Metal İşçilerinin Mücadelesi ve Burjuva Medyanın Tıyneti


Mücadeleci metal işçileri, sermayenin emrindeki medyanın yapısını ve işlevini sorgulamak, sınıf kardeşlerine seslerini duyurmak, mücadelelerini anlatmak, güven ve güç vermek, onları bu mücadeleye katılmaya çağırmak zorundadır. Ancak bunlar bugünden yarına, kolayına başarılacak işler değildir. Her şeyin başı burjuvazinin yalan bombardımanını etkisiz hale getirmek ve mücadeleyi büyütme olanaklarını yaratmak üzere örgütlenmektir. Metal işçileri, onları sınıf bilinciyle ve mücadelenin sınanmış, doğru yöntemleriyle buluşturacak sınıf devrimcilerinin sesine kulak vermelidir.



Milyonlarca insanı katleden Nazi faşizminin propaganda bakanı Goebbels “söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur, ne kadar tekrarlarsanız o kadar inandırıcı olur” demişti. Elbette Goebbels bununla tek tek bireylerin bireylere söylediği yalanlara değil kitlelerin bilincinde çarpılmalar yaratmak, onları uyutmak, istenilen doğrultuda hareket ettirmek için uygulanan manipülasyon yöntemlerinin başarısına vurgu yapıyordu. Sistematik bir biçimde ve uygun ambalajlarla söylenen yalanların bilinçsiz kitleler tarafından yutulacağını dile getiriyordu. Elbette bu yalanları yutması beklenenler, kapitalist sınıfın sömürüsü ve tahakkümü altında inleyen işçi, emekçi kitlelerdir. “Kitle iletişim araçları” denilen televizyon, radyo, gazete, internet gibi araçlar, kitlelerin “karşılıklı iletişimine” değil, burjuvazinin çıkarlarına uygun bir propagandanın tek taraflı, çok kanallı, güçlü ve sistematik olarak emekçi kitlelere taşınmasına hizmet eder. Goebbels’in ölümünün üzerinden on yıllar geçti. Bir parçası olduğu egemen sınıf, o günden bugüne manipülasyon yöntemlerini daha da yetkinleştirdi. Türkiye’deki burjuva medya da bu yetkinlikten nasibini aldı. Geniş işçi yığınlarının sınıf bilincinden uzaklaştırılıp şekillendirilmesinde temel bir rol oynayan burjuva medya, bugünlerde büyük bir yükseliş gösteren metal işçilerinin eylemleri karşısında da aynı uğursuz rolünü sürdürüyor.

Devasa otomotiv fabrikalarındaki metal işçileri, uzun yıllardır burjuva medyanın manipülasyon bombardımanının dolaysız etkisi altındaydılar. Milliyetçi, kanaatkâr, itaatkâr, güvensiz, ezik, sindirilmiş, “böyle gelmiş böyle gider”ci, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın”cı kişilikler yaratan bu bombardımana maruz bırakıldılar. Ancak metal işçisi, aylardır yürüttüğü mücadele ile yuttuğu zehri kusma, bünyesinden atma potansiyeline sahip olduğunu dosta düşmana gösteriyor. Nesnel koşullarının ve gelişiminin bu dönüm noktasında işçi sınıfının en dinamik bölüğü olarak hareketleniyor, medyanın tıynetini kavramaya başlıyor. Eylemlere girişmeden önce medyanın niteliğini anlayamayan, medyanın bombardımanı altında olan metal işçileri, mücadeleye atıldıklarında farklı bir bakış açısı yakaladılar. Burjuva medya, tüm maharetini sergiliyor ancak bu sefer ambalajlar, kılıflar altında saklamaya çalıştığı işçi düşmanı yüzünün mücadeleci metal işçileri tarafından fark edilmesini engelleyemiyor.

Metal işçilerinin Türk Metal’den istifa ve MESS dayatmalarına karşı mücadele dalgası, daha şimdiden Türkiye işçi hareketi tarihindeki en büyük işçi eylemlerinden biri oldu. Bu durum başta MESS olmak üzere metal patronlarının, seçim sürecinde gerileyen hükümetin ve işbirlikçi Türk Metal’in dehşete kapılmasına yol açtı. Burjuva medya, metal işçilerinin mücadelesi karşısında sahibinin sesi oldu. Yok sayma, sansür uygulama, manipülasyon, algı operasyonu, yalan ve çarpıtmanın güzide örneklerini sergiledi. İşçilerin mücadelesini görmezden geldi, sessizlikle boğmak istedi. Bursa’daki fabrikalarda Nisan ayı ortalarında başlayan eylemler uzun süre ana akım medyada kendine yer bulamadı. Kitlesel eylemler düzenleyen işçiler, muhabirlerini oraya gönderenler de dâhil olmak üzere hiçbir burjuva televizyon kanalında kendilerine yer bulamadılar.

Metal işçileri, muhatap alınmadıkları için, talepleri karşılanmadığı için Türk Metal’den topluca istifa etmek üzere 5 Mayısta Bursa’da bir parkta toplandıklarında saldırıya uğradılar. Türk Metal, istifa ve eylem dalgasını başladığı yerde bitirmek, işçileri sindirmek istedi. İşçilere ve dayanışma için orada olan sosyalist basına saldırdı. “Demokrasi”, “anayasa”, “hukuk” lafları bu memlekette politikacısından köşe yazarına, habercisinden sanatçısına, patronundan bürokratına burjuva cenahın dilinden düşmezken, işçilerin haklarını talep etmeleri ve sendikalarını özgürce seçme haklarını kullanmak istemeleri nedeniyle cezalandırılmaya çalışılmaları gündem olmadı. Türk Metal denen çetenin, kendisinden memnun olmayan ve istifa etmek isteyen işçilerine gangsterce saldırması, taleplerini karşılamak yerine onlara şiddet uygulaması haber değeri taşımadı. Burjuva medya, ancak işler iyice büyüyüp artık gizlenemez hale gelince, yani 16 Mayısta Renault ve Tofaş fabrikaları durunca haber yapma zahmetine katlandı. Bu haberler elbette taraflı hazırlanmış ve titizlikle kontrolden geçirilmişti.

Bu konuda çarpıcı örneklerden birini Kanal D’nin haber bültenleri oluşturuyor. 16 Mayısta Serdar Cebe’nin sunduğu haber bülteninde TÜİK’in açıkladığı ve bir önceki aya göre 1 puan artan %11,2’lik işsizlik rakamı veriliyor. Cebe, habere ilişkin ilk açıklamanın ardından şöyle soruyor: “Anlayacağınız işsizlik oranları ayyuka çıktı. Peki ya işi olanlar?” Sorusunun cevabını da şu şekilde veriyor: “Gelen haberlere göre onlarda da durum hiç iç açıcı değil. Çünkü aldıkları maaş giderlerine yetmiyor. Patron zam vermeyince sendikasız olanlar kaderine razı oluyor ama sendikalar greve gidiyor. İşte Bursa bir örnek. Önceki gece bir fabrikada grev başlamıştı. Dün gece bir fabrikada daha kazan kaldırıldı. İki fabrikada yaklaşık on bin işçi iş bıraktı, haklarını alana kadar da işbaşı yapmayacaklarını açıkladı.”

Bu haber sinsi mesajlarla doludur. İlk olarak işsizlik rakamları veriliyor. İşsizliğin bu kadar yoğun olduğu bir zamanda işçilerin eylemlerinin yersiz ve kendileri için tehlikeli olduğu algısı yaratılmak isteniyor. Sendikasız işçilerin kaderlerine “razı” olduğu söyleniyor. Ellerinden bir şey gelmeyeceği fikri satır aralarında işleniyor. Sendikasız işçilerin Türkiye’nin dört bir yanında yaptıkları eylemler bir çırpıda yok sayılıyor. Onlar “çaresiz” ve kaderlerine “razı” iken sendikalı işçilerinse “grev” dediği belirtiliyor ve alttan alta şımarıklık yaptıkları ima ediliyor. İşçilerin sanki sendikalarıyla beraber greve gittiği imajı yüzsüzce satır aralarına yerleştiriliyor. Hem genel anlamda sendikaların “sorumsuz ve tehlikeli” işler içinde olduğu hissi yaratılmak isteniyor hem de Türk Metal’in adı anılmıyor. Böylelikle işçilerin işyerinden def etmek istediği Türk Metal bir çırpıda aklanmak isteniyor. Fabrika adı verilmeyerek eylemlerin çapı küçümseniyor ve hangi büyük sermaye gruplarını sarstığı gizleniyor. Tüm bunların ardından nihayet haberin videosuna geçiliyor ve eylemlerin başlamasının üzerinden 1 ay geçtikten sonra yapılan 2 dakikalık haber tamamlanmış oluyor.

Kanal D’de ana haber bültenini hazırlayıp sunan Cüneyt Özdemir de aynı tarzda sunduğu haber nedeniyle işçilerin tepkisini çekti. Özdemir de, metal işçilerinin haklı mücadelesini 2 dakikalık manipülatif bir sunumla duyurdu. Metal işçileri, ağaçta mahsur kalan bir kedinin haberini bile defalarca yayınlayan ama bir ay boyunca eylemler yaptıkları halde onları görmeyen medyaya tepkilerini ve güvensizliklerini defalarca ortaya koydular.

Bir Tofaş sözcüsü, medyaya duyduğu öfkeyi şu sözlerle dile getirmişti: “Tüm medyaya sesleniyorum. Bizi haber yapmayan medya, şu ana kadar haber yapmayan medya taraflı medyadır. Bugün haber yapmasının sebebi de Tofaş ve Renault’un durmasıdır. Daha önce neredeydiniz? Artık Türkiye’de yalan haber yapan medya istemiyoruz. Artık doğru haber yapsınlar. İnsanlara doğruları anlatsınlar.” İşçi bu açıklamaları yaparken etrafındaki direnişçi arkadaşları öfkeyle “korkak medya, satılmış medya” diye haykırıyorlar. Bir başka işçi ise haber için fabrika önüne gelen muhabirlere şöyle diyor: “Sizin patronlarınız buradaki patronlarla anlaşıyorlar. Sizin paranızı reklâmlardan verdikleri için siz burada görüntüleri alıyorsunuz, onlar orada montajını yapıyor. Haberi reklâm gelirinden olmamak için yayınlamıyorlar.” Bir diğer işçi “İşsizlik rakamlarının ardından bizim grevimizin haberini veriyor, bu ne demek? Bize nankör demiş oluyor” derken arkadaşı ekliyor: “Bizim için iki buçuk milyar para alıyorlar diyorlar ama yok öyle bir şey!” Yani medya araçlarını tekellerinde tutan patronlar, toplumun ezici çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfının sesini duyurma olanaklarını yok etmeye çalışıyor, bunu yapamadıklarında ise eylemleri itibarsızlaştırmaya girişiyorlar.

Medyanın kimin tarafında durduğuna ilişkin bir başka örnekse Hürriyet gazetesinin 10 Haziran tarihli haberidir. “Türk Metal, 160 bin üyesine 100 milyon dağıtacak” başlıklı haberde Pevrul Kavlak’ın konu ile ilgili açıklamalarına uzun uzun yer veriliyor. Önce işçilere paranın nasıl dağıtılacağının anlatıldığı haberde şöyle deniyor: “Yaşanan süreçte sendika yönetimi olarak özeleştiri yaptıklarını da anlatan Kavlak, ‘Üyelerimizin daha katılımcı bir sendika talepleri var, bunu saygıyla karşılıyoruz. İki ay içerisinde genel kurulumuzu toplayıp bu konuda tatmin edici adımlar atacağız. Tüzüğümüzü de değiştireceğiz. Örgütlü olduğumuz tüm işyerlerine sandık koyacağız, böylece üyelerimiz kendi temsilcilerini kendileri seçecekler. Bugüne kadar şeffaftık, daha da şeffaf olacağız, daha da demokratik olacağız. 2017 yılındaki grup sözleşmesini hazırlarken, bölgelerde işçi arkadaşlarımızla toplantılar yapacağız, onların taleplerini taslağa koyacağız. Bundan sonra daha iyi sözleşmeler yapacağız, üyelerimizin ücretten kaynaklanan sorunlarını gidereceğiz.’ Kavlak, bu süreçte işten çıkarılan işçilerin işe geri alınması konusunda işverenlerle görüşme yaptıklarını belirterek, ‘bizim çabalarımız neticesinde işten çıkarılanların sayısı düşük bir seviyede kaldı. Yoksa daha çok işçinin işine son verilirdi’ dedi.”

Haberin devamında Kavlak’ın yalanları aktarılmaya devam ediyor: “Üye aidatlarının her bir kuruşunu büyük bir sorumlulukla muhafaza ettiklerini ve yatırıma dönüştürdüklerini anlatan Kavlak, bundan sonraki süreçte birikimlerin üyelere dağıtılması için atacakları adımları şöyle anlattı: ‘Sendikamızın sahip olduğu tüm tesisler işçi kardeşlerimize aittir. Türk Metal önemli bir ekonomik yeterliliğe ulaştı. Bundan sonraki süreçte birikimlerini üyelerle paylaşma yoluna gidecek. Bunun için Genel Kurulda karar alacağız. Artık yatırımlarımız üyelerimize dönecek. Tüzük değişikliğiyle ayni yardım yapmayı tüzük maddesi haline getireceğiz. Genel Kurulda alacağımız kararla, iki yıl için üyelerimize ayni yardım olarak ödenmek üzere 100 milyon liralık bir bütçe ayıracağız.”

Metal işçileri, mücadeleleriyle Kavlak’ı bu açıklamaları yapmak zorunda bırakmıştır. Ama Hürriyet bu gerçeğin üzerinden atlamayı tercih etmiş. Kavlak’ın bunca yalanından sonra gazete, her işçiye kaç para düşeceğini hesaplamak dışında tek bir kelime bile yorumda bulunmamış. Bir tek anlamlı soru sormamış. Tüm bunların bugüne kadar neden yapılmadığını sormamış. Kavlak’ın bir “kahraman” edasıyla anlattığı palavraları deşifre edecek hiçbir imada bulunmamış. 160 bin üyeli güçlü bir sendikanın neden işçilerin haklarını patronlardan söke söke almak yerine işçilere para dağıttığını sormamış. Türk Metal’in ulaştığı “ekonomik yeterlilik” ve “birikimin” bugüne kadar nerelere aktığı ile ilgili herkesin merak ettiği gerçekleri açıklamamış. İşten atılan işçileri geri aldırmak için içeride çalışan işçilerin birliğini ve gücünü göstermek yerine işverenlerle görüşmeyi tercih etmesinin nedenlerine değinmemiş. İşçilerin neden istifa ettiklerini, taleplerini anlatmamış. İşçileri patır patır istifa eden sendikanın “çıkardığı derslerin” ne olduğunu sormamış. Haberi, okuyanın aklına böyle sorular gelecek şekilde sunmamış. Gazete, haberiyle tüm bu soruların cevaplarını aramak yerine sadece Kavlak’ın açıklamalarına yer veriyor. Aslında tarafsızlık kisvesi altında Kavlak’la aynı tarafta durduğunu ortaya koyuyor.

Sermaye medyası, işçilerin mücadelesini karalamak için, eylemin dışarıdan kışkırtıldığını söyleyenlerin sesini işçilerden daha çok duyurdu. Eylemin zamanlamasının “manidar” olduğunu, yakında bitirileceğini söyleyen bakanların açıklamalarını ön sayfalardan verdi, haber bültenlerine taşıdı. İşçilerin moralini bozmak için fabrika sahiplerinin istekleri doğrultusunda yayın yaptı, eylemin devam ettiği fabrikalarda üretime geçildiğine dair yalan haberleri öne çıkardı. Bir Ford Otosan işçisi, duruma şu sözlerle isyan etmişti: “Dün akşam içeri girdik, bu doğru. Ama üretim başlamadı. Her tarafta ‘Ford’ta üretim başladı’ haberleri yapılıyor. Televizyon yalan söylüyor. Bu haberleri Koç, bile bile yayıyor. Amacı işçilerin moralini bozmak ve gerçekten üretime geçilmesini sağlamak. Lütfen bunu herkese duyurun. Facebook sayfanızda bu dediklerimi paylaşın. Sitenizde haberini yapın. Ford’da üretim olmadığını tüm metal işçilerine anlatın. Üretim falan yok! Bantlar dönmüyor. Daha taleplerimiz karşılanmadı bile. İçeride duruyoruz. Ne üretimi?”

Medyanın bombardımanı altında gerçekleri anlatmaya çalışan metal işçileri, ancak sosyalist basın ve sosyal medya yoluyla seslerini duyurmaya muvaffak oldular. Ancak bu alanda da saldırılar peş peşe geldi. Sosyalist basına ve örgütlere karşı türlü önyargılarla şartlandırılmış işçiler, mücadele alanlarında bu çevrelerle kurdukları sınırlı iletişim nedeniyle polis sorgularına maruz kaldılar. Çalışanlarını hapisle cezalandırarak, bazen katlederek, basım ve dağıtımına yasal ve fiili engeller getirerek, sansür uygulayarak sosyalist basının işçilere ulaşmasını önlemeye çalışan burjuvazi, işçileri sosyalist basına karşı kışkırtmayı da ihmal etmedi. Sosyal medya kanalları da sansürden nasiplerini aldılar. İnternet sitelerine ve işçi eylemleri haberlerine erişim engelleri getirildi. Sosyal medya hesapları terörle bağlantılandırılmaya çalışıldı. Sorguya çağrılan işçilere sosyal medyada paylaşmak ve yaymak üzere bilgi toplayıp toplamadıkları, bu paylaşımlar için direktif alıp almadıkları soruldu.

Elbette anlatılanlar, burjuva medyanın cibilliyetinin ne ilk ne de son örnekleridir. Türk Telekom işçileri 2007’de greve gittiler. Grevi karalamak isteyen burjuva medya işçilerin sabotajcı olduğunu duyurdu. Onları ekonominin altına bomba yerleştiren hainler olarak lanse etti. Çok yüksek ücret aldıkları halde nankörlük edip greve gittiklerini yazdı. Tekel işçileri, 2009-2010’da iş güvencesi için Ankara’nın soğuğunda aylarca sokaklarda direndiler. Onların mücadelesi topluma, “yan gelip yatıyorlardı, çok para alıyorlardı”, “bizim vergilerimizle aldıkları maaşlar helal değildir”, “Ankara barlarında bira içiyorlar” yalanlarıyla yansıtıldı. Telekom ve Tekel işçileri hakları için mücadele ederken yürütülen bu karalama kampanyasından örgütsüz geniş işçi kesimleri de etkilendi ve sonuçta sınıf kardeşlerine vermeleri gereken desteği veremediler. Şimdi aynı tehlike metal işçilerinin mücadelesi için de geçerlidir. Metal işçilerinin mücadelesi, işçiden işçiye büyüyerek ulaşmalıdır, burjuva medyanın ellerinde çarpıtılarak değil!

Mücadeleci metal işçileri, sermayenin emrindeki medyanın yapısını ve işlevini sorgulamak, sınıf kardeşlerine seslerini duyurmak, mücadelelerini anlatmak, güven ve güç vermek, onları bu mücadeleye katılmaya çağırmak zorundadır. Ancak bunlar bugünden yarına, kolayına başarılacak işler değildir. Her şeyin başı burjuvazinin yalan bombardımanını etkisiz hale getirmek ve mücadeleyi büyütme olanaklarını yaratmak üzere örgütlenmektir. Metal işçileri, onları sınıf bilinciyle ve mücadelenin sınanmış, doğru yöntemleriyle buluşturacak sınıf devrimcilerinin sesine kulak vermelidir.