Navigation

Erdoğan’ın Kıbrıs Çıkartması

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Başbakan 20 Temmuzda sözde barış kutlamaları vesilesiyle Kuzey Kıbrıs’a düzenlediği ziyarette, adanın geleceğine ilişkin olarak Türkiye’nin emperyal politikalarından ödün vermeyeceğini duyurdu ve “haklıyız”, “güçlüyüz” nutukları attı. Kuzey Kıbrıs’a sermaye yatırımları yapacaklarını belirten Erdoğan, “Türkiye’nin KKTC’nin kararlıca arkasında olduğunu” vurguladı. Ada halkını aşağılayan Erdoğan, Rumlara “bunlar çağlarının çok gerisinde yaşıyorlar” derken, Kıbrıslı Türklere de “marjinal, besleme” demekten geri durmadı.

Erdoğan’ın ziyareti adeta ikinci bir Kıbrıs çıkartması havasında geçti. Günler öncesinden Kuzey Kıbrıs yönetimi ziyareti medya eliyle abarttıkça abarttı. Yol boyunca panolara hoş geldiniz ilanları asıldı. Gazeteler tam sayfa ilanlarla başbakanın gelişini duyurdu. Erdoğan’ın geçeceği güzergâh temizlendi, mitinge gelen kalabalığa “Türkiye Seninle Gurur Duyuyor!” sloganı attırıldı. Erdoğan adaya adım attığı andan itibaren sıkı güvenlik önlemleriyle ve kraldan çok kralcı bürokratik elitle çevrelendi.

Adadaki konuşmalarına saldırgan bir üslubun ve statükocu argümanların hâkim olduğu Erdoğan, 2012 Temmuzunda AB dönem başkanı olacak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımadıklarını, aynı masaya oturmayacaklarını ve dolayısıyla da AB ile ilişkileri donduracaklarını belirtti. 2012 yılı içerisinde Kıbrıs sorununun çözümü için referandum yapılmasının son şans olduğunu söyleyen Erdoğan, aksi takdirde Kıbrıs sorununun çözümü konusunda ne AB’yi ne de “Rum Yönetimi”ni tanırız dedi. Türkiye’nin garantörlüğe devam edeceğini ve Türk ordusunun adadan çıkartılmasına onay vermeyeceklerini, 2004 yılında Annan Planında Rum yerleşimine açmayı kabul ettikleri Güzelyurt ve Karpaz’ı artık müzakere etmeyeceklerini, iki devletli, iki toplumlu eşit bir yapı temelinde referandum istediklerini söyledi.

1974 yılından bu yana kuzeyi Türkiye’nin işgali altında olan Kıbrıs’ta, sorunun çözümüne yönelik müzakereler yıllardır bir adım ileri, iki adım geri temposuyla devam ediyor. Yunanistan ve Türkiye iki devletli, iki toplumlu, federal bir çözümden yana olduklarını beyan etmekle birlikte, her iki kesim de güç paylaşımı konusunda onlarca maddede anlaşmaya yanaşmıyorlar. Yunanistan, AB üyesi olan Rum kesiminin pazarlıklardan avantajlı çıkmasına dönük bir siyaset izliyor. Türkiye ise Akdeniz üzerindeki stratejik konumunu Kıbrıs vesilesiyle sürdürmek, haksız işgalin yarattığı fiili durumu avantaja dönüştürmek istiyor. Erdoğan Kıbrıs’ta yaptığı konuşmada Yunanistan’ın durumuna dikkat çekti ve krizde olan Yunanistan’dan sonra “Kıbrıs Rum Yönetimi”nin de aynı yola gireceğini söyleyerek ve Türkiye’nin “güçlü konumu”yla övünerek, güneydeki Kıbrıs Cumhuriyeti’ne, Yunanistan’a ve hatta AB’ye rest çekti.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Larnaka kenti yakınlarındaki askeri üste meydana gelen patlama sonucunda elektrik santralleri zarar görmüş ve güneyde ciddi bir elektrik sıkıntısı meydana gelmişti. Bu durumda Rum kesimi Kuzey Kıbrıs’tan elektrik alarak sorunu gidermeye çalıştı. Erdoğan’sa kimi papazların Türk kesiminden elektrik alınmasını protesto etmesini, bütün Rum kesimi aynı milliyetçi ve şoven düşünce yapısına sahipmiş gibi gösterdi. Yaptığı konuşmada Rum kesimini “bunlar çağlarının çok gerisinde yaşıyorlar” diyerek aşağıladı.

Peki, bu saldırgan siyaset gerçekten Kıbrıs Türk halkının çıkarlarına mı hizmet ediyor? Kesinlikle hayır! “Güçlü Türkiye”nin bırakalım Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını, Türkiyeli işçi ve emekçilerin çıkarlarına uygun bir siyaset izlemediğini bizler çok iyi biliyoruz. AKP hükümetinin seçim sonrasındaki ilk icraatlarından biri kıdem tazminatının kaldırılması ve esnek çalıştırmanın yasalaşmasına dönük çalışmalara hız vermek olmuştur. Ayı şekilde, TC güdümünde uygulanan kemer sıkma programlarıyla ve özelleştirme saldırısıyla, Kıbrıs Türkleri daha düşük ücretlere, sosyal hak gasplarına ve işsizliğe mahkûm edilmişlerdir. Erdoğan ve TC, Kıbrıs Türk halkının bütün bunlara gözlerini kapayarak razı olmasını istemekte, ses çıkaranı da “marjinal, besleme” ilan etmektedir. Erdoğan adaya gittiğinde “KKTC”yi kalkındırmaktan, Kıbrıs’a yeni yatırımlar yapmaktan söz etti. Anamur’dan Kıbrıs’a deniz altından döşenecek su kanalıyla Kıbrıs Türklerinin su problemini çözeceklerini söyledi. Kıbrıs’ta yeni özel üniversiteler kurmayı ve turizm konusunda yeni yatırımlar yapmayı vaat etti. Özetle, Kıbrıs sorunun çözümünü Kıbrıslı Türkler açısından ekonomik yatırımlara indirgedi.

Oysa Kıbrıslı işçi ve emekçiler, sendikalar ve emekten yana siyasi yapılar her fırsatta siyasi çözümden ve barıştan yana olduklarını, çözümün ada halkının kendi kaderini tayin etmesinden geçtiğini açıklıyorlar. Ocak ayında düzenledikleri “Toplumsal Varoluş Mitingi”nde on binlerce Kıbrıslı Türk işçi ve emekçi, Türkiye’nin içişlerine karışmasına karşı olduklarını açıklamışlardı. Bu mitingi katılanları “hain beslemeler” olarak niteleyen başbakan, Kıbrıslılara tehdit yağdırmaktan geri durmamıştı. Erdoğan’ın son ziyaretinde de benzer bir durum yaşandı. Sendikalar, Türkiye’nin Kıbrıs konusunda izlediği politikaları protesto etmek üzere hazırlıklara giriştiğinde, Kuzey Kıbrıs hükümeti Erdoğan’a dikensiz gül bahçesi sunmak için sendikaları bastı, sendikacıları gözaltına aldı. Hükümet Erdoğan karşısında güç duruma düşmemek için Kıbrıslı Türklerin eylemlerine yasak koydu. Bütün baskılara rağmen Kıbrıslı işçi ve emekçiler Hamitköy’de ve KTHY binası önünde toplanarak protesto eylemi düzenlemeye kararlı olduklarını göstermişlerdi. Fakat bu duruma da tahammül edemeyen polis saldırıya geçerek kitleyi zorla dağıtmaya girişti. Erdoğan, 20 Temmuz konuşmalarında, sendikaların ve siyasi partilerin düzenledikleri eylemlere ilişkin olarak, “aramıza fitne fesat sokmak isteyenlere sakın ha aldanmayınız. Biz et ve tırnak gibiyiz. Kim bu vücudun azalarını, uzuvlarını birbirinden ayırmak istiyorsa yanlış bir yoldadır” diyerek tehditler savurdu.

Erdoğan’ın kullandığı saldırgan dil, TC’nin izlediği emperyal politikaların bir yansımasıdır. TC ulaştığı konumla bölgesel sorunlarda kendi gücünü hissettirmeye çalışıyor, çıkarlarından taviz vermeyeceğini dile getiriyor. Filistin’de, Suriye’de, Mısır’da, Libya’da olduğu gibi Kıbrıs’ta da barış ve halkların kardeşliği temelinde değil, emperyal çıkarlar paralelinde genişlemeye ve üstünlük elde etmeye yönelik politikalar yürütüyor. Nitekim bir burjuva kalemşor, “Başbakan «Yeni Kıbrıs Manifestosu»nu Tanımladı! Türk Halkı rahatladı!” başlığıyla yazdığı köşe yazısını, açık konuşmaktan çekinmeyerek şu cümlelerle bitiriyor:

“Kıbrıs konusunda bir vatandaş olarak endişelerim, Başbakan Erdoğan’ın YENİ KIBRIS MANİFESTOSU ile rahatlama yoluna girdi. Bu manifestoyla 2012 sonrası tek bir yol kalıyor; KKTC toprakları «Türkiye’nin yeni vilayeti» olabilir! Yaşasın tam bağımsız güçlü emperyal Türkiye...” (Yiğit Bulut, 20/07/2011)

Görüldüğü gibi, TC’nin ve AKP hükümetinin derdi, Kıbrıs Türk halkının çıkarları temelinde bir çözümü gerçekleştirmek değildir. Emperyalist güçlerin ve Türkiye ve Yunanistan’ın burjuva çıkarlar temelinde ortaya koydukları sözde çözüm planlarının Kıbrıs halkının sorunlarını çözmesi ve taleplerini karşılaması beklenmemelidir. Bu güçler çözümün aktörleri değil bizzat sorunun nedenidirler. Kıbrıs sorununun gerçek ve kalıcı çözümü ancak Kıbrıslı işçi ve emekçilerin enternasyonalist bir perspektifle hareket ederek, adanın kaderini tayin etme yönünde inisiyatifi kendi ellerine almalarıyla gerçekleştirilebilir. Azımsanmayacak oranda Kıbrıslı Rum ve Türk kitleler, her fırsatta çözümden yana olduklarını açıklıyorlar. Barış istediklerini, aralarındaki sınırların kaldırılmasını, ekonomik ve siyasi taleplerinin gerçekleşmesini istiyorlar. Kendi devletlerinin uyguladığı politikaları eleştiriyor ve geçmişteki gibi tek ada üzerinde kardeşçe bir arada yaşamak istediklerini dile getiriyorlar. Bu temelde gelişecek ortak sınıf örgütlenmeleri ve eylemleri Kıbrıs sorununun gerçek çözümünü sağlayabilir. Kıbrıs’ta milliyetçi politikalara son verilmesini sağlayacak temel güçlerden biri de Türkiye ve Yunanistan işçi sınıfıdır. Kapitalistlerin çıkarları uğruna yıllar yılı çözümsüz kalan ve ada halkının yaşamını dayanılmaz bir hale getiren bu kapitalist politikalara karşı Kıbrıs halklarının ortak mücadelesine enternasyonalist desteği yükseltelim.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no: 77, Ağustos 2011