Navigation

Facebook Skandalının Gösterdikleri

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Seçmen gönüllü rıza sonucu mu oyunu kullanıyor? Yoksa muazzam bir medya manipülasyonu ve algı operasyonu sonucunda mı hangi partiye destek vereceğine karar veriyor? İşte basında Cambridge Analytica skandalı olarak yer alan Facebook’un on milyonlarca kullanıcısının verilerini “paylaşması” bize bu soruların ilkinin cevabının koca bir hayır, ikincisinin ise bariz bir evet olduğunu gösteriyor.

Kapitalizm çürüdükçe seçimler giderek daha büyük yalan kampanyalarına ve otoriter eğilimlere sahne oluyor. Entrika, rüşvet, yolsuzluk, hile ve baskıların olmadığı seçim yok gibidir. Meselâ 2018 yılının başlarında Rusya, Mısır, Azerbaycan, Macaristan’da gerçekleştirilen seçimlerde iktidarda bulunan otoriter liderler resmi seçim sonuçlarına göre açık ara farkla birinci geldiler. Otoriter yönetimlerin iktidarda olduğu ülkelerde yapılan bu seçimlerin seçmenlerin tercihini yansıtmadığına dair genel bir mutabakat var. AGİT gibi gözlemci kuruluşlar bu seçimlerin demokratik koşullarda yapılmadığı yönünde görüşler ve usulsüzlük yapıldığına dair veriler sunuyorlar. Peki, burjuva demokrasisinin görece işlediği ülkelerde yapılan seçimler ne kadar demokratik? Seçmen gönüllü rıza sonucu mu oyunu kullanıyor? Yoksa muazzam bir medya manipülasyonu ve algı operasyonu sonucunda mı hangi partiye destek vereceğine karar veriyor? İşte basında Cambridge Analytica skandalı olarak yer alan Facebook’un on milyonlarca kullanıcısının verilerini “paylaşması” bize bu soruların ilkinin cevabının koca bir hayır, ikincisinin ise bariz bir evet olduğunu gösteriyor.

Cambridge Analytica skandalı kapitalizmin çürümüşlüğü ve burjuva demokrasisinin mekanizmalarının toplumun gerçek tercihlerini ve çıkarlarını yansıtmadığını göstermesi bakımından çarpıcı bir vaka. Kısaca hatırlatalım. En popüler sosyal medya uygulamalarından biri olan Facebook’un 87 milyon kullanıcısına ait bilgilerin Cambridge Analytica adlı veri analiz şirketine verildiği ortaya çıktı. Olay bu şirketin eski bir çalışanının Facebook verilerini nasıl kullandıklarını itiraf etmesiyle patlak verdi ve gerisi geldi. Şirketin yöneticileri gizli kameralardan habersiz, seçimlere yönelik manipülasyon marifetlerini, şantajdan kumpasa kadar her türlü yola nasıl başvurduklarını anlattılar. Bu şirket ABD seçimlerinde ve Brexit referandumunda kampanya yürütmüş bir şirket. Şirketin Facebook’tan sağladığı bilgilerle Trump’ın seçim kampanyasını belirlediği ve bunun seçim sonuçlarını önemli bir biçimde etkilediği söyleniyor. Skandal patlak verince Facebook suçunu kabul etmek zorunda kaldı. ABD senatosunda ifade veren Facebook kurucusu Zuckerberg, hem özür diledi hem de bunu engelleyemedikleri için bütün sorumluluğu kendi üzerine aldı. Hem şirketini hem de burjuva demokrasisini ve hukukunu kurtarmaya çalıştı.

Facebook veya Cambridge Analytica skandalı aslında bildiğimiz bazı doğruların kanıtlanması anlamına geldiği gibi buzdağının görünen ucudur sadece. Elif Çağlı 2014 yılında yazdığı “Demokrasi ve Plütokrasi” yazısında burjuva demokrasisinin bir kabuğa dönüştüğünü çarpıcı bir biçimde dile getirmişti: “Sergilediği tüm özellikleriyle birlikte kapitalizmin bu tarihsel sistem krizi dönemine barış ve demokrasinin değil, savaş ve gericiliğin eşlik ettiği çok açıktır. Kapitalizm kendi sonuna yaklaştıkça, burjuva parlamenter rejim de görece toplumsal uzlaşma sağlayan özelliklerini yitirmekte ve sınıf diktatörlüğü yönü çok daha açık biçimde öne çıkmaktadır. Yalnızca Türkiye’de değil pek çok ülkede burjuva siyaset arenası, sistemin çıkışsızlığını yansıtır biçimde, hiçbir yeni umut vaat etmeyen köhnemiş bir tahterevalli oyununa dönüşmüştür. Artık kitlelerin önemli bir bölümünün gönüllü rızasını kazanamayan burjuva egemenler, büyük yalan kampanyalarını ve otoriter eğilimleri tırmandırmaktan başka bir çare bulamıyorlar. Her türlü toplumsal muhalefete rağmen iktidarda kalma çabası içinde tepinen burjuva politikacıların, akla gelmedik tertip, entrika, rüşvet ve yolsuzluğa başvurması, Amerika’dan Avrupa’ya, Afrika’dan Asya’ya, Ortadoğu’sundan Türkiye’ye neredeyse her yerde dönemin sıradan vakası haline gelmiştir.”

Sosyal medyanın manipülasyon gücü

Burjuva politikacıların başvurdukları seçim entrikalarında internet en işlevli ve etkili alanlardan biridir. Son on yılda giderek popülerleşen sosyal medya ise internetin en önemli araçlarından birisi haline geldi. Son istatistiklere göre dünya nüfusunun yarısından fazlası internet kullanıyor. 3,2 milyar insanın sosyal medya hesabı var. Facebook’un aktif kullanıcı sayısı aylık 2 milyarın üzerinde. Bu neredeyse her 4 kişiden birinin Facebook kullandığı anlamına geliyor. Facebook’u Youtube, Instagram, Tumblr, Twitter gibi diğer sosyal medya platformları takip ediyor. Gençlerde yeni sosyal medya platformlarına yönelim eğilimi olmakla birlikte, Facebook aktif kullanıcı sayısıyla en popüler platformlar arasında halen açık ara önde.

Sosyal medyanın gün geçtikçe popülerleşmesinde ve geleneksel medyanın önüne geçmesinde gerçek dünyanın büyük bir etkisi var. Gerçek dünyayı emekçiler için çekilmez ve yaşanılmaz kılan kapitalizm, sanal bir dünya yaratarak kitleleri uyuşturmakta, kayıtsızlaştırmaktadır. Kimi zaman sanalla gerçeklik iç içe geçmekte, neyin sanal neyin gerçek olduğu anlamsız veya belirsiz hale gelmektedir. Sanal âlemde sosyalleşen, beğenen, korkan insan, gerçek âleme karşı kayıtsız kalmakta, gerçeklikten uzaklaşmakta ve hatta kopmaktadır. Gerçek âlemin efendileri egemenliklerini sürdürebilmek için sanal âlemden, özellikle de sosyal medyadan sonuna kadar faydalanıyorlar.

Facebook ve benzeri sosyal medya ortamlarının kitlelerin yönelimlerini manipüle etmede ve de bunun sermayenin şu ya da bu kesiminin çıkarları için kullanılmasında büyük bir rolü var. Hemen hemen her evde bulunan televizyondan farklı olarak, soysal medya interaktif yapısıyla kitlelerin nasıl manipüle edileceği konusunda büyük bir veri havuzu ve nokta atışı yapma imkânı sağlıyor. Meselâ sayısız televizyon kanalı bulunmasına rağmen, teknik olarak mümkün olsa da bunlar şu anda kişiye özel bir yayın yapmıyorlar. Ama sosyal medya platformları hem kişinin kendisinin bir “muhabir” gibi yazabildiği ve yorum yapabildiği hem de kendisinin de haber olabildiği bir ortam. Meselâ, herhangi birinin sosyal medyada yaptığı yorumu beğenebiliyor, paylaşabiliyor, eleştirebiliyorsunuz. Sizi takip edenler ve sosyal medya platformunun kendisi, çeşitli şirketler ve elbette istihbarat örgütleri bunları duyuyor, görüyor, izliyor. Oysa televizyon karşısında ettiğiniz küfürler, eleştiriler veya destek yorumlarınız, bulunduğunuz odanın duvarlarının ötesine ulaşamıyor. Sosyal medyadaki her hareketiniz kayıt altına alınıyor. Sadece nerede oturduğunuz, kaç yaşında olduğunuz değil, nelerden hoşlandığınız, hangi liderleri desteklediğiniz, siyasi eğilimleriniz gibi, bir insana dair her şey kaydediliyor. Bu kadar çok verinin elde edilmesi, kaydedilmesi ve muhafaza edilmesi muazzam bir teknolojik yatırımı ve sermayeyi gerektiriyor. Facebook bu büyük maliyete rağmen kullanıcılarına ücretsiz hizmet veriyor. Cambridge Analytica skandalı “eğer bir ürün ücretsizse, asıl ürün sizsiniz” sözünü de doğruluyor. Eski NSA çalışanı Snowden’ın bu konudaki yorumu çarpıcıdır:

“Facebook, milyonların özel hayatlarına ilişkin, kendi iradeleriyle paylaştıkları ayrıntıların çok ötesinde mahrem bilgileri kullanıp satarak para kazanır. Özel hayatlara ilişkin ayrıntılı kayıtları toplayıp satanlar bir zamanlar «istihbarat şirketi» olarak tanımlanırdı. Şu anda kendilerini «sosyal medya» olarak adlandırmaları, «Savaş Bakanlığı»nın «Savunma Bakanlığı» oluşundan beri en başarılı kandırmacadır.” 

Cambridge Analytica skandalıyla birlikte on milyarlarca dolar kaybeden Facebook, Forbes’un en büyük şirketler listesinde 119. sırada yer alıyor ve piyasa değeri 407 milyar dolar. Sermayenin daha fazla büyüme arzusunun dinmesi “en adil şirketler” arasında sayılan Facebook’ta da söz konusu olamaz. Facebook da eşyanın tabiatı gereği diğer şirketler gibi kârını arttırmak için her yola başvurmak zorunda. Nitekim basına sızan gizli bir yazışmada Facebook yöneticilerinden birinin “büyümek için yaptığımız her şey mubahtır” dediği ortaya çıktı. Yazışmanın tamamından Facebook’un faaliyetleri yüzünden insanların ölmesinin bile umursanmadığını, Çin piyasasına girebilmek için her türlü yönteme başvurabileceklerini öğreniyoruz.

“Büyümek için her şey mubahtır” diyen bir firmanın elinde milyarlarca insana ait bir veritabanı varsa, bunun seçimlerde de kullanılması kaçınılmazdır. Burjuva demokrasisi bir kabuğa dönüştüğü için, iktidara talip olan partiler veya iktidarda kalmak isteyen partiler, çok ince hesaplar yaparak seçim kampanyalarını yürütüyorlar. Seçim kampanyaları bağlamında televizyon programları ve mitingler bir hareketin gücünü göstermesi veya sesini duyurması bakımından halen önemli olmakla birlikte seçimleri kazanmak için yeterli değildir. Üstelik internet ve soysal medyanın kitlelerin hayatında daha büyük bir yer kaplamaya başlaması, içeriğinden bağımsız olarak uzun politik nutukların dinlenmemesi, televizyon ve mitinglerin önemini bazı açılardan giderek azaltıyor. Ayrıca çoğunlukla bir partinin mitingine katılanlar zaten o partiye oy verecek olanlardır. Partiler kemik taban diye tarif edebileceğimiz bu kesimi tahkim etmeye, dinamikleştirmeye çalışırlar. Ancak bunların dışında kalan ve kendilerine oy verme potansiyeli olanları kazanmadan seçimleri de kazanamayacaklarını bilirler. Bu yüzden seçim kampanyalarının bir ayağını “kararsızlar” diye tarif edilen kesimin üzerine yoğunlaştırırlar. Bu kararsızlar veya kendilerine oy verme potansiyeli olan kesimler yekpare bir kitle değildir. Bunların çoğunluğu emekçiler olsa da, yaşam ve çalışma koşulları, hayata bakış açıları, beklentileri, kaygıları, geleneksel kodları birebir aynı değildir. Burjuva politikacıların programlarının hepsini birden memnun etmesi mümkün değildir. Ancak burjuva partiler her yola başvurarak seçmen kitlesinin en büyük dilimini kendi yanına çekmeye çalışırlar. İşte bu noktada sosyal medya hem çok büyük bir bilgi toplama mecrasıdır hem de kullanıcıları bireysel düzeyde manipüle etme aracıdır. Ancak sosyal medyadaki devasa veritabanının işlenmesi ve anlamlı sonuçlar üretilmesi ayrı bir uzmanlık alanı. Veri analiz şirketi olarak faaliyet gösteren firmalar da bu noktada devreye giriyorlar. Bu alanda faaliyet gösteren çok sayıda şirket var. Adı kirlendiği için kapatılacağı açıklanan Cambridge Analytica, müşterilerinin ihtiyaçlarına göre bu verileri analiz eden firmalardan sadece birisidir.

Birkaç yıl önce Cambridge Üniversitesinde çalışan bir araştırmacı, sosyal medya kullanıcılarının beğendiği içeriği analiz ederek onları tanıyan bir algoritma geliştirdi. Bu algoritma 10 beğeni ile sizi bir iş arkadaşınızdan, 70 beğeni ile arkadaşlarınızdan, 150 beğeni ile anne ve babanızdan bile daha iyi tanıyabiliyor. 300 beğeniyi analiz ederek size eşinizden daha yakın oluyor. Daha fazla beğeni ile sizi sizden iyi tanıyor. Yani Facebook’ta yaptığınız her beğeni, veri analiz şirketlerinin sizi daha iyi tanımasını sağlıyor. Kullanıcıların sahte sosyal medya hesapları oluşturduğunu veya sosyal medyadaki paylaşımların her zaman gerçeği yansıtmadığını varsayarak bu algoritmaların çok sağlıklı sonuçlar üretemeyeceğini düşünebilirsiniz. Ancak Facebook yazılımcıları ve veri analiz şirketleri bunu da dikkate alarak yazılım üretiyorlar ve böylece karşılaştıkları sorunlara çözüm buluyorlar. Facebook son yıllarda getirdiği yeni şartlarla sahte hesapların önemli bir kısmını sildi. Yapay zekâ teknolojisi ile bu konuda daha kesin çözümler arıyorlar. Veri analiz şirketleri ise hangi verilerin gerçekçi, hangisinin uydurma olduğunu anlayabilecek algoritmalara başvuruyorlar. Veya gerçek veriye ulaşmak için çeşitli uygulamalara, oyunlara ve testlere başvuruyorlar. Meselâ internette karşınıza gelen “masum” testler, veri analiz şirketlerinin doğru bilgiye ulaşmasının çok pratik bir yolu. Çoğu internet kullanıcısı “Kaç yaşına kadar yaşayacaksınız?”, “Hangi lidere benziyorsun?”, “Senin kahramanın kim?” vb. gibi testlere katılmaktan imtina etmiyorlar. Doğru sonuç çıkması için de çoğunlukla sorulara doğru cevaplar veriyorlar. Ayrıca kimlik bilgilerinin gizli tutulacağına dair verilen taahhüt de kullanıcıları rahatlatıyor. Gerçekten de bu kullanıcıların gerçek kimlikleri dünya âleme faş edilmiyor. Ama bunun hiçbir önemi yoktur. Çünkü önemli olan bilgisayar karşısındaki kişinin adının ne olduğu değildir. Önemli olan bu kullanıcıyı nasıl ikna edebileceklerine dair işe yarayacak bilgilere sahip olmaktır. Testteki soruların cevapları veri analiz şirketleri için bulunmaz nimettir. Eskiden anketörlerin sokakta veya kapı kapı dolaşarak yaptıkları anketler sonucunda elde ettiği veriler, bugün çok daha kolay bir şekilde ve çok daha fazla kişiyle sosyal medya aracılığıyla elde edilebiliyor.

Bu veriler ürün pazarlamaktan seçim sonuçlarını etkilemeye kadar her alanda kullanıcıları manipüle etmek için kullanılıyor. Cambridge Analytica yöneticilerinden biri, kapalı bir toplantıda bunu açıkça dile getiriyor: “Seçim kampanyasını hakikatler üzerine bina etmenin faydası yok, çünkü özünde bütün mesele duygulardır. İki temel dürtü vardır: umutlar ve korkular; ki çoğu dile dahi gelmemiştir, bilinçaltındadır. Sizde o tepkiyi uyandıran o şeyle karşılaşana kadar -böyle bir- korkunuz olduğunu dahi bilmiyorsunuzdur. Bizim işimiz, bu derinde yer etmiş, altta yatan korku ve endişeleri bulup çıkarmak için kovayı kuyunun herkesin yaptığından daha derine daldırmak.”

Korku ve endişeleri bulup çıkarmak ve depreştirmek için yazılım mühendisleri çok incelikli yöntemler üzerinde çalışıyorlar:

“1,5 milyar kişilik bir izleyici kitlesine sahip dünyanın en büyük video paylaşım platformu olan youtube’un arama sonuçlarını nasıl manipüle ettiği, gerici, ırkçı, cins ayrımcı sonuçları size nasıl ön sıralarda sunduğuna dair gerçekler bizzat bu şirketin önde gelen mühendisleri tarafından ifşa edildi. Üstelik bu manipülasyonlar doğrudan bu şirketlerin çalışanları tarafından değil, bu platformların arkasında çalışan yapay zekâlar tarafından yapılıyor; neyi görmek ya da okumak isteyebileceğinize onlar karar veriyor. Ama suçlu onlar değil, zira bu yapay zekâlar sözkonusu seçimleri onları programlayanların (yani bu programcıların çalıştığı şirketlerin) tercihine bağlı olarak yapıyorlar. Öne çıkarılan videolar ya da haberler, doğal olarak izleyiciler tarafından daha çok izleniyor, bunların reytingleri artmış oluyor, dolayısıyla bir sonraki aramada bunlar daha da öne çıkartılıyor. Böylelikle bir girdabın içine girilmiş ve izleyiciler farkında bile olmaksızın büyük kapitalist şirketlerin tercihleri doğrultusunda yumuşak bir format yemeye başlamış oluyorlar.” (Oktay Baran, Genetik ve Robotikteki Gelişmeler: Nereye?, 22 Şubat 2018, marksist.com)

Facebook’un uygulamalarına ve üzerinde çalıştığı yazılımlara baktığımızda da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Facebook neredeyse her hareketimizi takip etmek istiyor. Kullanıcıların göz hareketlerini izlemek, bedensel aktivitelerini takip edip kaydetmek üzere araştırma ve çalışmalar yürütülüyor. Bunun yanı sıra Facebook’un patent başvuruları arasında, forumlarda tartışılan ekonomik ve politik konuları analiz edecek bir yazılım da var. Bu yazılım bu alanlarda çalışan şirketler için çeşitli kavramları kullanma sıklığına göre kullanıcıların psikometrik analizini gerçekleştiriyor. Facebook’un bu çalışmaları, veri analiz şirketlerinin yaptığı işi doğrudan kendisinin yapmak istediğini gösteriyor.

Veri analiz şirketleri internetteki izleri takip ederek, ellerindeki ürünü en iyi şekilde satmanın yolunu arıyorlar. Bu ürün bazen bir temel ihtiyaç maddesi olabilir, bazen bir siyasi parti olabilir, bazen de burjuva ideolojisinin argümanlarından herhangi biri. Örneğin bir ABD’linin sosyal medya profilinde işsiz yazıyorsa, milliyetçi paylaşımlar da yapmışsa, önüne Trump’ın işsizliği azaltmak için sunduğu çözümler gelir. Hatta doğru olmadığı halde sevdiği bir şarkıcının veya sporcunun da Trump’a oy verdiğini okuyabilir ve buna inanabilir. Sosyal medyayı aktif bir biçimde kullanan Trump, yalanlar üzerine kurulu bir seçim propagandasıyla başkanlık seçimini kazandı.

Oysa sosyal medyanın yeni yeni yaygınlaşmaya başladığı ve toplumsal olaylarda bir haberleşme aracı olarak kullanılmaya başlandığı dönemlerde “sosyal medya devrimi” adı altında kitlelerin örgütsüzlüğüne övgüler düzülmüştü. Artık eskisi gibi kitlelerin sıkı, disiplinli bir örgütlenme faaliyetine ihtiyaç olmadığı, Twitter ve Facebook üzerinden iktidarların yıkılabileceği, devrimlerin gerçekleştirilebileceği propagandası yapıldı. Özellikle “Arap Baharı”nda sosyal medyanın yoğun bir biçimde kullanılması ve başarılar elde edilmesi bu propagandanın etkisini güçlendirdi. Sosyal medya tapınıcıları, sosyal medyanın gerçeklere ulaşmanın bir aracı olduğunu, medyanın artık bireyleri eskisi gibi yönlendiremeyeceğini iddia ettiler. Ancak bu hayallerin kapitalizmin duvarlarına çarpması ve tuzla buz olması için çok uzun yılların geçmesine gerek kalmadı. Kısa bir süre içerisinde sosyal medya geleneksel medyanın çok daha ötesinde bir manipülasyon aracı olarak burjuvazinin en kuvvetli ideolojik aygıtlarından birisi haline geldi.

Başlangıçta tekellerin kontrolünde olan geleneksel medyaya alternatif olan sosyal medya, giderek devletin ve çeşitli odakların denetimine girdi. “Size daha iyi hizmet vermek için bilgilerinizi paylaşmanızı istiyoruz” diyen sitelere kullanıcılar gönüllü bir şekilde bilgilerini sunuyorlar. Bu veriler istihbarat örgütlerinin insanları fişlemesi için muazzam bir olanak sağlıyor. Diğer taraftan sosyal medya paylaşımları yüzünden insanlar gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. İktidar partileri, kendilerine bağlı trol orduları aracılığıyla sosyal medyayı muhalifleri karalamak, itibarsızlaştırmak ve sindirmek için kullanıyorlar. Ayrıca internet ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla burjuva medya devleri kısa sürede buraya da el attılar ve ayırdıkları kaynaklarla bu alanda da hâkimiyet sağladılar. Tek tek bireylerin sosyal medyada devlet olanaklarına sahip trollerle ve medya devleri ile baş etmesi mümkün değil.

İnternet ve sosyal medyanın demokrasiyi geliştireceği hayaline kapılanlar büyük bir hayal kırıklığına uğradılar. Tersi olması mümkün değildi zaten. Burjuvazi, nalıncı keseri gibi her şeyi kendine yontar: “Günümüzde ABD ya da Türkiye fark etmez, kapitalizmin hizmetindeki yeni teknolojiler burjuva egemenlerin kendi kontrollerinde robot bir toplum yaratmalarının aracı kılınmıştır. İlk bakışta masum gibi görünen kitle eğlence araçları ve en önemlisi de sosyal medya, beyinleri düşünme ve sorgulama noktasından uzaklaştırmak, insanları uyuşturarak ya da korkutarak felçleştirmek için burjuvaziye hizmet eden muazzam endüstrilere dönüştürülmüştür.” (Elif Çağlı, Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü, 23 Ekim 2016, marksist.com)

Cambridge Analytica skandalının bir sarsıntıya yol açmasının en önemli sebeplerinden biri de, bu gerçekliğin inkâr edilemez bir biçimde açığa çıkması oldu. Kişisel verilerin ekonomik ve siyasi çıkarlar için kullanıldığı en yetkili kişiler tarafından itiraf edildi. Zuckerberg’in ABD Senatosunda sorgulanmasıyla burjuva demokrasisi kendisini aklamaya çalıştı. Google, Facebook, Twitter vb. gibi internet platformları kapitalist şirketlerdir ve hepsi de kullanıcıların bilgilerini depoluyor, bunları siyasi ve ekonomik kazanç elde etmek için kullanıyor, devlet aygıtlarıyla paylaşıyorlar. Aslında özgürlük ve demokrasi adı altında pazarlanan sahte bir özgürlük alanından başka bir şey değildir. Sosyal medya aslen egemen fikirlerin sinsi bir şekilde bireylere zerk edilmesine hizmet ediyor.

Elbette internet ve sosyal medya insanlığın çeşitli sorunlarının çözümü, işlerin hızlı bir şekilde yürütülebilmesi ve gerçek özgürlük ve demokrasi için muazzam araçlardır. Ancak bu işlevini yerine getirilebilmesi için kapitalizm belâsından kurtulmak gerekiyor.