Navigation

Hasta Tutsaklar Derhal Serbest Bırakılsın!

Devrimcilere ve Kürtlere yönelik baskı ve sindirme harekâtı çeşitli yöntemlerle devam ediyor. Bu harekâtın önemli bir parçasını da, düzmece iddialarla onlarca yıla varan hapis cezalarına çarptırılan siyasi tutsaklar üzerindeki zulüm oluşturuyor. İfade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırıldığı, işkenceye sıfır tolerans tanındığı, otel konforunda cezaevleri yapıldığı iddialarını dilinden düşürmeyen AKP hükümeti, hakikatin üstünü büyük bir yalan ve manipülasyon perdesiyle örtüyor.

Estirilen devlet terörünün ve uzun tutukluluk sürelerinin bir sonucu olarak bugün cezaevlerinin doluluk oranı %106’ya ulaşmış durumda. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında yaklaşık 59 bin 500 olan hükümlü ve tutuklu sayısı, geçtiğimiz Şubat ayı itibarıyla 131 bine çıkmış bulunuyor. Adalet Bakanlığı’nın bu duruma bulduğu çözüm ise önümüzdeki beş yılda 91 bin kişilik yeni kapasite yaratmak! Yani AKP hükümeti, Kürtleri, sosyalistleri içeri tıkmaya devam etmekte kararlı ve bu yüzden de harıl harıl yeni zindanlar inşa ediyor. Adalet Bakanı, inşaatı devam eden 168 yeni cezaevi tamamlandığında kapasitenin 190 bine çıkacağı “müjde”sini veriyor!

12 Eylül rejiminin hüküm sürdüğü 80’li ve 90’lı yılları aratmayan “terörle mücadele” yasaları ve DGM’lerin devamı olarak faaliyet gösteren özel yetkili ağır ceza mahkemeleri varlığını devam ettirdikçe, 190 bin sayısına beş yıla varmadan ulaşılacağına hiç şüphe yok. Sosyalistler, BDP milletvekilleri, belediye başkanları, devrimci öğrenciler, muhalif gazeteci ve yazarlar, salt ifadelerinden dolayı, “örgüt üyeliği”yle, “örgüte yardım ve yataklık”la, “örgüt propagandası yapmak”la suçlanıyor ve pek çoğu on yılı aşkın ceza istemleriyle tutuklu yargılanıyor. Yalnızca bir yılda özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde 7 bini aşkın dava açılması ve bu davalarda 63 bin kişinin suçlanmış olması, aslında yargı çarkının nasıl işlediğini yeterince çarpıcı bir şekilde gösteriyor.

Burjuva devlet ve onun dümenindeki AKP, rejim muhaliflerinin özgürlüğünü ellerinden almakla da yetinmemekte, buna bir de cezaevlerinde çeşitli yöntemlerle uygulanmaya devam edilen baskı ve zulüm eklenmektedir. Tecrit, işkence, çıplak arama, uzak kentlerdeki cezaevlerine sürgün edilme, hücre cezaları, görüş yasağı, yayın yasağı gibi uygulamalarla yıldırılmaya çalışılan tutsaklar, bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de tedavi edilmeme zulmüne maruz bırakılmaktadırlar. Cezaevi koşulları nedeniyle ölümcül hastalıklara yakalanan mahpusların tedavisini bilinçli bir şekilde engelleyen devlet, onları resmen ölüme terk etmektedir. 2000 yılından bu yana 927 mahpus ağır hastalıklarından dolayı cezaevlerinde yaşamını yitirmiştir.

Adalet Bakanı’nın açıklamalarına göre şu anda cezaevlerinde 520 ağır hasta hükümlü ve tutuklu bulunuyor. Cezaevlerinin fiziki ve sağlık koşullarının kötü olması ve cezaevlerinde tedavi yapılmaması nedeniyle son on yılda hasta tutukluların sağlık problemlerinde çok ciddi artışlar yaşandığına dikkat çeken İnsan Hakları Derneği (İHD), 288 hasta tutsağın ölüm sınırında olduğunu belirterek Adalet Bakanlığı’nı bu tutsakları derhal tahliye etmeye çağırıyor. Ne var ki, AKP hükümeti, büyük bir bölümü müebbet hapse mahkûm olan ağır hasta durumundaki siyasi tutsakları, geçtiğimiz günlerde uygulamaya koyduğu “denetimli serbestlik yasası” kapsamına dahi almıyor.

Tedavilerinin tutuksuz şekilde sürmesi için rapor almaları gereken Adli Tıp Kurumu’nun siyasi tutsaklara, özellikle de Kürt tutsaklara karşı önyargılı ve taraflı davrandığını belirten İHD, kendisine başvuran ağır hasta tutukluların şu ana kadar Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alamadığını ifade etmektedir. Devrimci tutsaklar sadece Adli Tıp Kurumu’nun gadrine uğramamakta, hastanelerde de zulümle karşı karşıya kalmaktadırlar. Yönetmeliklere aykırı olmasına rağmen, muayene sırasında kelepçelerin çözülmesinde ısrarcı olunmamakta, jandarmanın muayene odasından çıkması sağlanmamakta, muayene üstünkörü bir şekilde yapılıp gerçek tedaviye girişilmemektedir.

Bize cezaevinden yazan Azad, dergimize gönderdiği mektuplarda tüm bunları ayrıntılarıyla anlatıyor. Azad müebbet hapse mahkûm olan ve 17 yıldır çeşitli cezaevlerinde mahpusluk çeken bir Kürt tutsak. 19 Aralık 2000’deki “Hayata Dönüş” vahşetinde göğüs kafesi ve kaburgaları kırılmış, operasyonda kullanılan gaz ve kimyasal bombalar nedeniyle ciğerleri tahrip olmuş. 12 yıldır tedavi edilmediği için bugün acılar içinde kıvrandığını ifade eden Azad, tüm bunlara rağmen yaşama inadını yitirmemiş bir devrimci:

“…duyarlılığınızdan dolayı sizlere müteşekkirim. Daha önce size yazdığım gibi tedavim bilinçli bir şekilde engelleniyor. Ben burada defalarca hastaneye gittim, hiçbir müdahale yapmıyorlar. Benim hastaneye boş gidip gelmemi bile tedavisi yapılıyor diye karşıma çıkarıyorlar. Ben defalarca savcılığa şikayette bulundum tedavim yapılmıyor diye ama her defasında savcılık hastaneye kaç defa gittiğime dair raporlarıma bakıp tedavisi yapılıyor diye takipsizlik kararı veriyor. Şu an hiçbir tedavim yapılmıyor. Ağrılar içinde kıvranıp duruyorum. Bir nevi yaşam bana bir işkenceye dönüşmüş ama ben de inada inat hiç ölmeye niyetim yok. Maalesef benim ölmemi bekleyenler her defasında benim yaşama inadım yüzünden hayalkırıklığına düşüyorlar.”

12 Eylül faşizminin hüküm sürdüğü dönemde burjuvazi “asmayalım da besleyelim mi?” diyerek devrimci tutsaklara açıktan savaş ilan etmişti. Artık “demokratik” rejimdeyiz, açıktan savaş ilan edemiyor; idam cezası yok, asamıyor! Ama “beslemek” de istemiyor ve çözümü ölüme terk etmekte buluyor. Burjuva medyanın kulakları sağır, gözleri kör! On yıllardır uygulanan bu zulümde, sermaye medyası, gerçekleri gizleyerek, talimatlar doğrultusunda yalan haberler yaparak, burjuva devletin ve hükümetlerin birinci dereceden suç ortağıdır. Ancak egemen sınıf, tüm çabalarına, komplolarına, katliamlarına rağmen tutsakların devrimci iradelerini teslim almayı, onları savundukları onurlu davadan vazgeçirmeyi başaramamıştır. Burjuvaziyi çileden çıkaran da zaten bu onurlu tutum değil midir?

Hasta Tutsaklar Derhal Serbest Bırakılsın!

Tecride Son, Zulme Hayır!

Devrimci Tutsaklara Özgürlük!