Navigation

"Sanayi Kayışları"ndan Salvador Allende’ye Mektup

Eylül ayı dünya işçi sınıfı hareketi tarihinde ibret alınacak birçok kara günü barındırıyor. Türkiye’de 12 Eylül böyle bir kara günse uzaklardaki Şili’de de 11 Eylül böyle bir gün. 11 Eylül 1973’te Şili burjuvazisi, hamisi ABD emperyalizmiyle birlikte, mücadelesi bir devrimci durum düzeyine yükselmiş işçi hareketine karşı kanlı bir kılıç darbesi indirdi.[1] Kurulan faşist rejim altında binlerce işçi, öğrenci, aydın katledildi, işkencehanelerde sakat bırakıldı. İşçi sınıfı ve sol hareket, diğer önemli Latin Amerika ülkelerindeki darbelerden farklı olarak, o günlerden bu yana Türkiye’ye benzer biçimde belini doğrultamadı.

Şili’de 1970’lerin başlarından itibaren giderek olgunlaşan devrimci durum içinde işçi sınıfı mücadelesi çeşitli görünümler aldı. Tarihteki birçok örnekte olduğu gibi. Şili’deki önemli deneyimlerden birisi işçilerin özörgütlenmesinin bir şekli olan Sanayi Kayışları (Cordones Industriales) deneyimiydi. Bir makinenin parçalarını birbirine bağlayan kayışların hayati rolünden hareketle kendilerine bu ismi veren işçi taban örgütlülükleri, bu süreç içinde devrimci sürecin ilerlemesini sağlayan fedakârca mücadeleler verdiler. Sanayi Kayışlarının, birçok fabrikayı işgal ettiği ve yönettiği, fabrika ve sokaklarda düzen güçlerinin saldırılarına karşı koyduğu biliniyor. O dönemde işçi hareketi ve devrimci hareketin büyük bölümünün yaptığı gibi Unidad Popular’ı (Birleşik Halk) ve seçimlerde onun ortak adayı olan Sosyalist Parti lideri Salvador Allende’yi destekleyen Sanayi Kayışları, Allende’nin iktidara gelmesinden sonra sergilediği ikircikli tutumları eleştirerek uyarıda bulunmayı da ihmal etmemişti. Yaklaşan faşist darbe tehlikesini açıkça tespit eden ve buna karşı yapılması gerekenleri ortaya seren Sanayi Kayışlarındaki işçiler bu uyarılarını darbe öncesi günlerde Allende başkanlığındaki Unidad Popular hükümetine bir mektupla duyurdular. Aşağıda darbeden sadece bir hafta önce gönderilen ve o günlerin durumunu büyük bir isabetle ve devrimci bir yaklaşımla ortaya seren bu çağrıyı yayınlıyoruz.



Sayın Cumhurbaşkanı’na

Yoldaş Salvador Allende:

Mücadele içindeki Sanayi Kayışları Bölge Koordinasyon Komitesi, Bölge Doğrudan Tedarik Kontrol Komutası ve İşçilerin Birleşik Cephesinde örgütlü işçi sınıfı olarak size yazmanın zamanı geldi. Biz yalnızca Şili’deki devrimci sürecin tasfiyesinden değil, daha da önemlisi yakın gelecekte acımasız ve cani bir faşist rejime yol açacak birtakım olaylardan dolayı endişeliyiz.

Önceleri, bizi endişelendiren husus, sosyalizme doğru ilerleyen sürecin, merkezci, reformist, burjuva demokratik bir hükümet tarafından tehlikeye atılıyor olmasıydı. Zira hükümet, kitleleri hareketsizleştirmeye çalışıyor ya da onların kendini koruma güdüsünden kaynaklanan anarşik isyan eylemlerine yönelmesine sebep oluyordu.

Fakat şimdi, en son olaylara baktığımızda, bundan artık endişelenmiyoruz. Çünkü şimdi kaçınılmaz olarak faşizme giden bir yolda olduğumuzdan eminiz.

Bu nedenle, işçi sınıfının temsilcileri olarak vazgeçilmez olduğunu düşündüğümüz önlemleri sıralayacağız.

Öncelikle, yoldaş, Unidad Popular programının uygulanmasını istiyoruz, çünkü 1970 yılında biz bir adama oy vermedik, bir programa oy verdik.

Halk Birliği programının ilk bölümü “Halkın İktidarı” başlığını taşıyor.

Programın 14. sayfasını aktarıyoruz:

“Halkçı ve devrimci güçlerin birleşme sebebi, bir Cumhurbaşkanının yerine bir başkasını ya da iktidardaki bir partinin yerine bir diğerini getirmek için mücadele etmek değildir. Bu birliğin amacı, ülkedeki durumun gerektirdiği esaslı değişiklikleri gerçekleştirmek, iktidarın eski egemen gruplardan işçilere, köylülüğe ve orta sınıfın ilerici kesimlerine devredilmesini sağlamaktır… Devletin mevcut kurumlarını, gerçek iktidar işçilerin ve halkın elinde olacak şekilde dönüştürmektir.”

“Halk hükümeti, gücünü ve otoritesini esas olarak örgütlü halkın kendisine sağladığı desteğe dayandırır.”

Sayfa 15:

“Yeni iktidar yapısı, kitlelerin seferberliği yoluyla, tabandan oluşturulacaktır.”

Program yeni bir anayasadan, tek meclisli sistemden, Halk Meclisinden, üyeleri Halk Meclisi tarafından atanacak bir Yüksek Mahkemeden söz etmektedir. Sayfa 24’te silahlı kuvvetlerin insanları baskı altına almak için kullanılmasının reddedileceği belirtilmektedir.

Yoldaş Allende, eğer bu ifadelerin sınıf için asgari bir program olan Halk Birliği programından alıntılar olduğunu belirtmesek, bunların Sanayi Kayışlarının “ultra” diliyle yazılmış olduğu bize söylenirdi.

Ama soruyoruz: Yeni Devlet nerede? Yeni Anayasa, Tek Meclis, Halk Meclisi, Yüksek Mahkemeler?

Üç yıl geçti, Yoldaş Allende, kitlelere güvenmediniz ve şimdi biz işçiler inancımızı yitirdik.

İşçiler, kendilerine başkanları, hükümetleri, partileri ve örgütleri tarafından ileri gitmek yerine sürekli geri çekilme emri verilmesinden dolayı büyük bir hayal kırıklığı ve umutsuzluk yaşıyorlar. Nihayetinde kaderimizi belirleyen kararlar hakkında bize sadece bilgi verilmesini değil, aynı zamanda danışılmasını talep ediyoruz.

Biliyoruz, devrimler tarihinde her zaman geri çekilme ve ilerleme anları olmuştur. Ama kesinlikle eminiz ki son üç yılda yalnızca kısmi muharebelerde galip gelmekle kalmayıp bütün bir mücadeleyi kazanmamız mümkün olabilirdi.

Sürecin geri döndürülmesini olanaksızlaştıracak önlemler alınabilirdi. Örneğin, 1971’deki yerel seçim zaferinin ardından, halk bir referandum ve buna karşı çıkan Kongrenin dağıtılması için sesini yükselttiğinde.

Ekim 1972’de ülkeyi patronların grevi karşısında ayakta tutan, işçi sınıfının kararlılığı ve örgütlülüğüydü. Bu mücadelenin sıcağında doğan Sanayi Kayışları, işçilerin fedakârlığı sayesinde, üretim, tedarik ve taşımacılığın sekteye uğramamasını sağladı. Burjuvaziye ölümcül bir darbe vurulabilirdi, ancak proletaryanın gösterdiği muazzam devrimci potansiyeli hiç kimse inkâr edemese de, siz bize güvenmiyorsunuz. Bunun yerine, Central Única de Trabajadores’in (CUT - Birleşik İşçi Merkezi) iki liderinin de dâhil olduğu bir sivil-askeri kabine kurularak işçi sınıfına bir tokat atıldı. Bu isimlerin bakanlıklara dâhil edilmesiyle işçi sınıfı, öncü örgütüne olan güvenini kaybetti.

Hükümetin niteliği ne olursa olsun, hükümet nezdinde herhangi bir zafiyete karşı işçilerin savunulabilmesi için, bu örgütün hükümetten ayrı durması gerekir.

Bunun yarattığı hareketsizliğe, enflasyona, kuyruklara ve yaşadığı binlerce sıkıntıya rağmen, işçi sınıfı Mart 1973 seçimlerinde Halk Birliği adaylarına %43 oranında oy vererek kararlılığını ve bilinçliliğini bir kez daha gösterdi.

Burada da, yoldaş, artık hepimizin hissettiği felâketten halkı korumak için, halkın hak ve talep ettiği önlemler alınmalıydı.

Ve zaten 29 Haziranda, hain generaller ve subaylar Ulusal Parti, Hıristiyan Demokrat Parti ve Anavatan ve Özgürlük Partisi ile ittifak yaparak açıkça yasadışı bir pozisyon aldıklarında, bu isyan ezilebilirdi. Halka güvenerek, sadık generallere ve onlara bağlı güçlere sorumluluk vererek ve karşı saldırıya geçerek bu süreç zafere götürülebilirdi. Eksik olan şey ise kararlılıktı, devrimci kararlılık. Eksik olan şey kitlelere, örgütlerinin tecrübesine ve inançlarına olan güvendi. Eksik olan kararlı ve hegemonik bir öncü idi.

Artık işçiler olarak yalnızca güvensiz değil, aynı zamanda alarm halindeyiz.

Sağ, şüphesiz CIA tarafından finanse edilen ve eğitilen güçlü ve iyi örgütlenmiş terörist bir aygıt oluşturmuştur. İşçileri öldürüyorlar, petrol boru hatlarını, otobüsleri ve demiryolu hatlarını havaya uçuruyorlar.

İki bölgede elektrik kesintileri tertiplediler. Liderlerimize, yerel destekçilerimize ve sendikalarımıza çeşitli saldırılarda bulundular.

Cezalandırılıyorlar ya da tutuklanıyorlar mı?

Hayır, yoldaş!

Solun liderleri cezalandırılıyor ve tutuklanıyor!

Pablo Rodríguez, Benjamin Matte gibi isimler açıkça Tanquetazo’da[2] yer aldıklarını itiraf ediyor.

Bunlara baskın düzenlenip, aşağılandılar mı?

Hayır, yoldaş!

Austral de Magallanes yün fabrikası basıldı, bir işçi öldürüldü ve diğer işçiler saatlerce dışarıda karda tutuldu.

Halkın yoksul evlerini yiyeceksiz, ilaçsız ve gaz yağsız bırakan taşımacılık sektörü tüm ülkeyi felç ediyor.

Onlarla uğraşılıyor mu, baskıya maruz kalıyorlar mı?

Hayır, yoldaş!

Cerrillos Copper, Indugas, Melón Cement ve Cervecerías Unidas işçileri ile uğraşılıyor.

Frei, Jarpa gibi isimler ve onların ITT tekeli tarafından finanse edilen grupları açıkça kargaşa ve isyan çağrısında bulunuyor.

Kovuşturmaya uğruyorlar mı, aleyhlerinde dava açılıyor mu?

Hayır, yoldaş!

Ancak bir dava açılmış; Palestro, Altamirano, Garretón gibi işçi sınıfının haklarını savunanlar için dokunulmazlıkların kaldırılması talep ediliyor.

29 Haziranda, generaller ve subaylar hükümete karşı ayaklandılar ve Moneda Sarayını saatlerce bombaladılar. 22 kişinin ölümüne neden oldular.

Vuruldular mı, işkence gördüler mi?

Hayır, yoldaş!

Anayasa’yı, halkın iradesini ve siz yoldaş Allende’yi savunan denizciler ve astsubaylar, insanlık dışı işkencelere maruz kalıyor.

Patria y Libertad (Anavatan ve Özgürlük Partisi) darbe kışkırtıcılığı yapıyor.

Bunlar tutuklanıyor mu, cezalandırılıyor mu?

Hayır, yoldaş! Basın toplantısı yapmaya devam ediyorlar; komplo tezgâhlamak için yurtdışına güvenle seyahat edebiliyorlar.

Bu arada SUMAR tekstil fabrikasına baskın yapıldı, işçiler ve bölge sakinleri öldürüldü. Hükümeti savunan Cautín köylüleri en acımasız cezalara maruz bırakıldı, helikopterlere konulup baş aşağı sarkıtıldılar ve ailelerinin başları üzerinden uçuruldular, sonra da öldürüldüler.

Liderlerimiz gibi, siz de saldırı altındasınız, yoldaş. Sağın milyonluk medya kuruluşları, en aşağılayıcı ve ahlâksız biçimlerde liderlerimiz üzerinden biz işçilere de saldırmış oluyor.

Yok ediliyorlar mı, susturuluyorlar mı?

Hayır, yoldaş!

Susturulan ve yok edilenler, solun yayın organları; işçilerin sesini duyurabileceği son seçenek olan TV 9 kanalı.

Ve 4 Eylülde, işçi hükümetinin üçüncü yıldönümünde, 1 milyon 400 bin insan, kararlılığımızı ve devrimci bilincimizi göstermek ve işçi hükümetini selamlamak için sokağa çıktığında, FACH (Şili Hava Kuvvetleri) tarafından MADEMSA, MADECO ve RITTIG fabrikalarına küstahça ve kabul edilemez baskınlar düzenlendi. Bunlara hiçbir karşılık verilmedi.

Tüm bunlar yoldaş, biz işçileri bay Frei ile bir konuda hemfikir hale getirdi. Sadece iki seçenek var: Ya proletaryanın diktatörlüğü ya da askeri diktatörlük!

Tabii ki, bay Frei naif! Çünkü böyle bir askeri diktatörlüğün geçici olacağına ve nihayetinde onu cumhurbaşkanlığına taşıyacağına inanıyor.

Tarihsel perspektiften baktığımızda, bize art arda ihanet edenlerle diyalog arayışındaki reformizmin, faşizme en hızlı giden yol olduğundan kesinlikle eminiz.

Ve işçiler faşizmin ne olduğunu zaten biliyor.

Yakın zamana kadar, bu kelimenin anlamını bilmeyen yoldaşlar vardı. Brezilya, İspanya, Uruguay gibi uzak ya da komşu ülkelerde yaşananları örnek göstermek durumunda kalıyorduk.

Ama artık baskınlarla, denizcilere ve astsubaylara yapılanlarla, ASMAR, FAMAE’deki yoldaşların ve Cautín köylülerinin yaşadığı acı olaylarla faşizmin kanlı canlı örneklerini yaşamış durumdayız.

Biz artık faşizmin, işçi örgütleri, sendikalar, grev hakkı, dilekçe hakkı gibi işçi sınıfının tüm kazanımlarının sona ermesi anlamına geldiğini biliyoruz.

En asgari insan haklarını talep eden işçi, işten çıkarılmakta, hapsedilmekte, işkence görmekte veya öldürülmektedir.

Endişe ettiğimiz tek şey baş döndürücü bir hızla faşizme doğru yuvarlanmamız değil, aynı zamanda kendimizi savunacak araçlardan da mahrum bırakılmış olmamızdır.

Bu nedenle, sizden, Yoldaş Başkan, bu silahsız, ama bilinç ve kararlılık açısından güçlü ordunun başına geçmenizi; proleter partilerden ise farklılıklarını bir kenara koyarak şu an liderlikten yoksun bu örgütlü kitlenin gerçek öncüsü olmalarını talep ediyoruz.

Taleplerimiz:

1. Patronların ulaşım grevinin karşısında, kamyonlara kitle örgütleri aracılığıyla derhal tazminatsız el konulmasını ve bir Devlet Ulaştırma Şirketi kurulmasını istiyoruz. Böylece ülkeyi felç etme olasılığı bir daha asla bu haydutların eline geçmemiş olacak.

2. Tabipler Birliği grevi karşısında, Devlet Güvenlik Kanununun uygulanmasını istiyoruz. Böylece kadınlarımızın ve çocuklarımızın hayatları bir daha asla bu paralı tıp askerlerinin eline düşmeyecek. Yurtsever doktorlara tam destek!

3. Tüccarların grevi karşısında, Ekim ayında yapılan hata tekrarlanmamalıdır. O dönem onlara bir birlik olarak ihtiyacımızın olmadığını belirtmiştik. Nakliyecilerle bir olup halkı açlıkla kuşatmak isteyen bu kaçakçılara meydan verilmemelidir. Doğrudan dağıtım kanalları ve halk mağazaları kati surette kurulmalıdır. Hâlâ özel şahısların elinde bulunan gıda şirketleri, kamu sektörü bünyesine alınmalıdır.

4. Kamu sektöründe: İşçilerin çoğunluğunun el koyma yönünde irade sahibi olduğu şirketlerde sürecin bu yönde ilerlemesiyle yetinilmemeli, bu şirketler ekonomiye hâkim kılınmalıdır. İşçilerin çoğunluk iradesinin “müdahale” ettiği fabrikaların hiçbirisi geri verilmemeli, ayrıca bu şirketler ekonomide hâkim alanı oluşturmalıdır. Yeni bir fiyatlandırma politikası oluşturulsun! Kamu sektörü bünyesindeki işkollarının üretim ve dağıtımına öncelik verilmelidir. Burjuvazi için lüks üretime son. Gerçek işçi denetimi!

5. Silahların Kontrolü Yasasının kaldırılmasını talep ediyoruz. İşyerlerine ve mahallelere yapılan baskınlarla, işçi sınıfının gözünü korkutmak ve liderlerini belirlemek amacına hizmet eden bu yeni “Ley Maldita” (Lanetli Kanun) işçilere eziyetten başka bir işe yaramadı.

6. Valparaíso ve Talcahuano denizcilerinin maruz kaldığı insanlık dışı baskı karşısında, Şili’nin tarihine şimdiden adlarını yazan bu kahraman sınıf kardeşlerimizin derhal serbest bırakılmasını istiyoruz. Suçlular tespit edilmeli ve cezalandırılmalıdır.

7. Cautín’deki köylü kardeşlerimizin işkence görmeleri ve ölümleri ile ilgili kamuya açık bir yargılama ve sorumluların cezalandırılmasını talep ediyoruz.

8. Meşru hükümeti devirmeye teşebbüs eden herkese en ağır cezanın verilmesini talep ediyoruz.

9. TV 9 kanalındaki anlaşmazlık karşısında, işçilere ait bu medya organı hiçbir şekilde devredilmemelidir.

10. Ulaştırma sekreter yardımcısı yoldaş Jaime Faivoviç’in görevden alınmasını protesto ediyoruz.

11. Küba büyükelçisi yoldaş Mario Garcia Inchaustegui’ye ve gericiliğin en büyüğünün eziyet ettiği Kübalı yoldaşlara da desteğimizi iletmenizi istiyoruz. Mücadelemize destek olmak uğruna ekmek istihkaklarından fedakârlık eden Küba halkına minnetimizin ifadesi olarak, Küba elçiliğinin ve elçilik konutunun işçi mahallelerimizden birine kurulmasını teklif ediyoruz.

Pentagon, CIA ve ITT gibi temsilcileri aracılığıyla darbeyi yönlendiren ve finanse eden ABD büyükelçisinin sınır dışı edilmesini talep ediyoruz.

12. Halkın haklarını cesaretle savundukları için sağ kesimin ve Donanma Savcısının gadrine uğrayan Carlos Altamirano, Mario Palestro, Miguel Henríquez ve Oscar Garretón’un savunulmalarını ve korunmalarını talep ediyoruz.

Unutmayın, yoldaş, eğer size hâlâ duyduğumuz saygı ve güvenle Halk Birliği programını uygulamazsanız, eğer kitlelere güvenmezseniz, insan ve yönetici olarak sahip olduğunuz tek gerçek desteği kaybedeceksiniz. Mesuliyetiniz sadece ülkeyi iç savaşa sürüklemek olmayacak. O, hâlihazırda yaşanıyor zaten. Latin Amerika’nın en örgütlü ve bilinçli işçi sınıfının, soğukkanlı bir şekilde planlanmış bir katliama kurban gitmesinden de sorumlu olacaksınız.

Bunun sorumluluğu, işçilerin, köylülerin, öğrencilerin, aydınların fedakârlıklarıyla iktidara gelen ve iktidarda tutunan hükümette olacaktır. Belki de uzun vadede, sadece Şili’deki devrimci sürecin değil, aynı zamanda sosyalizm için savaşan tüm Latin Amerika halklarının yıkımı ve katli de dâhildir bu sorumluluğa.

Yoldaş Başkan, bu acil çağrıyı yapıyoruz, çünkü bunun Şili ve Latin Amerika işçi sınıfının binlerce neferinin öldürülmesinden kaçınmak için son şans olduğuna inanıyoruz.

Sanayi Kayışları İl Koordinasyon Komitesi


[1] bkz. Kemal Erdem, Şili: 1973 Yenilgisinin Dersleri, marksist.com

[2] Şili’de 29 Haziran 1973 tarihinde yaşanan başarısız darbe girişimi.