Navigation

"Öğrenci Andı" ve Irkçı Uygulamalar

İlköğretim öğrencilerinin her gün sıraya dizilerek okumak zorunda kaldıkları "Öğrenci Andı" ile ilgili tartışmalar son birkaç yılda giderek yoğunlaşmıştı. Özellikle geçen seneden beri bu ırkçı andın kaldırılması için çeşitli eylemler yapılmakta. BDP'nin "anadilde eğitim" talebiyle başlattığı boykottan sonra, BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş kızını fiili olarak andımız töreninden uzak tutacağını açıkladı. Başka bir veli ise andımızın tümden kaldırılması için önceki sene dava açmıştı. Danıştay beklendiği üzere başvuruyu reddetti. Anayasasından yasalarına, yönetmeliklerinden kararnamelerine kadar ırkçı olan bir hukuk sisteminin asli kurumlarından olan Danıştay, "Öğrenci Andının" ırkçı olmadığı ve yasalara uygun olduğu gerekçesiyle talebi reddettiğini açıkladı. Kararın kendisi bile baştan aşağıya ırkçı bir anlayışla yazılmıştır.

Danıştay neden andın ırkçı olmadığı kararına vardı? Gerçekten "öğrenci andı" Danıştay'ın açıkladığı gibi ırkçı değil midir? Öğrenci andının hem içeriği, hem törenin yapılış biçimi, hem de ortaya çıkış süreci bu sorunun cevabını yeterince net vermektedir aslında. Öğrenci andında Türk ırkı övülüyor, diğer ulustan insanların-öğrencilerin varlığı "Türk varlığına armağan" ediliyor ve "Ne mutlu Türküm diyene!" sözleriyle günlük merasim tamamlanıyor. Türksen çalışkansın, doğrusun; ama değilsen tembelsin, eğrisin! Bu ırkçı satırlar, nasıl bir dünyada yaşadığının henüz farkında olmayan çocukların zihninde derin yarılmalara sebep oluyor. Kürt çocukları alenen aşağılandıkları bu andı zorla okudukları için kendi kökeninden utanç duyuyor ve içten içe bir öfke oluşuyor. "Ne mutlu Türküm" yerine ezkaza "Ne mutlu Kürdüm" diyenler ya da andı okumak istemeyen Kürt öğrenciler öğretmenleri tarafından dövülüyor, o da yetmezse karakola teslim ediliyorlar.

Andın geçmişi

"Andımız" töreninin tarihi epeyce gerilere gidiyor. Öğrencilerin böylesi bir törene tâbi tutulması 1933 yılında başlamıştır. Sonraki yıllarda bazı değişiklikler ve eklemelerle ant bugünkü haline gelmiştir. Sözleri dönemin Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip'e ait olan bu ant, tek parti döneminin ruhunu yansıtmaktadır aynı zamanda.

Türkiye'de kapitalist gelişmenin temellerinin atıldığı tek parti dönemi, kurucu bürokrasinin "milli burjuvazi" yaratma adımlarını attığı yıllardır. Kürtlere verilen vaatler tutulmamış, isyanları kanla bastırılmış, gayrimüslim unsurlarsa mübadele ve çeşitli baskı yöntemleriyle kovulmuşlardır. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün "Bugün eğer Ege'de Rumlar, Türkiye'nin pek çok yerinde de Ermeniler yaşamaya devam etseydi, acaba Türkiye aynı milli devlet olabilir miydi?" sözleri aynı zihniyetin ürünüdür. Aynı zamanda da tarihsel bir itiraf anlamına gelmektedir.

"Vatandaş Türkçe konuş" kampanyası, Türk Tarih Kurumu'nun[*] ve Türk Dil Kurumu'nun kurulması ve akla zarar tezleri, "Öğrenci Andı" vb. ise, yurtiçinde kalan gayrimüslimleri, Kürtleri ve diğer halkları bastırma, sindirme ve asimile etme çabalarının ifadesidir. Uluslararası konjonktür de Türkiye'nin politikalarını etkilemiştir. "Andımız" benzeri yeminler Almanya ve İtalya'da da mevcuttu. Hitler'e ve Mussolini'ye kanlarının son damlasına kadar bağlılık yeminini içeren bu faşist antlar hem askerlere hem sivillere okutturuluyordu. 1930'larda Avrupa'da esen faşizm rüzgârıyla Türk devleti faşist Almanya ve İtalya'yı örnek almış, ırkçı ve şoven bir ideoloji resmi ideoloji olarak benimsenmiştir. Sermayenin millileştirilmesi için faşizan uygulamalara başvurmaktan çekinmemiştir TC devleti. Bu ırkçı ve faşizan politikaların varlığı ise demagojik söylemlerle hep reddedilmiştir.

Türkiye'nin milliyetçi-ırkçı söylem ve uygulamaları resmi tarihçiler ve düzen yanlıları tarafından hep "Atatürk milliyetçiliği" kapsamında ele alınmış ve ırkçı olmadığı iddia edilmiştir. Bu Kemalist zevata göre "Atatürk milliyetçiliği" etnik kökene dayalı bir milliyetçilik değildir; ırk, din, dil, ayrımı yapmaz. Oysa gerçeklik hiç de böyle değildir. Mustafa Kemal'in millet ve milliyetçilik hakkındaki sözleri de, uygulamaları da bunun kanıtıdır. M. Kemal birçok konuşmasında Türklerin üstün ırk olduğunu ve Türkiye sınırları içerisindeki herkesi Türk kabul ettiğini belirtmiştir. Kemalizmin önde gelen bir başka temsilcisi olan eski Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt ise, Türk olmayanlara sadece hizmetkârlığı layık gördüğünü açıkça söylemiştir. Bu anlayış bir yönüyle de Batı karşısında duyulan aşağılık kompleksinin sonucudur. Bu kompleks nedeniyle, Türk ırkının üstün ırk olduğunu, Hititlerin, Yunanlıların Türk kökenli olduğunu iddia eden Türk Tarih Tezi ve bütün dillerin Türkçeden türediğini "kanıtlayan" Güneş Dil Teorisi uydurulmuştur. İşte bu fikriyatın sahipleri, "yüce Türk milleti"nden olmayıp diğer etnik kökenden gelen vatandaşları da dışarıda tutmuyor ve büyük bir cömertlikte onları da Türk olarak kabul ediyor ve onlara Türkçe öğretiyordu! Zor yoluyla asimilasyona dayanan bu anlayışın ırkçı bir anlayış olmadığını kim iddia edebilir? Elbette ırkçı anlayışa sahip olanlar!

Danıştay da aynı gerekçelere dayanarak andın ırkçı olmadığına oybirliğiyle karar vermiştir. "…yeni nesillere Türk Devletinin ve milletinin bir ferdi olma onurunu duymaya ve hazzını yaşatmaya yönelik, Anayasamızda ve Yasalarımızda yer alan ifadelerden oluşan dava konusu öğrenci andında dayanağı Anayasa ve Yasa maddelerine aykırılık bulunmamaktadır. Her ne kadar davacı tarafından, öğrenci andının bir ırkı esas aldığı, zorla okutulduğu iddialarına yer verilmiş ise de; "Türk" kelimesi bir ırkın değil, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan dili, ırkı, rengi, cinsiyeti, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi ne olursa olsun tüm vatandaşların bir araya gelerek oluşturdukları ve herkesi kapsayan ve kucaklayan milletin ortak adı olup, aksi yöndeki davacı iddialarına itibar edilmemiştir. Nitekim Anayasamızda bu hususun vurgulanması bakımından, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin herhangi bir ayrıma tabi tutulmaksızın Türk olduğu belirtilmiştir."

Görüldüğü üzere Anayasanın 66. maddesinde, "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür" denildiği için Danıştay ant ile yasalar arasında bir aykırılık bulmuyor ve talebi reddediyor. Aslında tek başına bu gerekçe bile mevcut anayasanın ne derece gerici bir anayasa olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye'deki ırkçı uygulamaların yürürlükten kalkabilmesi için 12 Eylül anayasasının çöpe atılması şarttır. Ancak mevcut kapitalist düzenin sınırları içerisinde anayasal değişikliklerle alınacak yolun bir sınırı vardır. Çünkü yasalar egemen sınıfın çıkarları doğrultusunda oluşturulmakta, yorumlanmakta ve buna göre hayata geçirilmektedir. Bu yüzden yasalarla uygulamalar arasında da büyük farklılıklar bulunmaktadır. Son YSK kararlarının bir kez daha gösterdiği üzere, kitlesel bir mücadele olmadığı takdirde burjuva yasalarından demokrasi beklenemez.

Anayasanın 90. maddesi "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır" der. Oysa Danıştay'ın Anayasaya göre almış olduğu karar bu madde ile çelişmektedir. Çünkü Türkiye, BM'nin Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesinin altına imza atmış taraf devletlerden biridir. Bu sözleşmenin 29. maddesi, eğitimin çocukların kültürel kimliğine, dil ve değerlerine saygılı olması gerektiğini taahhüt altına almaktadır. Dolayısıyla TC'nin dayattığı ırkçı "öğrenci andı" ve anadilde eğitimi engellemesi bu maddeyi açıkça çiğnemektedir. Bunun yanı sıra 30. maddede şu ifade yer almaktadır: "Soya, dine ya da dile dayalı azınlıkların ya da yerli halkların varolduğu devletlerde, böyle bir azınlığa mensup olan ya da yerli halktan olan çocuk, ait olduğu azınlık topluluğunun diğer üyeleri ile birlikte kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama ve kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılamaz." Hem Alevilerin hem de Kürtlerin yaşadığı sorunlar bu maddeye hiç uyulmadığını gösteriyor.

Öğrenci andını savunanların savunmalarında yer alan gerekçelerden biri de diğer devletlerde de benzer marşların ve törenlerin olduğudur. Oysa bu tür ırkçı uygulamaların başka ülkelerde olmasının bu törenin yapılmasını haklı çıkarmayacağı açıktır. Bu ırkçı kafalara sormak gerekiyor; neden farklı ülkelerdeki demokratik uygulamaları değil de bu tür geri, ırkçı, anti-demokratik uygulamaları örnek alıyorlar?

Diğer ırkçı uygulamalar

Eğitim alanındaki ırkçı uygulamalar sadece "Öğrenci Andı" ile de sınırlı değil. Bütün eğitim müfredatı devletin resmi ideolojisinin safsatalarıyla doludur. Tarih Türkiye burjuvazisinin çıkarları doğrultusunda çarpıtılarak anlatılmakta ve "Türkün Türkten başka dostu yoktur", "harici ve dâhili bedhahlar" fikri gencecik beyinlere zerk edilmektedir. İstiklal Marşı her hafta iki kere söylendiği gibi, on kıtası öğrencilere ezberletilmektedir. Hakeza "Gençliğe Hitabe" ezberlettirilip defterlere yazdırılmakta, ayrıca ders kitaplarının başında yer almakta, okullarda Atatürk köşelerinde bulunmaktadır.

Gençliğe Hitabe de içerik bakımından "Öğrenci Andına" benzer ırkçı bir söyleme sahiptir. Bilindiği gibi bu hitabede gençliğin, milli ödevlerini yerine getirmek için muhtaç olduğu kudreti damarlarındaki asil kanda bulacağı söyleniyor. Baştan aşağı hamasi bir nutuk olan Gençliğe Hitabe, işçi-emekçi gençlere kendi sınıfsal çıkarları yerine "milli çıkarları" savunmaları gerektiğini aşılamaya çalışıyor.

12 Eylül rejiminin alâmetifarikalarından olan Milli Güvenlik Bilgisi dersi de tamamıyla milliyetçi ve militarist bir içeriğe ve biçime sahiptir. Subaylar tarafından verilen bu derste bir öğrenci kapıda bekler ve "öğretmenin" geldiğini duyurur, öğrenciler de asker gibi komutan öğretmenlerini selamlarlar. Milli Güvenlik Bilgisi dersinin amaçları arasında şunlar yer almaktadır: Türk gençliğinin Atatürkçü görüş ve düşünce doğrultusunda yetişmesine katkıda bulunmak, milli stratejimizi, milli hedeflerimizi ve milli menfaatlerimizi bilmek ve bunlara karşı olan unsurlarla mücadele etmesini kavramak, Türk gencinde, temelde var olan milli güvenlik inanç ve bilincini yurdun topyekûn savunmasına uygun bir şekilde güçlendirmek, Türkiye Cumhuriyetine yönelik her türlü yıkıcı ve bölücü akımları öğretmek. Son Milli Eğitim şurasında branş öğretmenlerinin derse girmesi ve müfredatının gözden geçirilmesi kararı alındı. Ancak bu yeterli değildir. Dünya halklarına karşı nefret tohumlarının atıldığı, ırkçılığın pompalandığı ve sosyalist düşüncenin karalandığı bu ders tümden kaldırılmalıdır.

Türklüğün yüceltildiği, diğer halkların aşağılandığı tüm ırkçı uygulamalar eğitim müfredatından çıkarılmalıdır. İşçi ve emekçilerin çocuklarının zihinlerinin milliyetçi safsatalarla ve ırkçı düşüncelerle dolması, işçi sınıfının birliğini engellemekte, burjuvazinin ekmeğine yağ sürmektedir. İşçi sınıfı bunun farkında olarak bu ırkçı uygulamaların kaldırılması taleplerini desteklemelidir.




[*] Andın sözlerini yazan Dr. Reşit Galip, Türk Ocakları'na bağlı Türk Tarihini Tetkik Encümeni'nin genel sekreteri idi. Bu encümen daha sonra Türk Tarih Kurumu olacaktır.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no: 74, Mayıs 2011