Navigation

Karanlık Tüneldeki Türkiye

Uzun zaman evveldi, çocuktum. 1980 Haziranında bir akşam vakti kapı çalındı, koşarak kapıyı açmaya gittim. Karşımda halamı görünce sevinçle boynuna atıldım. Çocukluk işte, bu ziyarete çok sevinmiştim, çünkü halamlar ailecek gelmişlerdi. Sevinçle anneme, babama seslendim. Halam, babamı görünce ağlayarak boynuna sarıldı. Çocuk aklı, halamın niçin ağladığını anlayamamıştım. Meğer halam ve ailesi kuşaklar boyu yaşadıkları Çorum’dan canlarını kurtarmak için ayrılmış, kendilerini zar zor bize atmışlar. Bilenler bilir, ülkenin pek çok yerinde olduğu gibi Çorum’da da o yıllarda emekçi mahallelerinde mezhep farkları kaşınarak provokasyonlar tertip ediliyordu. Halamlar bir süre kendilerini korumaya çalışmışlar ancak işler çığırından çıkmaya başlayınca çoluk çocuk evlerini terk etmek zorunda kalmışlardı. Ben işin bu yönünü yıllar sonra anlamıştım. Meğer tüm bunlar 12 Eylül faşist darbesinin ayak sesleriymiş. Darbeciler meşum planlarını devreye sokmuş, kimi yerlerde mezhep çatışmaları yaratarak, yükselen sınıf hareketini akamete uğratmak için işçilerin mücadeleci sendikalarına, grevlerine, direnişlerine saldırılar, öğrenci gençliğe ve aydınlara suikastlar düzenleyerek yaklaşan darbeye zemin hazırlıyormuş.

Ne çare, yaşadığımız topraklardaki muktedirler, o zor zamanları kimileri unutmak istese dahi unutmasına izin vermiyorlar. Aynı sorunları bu defa başka biçimler altında bugün yaşatıyorlar. Karanlık tertipler hazırlanıyor, böylece emekçi kitleler birbirlerine düşmanlaştırılmak isteniyor. O gün egemenlerin istenmez ilan ettikleri ve katlettikleri Alevilerdi, bugün ise demokratik haklarını geliştirmek isteyen Kürtler; emperyalist savaşın alevlerinin ve vahşiliğinin gittikleri her yerde onları bulduğu göçmenler ve özelikle Suriyeliler. Tüm bunlar yetmezmiş gibi en sıradan sayılabilecek hak arama yollarımız dahi engelleniyor. “Üç kişi yan yana gelmeyecek” sözleri sizlere bir şeyler hatırlatıyor mu? Manzara yine aynı. Protesto etmek yasak, basın açıklaması yapmak yasak. Düşünmek, konuşmak yasak, grevler yasak, hak hukuk demek yasak. İşler artık kitapların dahi yasaklanmasına kadar vardı. Muktedirler hukuku bir saldırı aracına çevirerek demokrat, aydın, gazeteci, milletvekili, kadın, genç demeden yüzlerce insana cezalar yağdırıyorlar. Dernekler kapatılıyor. Yüz binlerce insan hükümet karşıtı olmakla suçlanarak işten atılıyor, lisansları iptal ediliyor ve iş bulması engelleniyor. Hatırlanacağı gibi 12 Eylül askeri faşist darbesiyle, makbul sendikalar korunmuş, mücadeleci sendikalar çarçabuk kapatılmıştı. Her alanda boyun eğmeyen insanlara suikastlar düzenlenmiş, o insanlar cezaevine atılmış, ayrık otu gibi kopartılıp bir kenara atılmıştı.

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de son dönemin ana başlıkları olağanüstülük, Bonapartizm, faşizm gibi temel kavramlar. Bu kavramlar sınıflar mücadelesinin ateşi içinde ortaya çıkmış ve hepsi birden çeşitli biçimlerde kendini ortaya koymuştu. Meseleyi esastan anlamaya, incelemeye girişenler geçici ve gündelik olanla olmayan arasındaki farkı görebilenler ve bu kavramları yaşamın akışında yerli yerine oturtabilenler oluyor. İşte tüm bu bakımlardan Elif Çağlı’nın “Bonapartizmden Faşizme” isimli çalışması mücadeleyi her koşul ve şart içinde ilerletmek isteyenler için önemli bir kaynak işlevi görüyor. Bu kitap Marksist kuramın temel yönlerini yakın tarihimize kadar getiriyor ve buradan hareketle bugün yaşananlara ışık tutuyor.

Tarih çeşitli biçimlerde ve en önemlisi sınıf çıkarlarına göre yazılır. Bu gibi önemli hususlarda burjuva “objektiflik, bilimsellik, tarafsızlık” iddiası ise tam bir sahtekârlık ve “müşterinin” kafasını çelmeye çalışan reklâm spotu işlevi görüyor. Yazan kimin safında ise yazılanlar da ona göre oluyor. İşte gerçekte olanlar ile emekçi kitlelere gösterilenler arasındaki kocaman farkın kaynağında bu sınıf aidiyetleri ve çelişkileri yatıyor. Biz sınıf bilinçli işçiler aldatmaların kaynağını gayet iyi görüyor, biliyoruz. Egemenlerin propagandif iddialarının, söylediklerinin ve yaptıklarının ne kadar da saçma, insanlıkdışı ve akıldışı olduğunu bugün çok daha iyi kavrıyoruz. Geçen uzun yıllar boyunca 12 Eylül’ü planlayanlar, icra edenler, katkı koyanlar gerçek anlamda konuşulmadı, sorgulanmadı, hesabı sorulmadı. Birçok şey unutuldu, hafızalar silindi, anılar ise kurtulmak istenilen karabasanlar olarak kaldı. İşte “Bonapartizmden Faşizme” adlı kitabıyla Elif Çağlı tarihsel deneyimi diri tutmamızı sağlayan temel bir kaynak ortaya koymuş durumdadır. Geçmiş ve bugün arasındaki gerçek benzerlikler ve farklılıklar bu kaynak üzerinden yorumlanabilir. Bunun dışında medyadan yeterince yalan ve gevezelik işitiyoruz.