Navigation

Mizah ve Sermaye Medyası

Mizah, hayatın gerçekliğine gülünç, sıradışı ve eğlenceli bir dille yaklaşır. Güldürürken düşündürür, düşündürürken sorgulatır. Ağız dolusu kahkahalar eşliğinde ve neşe içinde sevinen insanlar, gülerken aynı zamanda birbirlerine de yaklaşmış olurlar. Çünkü insanları birleştiren ve kaynaştıran bir duygudur gülmek. İnsanı canlandırır ve mevcut durumun sınırlarının dışına çıkarır.

Toplumun yapısından siyasi iktidara, gelenekten yaşam biçimine, hemen her şey konusudur mizahın. Yıllar içinde dilden dile aktarılarak günümüze ulaşan fıkralarda bunun pek çok örneğine rastlanılır. Nasrettin Hoca ve Bektaşi fıkraları pek çok kıssadan hisse barındırır içinde. Yine toplumun seçkin kesimleri ile yoksulların yaşamındaki çelişkileri, çapraşıklıkları anlatan Meddah ve Hacivat-Karagöz temsilleri hem güldürür hem de düşündürür. Onların elinde etkili bir araca dönüşen mizah, dönemin olaylarını, yolsuzlukları, iktidar çekişmelerini, bir avuç asalağın nasıl zenginleştiğini bir ayna gibi yansıtır.

Tarihin her döneminde, mizahın kitleler üzerindeki etkisi büyüktür. Tam da bu nedenle mizah bir yumruğa benzetilir. Bu yumruğun yani mizahın kime vuracağı belli olmaz. Firavunlara, krallara, padişahlara, sultanlara ya da modern diktatörlere… Tüm iktidar yetkisine tek bir kişinin sahip olduğu rejimlerde, yoksul ve ezilen sınıflar için yaşam daha fazla acı ve kahır demektir. Sömürü sisteminde, üretilen tüm zenginliğe bir avuç sömürücü el koyarken, yoksul kitleler baskı ve yasaklarla sindirilmeye, boyun eğdirilmeye çalışılır. İşte mizah, eğer bu sömürü sistemini hedef alırsa, güldürürken, bir yandan da bu gerçekliği sorgulatır ve bunun nedenleri üzerine düşündürür. Bu nedenle mizahı dikenli bir gül gibi göğsünde taşımak külfetlidir.

Eşitsizlik, ağır vergiler, zenginleri daha da zenginleştiren yolsuzluklar, yoksulların yaşam koşullarının gittikçe kötüleşmesi, işsizlik… Bu sorunlar dünün olduğu kadar bugünün de gerçekliğini ortaya koymaktadır. Ama bugünün egemenleri bu sorunları perdelemek, yoksul kitlelere kendi gerçekliklerini unutturmak için güçlü bir araca sahipler: Medya. Hayatımızın hemen her alanına giren televizyonlarda, gazetelerde, dergilerde ve sosyal medya araçlarında işçi sınıfının sorunları karartılır. Medya sahiplerinin düşüncelerini kendi düşüncelerimiz gibi sahiplenmemiz istenir. Onların sunduğu gerçekliği kendi gerçekliğimiz olarak kabullenmemiz beklenir. Bu çizginin dışına çıkan, çeşitli yol ve yöntemlerle gerçekliği ortaya koymaya çalışan yayınlar karalanır, baskılanır, yasaklanır. Bunun bir örneği Güldür Güldür isimli komedi programında yayınlanan bir skeçle yaşandı.

Medyanın günümüzdeki durumunu anlatan “Pozitif Toplantı” adlı skeç, gazetenin genel yayın yönetmenin telefonla konuşarak sahneye çıkmasıyla başlıyor. Yönetmen, “negatif” manşetlerden uzak durmanın, “biraz yorum” yapmanın altını çizerek, zam, işsizlik, dış siyaset gibi konularda haberlerin nasıl yapılacağına ilişkin başarılı örnekler sergiliyor. Ekmeğe gelen %20’lik zam haberine “obeziteye tokat”, obezitenin hızla artış gösterdiği haberine “var ki yiyoruz” manşetini attırıyor. İşsizlik oranının %10 olduğu bir haber “çalışma oranı %90” manşetiyle sunuluyor. Bir yandan izleyenleri güldüren diğer yandan televizyonlarda yapılan haberlerin içeriğine dair düşündüren bu skeç üzerine çokça konuşuldu, yazıldı çizildi. Medyanın büyük bir bölümünde alınganlığa, rahatsızlığa ve tepkiye yol açan bu skeç, günümüz medyasının izahını yapan önemli bir örnektir.

Geçmişte Alman halkının iradesini bir piyanoya benzeten Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels, Alman halkını bir piyano çalar gibi istediği yere götürebileceğini söylüyordu. Medyanın rolünü ise şu sözlerle ortaya koyuyordu: “Gazeteciler bir piyanonun tuşları gibi olmalıdır, biz hangi tuşa basarsak o sesi çıkarmalıdır.” Deneyimler işçi sınıfı için olduğu kadar patronlar sınıfı için de öğreticidir. Günümüzde medya, hangi tuşa basılırsa o sesi çıkaran bir piyano işlevi görüyor. Gerçekleri ters yüz ederek emekçi kitlelerin bilincini bulandırıyor. Toplumun neyi nasıl düşüneceğine, gündemin ne olacağına medyayı elinde tutan patronlar sınıfı karar veriyor. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar gerçekler elbet gün yüzüne çıkar. Çünkü gerçekler inatçıdır. Yeter ki gerçeği arayanlar mücadele etmekten hiç vazgeçmesin.