Navigation

Katrina Kasırgasının Gösterdikleri

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

ABD’deki Katrina Kasırgası bir kez daha kapitalizmin insan yaşamını ne denli hiçe saydığını gösterdi. Haftalar öncesinden her yönüyle öngörülmüş olan bir kasırga, tam sayı belli olmamakla birlikte, resmi ağızlardan yapılan açıklamalara göre muhtemelen binlerce insanın ölümüne yol açtı. Yüce Amerikan devleti, yoksullukları nedeniyle bölgeyi terk edememiş ve çoğunluğu siyah olan binlerce insanı ölüme terk ederek dolar cumhuriyetinin içyüzünü bir kez daha ortaya koydu.

ABD burjuvazisi, Irak savaşıyla birlikte, doğal felâketlere karşı ayrılan fonları alabildiğine kısmış ve bu kaynakları emperyalist savaş fonlarına aktarmış durumda. Louisiana Acil Durum yetkilileri, yıllardır New Orleans’ın büyük bir fırtına ile baş edemeyecek durumda olduğunu yetkililere söylediklerini ama buna rağmen yetkililerden olumlu bir yanıt alamadıklarını belirtiyorlar. Fonlardaki kısıntıdan dolayı bırakalım kasırgayı, büyük fırtınalara karşı dahi yeterli önlem alınamadığı Acil Durum yetkililerinin en büyük şikâyeti. Hükümetin yaptığı tek şey tehlike geldiğinde bunu kitle iletişim araçları ile kitlelere duyurmak. Ama insanların yaşamlarını kurtarmak için burjuva hükümetin yaptığı hiçbir şey yok. Irak ve Afganistan’a “özgürlük” götürdüğünü iddia eden ve bundan dolayı bu ülkelere sayısız uçak-helikopter gönderen Amerikan burjuvazisi, kendi ülkesindeki bir felâketin çözümü için gerekli olan helikopterleri “temin edemiyor” ve tüm dünyadan yardım istiyor! Kuşkusuz insan yaşamını kurtarmak kârlı değil, hele de bu insanların hemen hepsi yoksul, işçi ve siyahsa!

New Orleans ABD’de siyahların çoğunlukta olduğu bir bölge, nüfusun %67’si siyah. Bölgede yaşayan aileler kapitalizmin boy verdiği her yerde olduğu gibi büyük ölçüde işçi sınıfının mensupları. Burjuvazinin üyeleri ve gücü elveren diğer aileler kasırga beklentisi ile tahliye çağrısına uyarken, maddi koşulları bölgeyi terk etmeye elverişli olmayan yoksullar, sakatlar, hastalar, yaşlılar (çoğunluğunu siyah ırktan insanlar oluşturuyor) New Orleans’ı terk edemedi. Bunların sayısı tahminlere göre 300 bin civarında.

Kasırgadan günler önce bu kasırganın büyüklüğü ile ilgili bilgiler bilim adamlarınca yönetime sunulmuştu. Hatta bilim adamlarının tahminlerine göre oluşacak olan kasırganın bundan daha şiddetli olması bekleniyordu. Burjuvazinin devleti ise gelecek olan felâketin boyutlarını bildiği halde bu insanların başka yerlere naklini gerçekleştirmek için bir çaba göstermedi. New Orleans’da kalıp ölümle yüz yüze gelen insanlar gerçekleri görmeyerek ya da uyarılara uymayarak bölgeyi terk etmemezlik etmediler; bölgeyi terk ettiklerinde yaşamlarını sürdürme şansları hiç olmadığından, barınacak hiç yerleri olmadığından yaşadıkları yerleri terk edemediler..

İşte bu koşullar altında yerinden yurdundan ayrılamayan insanlar bugün ölüm kalım mücadelesi veriyorlar. Binlerce insanın yaşamını kaybettiği kasırga bitti, ama fakir insanların çilesi bitmedi ve her geçen gün daha da artıyor. Bütün şehir sular altında, kullanılacak temiz su yok, yiyecek sınırlı, insanlar salgın hastalık tehdidiyle karşı karşıyalar. Ve dünyanın jandarmalığına soyunan, Irak’a “özgürlük ve demokrasi götürmek” için çırpınan, silahlanmaya milyarlarca dolar harcayan ABD burjuvazisi, su altında kalan hemen hepsi siyah ırktan işçileri kurtarmak ve arama çalışmaları yapmak için ne asker ne de bütçe bulabiliyor! İşte size burjuva eşitliği ve burjuva demokrasisi!

New Orleans belediye başkanı yardım çağrısında bulunuyor ve 25 bin civarında insanın ölümle burun buruna olduğunu söylüyor. Çeşitli haber kanalları ve bölgede kurtarma çalışmalarına katılan kişilerin verdiği bilgilere göre insanlar açlıktan sularda yüzen cesetleri yakalayıp bu cesetleri yemek zorunda kalırken, burjuvazi yumuşak koltuklarında havyarlarını yemeye devam ediyor.

Burjuvazinin ölü sayısı ile ya da kimlerin öldüğü ile ilgilendiği yok. Egemenlerin derdi bu büyük yıkıma ve insanlığın çektiği sıkıntılara rağmen kendi mülkiyetlerinin ve kâr edebilecekleri alanların korunması. Böylesine büyük bir kasırga yaklaşırken halkı başka bölgelere tahliye etmek için yeterli çaba sarf etmeyen, burjuvazi, öldürme dahil her yöntemle yağmayı önlemeyi insan kurtarmaya yeğliyor.

Sıradan insanların yaşamla ölüm arasındaki varolma mücadelesi, burjuvazi için sadece kutsal özel mülkiyet ilkesinin ihlâli oluyor. Burjuva toplumun temel düsturu, böylesi durumlarda daha çıplak görünüyor: kahrolsun insan hayatı, yaşasın özel mülkiyet! Burjuvazi “yağma!” öcüsüyle bunu haklı kılmaya çalışıyor. Oysa nedir bu “yağma”? Sonuçta insanların kendilerinin ya da sınıf kardeşlerinin ürettikleri ve el konmuş olan ödenmemiş emeklerinin ürünlerine el koymaktan ibarettir. Bu bakımdan açlık ve susuzluk çeken çaresiz insanların, ihtiyaçlarını giderebilmek için olsun, mahrumiyet içinde bırakılmalarına tepkiden olsun marketlerdeki tüketim nesnelerine el koymaları en doğal haklarıdır.

“Yağma” öcüsü aynı zamanda ırkçılıkla da bezenmiş durumda. Siyahlar marketlere girdiği zaman “yağmacılık”, beyazlar marketlere girdikleri zaman “yaşamsal ihtiyaçların karşılanması”: işte kapitalizmin eşitliği budur!

“Yağmacıları vurun!”

Burjuvazinin yoksul ve siyah insanları açlık ve ölümle yüz yüze bırakması alçaklık değilken, yaşam savaşı veren insanların buldukları marketlere girerek ihtiyaçlarını karşılamaları egemenlerin gözünde alçakça bir tutum olarak mahkûm ediliyor. Ve yüce devletin yani burjuvazinin temsilcisi, Louisiana Valisi Kathleen Blanco, askerlere “yağmacıları” öldürme yetkisinin verildiğini son derece içten sözcüklerle duyuruyor. Blanco M-16 silahlarıyla donatılmış 300 kişilik bir birliğin şehirde güvenliği –siz bunu burjuvazinin mal güvenliği olarak okuyun– sağlamak üzere görevlendirildiğini ve New Orleans’ta güvenliğin sağlanabilmesi için 40 bin asker daha talep edildiğini bildirdi. Blanco’nun “yağmacılara” karşı silah kullanımı hakkındaki sorulara verdiği cevap, kapitalist düzende canın yongasının ne olduğunu açıkça gösteriyor: “askerler ateş etme ve öldürme yetkisine sahipler ve umarım bunu yapacaklar”.

ABD işçi sınıfı ve siyahlar bugün, yönetenlerin kendilerine ne denli ayrımcı davrandıklarının farkına vararak Bush yönetiminin ırkçı tavırlarını eleştiriyorlar. Bush’u sırf siyah oldukları için afetzedelere yardım etmemekle suçlayan politikacı Jesse Jackson “ABD’de fakirlerin ve siyahların acılarına karşı tarihi bir kayıtsızlık var” diyor. Burjuvazinin ırkçı ve sınıfsal tavrı tekrar tekrar vurgulanmalıdır. Burjuvazi bu insanları bilerek ölümle baş başa bırakmıştır. Zenginler başka şehirlere göç edebilirken, fakirlerin şehirden ayrılamamasının ve felâketten sonra bir hafta geçmesine rağmen felâketzedelere yeterince yardım gönderilmemiş olmasının başka hiçbir açıklaması yoktur.

Burjuvazi felâketin büyük boyutundan dem vurarak fazla bir şey yapılamayacağını vurgulayıp suçunu örtbas etmeye çalışıyor. Bu koca bir yalandır. Hem mantık hem başka örnekler hem de ortadaki gerçekler bunu çürütmektedir. Daha önceki yüzlerce olayda da görüldüğü üzere, felâketi yaratan, doğa olayları değil bizzat kapitalizmdir. Kapitalizm her şeyin, insan yaşamının dahi kâra endekslendiği bir sistemdir. Kârlarını arttırmak için milyonlarca insanın ölümüne yol açan emperyalist paylaşım savaşlarını çıkaran kapitalistlerden insanlık için daha fazlasını beklemek boşuna. Dünya işçi sınıfının en kalabalık kesimlerinden birini oluşturan ABD işçi sınıfı ve onun bir parçası olan siyah işçiler, kurtuluşlarını başka bir yerde ya da burjuvazinin yardımlarında aramamalılar, gerçek kurtuluş kendi ellerindedir.

Kapitalizmin özü değişmiyor ve bundan 157 yıl önce yükseltilen sloganlar bugün hâlâ geçerliliğini koruyor: İşçi sınıfının zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi yok. Ama kazanacağı koca bir dünya var!