehlikesi Güçleniyor

Arka arkaya olağanüstü gelişmelerin yaşandığı Venezuela’ya dair Trump’ın gerekirse askeri müdahale olasılığının da düşünülebileceğini açıkça dillendirmesi halkı bir kez daha sokağa döktü. Latin Amerika ülkelerinde yıllarca süren askeri faşist diktatörlüklerin yaşattıkları acılar hâlâ hafızalarda tazeyken, Trump’ın askeri darbeleri ve müdahaleleri dillendirmeye cüret etmesi bugün işçi sınıfının örgütsüzlüğünden ve dünyada hâkim olan gerici, sağ eğilimlerin yükselişinden kaynaklanmaktadır.

Sayfalar

Dünya beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.