Navigation

“Süper Güç” ABD ve Harvey Kasırgası

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Harvey kasırgası bir kez daha gösteriyor ki, doğayı kâr hırsıyla tahrip eden kapitalizm gezegenin doğal dengesini bozmakta, iklim olaylarında ani değişimlere ve yoğunlaşmaya sebep olmakta, fırtınaların, yağışların felâkete dönüşmesine yol açmaktadır. Kontrolsüz sanayileşme ve kentleşme, afetleri daha büyük bir yıkıma dönüştürmektedir. “Süper güç” ABD bile olsa, sonuç değişmemektedir.

Aşırı yağış sonucu gerçekleşen nehir taşkınları, seller, fırtınalar, toprak kaymaları… Gündelik yaşamın felç olması, sular altında kalan evler, nehirlere dönen yollar, o yollarda mahsur kalan insanlar, yaralananlar, ölenler, mahvolan yaşamlar… Son zamanlarda dünyanın farklı yerlerinde gerçekleşen “doğal afetlerin” sayısında ve sebep olduğu yıkımda ciddi bir artış söz konusu. Bu sene Muson yağmurları yüzünden Asya’da 1200 kişi öldü, milyonlarca insan evsiz kaldı. Geçtiğimiz günlerde Sierra Leone’de toprak kayması sonucu 1000’den fazla insan hayatını kaybetti. Son olarak da ABD’nin Teksas eyaletini vuran Harvey kasırgası geride büyük bir yıkım bıraktı. En son rakamlara göre en az 50 kişi öldü. 136 bin ev sular altında kaldı. Bir milyon kişi evini terk etmek zorunda kaldı. Harvey, ABD’yi 2004 yılında vuran Charley’den bu yana en güçlü kasırga.

ABD, bulunduğu bölge ve iklim koşulları sebebiyle sık sık tropikal fırtınaların, kasırgaların vurduğu bir ülke. Son 150 yılı kapsayan istatistiklere göre her 10 yılda 20’ye yakın fırtına gerçekleşiyor ABD’de. Bunların önemli bir kısmı da saatte 178 km’yi aşan şiddetli rüzgârların ortaya çıktığı büyük fırtınalar. 1900 yılında yine Teksas’ı vuran Glavestone fırtınası ardında bıraktığı 10 bin ölüyle en ölümcül fırtına olarak tarihteki yerini almış. Teksas 1961 yılında 34 kişinin canını alan Carla kasırgasından beri ilk kez bu kadar büyük bir kasırga ile kaşı karşıya. Louisiana eyaletinde 2 bine yakın insanın ölümüne yol açan Katrina kasırgası ise bundan 12 yıl önce, 2005 yılında gerçekleşmişti.

Katrina kasırgası yol açtığı yıkım ve teknolojinin bu kadar geliştiği bir çağda ABD’nin bu yıkıma engel olamaması yüzünden büyük tartışmalara sebep olmuştu. Ölenlerin büyük çoğunluğu yoksul siyahlardı. Zenginler fırtına öncesinde bölgeyi terk etmişlerdi. Yoksullar ise ya evlerinde beklemek zorunda kalmışlardı felâketi ya da yollarda yakalanmışlardı. Kasırganın şiddeti ve dolayısıyla nasıl bir yıkıma yol açacağı biliniyordu. Buna rağmen ABD egemenleri halkı sadece uyarmakla yetinmişti. Bölgenin zamanında tahliye edilmesi için gerekli önlemler alınmamıştı ve tahliye işlemi bölge sakinlerinin kendi imkânlarına bırakılmıştı. Başkan Bush felâket bölgesini ziyaret bile etmemiş, tabloyu uçaktan izlemekle yetinmişti.

Katrina sadece yıkımı ve şiddetiyle değil, politik sonuçlarıyla da ABD tarihinde önemli bir yere sahip. Bush yönetiminin politikası önemli bir tepki doğurmuştu. Nitekim Bush’tan sonra başkanlık koltuğuna oturan Obama kasırgalarla ve felâketlere daha yakından ilgilendi. Katrina’nın ardından kasırgalara yönelik hazırlıklar bakımından bazı düzenlemelere gidilmişti. Obama dönemindeki bu düzenlemeler sorunun asıl kaynağını ortadan kaldırmaya yönelik olmadığı için kasırgalar yüzlerce insanı öldürmeye ve milyarlarca dolarlık hasarlar vermeye devam etti. Meselâ 2012’deki Sandy kasırgasında yüzlerce insan öldü. Hasarın bilançosu ise 75 milyar dolara yakın oldu. Küresel ısınma sonucunda değişen iklim ve buna hiç de uygun olmayan kentleşme, beraberinde daha büyük bir yıkım getiriyor.

ABD Harvey’e hazır mıydı?

Harvey en büyük yıkımı Houston şehrinde gerçekleştirdi. Houston 2,3 milyonluk nüfusuyla ABD’nin en kalabalık dördüncü şehri. Houston’ın merkezinde bulunduğu Harris County’de ise 4,6 milyon kişi yaşıyor. İşgücü bakımından ABD’nin en fazla etnik çeşitlilik gösteren bölgelerinden birisi. Çalışanların %32’si beyaz, %19’u siyah, %7’si Asyalı, %41’i ise Latin kökenliler. İşsizlik oranı ABD ortalamasının üstünde ve her 3 kişiden birisi yoksulluk sınırının altında bir gelirle yaşamını sürdürüyor. Kasırga öncesinde sel olacağı biliniyordu fakat buna rağmen riskli bölgelerin tahliye edilmesi için herhangi bir hazırlık yapılmadı. Gerekçe olarak milyonlarca insanın yollara dökülmesinin daha büyük bir felâkete yol açabileceği gösterildi. Hatta bölge sakinlerine evlerini terk etmeme çağrısı yapıldı. Katrina’da olduğu gibi zenginler daha güvenli bölgelere geçtiler. Yoksullar ise beklemekten başka bir şey yapamadılar. Kasırganın hemen öncesinde bölge sakinlerinden birisinin, BBC muhabirinin “neden burayı terk etmiyorsunuz?” sorusuna “bütçem yetmiyor” cevabı yoksulların kendi kaderine terk edildiğini gösteriyor. Selden etkilenen evlerin %80’inin sigortasının olmadığı tahmin ediliyor. Bu, hayatını kurtaran yoksulların büyük mali sorunlarla karşı karşıya kalacağını gösteriyor.

Evler, yollar, sokaklar sular altında kaldı. Gönüllülerin kurtarma çalışmalarına katılmaları sayesinde çok sayıda insan kurtuldu. Elektrikler kesildi, temiz su yok. Mahalle sakinlerinden birisi “Elektrik yok. Su yok. Nefes alıyoruz ve buna şükrediyoruz. Eğer bu duruma bile şükrediyorsak gerçekten çok zor saatler geçirdiğimiz kesin” diyor.

Trump aylardır süren başkanlığı boyunca ortaya koyduğu performansla ABD tarihinin en çok karşı çıkılan başkanı oldu. Tartışmaların odağında olan Trump, kendisine yönelik tepkinin artmaması ve hatta bu kasırgayı fırsata çevirmek amacıyla felâketin yaşandığı bölgeyi iki kere ziyaret etti. İlgili kurumlarla toplantılar yaparak afet mağdurlarının sorunlarıyla yakından ilgilendiği mesajını vermeye çalıştı. Mağdurlara 1 milyon dolar bağışlayacağını açıkladı. Kongreden de başlangıç olarak 7,85 milyar dolar bütçe ayrılmasını istedi. Tahminlere göre kasırganın toplam zararı 190 milyar dolar civarında olacak ki bu ABD’nin yıllık toplam üretiminin %1’ine denk geliyor.

37 yaşındaki bir inşaat işçisi “Trump bize yardım edecek mi? Yardım edebilecek mi? Evimi kaybettim ben. İşim gitti. Araç gereçlerim gitti. Arabam gitti. Hayatım bitti benim. Trump ne yapacak ki?” diyerek Trump’ın siyasi gezisine olan tepkisini dile getiriyordu.

Kapitalizmin “doğal afetlerin” büyük yıkıma yol açmasındaki sorumluluğu sadece tedbirlerin yetersizliği ile ilgili değil. Kapitalist üretim biçiminin kendisi iklim olaylarının emekçiler için bir afete dönüşmesine yol açıyor. Kâr öncelikli üretim anlayışı muazzam bir doğa tahribatına neden oluyor. Suyu, toprağı, havayı kirleten kapitalist üretim doğal döngüyü ve doğanın dengesini bozuyor. Kapitalizmin yol açtığı küresel ısınma tüm dünyayı tehdit ediyor. Küresel ısınma kasırga, sel, aşırı yağış, toprak kayması gibi olayların sayısında ve yoğunluğunda bir artışa sebep oluyor:

“Küresel ısınmanın temel nedeni, başta karbon türevleri olmak üzere atmosferdeki sera gazlarının miktarının sıçramalı bir şekilde artmasıdır. Bunun sebeplerine bakacak olursak da karşımıza doğrudan kapitalizm gerçeği çıkmaktadır. Dünyamız milyarlarca yıl içinde pek çok kez iklim değişikliklerine uğradı. Ancak ilk kez kapitalizmle birlikte bu iklim değişikliği insan eliyle yaratılan bir değişiklik oldu. Kapitalist sanayiyle birlikte fosil yakıtların ve çeşitli kimyasalların kullanımının sıçramalı bir şekilde artması ve ormanların tahrip edilmesi, gezegenimizi uçurumun kıyısına yaklaştırdı. Üstelik bu yıkım süreci son otuz yılda her zamankinden daha büyük bir hızla ilerledi.” (İlkay Meriç, Sermaye Yeşili Sadece Dolarda Sever, 19 Temmuz 2017)

Doğanın kapitalistler için ne kadar “önemli” olduğunu Paris İklim Anlaşması ile gördük. Trump ABD’si, küresel ısınmayı durduracak bir proje olarak sunulan bu anlaşmadan Haziran ayında çekildiğini açıkladı. Kapitalizmin derin bir krizle sarsıldığı şu günlerde aslında hiçbir ülke, ekonomisinin büyümesini engelleyecek bir anlaşmanın ellerini kollarını bağlamasını istemiyor. ABD ve Türkiye gibi ülkeler bunu açık açık söylerken, imzacı diğer ülkeler ise göz boyamaktan başka bir şey yapmıyorlar.

“Doğal afetlerin” daha büyük bir tehlike arz etmesinin bir sebebi de sanayi ve yerleşim yerlerinin planlanmasında ve kurulmasında iklim koşullarının dikkate alınmamasıdır. Houston bunun en “güzel” örneklerinden birisidir. Houston tropikal fırtınalar ve aşırı yağışlar yüzünden sel riskinin çok yüksek olduğu bir bölgede kurulu. Ayrıca toprağın suyu absorbe etme gücü de zayıf. Ama aynı zamanda ABD’nin petrol ve doğalgaz endüstrisinin kalbi pozisyonunda. Meksika Körfezinde kurulu şehrin nüfusu kontrolsüz bir biçimde artıyor. Nüfus son 20 yılda %25’ten fazla artmış. Toprak yapısı ve iklimi yüzünden şehrin bu kadar nüfusu (2,3 milyon) barındırması felâkete davetiye çıkartıyor. Kanalizasyon sistemi, taşkın yatakları gibi selin engellenmesi için gerekli altyapı yeterli değil. Emperyalist piramidin tepesinde yer alan ABD’de bile altyapı sorunları bakımından bir farklılık yok. Geçen sene çeşitli üniversitelerin ve araştırma kuruluşlarının yaptığı çalışmalar Teksas’ın yeni bir kasırgaya hazır olmadığını ortaya koyuyordu. FEMA’nın (Federal Acil Durum Yönetim Kurumu) 100 yıllık taşkın haritaları her sel sonrası çöpe atılıyor. Geçen sene yaşanan bir sel şehrin son yıllarda en çok nüfus alan bölgelerini altüst etti. Bu bölgeler sel tehlikesinin dışında kalıyordu güya. Aynı şey 2015’te de yaşanmış ve FEMA’nın risk haritasının dışında kalan yerler de sel altında kalmıştı. Bu iki selde toplam 16 kişi ölmüş, 1 milyar dolarlık zarar oluşmuştu. Bu iki selden sonra güncellenen risk haritasında yeni konutlar yapılmaya devam edildi. İşte bu yüzden süper güç ABD’nin en büyük dördüncü şehri Houston, Harvey kasırgasına hazır değildi.

Houston aynı zamanda çok sayıda rafinerinin olduğu bir kent olduğu için burada yaşanan afetlerin tahmin edilemeyecek sonuçları da var. Meselâ, uzmanlar evleri, sokakları basan suların bölgedeki işletmelerden sızan kimyasallar yüzünden tehlikeli olduğunu söylüyorlar ve suyla temas konusunda dikkatli olunması konusunda uyarılar yapıyorlar. Sel sularının uzun vadede öngörülemeyecek sonuçları olabileceğinin altını çiziyorlar.

Sonuç olarak Harvey kasırgası bir kez daha gösteriyor ki, doğayı kâr hırsıyla tahrip eden kapitalizm gezegenin doğal dengesini bozmakta, iklim olaylarında ani değişimlere ve yoğunlaşmaya sebep olmakta, fırtınaların, yağışların felâkete dönüşmesine yol açmaktadır. Kontrolsüz sanayileşme ve kentleşme, afetleri daha büyük bir yıkıma dönüştürmektedir. “Süper güç” ABD bile olsa, sonuç değişmemektedir.