Navigation

Şekerde Özelleştirme: İşçiler Haklarını, Toplum Sağlığını Kaybedecek!

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
“Yerli ve milli” olmak üzerine bu kadar laf edip mangalda kül bırakmayan AKP hükümeti, iktidara geldiğinden bu yana birçok devlet işletmesini özelleştirme yoluyla yabancı şirketlere sattı. AKP’nin bu icraatları, “yerli ve milli”lik meselesinin burjuvazi için ne anlama geldiğini açıkça göstermektedir. Şimdi de sıra Türkiye’nin çeşitli illerinde bulunan Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş’nin 14 işletmesine gelmiş durumda.

Milliyetçiliği kullanarak kitlelerin kendi politikalarını desteklemesini sağlamayı amaçlayan AKP-Erdoğan iktidarı neredeyse bir koro halinde her konuyu “yerli ve milli”lik meselesine bağlamış durumda. Yerli ve milli silahlar, yerli ve milli üniversiteler, yerli ve milli medya, yerli ve milli milletvekilleri, milli değerler, milli ve yerli otomobil üretimi gibi listeye birçok şey eklemek mümkün. Erdoğan ve ekibi, bir yandan “yerli ve milli” söylemini dillerinden düşürmezken, öte yandan söz konusu sermayenin çıkarları olunca birden yerlilik ve milliliği unutuveriyor.

“Yerli ve milli” olmak üzerine bu kadar laf edip mangalda kül bırakmayan AKP hükümeti, iktidara geldiğinden bu yana birçok devlet işletmesini özelleştirme yoluyla yabancı şirketlere sattı. Bunlardan bazılarını hatırlayacak olursak; 2005’te TÜRK TE­LE­KO­M’­un yüz­de 55’i Arap ser­ma­ye­si Oger Te­le­ko­m’a, TÜP­RA­Ş’­ın yüz­de 51’i 4,1 mil­yar do­la­ra İngi­liz Shell-Koç or­tak­lı­ğı­na sa­tıl­dı. 2006’da PET­Kİ­M’­in yüz­de 51’i 2 mil­yar do­la­ra Azeri So­ca­r’­a, TE­KEL’­in 6 adet si­ga­ra fab­ri­ka­sı 1,7 mil­yar do­la­ra Bri­tish&Ame­ri­canTo­bac­co’ya sa­tıl­dı. TE­KE­L’­in iç­ki bö­lü­mü­nü 2003’te alan yer­li Mey, üç yıl son­ra his­se­le­rini, al­dı­ğı fi­ya­tın 2,5 ka­tı­na AB­D’­li fon kuruluşu TPG’­ye dev­ret­ti. TPG beş yıl son­ra Me­y’­i çok daha yüksek bir fiyata İn­gi­liz Diage­o şir­ke­ti­ne sat­tı.

AKP’nin bu icraatları, “yerli ve milli”lik meselesinin burjuvazi için ne anlama geldiğini açıkça göstermektedir. Üstelik yukarıda saydıklarımız özelleştirilen ya da satılan işletmelerin çok az bir kısmını oluşturmaktadır. Bu satılan işletmelerden sonra şimdi de sıra Türkiye’nin çeşitli illerinde bulunan Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş’nin 14 işletmesine gelmiş durumda.

Son günlerde gündemden düşmeyen şeker fabrikalarının özelleştirilmesi meselesi üzerine hükümet tarafından bolca laflar edildi. Başbakan Binali Yıldırım kendisine şeker fabrikalarının durumu sorulduğunda şunları söyledi: “Şeker fabrikaları kapatılacakmış, şeker pancarı azaltılıp yok olacakmış, bütün bunlar yalan dolan, bu fabrikalar daha fazla kapasiteyle çalışacak, daha fazla pancar üreticimiz bu işten yararlanacak. Bütün çalışanların hakları sonuna kadar korunuyor. Diyelim ki özelleştirilen fabrikalarda çalışanlar isterlerse başka kurumlara geçebilecek veya orada çalışmak isterlerse beş yıl mutlaka çalışma garantisi var, çalışanımız tercihini kendi yapacak. Fabrika kapanmayacak, en az beş yıl üretime devam edecek. Nişasta bazlı şeker daha çok üretilecek diyorlar. Tamam, NBŞ denilen früktoz şurubunun sağlık açısından bazı sakıncaları olduğu tıp dünyasında konuşuluyor, ispatlanmış bir şey yok ama şüphe bile bizim için yeterlidir. Vatandaşımızın NBŞ hakkında olumsuz düşünceleri olduğunu biliyoruz, denetimini sıkı tutacağız. NBŞ’nin kotasını da düşüreceğiz. Kimse mağdur olmayacak, fabrikalar daha verimli çalışsın istiyoruz. Devlet ticaret yapamaz, daha önemli işleri var…”

Binali Yıldırım’ın verdiği beyandan biz anlıyoruz ki, her söylediğinin tersi bir durum olacak. Örneğin Sağlık Bakanlığı’nın oluşturduğu 12 bilim adamından müteşekkil bir kurul, bu konu hakkında araştırma yapmış ve kendi sitelerinde NBŞ’nin zararlarına dikkat çekmişler. Buna rağmen başbakan kanıtlanmış bir şey yok diyebiliyor. Daha önce özelleştirilen SEKA, TEKEL gibi kurumlarda çalışan işçilerin nelerle karşılaştıklarını, işsiz kaldıklarını gayet iyi biliyoruz. Bu kurumlar için de vaktiyle benzer söylemleri dile getirmişlerdi.

Daha önceki özelleştirme örneklerinde olduğu gibi, binlerce işçi ve aileleri işsizliğe mahkûm edilecek. Binali Yıldırım özelleştirilen şeker fabrikalarının beş yıl çalışma garantisi olacağından bahsediyor. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı sitesinde şöyle bir ibare yer almaktadır: “Alıcılara mevcut çiftçilerle asgari 5 kampanya dönemi boyunca pancar üretim sözleşmelerini devam ettirme zorunluluğu getirilmiştir. Bu düzenleme ile mevcut tüm çiftçilere pancar üretim sözleşmelerini devam ettirme imkânı sağlanacaktır.” Bu, pancar üreticilerinin tepkisini azaltabilmek için şartnameye eklenmiş maddedir. Denildiği gibi olsa bile beş yıl sonunda işçilerin ve pancar üreticilerinin durumu ne olacak? Deniliyor ki işçiler isterlerse başka fabrikalara geçebilecekler. Oysa işçiler, gösterilen fabrikalarda ya taşeron olarak çalıştırılacak, ya da geçici sözleşmeli işçi olarak çalışmaya mecbur bırakılacak. Bu fabrikalar işçilerin oturdukları yerlere ne kadar uygun olacak belli değil. Özelleştirmeye işten atmaların yanı sıra sendikasızlaştırma eşlik edecek ve onlarca yıl çalışmış işçilerin hakları yavaş yavaş gasp edilecek. Beş yıl sonrasında da fabrikaların kâr etmiyor diye kapatılması yüksek ihtimaldir. Daha önce yaşanan örneklerin çoğunda bu şekilde olmuştur.

Üstelik bu durum sadece şeker fabrikası çalışanlarını değil, bu işten ekmeğini kazanan binlerce işçiyi, emekçiyi de etkilemektedir. Pancar üreticileri, tarım işçileri, şeker üretimi için yan ürünler sağlayan sektör çalışanları da etkilenecektir. Şeker pancarından aynı zamanda hayvancılıkta kullanılan küspe denilen yem katkı maddesi de üretilmektedir. Dolayısıyla çiftçiler ithal yeme daha fazla muhtaç hale gelecektir. Aynı zamanda şeker pancarının nakliyesiyle ve yan ürünleriyle uğraşan birçok işçi, emekçi de olumsuz etkilenecektir.

Bu özelleştirme ile sermayeye kaynak aktarılırken, olan işçilere olacaktır. AKP hükümeti için özelleştirme ballı para akışı demektir. İşçilerin hak kaybına uğraması ise onlar için pek önemli değildir. İşçileri düşünüyormuş gibi çıkıp açıklamalar yapmaları tıpkı “yerli ve milli”lik meselesinde olduğu kadar inandırıcıdır. Ne de olsa sermayenin dini, dili, milliyeti yoktur. Gerisi teferruattır.

Yayınlanan raporlar özelleştirme talebinin dev gıda tekeli Cargill’den geldiğini açığa çıkarmıştır. Bu firmanın sahibi olan aile ABD’nin en zengin dördüncü burjuva ailesidir. Cargill; gıda, tarım, finans ve endüstriyel ürün sektörlerinde faaliyet gösteren küresel bir tekeldir. 70 ülkede 155 bin çalışanıyla faaliyet yürütmektedir. Türkiye’deki faaliyetlerinden birisi de Nişasta Bazlı Şeker üretmektir. Cargill’in Türkiye pazarına yönelik faaliyetleri yeni değildir. Şirketin talebi doğrultusunda yakın zaman önce NBŞ üretiminin kotası yüzde 10’dan yüzde 15’e çıkarılmıştır. Kendine bağlı yan kuruluşlar ve hissedarı olduğu kuruluşlarla birlikte, Türkiye’de NBŞ üretiminin yüzde 90’ını elinde bulunduran Cargill’e son 14 yılda Bakanlar Kurulu kararıyla 1 milyon 370 bin ton ekstradan kota verildi. Oysa birçok ülkede örneğin Fransa, Hollanda, Avusturya, İrlanda, İsveç, Yunanistan, Portekiz, Slovenya, Danimarka ve İngiltere’de NBŞ üretimi yasaktır. Avrupa’da kişi başına NBŞ tüketimi yıllık 1-1,5 kg civarındayken Türkiye’de 6,5 kg civarındadır. ABD Gıda ve İlaç İdaresi obeziteyi etkilediği gerekçesiyle NBŞ kotasını %10’dan %2’ye düşürdü. Çoğu ülkede kota ortalama yüzde 1,5 civarlarında. Türkiye’de ise 2001 yılında çıkarılan Şeker Yasası ile NBŞ kotası %10 olarak belirlenmiş ve Bakanlar Kuruluna bu miktarı %50 artırma ve azaltma yetkisi verilmiştir. Bakanlar Kurulu da bu yetkiye dayanarak NBŞ kotasını neredeyse her yıl artırarak %15’e çıkarmıştır. Şeker fabrikalarının kapatılmasına yönelik tepkiler artınca, hükümet birkaç gün önce kotanın %5’e düşürüleceğini açıklamıştır. Ancak Bakanlar Kurulunun iki dudağı arasındaki bu kararın, özelleştirme sonrasında hiç çaktırmadan değiştirilip kotaların tekrar yükseltilmesi kuvvetle muhtemeldir.

Dünyanın birçok yerinde NBŞ kullanımına kısıtlama getirilirken Türkiye’de yaygın kullanımı mevcuttur. Meşrubatlar, gazlı içecekler, unlu mamuller, tatlılar, hazır ve işlenmiş gıdalar ve daha sayamayacağımız kadar birçok gıda ürünlerinde NBŞ kullanılmaktadır. Çünkü NBŞ, pancardan ve şeker kamışından elde edilen şekere göre hem daha ucuz hem de çok daha tatlıdır. Früktoz şurubu olarak da adlandırılan bu ürünün sıvı oluşu da gıda firmalarının tercih sebeplerinden birini oluşturuyor. Gıdaların raf ömrünü uzatmak gibi bir maharetinin de olması onu kapitalistler açısından tercih edilir kılıyor.

Sağlık Bakanlığı bilim kurulunun hazırladığı raporda NBŞ’nin obezite, obeziteye bağlı kanser türleri, karaciğer yağlanması, alzheimer, gut hastalığı, insülin direnci ve şeker hastalığına yol açtığına dair bilgiler veriliyor. Buna rağmen Binali Yıldırım NBŞ hakkında olumsuz yorum yapanlara verip veriştiriyor. Oysa tıp dünyası, şeker pancarından üretilen şekere göre, mısırdan üretilen şekerin yani NBŞ’nin 10 kat daha zararlı olduğunu söylüyor.

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin çok yönlü zararlarının olduğunun altını çizelim. İşçilerin haklarının gasp edileceği, sendikasızlaştırmanın yaşanacağı, on binlerce işçinin ve ailelerinin mağdur edileceği aşikârdır. Şeker pancarının üretimi kısıtlanıp NBŞ’nin üretimi çoğaltılacağı için toplum sağlığına yönelik tehlike de artacaktır. Özelleştirme meselesine işte tüm bu boyutlarıyla bakılmalıdır.