Navigation

Amerikan Gençliği “Yaşam Hakkı” İçin Ayakta

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Amerikan işçi sınıfı bugün öğrencisiyle, genciyle ve öğretmeniyle ayağa dikilmek üzere silkinmeye başlamaktadır. Bunu işçi sınıfının diğer kesimleri de takip edebilir. Giderek daha fazla sayıda işçi ve genç, Demokratıyla Cumhuriyetçisiyle burjuva politikacıların düzeni korumak ve sürdürmek dışında bir gayeleri olmadığının farkına varacaktır. Gençler durumlarının kendilerinden önceki kuşaklardan daha kötü olduğunun ve gelecekte hiçbir düzelme olmayacağının farkındalar. Kapitalizmin kendilerine savaştan, krizden ve katliamlardan başka bir şey sunmadığını hissedebiliyorlar.

Florida’daki bir lisede Şubat ayında gerçekleşen saldırıda 17 kişi öldürülmüş, bir o kadarı da yaralanmıştı. Üstelik saldırgan da yine aynı lisenin, okuldan atılmış 19 yaşındaki bir öğrencisiydi. ABD’de bu tür vakaların yaşanma sıklığı, aslında çürüyen kapitalizmin Amerikan toplumunu getirdiği noktayı net biçimde yansıtıyor. Saldırıyı yapan gencin bir katliam gerçekleştirebilecek denli ağır silahlara kolaylıkla ulaşabilmesi, polisin ve medyanın olaya yaklaşımı, Trump’ın tutumu, NRA’nın (Ulusal Tüfek Derneği) yürüttüğü kampanyalar vs. bunların hepsi de ABD’nin içinde bulunduğu durum hakkında önemli veriler sunuyor ve her biri de ayrı ayrı ele alınmayı hak ediyor. Ancak meselenin en önemli yanı, Amerikan gençliğinin kayda değer bir bölümünün artık içinde yaşadığı gerçekliğin farkına varmaya başlamış olmasıdır. Özellikle liseli gençlerin öne çıktığı kitlesel protestolar da göstermektedir ki Amerikan gençliği politik bir uyanış içerisindedir. Nitekim NRA’nın CEO’su La Pierre’in, ABD’deki bu son okul katliamının ardından gerçekleşen kitlesel yürüyüşle ilgili olarak, “büyüyen hareketin Amerika’daki yeni sosyalist dalganın bir parçası olduğu” uyarısında bulunması boşuna değildir. Vietnam savaşından bu yana ABD’deki en kitlesel gençlik eylemlerinin üzerine söylenen bu sözler, burjuvazinin mevcut gençlik hareketine bakışını da, ABD’de son dönemde özellikle gençlik içinde başlayan tepki ve hareketliliği de özetlemektedir.

“Yaşamlarımız için yürüyelim”

Öncelikle belirtmek gerekir ki, Florida’daki okul saldırısından sağ kurtulan öğrencilerin “yaşamlarımız için yürüyelim” adıyla başlattıkları kampanyanın (ve #Yeter, #BirDahaAsla gibi kampanyaların) tüm ülke çapında ilgi ve destek görmesi tesadüf değildir. Silahlı saldırganların okullarda veya kamuya açık alanlarda yaptıkları bu tür kitlesel katliamlar giderek artıyor.

ABD’de 1990’dan bu yana gerçekleşen en yüksek kayıplı sekiz katliamda 200’den fazla insan hayatını kaybetti. Bunlardan en kitlesel kayıpların yaşandığı üçü ise son 5 yılda vuku buldu. Son yıllarda sayıları ve şiddetleri bariz biçimde artan bu tür katliamlar, aslında meselenin çoktandır bireysel değil toplumsal bir boyut kazandığına işaret ediyor.[1]

Tam da meselenin kazandığı toplumsal boyuttan dolayı öğrencilerin başlattığı kampanya toplumda ve özellikle de gençler arasında ciddi bir karşılık buldu. Demokrat Partinin de işin içine girmesiyle kampanya ülke çapında düzenlenen protesto gösterileriyle devam ettirildi. Buna dünyanın çeşitli başkentlerindeki destek eylemleri eşlik etti. 24 Martta Washington DC’de, yani ABD’nin başkentinde yapılan gösteriye 800 bin civarında insan katılırken, başka eyaletlerde ve dünyanın farklı kentlerinde (özellikle de çeşitli Avrupa kentlerinde, bazı Afrika ülkelerinde, İsrail’de, Hong Kong’da, Hindistan’da, Japonya’da, Avustralya’da, Arjantin’de vb.) toplamda 800 civarında eylem gerçekleştirildi. ABD’deki gösterilere toplamda 1 milyondan fazla insan katıldı.

Ülke çapına yayılan gösterileri büyük ölçüde organize eden Demokrat Parti, kitlelerde oluşan tepkiyi Trump’a ve onun temsil ettiği Cumhuriyetçi kesime yönlendirmeye çalışmış ve talepleri de bireysel silahlanmanın kontrol altına alınmasına yönelik yasal düzenlemeyle sınırlandırmak istemiş olsa da, protestolara katılan gençlerin ruh halleri farklıydı. Demokrat Partinin hedefi, oluşan tepkiyi Kasım ayında yapılacak ara seçimlere kanalize ederek düzen içi tutmaya çalışmaktı. Fakat öğrenciler çeşitli medya kuruluşlarına yaptıkları açıklamalarda taleplerinin bireysel silahlanmanın kontrol altına alınmasıyla sınırlı olmadığını açıkça ifade ettiler. Gösterilere katılan yüz binlerce öğrencinin ve ailelerinin en önemli talebi, Kongrenin “çocuklar ve aileleri”ni bir öncelik haline getirmesi, hükümetin savaşa ve orduya para akıtmaktan, tekellerin çıkarlarını düşünmekten önce kendilerinin ve ailelerinin yaşamlarını daha iyi hale getirmeyi önüne koymasıydı.

Gençlerin içinde bulundukları ruh halini, gösterilerden aktarılan çeşitli anekdotlardan ve röportajlardan da görmek mümkündür. Bir yandan kaybettikleri arkadaşları için gözyaşı dökerken diğer yandan sıkılı yumruklarını havaya kaldıran gençlerin öfkeleri sözlerine yansıyordu. Örneğin saldırıdan kurtulan öğrencilerden biri “yetişkinler oyun oynarken, biz hayatlarımızı kaybediyoruz” derken, öteki de “eğer dinler görünerek bizi oyalamaya ve taleplerimizi reddetmeye devam ederlerse, biz de kendimizi göstermek için daha fazla eylem yaparız. Her gün eylem yapacağız, her yolla, ta ki taleplerimiz kabul edilinceye dek” diyordu. Bir başka öğrenci ise kendisine uzatılan mikrofona “Savaşıyoruz. Bağırıyoruz. Dövizlerimizi hazırladık. Onları yukarı kaldırıyoruz. Ne istediğimizi biliyoruz, nasıl alacağımızı biliyoruz ve daha fazla beklemeyeceğiz” diye konuşuyordu. 11 yaşındaki küçük bir kızın sözleri de çocuk yaşta bu protestolara katılanların durumunu özetler nitelikteydi: “İnsanlar bu fikirlere sahip olmak için çok küçük olduğumu söylüyorlar. Bu doğru değil. Ben ve arkadaşlarım hâlâ 11 yaşında olabiliriz, hâlâ ortaokulda olabiliriz ama biliyoruz. Biliyoruz ki seçimlerde oy kullanmak için 7 kısa senemiz var.”

Gösterilere katılan gençlerin, meselenin bireysel silahlanmanın kontrol altına alınması veya Trump’ın saçmalıklarıyla sınırlı olmadığının farkında olduklarını da yine konuşmalarından anlayabiliriz. Hatta bazılarının meseleyi kapitalizme bağlayacak bir bilince sahip oldukları da bu konuşmalarda görülebilir: “Yürüyüşün çok etkili olduğunu düşünüyorum, çünkü insanların militarizasyon, polis şiddeti, küresel savaş ve sokaklardaki silahlı şiddet arasında bağ kurmasını sağladı. Hepsi de kapitalizmle ve açgözlülükle bağlantılı.” Bu sözlerden de anlaşılacağı gibi protestolara katılan gençlerin azımsanamayacak bir kısmı silahlı şiddetle kriz, savaş ve siyaset arasında bağ kurma eğilimindeydiler.

Demokrat Partinin, meseleyi Cumhuriyetçilerle ve yasal düzenlemelerle sınırlayan bakış açısının çoğu genci tatmin etmediği ortadadır. Çünkü bu gençler Demokrat Partili politikacıların içinde bulunulan krize, savaşa ve polis şiddetine karşı pek bir cevabı bulunmadığını görmektedirler. Birçoğu Obama zamanında da yaşam koşullarının kötüleştiğinin ve eşitsizliğin arttığının farkındadır. Gençlerden birinin şu sözleri bu durumu özetler niteliktedir: “Önceki kuşaklar kadar mutlu değiliz. Çünkü tek gördüğümüz ölüm. Savaşı, ölümü, silahlı saldırıları görüyoruz. Tüm gördüğümüz bunlar. (…) Bence ana akım politikacıların hiçbiri sorunun kaynağına bakmıyor. Bence hepsinin kökeninde kapitalizm yatıyor.”

Gösterilere katılımın yüksekliği göstermektedir ki, dünyada ve ABD’de hüküm süren derin kriz ve savaş, gençleri etkiliyor ve bu koşullar gençleri politik mücadeleye doğru sürüklüyor. Protestolara katılan gençlerin çoğu için bu, hayatlarında katıldıkları ilk politik eylemdir ama sonuncusu olmayacağı açıktır. Gençlerin önemli bir kısmı arayış içerisindedir ve ne sorunların ana kaynağı olarak gördükleri Cumhuriyetçilerin ne de gerçek anlamda çözüm önermeyen Demokratların söylediklerini yeterli görmektedirler. Protestoların çıkış noktası okul katliamları ve bireysel silahlanmanın kontrolü olsa da savaş ve militarizm karşıtı sloganlar hızla ve yaygın biçimde yükselmiş ve etkili olmuştur, üstelik Demokratların tüm resmi sloganlarına ve konuşmalarına rağmen. Gösterilere ABD’de yaşayan her ırktan gencin ve ailelerinin bir arada katılmaları da, egemen sınıfın gençliği bölme çabalarının başarısızlığını göstermesi bakımından önemlidir.

Kuşkusuz bu durum yeni değildir ve bir anda gerçekleşmemiştir. Amerikan toplumunda ne zamandır alttan alta mayalanan değişimin sonuçlarından biridir. Söz konusu değişim yüzeysel değil derinlerdedir ve sadece gençlikle sınırlı da değildir, ama kuşkusuz gençler her zaman olduğu gibi en kolay değişen kesimdir.

Harvard Üniversitesi’nin 2016’da yürüttüğü bir çalışma sosyal bilinçteki dönüşüm eğilimine ve kırılmalara dair dikkate değer veriler sunuyor. Çalışmaya göre 18 ile 29 yaş arası Amerikalıların yüzde 51’i kapitalizmi reddediyor, üçte biri de sosyalizmi desteklediğini söylüyor. Bunu takip eden ve tüm yaş gruplarını içeren daha geniş bir araştırmada da, aslında daha yaşlı Amerikalıların da kapitalizme eskisine nazaran daha fazla şüpheyle yaklaştıkları ortaya çıktı. Buna göre kapitalizm taraftarlığının yüzde 50’nin üzerinde olduğu tek yaş grubunu 50 yaşın üzerindeki Amerikalılar oluşturuyor.[2]

Bu araştırma, Amerikan toplumundaki bahsettiğimiz değişimi net biçimde ortaya koymaktadır. Levent Toprak yazısında, 2011’de yapılan benzer bir araştırmanın da aynı doğrultuda sonuçlar verdiğini aktarıyor. Hatta bu daha eski araştırmaya göre gençlerin %49’u sosyalizm hakkında olumlu bir algıya sahip olduklarını dile getiriyorlar. Araştırmaya katılanların %77’sinin, zenginlerin ve büyük şirketlerin ellerinde aşırı güç toplandığını düşünmeleri de yönelimin doğrultusunu gösteren bir başka ipucudur.

Amerikan toplumu aslında öyle büyük bir bunalımın içindedir ki, yaşanan her olumsuz gelişme kaçınılmaz olarak insanları kapitalizmi sorgulamaya itmektedir. 2016’daki seçimlerde kendine “sosyalist” diyen Sanders’a verilen muazzam destek de (özellikle gençlerin aktif desteği) bunun kanıtlarından biri olarak yorumlanmalıdır.

Öğretmenler de mücadeleyi yükseltiyor

Burjuva egemenler için bu yeni dalgayı tehlikeli kılacak bir gelişme de öğretmenlerin art arada giriştikleri grevlerdir. Yakın zaman önce Batı Virginia’da yaşanan, sonra da diğer eyaletlere (Kentucky, Oklahoma, Arizona) sıçrayan öğretmen grevleri öğrenci hareketiyle iç içe geçme potansiyeline sahiptir.

Mart ayının ortalarında Batı Virginia’da 55 şehirde 20 bin öğretmenin katılımıyla gerçekleşen grev 9 gün sürmüş ve kazanımla sonuçlanmış, öğretmenlerin %5’lik ücret artışı talebi kabul edilmek zorunda kalınmıştı. Bunda öğretmenlere destek veren öğrencilerin ve ailelerinin payı büyüktü. Öğretmenlerin greve çıkmasının nedenleri arasında 2008’den bu yana eğitime ayrılan bütçenin ve öğretmen sayısının azaltılması (toplamda yüz binlerce eğitimci işini kaybetti), bunlara bağlı olarak da eğitimin kalitesinin düşmesi yatıyordu. Öğretmenler düşük ücretlerden ve yüksek sağlık giderlerinden şikâyetçiydiler.

Batı Virginia grevinin önemli bir özelliği de “gayri resmi” bir grev olmasıydı. Öğretmenlerin bağlı bulunduğu sendika onay vermemesine rağmen grev büyük bir katılımla başlamış ve kazanımla sonuçlanmıştı. Öğretmenlerin 1990’dan beri ilk kez bu tarz bir gayri resmi grev gerçekleştirmeleri, ABD’de sınıf mücadelesinin seyrinin ne yönde gelişeceğinin de ipuçlarını sunmaktadır. Çünkü diğer eyaletlerde de öğretmenler, sendikanın çağrısını beklemeden greve gitmek üzere harekete geçtiler. Dolayısıyla şimdiden birçok eyalete yayılmış olan grevlerin tam anlamıyla tabandan gelen bir hareketin sonucu olduğunu söylemek mümkündür. Sendikaların engellemelerine yahut destek vermemelerine karşın farklı eyaletlerden öğretmenler birbirleriyle iletişime geçtiler, aralarında bir ağ oluşturdular ve deneyim alışverişinde bulundular.

Bugün Oklahoma’da 100’den fazla okulda öğretmenler greve çıkmış bulunuyor. Kentucky’de de 25’ten fazla bölgede grev başlamış durumda. Greve çıkan öğretmenler, 2008’deki büyük kesintilerden bu yana okullarda durumun çok kötüleştiğini, öğrencilerin kırık sandalyelerde oturduklarını, sadece 4 gün okulun açıldığını, sınıfların aşırı kalabalık olduğunu, öğretmenlerin ve öğrencilerin sürekli malzeme alımı için ceplerinden para ödediklerini, ayrıca öğretmenlerin ailelerini geçindirebilmek için birden fazla işte çalışmak zorunda olduklarını söylüyorlar. Bir öğretmen şöyle sesleniyor: “Artık yeter diyoruz. Daha fazla boş söz istemiyoruz. Yöneticiler hemen harekete geçerek bu durumu düzeltmeliler.”

Grevci öğretmenler, Florida’daki son okul katliamının ardından gerçekleşen protestolara da yoğun biçimde katıldılar ve öğrencilerle ailelerine birlikte greve gitme çağrısında bulundular. Yürüyüşe katılan grevci öğretmenlerden biri “Öğretmenlere yeterli maaş ödenmiyor, okullara yeterli bütçe ayrılmıyor. Orduya çok fazla para veriyoruz, üstelik deniz aşırı yerlerde ve Allah bilir ne yapmaları için. Oysa para gerçekte buraya lazım, özellikle de okullarımıza” diyerek öğretmenlerle öğrencilerin sorunlarının ortak olduğunu dile getiriyordu. Bir diğeri de, Trump’ın okul saldırılarını önlemek için öğretmenlere silah dağıtılması önerisine de şiddetle karşı çıkarak şöyle diyordu: “Bana silahlı öğrencileri silahsızlandırmak için silah vermek istiyorlar, ama çalıştığım şehirde yaşamama yetecek kadar bile ücret vermiyorlar.”

Bir başka öğretmense gençlerin ve işçilerin ayağa kalkması gerektiğine vurgu yaparak şunları dile getiriyordu: “Demokratlar da en az Cumhuriyetçiler kadar iktidara düşkünler. Gençler ve işçiler mevcut sisteme karşı ayağa kalkmalı, değişim şimdi gerçekleşmeli, yoksa politik iklimimiz her şeyi daha beter hale getirecek. Bu protestolar geleceğe daha umutla bakmamı sağlıyor. Beni heyecanlandırıyor ve kuşağımızın geleceği için değişimi gerçekleştirmek yönünde motive ediyor.”

* * *

Bugün öğrenci gençliğin ve öğretmenlerin yükselttiği bu mücadele karşısında ABD’nin yönetici sınıfının verdiği tepkiler manidardır. Protestolar esnasında Washington’u terk eden Demokratlar, Cumhuriyetçiler ve Trump aslında aynı egemen sınıfın parçasıdırlar. Trump bunca katliama rağmen bireysel silahlanmayı sınırlandırmaya yanaşmamaktadır. Onun tek yaptığı bir yandan FBI’ı yeterli dikkati göstermemekle suçlamak, okullara yönelik güvenlik kurallarını sıkılaştırmak, öğretmenlerin de silah taşımasını önermek; diğer yandan da eğitim bütçesinde 3,7 milyar dolarlık ek kesintiye gitmek olmuştur. Ne öğretmen sayısının ve ücretlerin arttırılmasına, ne de öğretmenlerin ve öğrencilerin diğer taleplerine (okullarda daha fazla psikologun ve rehber öğretmenin görevlendirilmesi, sosyal hizmetlilerin ve sağlık görevlilerinin alınması, eğitim gün sayısının arttırılması, testlerin azaltılması, öğretmenlerin öğrencileriyle ve aileleriyle ilgilenebileceği daha küçük sınıfların oluşturulması vb.) yönelik herhangi bir şey yapmıştır. Demokratların ikiyüzlülüğü de Obama zamanında ilgili yasal düzenlemeyi geçirmemelerinden anlaşılabilir.

Bu arada bireysel silahlanmanın savunucusu ve aslında silah ve enerji tekellerinin örgütü olan NRA boş durmamaktadır. Lobi faaliyetlerine milyar dolarlar akıtan ve Trump’ın bir numaralı destekçilerinden olan NRA’ya göre gerek protestocu gençler gerekse de grevci öğretmenler düzeni tehdit eden radikaller tarafından desteklenmektedir. NRA’nın başlattığı karalama kampanyasında protesto ve grevlerin arkasında radikallerin ve komünistlerin olduğu, hareketin kendiliğinden gelişmediği, bu komünistlerin silah kontrolü için çocukları sömürdüğü, bireysel silahlanmayı ancak Nazi benzeri zihniyete sahip olanların engellemek isteyeceği (!) söylenerek, bu tehlikenin bireysel silahlanmanın yaratacağı tehlikeden milyon kat fazla olduğu vurgulanmaktadır…

Açıktır ki Amerikan işçi sınıfı bugün öğrencisiyle, genciyle ve öğretmeniyle ayağa dikilmek üzere silkinmeye başlamaktadır. Bunu işçi sınıfının diğer kesimleri de takip edebilir. Giderek daha fazla sayıda işçi ve genç, Demokratıyla Cumhuriyetçisiyle burjuva politikacıların düzeni korumak ve sürdürmek dışında bir gayeleri olmadığının farkına varacaktır. Gençler durumlarının kendilerinden önceki kuşaklardan daha kötü olduğunun ve gelecekte hiçbir düzelme olmayacağının farkındalar. Kapitalizmin kendilerine savaştan, krizden ve katliamlardan başka bir şey sunmadığını hissedebiliyorlar.

Elbette henüz öğrenciler de öğretmenler de kapitalizmin yarattığı köklü sorunları devrimci yönde çözecek bir perspektife sahip değiller. Onlara bu perspektifi sunacak devrimci örgütlerin eksikliği Amerikan işçi sınıfının halen en büyük açmazıdır. “Ama onların kapitalizm denen şeyden hoşnut olmadıklarını, ona alternatif bir şey olması gerektiği bilincine doğru ilerlediklerini ve tarihsel hareketin şimdilik bu uğraklardan geçmekte olduğunu görüyoruz. Bu uğrak işçi sınıfının da gençliğin de ölmediğini gösterdiği gibi, tarihsel iyimserlik dediğimiz şeyin kıymetini ve derinliğini de gösteriyor.”[3]



[1] İlkay Meriç, Las Vegas Katliamı ve Kapitalist toplumun Cinneti, MT, Ekim 2017

[2] Levent Toprak, Tarihsel İyimserlik, Gençlik ve Alametler, MT, Eylül 2017

[3] Levent Toprak, age