Navigation

Örtülü Başkana Örtülü Ödenek

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Erdoğan’ın fiili başkanlık süreci tam gaz devam ediyor. Fiili başkanlığı resmi başkanlığa dönüştürme sevdası ise uğruna her şeyi yapabileceği bir saplantı haline geldi çoktan. Bulduğu her fırsatta halkın oylarıyla seçildiğini söyleyerek kendisinde her türlü yetkiyi gören Erdoğan’ın pek çok olayda fiili başkanlığına tanık olduk: Kendine saray inşa ettirmesi, ayağının tozuyla Bakanlar Kurulunu toplaması, hükümetin “müzakere süreci”ne ilişkin adımlarına müdahale etmesi, Hakan Fidan’ın adaylığını geri çektirmesi, katıldığı her açılışta, her toplantıda nutuklar atması, AKP’den önce seçim çalışmalarını bizzat başlatması, başkanlık sistemini AKP’nin seçim beyannamesinin ana maddesi yaptırması, bulunduğu makamın sözde tarafsız bir makam olması gerekirken her fırsatta tarafını özellikle belli etmesi, işi AKP aday listelerini belirlemeye kadar vardırması, Cumhurbaşkanlığı bütçesinin %97 oranında arttırılması ve son olarak da Cumhurbaşkanlığı’na örtülü ödenek tahsis ettirmesi. Tüm bu örneklerde bir cumhurbaşkanı değil “başkan baba”dır karşımızdaki.

Ak Saray’ın inşaaşı için harcanan yüz milyonlar hâlâ hafızalardayken, saray için yapılan düzenli harcamaların devasa boyutlara ulaşmasıyla 2015 yılı bütçesinde en fazla artış %97 ile Cumhurbaşkanlığı bütçesinde yapıldı. Sözde büyük devlet olmanın bir gereği olarak sunulan bu artış Erdoğan’ın “başkan baba” olma hayalleri için yetersiz olacak ki, 27 Martta sabaha kadar görüşülen torba yasanın içine tıkıştırılan bir son dakika önergesiyle oldubittiye getirilerek Cumhurbaşkanlığı’na örtülü ödenek tahsis edilmesi sağlandı. Böylece Erdoğan, yapacağı harcamalar için kimseye hesap vermek zorunda olmadığı bir ek bütçeye sahip oldu.

Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, böylesi bir ödenek çıkarılması bir anayasa ihlalidir. Çünkü örtülü ödenek bu son değişiklikten önce kamu mali yönetimi ve kontrol kanununun 24. maddesinde “Kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri, devletin milli güvenliği ve yüksek menfaatleri ile devlet itibarının gerekleri, siyasi, sosyal ve kültürel amaçlar ile olağanüstü hizmetlerle ilgili devlet icapları için kullanılmak üzere Başbakanlık bütçesine konulan ödenektir” şeklinde tanımlanmaktaydı. Değişiklikle birlikte, yasaya, aynı ödeneğin Cumhurbaşkanlığı’na da verileceği ibaresi eklendi. Oysa Anayasaya göre devletin “kapalı istihbarat ya da kapalı savunma hizmetleri” Cumhurbaşkanı’nın sorumluluğunda değildir. O halde neden şimdi Cumhurbaşkanı’na böyle bir ödenek çıkarılması ihtiyacı doğmuştur? Bu soruya Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz bakın nasıl cevap veriyor:

“Bugüne kadar Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilmiyordu. Halk tarafından seçilen bir Cumhurbaşkanı’ndan beklentilerin de daha fazla yükseldiğini, halkla ilişkilerinin, toplumla ilişkilerinin daha farklı bir düzeye geldiğini de görmemiz gerekiyor... Cumhurbaşkanlığımızın daha aktif bir şekilde görev icra etmesi, halk tarafından doğrudan seçilen bir kişilik olarak halkla ilişkilerinin daha da yoğunlaşması normal bir durumdur ve bunda hiçbir yadırganacak durum yok.”

Peki Kalkınma Bakanı’nın sözünü ettiği Cumhurbaşkanı’nın “daha aktif bir şekilde icra etmesi” gereken görevler ne tür görevlerdir ki “örtülü” yani gizli ödenekten finanse edilsin? Cumhurbaşkanı’nın “halkla ilişkiler”inin bununla ne alâkası vardır? Elbette yoktur. Anlaşılan o ki Erdoğan “başkan babalığın” bir gereği olarak devletin gizli işlerini saraydan yürütebilmek, hatta gerekirse bizzat kendisine bağlı çalışacak istihbarat birimleri oluşturmak istemektedir. Böylece resmen başkan olamaması durumunda fiili başkanlığını daha da sağlamlaştıracak adımlar atmaktadır. Erdoğan’ın başbakanlık döneminde örtülü ödenekten her yıl artan oranda harcama yapmış olduğunu düşündüğümüzde “başkan baba” olarak nasıl bir icraatı olacağını tahmin etmek zor değil.

Cumhurbaşkanlığı’na örtülü ödenek tahsis edilmesinin Erdoğan’ın başkanlık arzusuyla örtüşmesi bir tarafa, örtülü ödenek zaten başlı başına bir sorundur. Yasa gereği genel bütçe gelirlerinin binde 5’i olarak belirlenen örtülü ödeneğin nereye harcandığını Başbakan ve onu kullanan dışında kimse bilmediği gibi, kimsenin hesap sormaya yetkisi de yoktur. Yapılan harcamalara ilişkin belge tutma zorunluluğu da bulunmamaktadır. Nitekim bugüne kadar milyonlarca lira harcanmış, bu paraların nereye gittiğinin hesabını veren olmamıştır. Bu nedenle de Türkiye’de 1927 yılından beri mevcut olan örtülü ödeneğin nerelere ne kadar harcandığını kesin olarak bilmemize imkân yok. Ancak yine de geçmişten bugüne ifşa edilen birtakım bilgiler, olaylar vb. sayesinde örtülü ödeneğin kişisel menfaatlerin yanı sıra asıl olarak devletin gizli ve kirli işlerinin görülmesi için kullanıldığını biliyoruz.

Örneğin Kürt halkına yönelik katliamların, köy boşaltmaların, baskıların en çok yaşandığı 90’lı yıllarda, özellikle Çiller döneminde tam da bu amaçla kurulmuş olan JİTEM’e örtülü ödenekten kaynak aktarıldığı biliniyor. “Ecevit bir belgesel için verdiği röportajda, dönemin Genelkurmay Başkanı’nın JİTEM’e aktarılmak üzere kendisinden para istediğini itiraf etmişti.” (Özgür Gündem, 02.04.2015)

Örtülü ödeneğin nerelerde kullanıldığına ilişkin bir başka çarpıcı örnek ise 1996 yılında yaşandı. İsrail şirketi tarafından Emniyet Genel Müdürlüğüne “hibe edilen” ama sonra da kaybolduğu söylenen silahlardan bazılarının 1996’daki Susurluk kazasında ortaya çıkması üzerine konu hakkında dava açılmıştı. Dava sürecinde bu silahların aslında hibe edilmediği, 50 milyon liralık bir ödeme gerçekleştirildiği ortaya çıkmıştı. Pek çok faili meçhul cinayette kullanılan bu silahlar için yapılan ödeme çok açık ki örtülü ödenekten sağlanmıştı.

Örtülü ödeneğin “devlet işleri” için değil kişisel ve keyfi harcamalar için de kullanıldığı malûmdur. Bunun örneklerinden biri de Parsadan örneğidir. 1995 yılında Çiller’i telefonla arayan dolandırıcı Selçuk Parsadan, emekli Orgeneral Necdet Öztorun’un sesini taklit ederek Kemalistler Derneği için dönemin parasıyla 5,5 milyar para istemiş, bu isteği hemen ertesi gün yerine getirilerek örtülü ödenekten hesabına yatırılmıştı.

Daha da eskilere gidecek olursak 1961’de Adnan Menderes’in Yassıada yargılamalarına konu olan örtülü ödenek kullanımı, zihniyetin 60 yıl önce de aynı olduğunu gösteriyor. Adnan Menderes başbakanlığı döneminde iktidarını destekleyen yazarlara, gazetecilere örtülü ödenekten düzenli olarak para aktarmış, ayrıca kendi kişisel harcamaları için de ödeneği kullanmıştır. Üstelik yaptığı harcamaların “normal” oluşundan o kadar emindir ki, zorunlu olmadığı halde ödemelere ilişkin bütün makbuzları, belgeleri vs. biriktirmiştir!

Örtülü ödeneğin bütçedeki payı AKP’nin iktidarda olduğu dönemde muazzam bir artış göstermiştir. Başbakanlık faaliyet raporlarına göre, 2013 yılında örtülü ödenek kapsamında 624 milyon TL, 2014 yılında ise 718 milyon TL harcanmıştır. Üstelik bu para örtülü ödeneğin sadece Başbakanlığa ait olan kısmı. Bunun haricinde Emniyet’in ve MİT’in de örtülü ödenek kapsamında yaptığı harcamalar vardır. Bu harcamaların önemli bir bölümünün nerelere yapıldığını, son yıllarda Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere baktığımızda anlamak mümkün. “Büyük Türkiye” kılıfıyla emperyalist emellerini hayata geçirmek isteyen Türk devleti, başta Suriye olmak üzere Ortadoğu ülkelerinin kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirilmesi için aktif rol oynadı. Suriye’ye giden tırların içinde ne olduğu ve hükümetin tırların aranmasına neden bu kadar kızdığı herkesin malûmu. İşte bu tür örtülü faaliyetler örtülü ödenekten finanse edilmektedir.

Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı üzere, örtülü ödenek, ezenlerin ezilenler üzerindeki tahakkümünü arttırmak için kullanılmaktadır. Bir tarafta milyonlarca insan işsizlikle, yoksullukla boğuşurken, diğer tarafta işçi ve emekçilerden toplanan vergiler örtülü ödenek adı altında, savaşa ve her türlü melânete harcanmaktadır. Şimdiye kadarki bütün iktidarların kullandığı bu ödeneği AKP ve Erdoğan çok daha pervasız bir şekilde kullanıyorsa bu işçi sınıfının örgütsüzlüğündendir. Kapitalist düzeni örtüleriyle birlikte yıkmak için işçi sınıfını örgütlemek sınıf devrimcilerinin görevidir.