Navigation

Yeşilin Yağması, Ayder’in Gözyaşları!

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Rize’nin Çamlıhemşin ilçesi, Kaçkar sıradağları eteklerinde derin vadiler içerisinde kalan bir yer. Coşkun, hırçın, köpük köpük akarsularıyla bilenen, bu yüzden Fırtına Vadisi adını hak eden dünyanın eşsiz yerlerinden birisi. Asırlık konakları, kemerli taş köprüleri, kaplıcaları, 13. yüzyılda Cenevizliler tarafından yapıldığı düşünülen tarihi Zil Kalesi, yeşilin bütün tonlarının ihtişamlı dansıyla yoğrulmuş yaylaları, ormanları, şelaleleri, dik yamaçlı vadileri, ihtişamlı dik kayalıklarla sıralı dumanlı Kaçkarlar.

Türkiye’de ormanların %25’i Doğu Karadeniz’de yer alıyor ve bu bölge dünya iklim sınıflandırmasına göre ılıman kuşakta yer alıyor. Türkiye’nin yıllık yağış ortalaması 735 milimetre iken burada bu oran yıllık 2300 milimetre ile Amazonlara denktir. Avrupa’da acil korunması gereken 100 orman arasında yer alan bu alanda 300’den fazla endemik bitki türü var. Neredeyse dört bin metreye dayanan rakımıyla Kaçkarlar’ın zirvelerinde bulunan buzullarından ve dik kayalıklarından erimeye başlayan kar suları damla damla birleşerek sonunda Fırtına Deresinin coşkun sularını oluşturur. Rakımın düşmesiyle fundalıklar ve alpin çayırları yerini doğu ladini fidanlar ve sarı çiçekli orman gülü, Doğu Karadeniz köknarı, sarı çam ve daha da aşağılara inildikçe meşe, kayın, gürgen ve kestane gibi ağaçlara bırakır. Yerleşim yerleri de buralarda başlar. Vadi boyunca dağınık şekilde ahşap eski yapı Karadeniz evleri, doğayla bütünleşmiş bir görüntü sergiler. Yeni yapılan ahşap evler de aslına uygun şekilde inşa edilmeye çalışılmış. Ancak 1987 yılında Ayder Yaylasının Bakanlar Kurulu kararıyla “turizm merkezi” ilan edilmesinden sonra gelişigüzel yapılaşma başlamış. Evlerin yanı sıra otel, pansiyon, restoran, kafe gibi çeşitli işletmelerle birlikte rantlaşma giderek artmış.

Üzerinde yaşadığı coğrafyaya benzer insan. Coşkulu ve hırçın olması, inatçılığı ve çalışkanlığıyla bilinir Karadeniz insanı. Yörenin insanları 1870’li yıllardan 1900’lü yılların başına dek yoğun olarak yurtdışına çalışmaya gitmişler. Rusya, Polonya ve Almanya başı çekmiş gittikleri ülkeler arasında. Pastacılık ve fırıncılık mesleği başta olmak üzere emekleri karşılığında kazandıkları paralarla geri döndüklerinde mimarisinden etkilendikleri ihtişamlı konaklara benzer konaklar yapma fikri yerleşmiş kafalarına. Biraz da inatlaşarak, birbirinden büyük ve ihtişamlı konaklar yapmaya başlamışlar. Bunun için derelerde taş ocakları kurulmuş. Taş ocaklarında işlenmiş taşlar patika yollarla vadilerin yamaçlarına katırların sırtında büyük zorluklarla taşınmış. Ermeni taş ustaları ve işçilerle birlikte imece usulü, çoğunlukla taş temel ahşap mimari olarak zamana meydan okuyan geniş ve büyük konaklar inşa etmişler.

Bir asır önce cereyan eden bu hadise şimdilerde o konakları yapanların torunları tarafından dilden dile aktarılan bir anı olarak hafızalarda yalnızca. Osmanlı’nın çöküş yıllarına denk gelen zamanlardan şimdiki Türkiye’ye kadar çok şeyler değişti. Kapitalizm dünyayı bir ahtapot gibi sarıp şekillendirirken Türkiye de bundan nasibini aldı. Egemenler, eşi görülmemiş bir açgözlülükle bütün yeraltı ve yerüstü kaynaklarına saldırıyorlar. Kapitalizm insanın ve doğanın sömürüsü üzerinde yükselir. Ancak bunu yaparken insanın ve doğanın katlinden sakınmaz. Kâr uğruna her yol mubahtır onun için. Doğa turizmi adı altında ormanları, yaylaları yağmaya, talana açarak, kârlı alanlar açarak ilerler. İnsanın tüylerini diken diken eden, ta içine işleyen, insana kalk yürü dedirten sesiyle, tulumu ve kemençesiyle, insanı horona kaldırtan müziğiyle, değişik damak tatlarıyla, mıhlaması, karalahana çorbası, kavrulmuş fasulye turşusu, mısır unu ekmeği, sarması, kara kovan balı ve alabalığıyla, doğa yürüyüşü, tırmanış, zorlu parkurlu rafting gibi doğa sporlarıyla, özellikle de dağ ve yayla turizmiyle Doğu Karadeniz son 20 yılda adını sıkça duyurmaya başladı. Aslında olan kapitalizmin bir sarmal gibi içine çeken dönüştürücü etkisidir. Tabii ortada bu kadar kârlı bir pasta varken TOKİ bundan geri duramazdı!

Şimdilerde, Ayder Yaylası Kentsel Dönüşüm Projesi üzerine çıkan haberlerden de anlaşıldığı gibi iktidar doğal kaynakları burjuvazinin yağmasına açıyor. Yeşille bezeli Ayder Yaylası bu projeyle tam bir çevre katline uğrayacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “kirlettik, rezil ettik” söyleminden ne olacağı belliydi aslında. Bu sözlerden Ayder’in kurtarılacağını değil tam tersine bunun altında bir bit yeniği çıkacağını anlamıştık. Nitekim öyle de oldu. TOKİ öncülüğünde(!) 5 bakanlığın ortaklaşa uygulayacağı “dönüşüm projesi” hazırlandı. Otoparklar, otel ve pansiyon alanları, seyir terasları, günübirlik eğlence alanları, çadır ve kamp alanları, giriş-çıkışlar olmak üzere projenin simülasyonları paylaşıldı.

1994’te milli park, 1998’de ise sit alanı olarak belirlenen Ayder bütün bunlara rağmen korunamadı. Bu son projeyle de Doğu Karadeniz geri dönüşsüz bir yıkım tehlikesiyle karşı karşıyadır. Karadeniz darda! Doğayla uyumlu planlı bir üretim ve yaşam mümkün. Doğamız daha fazla yok edilmeden, insanın da doğanın da sömürüsüne son vermek için işçi sınıfı ve tüm emekçiler olarak birleşmeli, ayağa kalkmalıyız.