Navigation

“Büyük Reset” Kapitalizmi Kurtarır mı?

Dünya Ekonomik Forumu, diğer adıyla Davos zirvesi, geçtiğimiz aylarda web sitesinde, önümüzdeki sene yapılacak zirvenin ana temasını “Great Reset” yani büyük yeniden başlama ya da büyük sıfırlama olarak duyurdu. Birçok sermayedar, siyasi temsilci, çeşitli üniversitelerden akademisyenler, düzenlenen bir video konferansla seçilen temanın ne kadar önemli olduğundan bahsettiler. Bunlar arasında forumun kurucusu ve aynı zamanda başkanı olan Klaus Schwab, Galler Prensi Charles, IMF Başkanı Kristalina Georgiyeva, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Microsoft, BP ve Mastercard CEO’ları var. Her biri Covid-19’un nelere yol açtığından, dünyamıza nasıl zararlar verdiğinden bahsettiler. Konferansta kısa bir video da gösterildi. Bu videoda çekirge saldırıları, orman yangınları, George Floyd protestoları, çöp yığınları, fabrikaların doğaya saldıkları zehirli atıklar, bir tarafta çöpten beslenen insanlar, bir tarafta zevkusefa içerisinde olanların çarpıcı görüntüleri yer alıyor.

Tüm bunları izlettirdikten sonra Schwab, “Covid-19 krizi bize eski sistemimizin artık 21. yüzyıla uygun olmadığını gösterdi” diyor ve şöyle devam ediyor: “Tarihin, sadece Covid-19’a karşı savaşmak için değil sisteme şekil vermek için de çok önemli bir dönemeç noktasında bulunuyoruz. Bir seçeneğimiz var: Pasif kalabiliriz ve bu, bugün şahit olduğumuz kutuplaşma, milliyetçilik, ırkçılık gibi sorunların artmasına ve sonuç olarak toplumsal huzursuzluğun ve çatışmaların derinleşmesine neden olur. Fakat başka bir seçeneğimiz daha var: Özellikle gelecek nesillere entegre edilmiş yeni bir sosyal bağ kurabiliriz. Doğayla yeniden uyum içinde olmak için davranışlarımızı değiştirebiliriz ve yeni teknolojilerin, sanayi 4.0’ın bize daha iyi bir yaşam imkânı sunacak şekilde kullanılmasını sağlayabiliriz. Kısacası büyük bir resete ihtiyacımız var. Tüm kurumların ve uluslararası toplumun bu amaçla birlikte çalışmasını sağlamalıyız. Bu nadir fırsatı kaçırmamalıyız.”

Bu toplantıda sorunlar silsile halinde anlatılıyor. Fakat esas olarak bir şeyin üzerinden atlanıyor:  Kapitalizm hiç sorgulanmıyor, onun yarattığı sorunlar ona atfedilmiyor, kapitalizmin alternatifi yokmuş gibi davranılıyor. Kapitalizmin doğasından kaynaklanan kriz ve çürümüşlük arızi problemlermiş gibi yansıtılıyor. İklim değişimi olmasaydı koronavirüsün olmayacağını iddia ediyorlar. Daha önce yapılan Davos zirvelerinden birinde toplantının ana temalarından biri sözümona küresel iklim değişikliğine karşı mücadele idi. Ülkeler karbon emisyonunu azaltmaya gideceklerini iddia ediyorlardı. Fakat zirveden hemen sonra tam gaz karbon salımına devam edildi. İklim değişikliğini koronavirüsün ve dolayısıyla krizin sebebi olarak görenler elbette bu toplantıyı, konuşulanları ve sonrasında yapılanları hatırlamak istemeyeceklerdir.

BM Genel Sekreteri Guterres ise Covid-19’dan dolayı ekonominin kötüye gittiğini, milyonlarca insanın acı çektiğini ve işsiz kaldığını söyleyerek şöyle devam ediyor: “Mikroskobik bir virüs bizi dize getirdi. Salgın dünyamızın kırılganlığını gösterdi. Büyük Reset bu insanlık trajedisinin bir uyarı alarmı olması gerektiğinin memnuniyet verici bir kabulüdür. Daha eşit, kapsayıcı ve sürdürülebilir ekonomiler ve toplumlar inşa etmek zorundayız. Böyle ekonomiler ve toplumlar, salgınlar, iklim değişikliği ve yüz yüze olduğumuz diğer pek çok küresel değişimler karşısında daha dayanıklı olurlar.”

Elif Çağlı’nın kapitalizmin tarihsel sistem krizi olarak adlandırdığı içinden geçtiğimiz bu dönemi egemenler “büyük reset” ile atlatmanın hesabını yapıyorlar. Her ne kadar süslü cümlelerle tarif edilmeye çalışılsa da gerçeklik ortadadır. Çağlı, Çürüyen Kapitalizm adlı çalışmasında sorunların esas kaynağının üstünü örtmek için egemenlerin nasıl çalıştıklarını şöyle belirtir: “Kapitalizmin derinleşen sistem krizine bağlı olarak günümüzde faşizan yasa ve uygulamaların yeniden yükseltildiği açık bir gerçektir. Bu tür yasa ve uygulamalar, istenen doğrultuda kitle psikolojisi yaratmaya çalışan ideologlar ve ideolojik aygıtlar tarafından ‘gerekli önlemler’ diye empoze edilmektedir. Almanya’da Hitler faşizmi altında yaşanan dehşetin belleklerde bıraktığı kötü izler vb. nedeniyle, günümüzde faşizm kitlelerin yaşamına kuzu postuna bürünmeye çalışan bir kurt misali sinsi biçimde yaklaşmaktadır. Burjuva ideolojik aygıtlar, gündelik yaşama yayılmış biçimde tam bir korku ve endişe toplumu yaratarak kitleleri düzen karşıtı mücadeleden alıkoymak amacını gütmektedirler.” Bugün kentleri adeta hayalet şehirlere döndüren, kitleleri korku tüneline iten kapitalizm, daha önceki toplumsal formasyonlar gibi gericileştiğinde topluma çok daha büyük acılar yaşatmaktadır. Bu gücünün göstergesi değil tam tersine güçsüzlüğün temsilidir. Çağlı ile devam edelim: “Sömürücü bir toplumsal düzen tarihsel zafiyete kapıldığı ölçüde, acımasızlıkta, insanları korkutmakta, onları dehşete sürüklemekte sınır tanımayarak varlığını sürdürmekte ayak direr. Roma İmparatorluğu’nun son dönemlerinde dayanılmaz boyutlara ulaşan toplumsal tefessüh neyse, günümüzde de kapitalizm bunu insanlığa yaşatmaktadır. Bu çok açık ve kesin bir gerçektir.”  

Sistem her ne kadar tarihsel kriz içinde olsa da, yaşamlarımızı perişan etse de kendi kendine yıkılmayacağı şüphesizdir. Düzenin temsilcileri kriz koşullarından kurtulabilmek için halkların başına onulmaz yaralar açmaktan geri durmayacaklardır. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Fakat tablo ne kadar karanlık görünürse görünsün işçi sınıfının kapitalizmi eninde sonunda yıkacağına olan inancımız tamdır ve mücadelemiz bunun içindir.