Navigation

Mart 2008 tarihli yazılar

Statükoculuk, Liberalizm ve Türk Tipi Burjuva Demokrasisi Üzerine Notlar /III

Mehmet Sinan’ın yazısının üçüncü bölümünü yayınlıyoruz.

Efsaneden Gerçekliğe Newroz

Aslında bir efsaneyle başlıyordu Newroz! Bundan binlerce yıl evvel eski kabilelerin kutladıkları bir bayram niteliğinde olan Newroz mitolojisi, günümüzde özgürlük tutkusuyla bütünleşmiştir.

Bizleri birbirimize düşürüyorlar

14 yıl önce 2 Temmuzda Sivas’ta 33 aydın hunharca katledildi. Herkes anlatırdı nasıl yakıldıklarını, niçin yaktıklarını bu 33 aydını… Evet onlar ancak böyle kundaklayabilirler 33 canı.

Kapitalizmin Hal ve Gidişatı

Uzun süredir çeşitli yazılarımızda döne döne vurguladığımız önemli bir gerçeklik var. Kapitalist sistem artık tarihsel bir gerileme ve durgunluk eğilimi içine girmiş bulunuyor. Bu eğilim, kapitalist ekonomideki kısa dönemli iniş çıkış döngülerinin çok ötesine geçen uzun dönemli bir düşüş dalgası yaratmıştır. Kapitalist işleyişin olağan periyodik krizlerinden ayırt etmek ve çarpıcı biçimde ifade etmek gerekirse, bu bir sistem krizidir.

Newroz İsyandır

Korkunun ecele faydası yok, kan emici asalaklar! Kürt halkının haklı mücadelesi kazanana kadar devam edecek. Ve sizin sömürü düzeniniz elbet bir gün yerle bir olacak. Sizin cehenneme çevirdiğiniz Ortadoğu’ya ve bütün dünyaya barış işte o zaman gelecek.

Kapitalist Ekonomide Kriz Çanları

Önümüzdeki süreç, gerçekten de büyük altüst oluşlara gebedir. Ancak bu altüst oluşun sınıf mücadelesinin yükselmesini ve devrimci durumların ortaya çıkmasını içerdiğini de unutmamak gerekiyor. Savaşın nasıl gelişeceğini tayin edecek olan temel etmen kesinlikle sınıf mücadelesidir. Eğer işçi sınıfı uluslararası düzeyde örgütlü bir güç olarak ayağa kalkarsa, kapitalizmin bunalımına devrimci bir cevap verir ve savaştan bir işçi devrimi doğar.

Bilim ve Teknoloji Patent Esaretinde

150 yıl önce Marx ve Engels, mum ışıkları altında o muazzam dehalarıyla bunun hayalini kurmuşlardı. Dehaları, insanlığa duydukları sevgi ve inanç onları yanıltmadı, bugün tüm öngörüleri doğrulanmış durumda. Bugün tüm bunlar çok büyük ölçüde mümkün. Bu olanakları hayata geçirebilmenin önündeki tek engel ise, onların 150 yıl önce saptadıkları gibi, kapitalist üretim ilişkileri.

Davos Zirvesi ve “İnsancıl Kapitalizm”

Bu yılki zirveye toplam 88 ülkeden 2 bin 500 kişi katıldı. Bunların 27’si devlet ve hükümet başkanı, geri kalanı ise çeşitli emperyalist örgütlerin veya tekellerin yöneticileri, uzmanlarıydı. Dünyanın en büyük 100 sermaye grubundan 74’ünün üst düzey yöneticileri de toplantıdaydı. Bu açıdan Davos Zirvelerini, dünya kapitalizminin gidişatının değerlendirildiği ve yeni döneme ilişkin perspektiflerin tartışıldığı toplantılar olarak tanımlayabiliriz.

Yenilgiler Bir Daha Yenilmemek İçindir

1984-85 İngiliz Madenciler Grevi

Tüm çabalarına ve militan mücadelesine rağmen İngiliz madencilerinin yenilgisinin baş sorumlusu hiç kuşkusuz sendikal bürokrasi ve onun siyasal ifadesi olan reformist İşçi Partisi idi. İngiliz madenci grevi tarihteki diğer benzer yenilgiler gibi şu gerçekliğin altını bir kez daha çizdi: İşçiler ekonomik mücadele aracılığıyla kendiliğinden devrimci bir sınıf bilincine erişemezler. Bunun için işçilerin devrimci bir önderliğe ihtiyaçları vardır.

Kadıköy’de Irak İşgali Protesto Edildi

Irak’ta 5 yıldır devam eden emperyalist işgali protesto etmek için İstanbul Meslek Odaları Koordinasyonunun (İMOK) Kadıköy’de düzenlediği eyleme, meslek odalarının yanı sıra TKP, EMEP gibi sol partiler, bazı sendikalar ve çeşitli devrimci örgüt ve dernekler katıldı.

Bir ağaç gibi hür ve bir orman gibi kardeşçesine!

Kapitalistler insanların bireysel özgürlüğünü savunduklarını iddia ediyorlar. Bu doğrultuda da insanları bireyciliğe ve bencilliğe itiyorlar.

Susacaksın

Nereye kadar susacaksınız?
Gölgenizden bile korkuyorsunuz.
Sizler atmadınız mı dünyaya onları?
Bir parça ekmek üç tane zeytin için.
Çocuklar sizlerin tohumu değil mi?
Adil mi onların yüzünü asmak?

Başkalarını Ezen Uluslar Özgür Olamazlar!

Mart ayının 21’inde kutlanan Newroz bayramı, yıllarca boyunduruk altında ve kimliksiz yaşamak zorunda kalan Kürtlerin baskılara karşı verdiği mücadelenin simgesi haline gelmiş, 20 yılı aşkın bir süredir devam eden son ayaklanmayla birlikte sadece baharın gelişini değil, aynı zamanda Kürt ulusunun kurtuluş özleminin de körüklendiği bir güne dönüşmüştür.

Kadıköy’de 8 Mart Mitingleri

Birkaç yıldır farklı yaklaşımlar nedeniyle parçalı kutlanan 8 Mart, böylece bu yıl da yine parçalı bir şekilde kutlanmış oldu. 8 Mart’ın bir kadın eylemi olduğunu ve eyleme sadece kadınların katılması gerektiğini savunan gruplar, erkekleri tamamen dışlayan bir tutum sergiliyorlar.

Cezaevleri Ağzına Kadar Doldu!

Kapitalist düzen çürüdükçe toplumu da çürütüyor ve ürettiği çürümenin üzerini örtmek için insanları dört duvar arasına hapsediyor. Milyonlarca insan asgari ücretle çalışacak bir iş bulmak için bile aylarca hatta yıllarca beklemek zorunda kalıyor. İnsanlar açlığa mahkûm edildikçe, hırsızlık, kapkaç, fuhuş da doğal olarak artıyor. Tüm bunlara ek olarak, devletin muhalif gördüğü herkesi “etkisiz hale” getirmek üzere zindanlara tıkma çabası sonucunda, son bir yıl içinde cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı 70 binden 93 bine çıktı.

Emekçi Kadınlar ve Emperyalist Savaşlar

Bugün de, Asya’dan Amerika’ya, Avrupa’dan Afrika’ya, dünyanın dört bir yanında kapitalist-emperyalist sisteme ve onun yarattığı kanlı savaşlara karşı mücadele eden devrimciler arasında on binlerce kadın bulunuyor. Onlar işçi sınıfının kadınıyla erkeğiyle en geniş kesimlerinin bu kanlı sömürü sitemine son vermek üzere mücadeleye atılmasını sağlamak için savaşım veriyorlar. Yine günümüzde sömürgeciliğe karşı yükseltilen ulusal kurtuluş mücadelelerinde yer alan Filistinli, İrlandalı, Kürt kadınlar da erkeklerle omuz omuza savaşıyorlar.

Fotoğraflarla Emperyalist Savaşın Dehşeti

ABD emperyalizminin 64 yıl önce Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombalarının yarattığı dehşetin yeni fotoğrafları yayınlandı. Katledilen, toplu mezarlara gömülen, vücutları kavrulan insanlar ve yerle bir olmuş şehir görüntüleri emperyalist savaşın o korkunç yüzünü tüm çıplaklığıyla açığa vuruyor. Bugün de başını ABD’nin çektiği emperyalist savaş tüm dünyaya yayılıyor.

Savaş güzel bir şey mi?

Savaş güzel bir şeymiş gibi anlatılıyor bizlere, ama aslında öyle olmadığını babalarımızın, ağabeylerimizin veya yakınlarımızın karşımızda o ölü yatan, o sararmış yüzlü ve soğuk cenazelerini görünce anlarız.

Parasız Sağlık mı?

İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü resimdeki afişi birçok işçi mahallesine asmış. Veremli hastaları bulmak, tedavisi için imkânlar sağlamak ve hastalığı en aza indirmek için yol kat etmekmiş amaç.

Can Veriyoruz

Arabaya bakarsın
Ne konforlu ne güzel dersin
Bir de kliması varsa
Keyfine diyecek yok.
Düşünür müsün kim yaptı diye?
Gecesini gündüzüne katan binemez 
O arabaya
Oysaki her vidasında
Yapanın isyanı vardır.

Bataklığı Kurutmak

Hepimiz bir bataklığın ne tür zararları olduğunu az çok biliyoruzdur.

Haksız Savaşa Son!

Türkiye’deki en yakıcı siyasal sorun olan Kürt sorununun çözümü için temel şart, öncelikle inkâr, imha ve zorla asimilasyona dayalı geleneksel devlet siyasetine son verilmesi ve Kürt halkının ulusal-demokratik taleplerinin karşılanmasıdır.

Ergenekon’dan Çıkanlar

AKP ve ordu arasındaki güç dengesinde yaşanan kaymalar ve oluşan yeni uzlaşma zemini üzerinde gerçekleşen Ergenekon operasyonuyla ıskartaya çıkarılacak yapılanma nihayetinde sınırlıdır ve başka türlü olması da beklenemez. Türkiye’nin çelişkileri, nispeten durmuş oturmuş Avrupa ülkelerinden çok daha keskindir ve bu coğrafyada başka türlüsü de olmayacaktır. Bu nedenle Türkiye’de hiçbir zaman, bıraktık kapitalizmde asla mümkün olmayan tam bir temizliği, Avrupa’daki Gladio temizliği tarzı bir operasyon dahi olamaz.

Laiklik Kisvesine Bürünmüş Gericilik

ikiyüzlü “özgürlükçü”lerin tersine, tutarlı demokratlar olarak Marksistler, demokratik hak ve özgürlükleri en gelişmiş biçimleriyle savunmalarının yanı sıra, insanların dinsel inançlarından ötürü kamusal haklarından mahrum edilmesine de karşı çıkarlar. Tüm demokratik sorunlarda olduğu gibi bu sorunda da Marksistlerin görevi, soruna gözlerini kapamak veya burjuvazinin şu ya da bu kesimine yedeklenmek değil, işçi sınıfının bağımsız örgütlülüğü temelinde hak ve özgürlükler mücadelesini yükseltmektir.

DİSK 13. Genel Kurulunda Değişenler, Değişmeyenler

Bugün DİSK dâhil hiçbir sendikada işçiler sendikalarını denetleme hakkına sahip değiller. İşçiler sadece birer “oy” olarak görülüyorlar. İşçi sınıfını bağımsız sınıf çıkarları ekseninde örgütleyecek militan bir sendikacılık anlayışını yeşertmek, sendikaların tepelerinden gerçekleşmeyecektir. Bu ancak, işçilerin sendika tabanlarında, fabrikalarda ve işçi semtlerinde yorulmadan, sabırla yürüttükleri faaliyetler sayesinde yeşerebilecektir.

İş Cinayetlerine Karşı Örgütlü Mücadeleye!

Uzun çalışma saatleri, fazla mesailer, iş ritminin hızlandırılması, alınmayan güvenlik önlemleri, patronların bitmek tükenmek bilmeyen kâr hırsı ve taşeronlaşma...