Navigation

AKP’nin Agresifliği ve Tahammülsüzlüğü

AKP hükümeti baskı politikalarını yaygınlaştırıyor ve giderek daha fazla otoriterleşiyor. Bir tarafta KCK operasyonları kapsamında binlerce Kürt gözaltına alınıp tutuklanırken, diğer taraftan gerçekleştirdikleri demokratik eylemler “Terörle Mücadele Yasası” kapsamına dahil edilen yüzlerce öğrenci gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Daha yargıya, polise sıra gelmeden, YÖK ve rektörlükler tarafından binlerce öğrenci hakkında üniversitelerde katıldıkları eylemler nedeniyle soruşturmalar açılıyor. Binlerce öğrenci bu soruşturmalar neticesinde okuldan uzaklaştırma cezasına çarptırılıyor.

HDK milletvekili Levent Tüzel, hükümete yönelttiği bir soru önergesiyle, son iki yıl içerisinde kaç öğrenciye soruşturma açıldığının ve kaç öğrencinin ceza aldığının açıklanmasını istedi. Soru önergesine cevap Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’den geldi. Dinçer, 2010 ve 2011’de toplam 7 bin 43 üniversite öğrencisi hakkında soruşturma açıldığını, bu öğrencilerden 4 bin 602’sinin okuldan uzaklaştırıldığını, 55’inin ise atıldığını açıkladı. Hiç utanıp sıkılmadan yapılan bu açıklama ile, 12 Eylül kanlı faşizminin ürünü olarak varlığını sürdüren YÖK’ün bugün de AKP tarafından sopa olarak kullanıldığı alenen gözler önüne seriliyor.

Son iki yıl içinde, YÖK ve rektörlüklerin uygulamalarını, hükümetin politikalarını protesto etmek, harç, ulaşım, yurt, kantin, yemekhane fiyatlarını protesto etmek, öğrencileri eyleme ya da etkinliğe katmak üzere çağrıda bulunmak, anadilde eğitim hakkını savunmak, ıslık çalmak, halay çekmek, toplu şekilde müzik dinlemek, puşi takmak, sosyalist basını takip etmek, gazete dağıtmak, duyuru ve tanıtım amacıyla okul içerisinde masa açmak, afiş asmak, bildiri dağıtmak, toplantı, eylem, müzik dinletisi, panel, film gösterimi, kitap okuma etkinliği düzenlemek gibi birçok sebepten öğrencilere soruşturmalar açıldı. “Parasız Eğitim Hakkı İstiyoruz” pankartı açan öğrencilere yıllarca hapis cezası verildi. Kocaeli Üniversitesi Rektörünü ziyaret eden Cumhurbaşkanı Gül’ü protesto eden öğrenciler polisin biber gazına, tazyikli suyuna maruz kalırken 50’ye yakın öğrenci birden gözaltına alındı. Yine İstanbul’da bir lisede fahiş fiyatları protesto eden, kantin boykotu yapan lise öğrencilerine polis azgınca saldırdı. Öğrencilerden birine ise okul müdürü tarafından arkadaşlarının önünde okuldan atıldığı bildirildi. Geçtiğimiz Aralık ayında Ege Üniversitesi’ne gelen AB Bakanı Egemen Bağış’a yumurta atıp protesto eden öğrenciler 2,5 yıl hapis cezası istemiyle yargılanmaya başlandı.

AKP’nin tahammülsüzlüğünü her alanda görmek mümkün. “Karnımızı doyuramıyoruz” diyen öğrencilerin en haklı talebi olan kantin fiyatlarının düşürülmesi için gerçekleştirdikleri eylem karşısında dahi polis terörü uygulanıyor. Üniversitelere polis sokulması yetmiyormuş gibi bir de özel güvenlik görevlilerine neredeyse polis gibi yetki veriliyor. Okullarda sivil polisler bulunduruluyor. Öğrenciler zapturapt altına alınmaya çalışılıyor. Öğrenciler nerede bir eylem yapsalar saldırıya uğruyorlar.

Polisin üniversitelere girmesinin önü bizzat YÖK tarafından açılmıştır. 6 Kasım 1981’de kurulan YÖK, sosyalist ve demokrat öğrencileri ve öğretim üyelerini üniversitelerden atmakla kalmayıp, kendi eliyle polise teslim etmiştir. Öğrenciler ve eğitim emekçileri ciddi baskıya ve işkenceye maruz kalmışlardır. İşte bugün de temel dayanağı 12 Eylül Anayasası olan YÖK, AKP’nin güdümünde aynı işlevi görmektedir. Geçmişte 12 Eylül generallerinin ve ordunun emrinde olan rektörler, dekanlar, bugün AKP’nin emrine amadeler. Sosyalist ve özellikle de Kürt öğrenciler üniversitelerde çeşitli baskılarla ve devlet terörüyle karşı karşıya kalıyorlar. Kürt öğrencilere potansiyel “terörist” gözüyle bakılıyor ve çeşitli yöntemlerle okuldan uzaklaştırılmaya çalışılıyorlar.

Uygulanan devlet terörü kuşkusuz sadece öğrencilerle sınırlı tutulmuyor. Son dönemde nerede bir eylem olsa polis zorbalığıyla karşılaşılıyor. KESK’li emekçilerin Ankara’da 4+4+4 olarak bilinen eğitim yasasının geri çekilmesi için gerçekleştirmek istedikleri eylemin üzerinden çok uzun zaman geçmedi. Ankara’ya çeşitli şehirlerden gelmek isteyen emekçilerin yolları kesilmiş, otobüsleri bağlanmıştı. Ankara’ya varabilenler ise polis terörüyle karşılaşmış, onlarcası gözaltına alınmıştı.

İnsan Hakları Derneği raporuna göre, 2011 yılında 12 bin 685 kişi gözaltına alındı, 2 bin 922 kişi tutuklandı. Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre ise 2007 yılında “polise mukavemet” gerekçesiyle 10 bin 279 kişi aleyhinde dava açılırken, bu rakamın 2010’da 25 bin 497’ye ulaştı. Cezaevlerinde bulunan 2 bin 309 çocuk mahpustan 2 bin 100’ü ise tutuklu bulunuyor.

AKP’nin saldırgan tutumunun sebepleri

AKP kendi iktidarını tehdit ettiğini düşündüğü tüm muhalif kesimleri baskı altına almak istemektedir. “Yürü dediğimde yürü, dur dediğimde dur” zihniyetini dayatmaktadır. AKP’nin bu denli gemi azıya almasının, en ufak bir hak arama eylemine dahi böylesine saldırgan davranmasının sebebi, aslında küçük alazların koca bir yangına dönüşmesinden duyduğu korkudur. Dünya ölçeğinde yaşanan derin ekonomik krizin yarattığı toplumsal patlamalardır, emekçi kitlelerin değişim arzusudur AKP’yi korkutan.

Arap halklarının değişim arzusu ve diktatörleri alaşağı etmesi dünya işçi sınıfına umut veriyor. Mübarek’i alaşağı eden Mısır halkı, şimdi askeri cuntaya karşı mücadele ediyor. Emperyalist piramidin tepesinde yer alan ABD’de bile işçiler, öğrenciler Tahrir’i örnek alıyor. Durum Avrupa ülkeleri açısından da farklı değildir. Komşu ülke Yunanistan’da sayısız genel grev gerçekleştirildi ve gerçekleşmeye de devam ediyor. Burjuvazinin “Arap Baharı” olarak nitelendirdiği süreç hiç şüphesiz Türkiyeli emekçiler için de umut ışığı oldu. Özellikle de ezilen Kürt halkı bugün gelinen noktadan geri adım atmayacağını dile getiriyor. Taleplerinin hayata geçirilmesini istiyor. Geçtiğimiz Newroz kutlamalarının devlet terörüyle engellenmeye çalışılması da, AKP’nin Newroz’un bir Kürt baharının başlangıcı olabileceği ihtimalinden korkuya kapılmasındandır. Türkiye’nin sınır komşusu olan Suriye’de yaşananlar da AKP’yi kitleleri kontrol altında tutmaya itmektedir. Dört parçaya ayrılmış ve yıllardır Irak, İran, Suriye ve Türkiye egemenlerinin zulmüne maruz kalan Kürt halkının artık özgürlük istiyor olması ve Irak’ta kurulan Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin benzer şekilde Suriye’de de kurulması ihtimali AKP’nin paçasını tutuşturmaktadır. İşte tüm bunlar AKP’yi daha saldırgan ve tahammülsüz kılmaktadır.

Bu arada AKP’nin tam bir çelişkili ruh hali içinde olduğunu da belirtelim. AKP bir yandan statükocu kesime vurduğu darbelerle ve ordunun vesayetini önemli ölçüde kırmasıyla birlikte daha da güçlendiğini düşünmekte ve tam bir iktidar sarhoşluğu yaşamaktadır. Ancak öte yandan, devrimci gençlik ve sendikalar başta olmak üzere muhalif kesimleri ve hareketleri statükocu güçlerin maşası ve kendi altını oyacak araçlar olarak görmesi, onu kendine duyduğu aşırı güvenle tümüyle zıt bir şekilde, derin bir korku ve tahammülsüzlüğe sürüklemektedir.

Bugün işçiler, emekçiler, öğrenciler, Kürtler üzerinde uygulanan baskı, işçi sınıfının öncülerinin, devrimcilerin öfkesini daha da bilemektedir. AKP’nin bu çırpınışları boşunadır. Gece ne kadar karanlık olursa olsun, mutlaka aydınlığa çıkacaktır.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no: 86, Mayıs 2012