Navigation

Yeni Yıl Hediyemiz Asgari Ücret Zammı

2012 yılı için asgari ücret, asgari geçim indirimi ile birlikte 16 yaşından büyük işçiler için ilk 6 ay 701,14 ikinci 6 ay da 739,80 lira, 16 yaşından küçük işçiler içinse ilk 6 ay 610,94 ikinci 6 ay için 643,15 lira olarak belirlendi. Patronlar sınıfının sözcüleri asgari ücrete gayet iyi bir zam yaptık diye pişkince çıkıp bir de açıklama yaptılar. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik “asgari ücrete enflasyonun üzerinde zam yaptık, çalışanları ve emeklileri olduğu gibi asgari ücretlileri de bugüne kadar enflasyona ezdirmedik” diyordu. Yine TİSK yönetim kurulu üyesi Ali Nafiz Konuk, hükümetin %3+3 hedefinden hareketle, böyle bir zam oranının akıllarının ucundan bile geçmediğini söylüyordu. Konuk, “sayın bakan devreye girdi, ısrarcı oldu. Bu hükümetin çalışanlara yeni yıl hediyesidir” diyordu. Konuk aslında bu cümlelerle kendisinin de bir parçası olduğu ve temsil ettiği patronlar sınıfının bu zammı işçi sınıfına çok bile gördüğünü açık açık söylüyordu.

Açlık sınırının 1000 lira, yoksulluk sınırının ise 3100 lira olduğu bir dönemde patronlar sınıfı ve onların uşakları utanmadan iyi bir zam yaptık diyorlardı. Asgari ücret, bıraktık yoksulluk sınırını, zam yapmalarına rağmen yine açlık sınırının altında kaldı. Bu mu iyi zam yapmak, bu mu biz işçi sınıfına yeni yıl hediyesi? Çok iyi bir zam yaptığınızı düşünüyorsanız biz işçi sınıfı bu yeni yıl hediyenizi paketleyip size verelim de siz sadece bir ay bu parayla geçinin! Bakalım yere göğe sığdıramadığınız bu yeni yıl hediyenizle nasıl geçineceksiniz. Ama doğru ya, siz burjuvalar bu parayı ancak çocuklarınıza bir seferlik cep harçlığı olarak verirsiniz. Siz çocuklarınıza bizim bir aylık maşımızı çıkarıp cep harçlığı diye verebilirken, işçi emekçi sınıfının çocuklarını da yine bir asgari ücret belirleyip fabrikalara gönderirsiniz. Hem de daha 16’sına dahi gelmemiş, kimisi daha oyun yaşındaki çocuklarımızı iş kazalarında katledersiniz. Daha gelişip şekillenmemiş vücutları çocuk yaşta bozulup kamburlaşmaya başlar. Sanki 50 yaşındaki işçi gibi biniyor sırtlarına yoksul evinin geçim yükü. Sizin 16 yaş altındaki çocuklarınızın yaşamından ise söz etmeye bile gerek yok. Hani derler ya “bir eli yağda bir eli balda”, sizinkilerinki de o misal.

İşçi sınıfına 42 lira zam yapan patronlar sınıfı kendileri için ne yaptılar? Tam da gündemde Fransız senatosunun Ermeni soykırımını inkârı suç sayan yasa tasarısı vardı. “Fransız mallarını boykot edelim, Fransızlar önce kendi tarihlerine baksınlar, soykırım falan yapmadık” diye patronlar sınıfının sözcüleri esip gürlediler. Bir yandan kirli geçmiş inkâr edilirken diğer yandan televizyonda, gazetede yapılan haberlerle milliyetçilik alabildiğine yükseltildi. İşçi sınıfının gündeminde kışkırtılmış Fransız ve Ermeni düşmanlığı vardı. Her yerde bunun propagandasını yapıp insanlara bunu konuşturdular. Gündüz bunu yaparken peki yine aynı patronlar sınıfının temsilcileri gece yarısı mecliste ne yaptılar? Mecliste gece yarısından sonra sözümona halkı temsil eden milletvekillerimiz kendi maaşlarına tam iki kat zammı gözlerini bile kırpmadan bir çırpıda yaptılar. Onlar gece yarısı kendi maaşlarına iki katı zam yaparken biz işçilerinse bir kısmımız fabrikada gece vardiyasındayken, bir kısmımız ise işten dönmüş yorucu geçen bir günün daha ardından uyup kalmıştık. Ama patronlar sınıfı ve onların meclisteki temsilcileri hiç de uyumuyorlardı. Fırsatlardan istifade edip bizi ayakta uyutarak kendi maşlarını iki katına çıkarmanın derdindeydiler.

Burjuvazi, kendi sınıfsal çıkarları için arkadan iş çevirmekte pek mahirdir. Bunu hemen örnekleyelim: 1999 depremini hepimiz hatırlıyoruz. Böyle bir felaketi nasıl unutabiliriz. Yüzlerce insanın evi başına yıkıldı. İnsanlar aylarca açlık, yoksulluk ve hastalık içinde çadırlarda yaşamak zorunda kaldı, şu an Van’da olduğu gibi. Peki, işçi sınıfı 1999’da daha ölülerini dahi torağın altından çıkaramamışken patronlar sınıfı ve onların temsilcileri ne yaptı? El ele verip mezarda emeklilik yasasını geçirdiler. Biz işçi sınıfı ise o an canımızın acısından başımızı kaldıramıyorduk. Ama dedik ya, patronlar sınıfı ne zaman bizim gündemimizde başka bir şey olsa ya da onlar bizim gündemimize başka şeyler sokup bizi meşgul etseler, hemen sırtımızdan bizi vurmak için hazır bekliyorlar. Hani atalarımızın da dediği gibi “su uyur düşman uyumaz”.

Patronlar sınıfı bize üç kuruş zam yaparken Türkiye de dünyanın en büyük ekonomisine sahip 16. ülke konumuna yükseldi. Ama 16. büyük ekonomiye sahip olup servetlerine servet katan Türkiye işçi sınıfı değil elbet, patronlar sınıfı. Bu serveti de biz işçi sınıfına açlık sınırının bile altında ücret vererek elde ettiler. Biz yoksullaştıkça, onlar bizim sırtımızdan büyümeye devam ediyorlar ve diğer ülkelerin burjuvalarıyla servetlerini yarıştırıyorlar. Türkiye dünyanın 16. büyük ekonomisine sahipken işçilerin yaşam standartları nasıl? DİSK-AR’ın (DİSK’in Araştırma Enstitüsü) yaptığı bir araştırmaya göre Birleşmiş Milletler insani gelişmişlik endeksinde Türkiye insani gelişmişlik açısından 187 ülke içerisinde 92. sırada yer alıyor. Bu ne yaman çelişki! Bir yanda ülkemizin burjuvaları dünya çapında servetleriyle listeleri zorlarken, diğer yanda insani gelişmişlik açısından listelerin bayağı gerisinde yer alıyoruz.

Dünyanın birçok ülkesinde işsizliğe, açlığa, yoksulluğa, kemer sıkma politikalarına karşı işçi sınıfı ayağa kalmış durumda. İşçi sınıfı dünyanın birçok ülkesinde krizin bedelini ödemek istemediğini haykırıyor. Fas’ta işsizliğe karşı 3 genç kendini yakarak burjuvazinin adaletsizliğine isyan etti. Dünyada bunlar olurken Türkiye’de de elbette işçi sınıfı sonsuza kadar susup boyun eğecek değil. Çünkü işçi sınıfının da bir tarihi ve deneyimleri var. İşçi sınıfı güçlenmeye başlayıp bu düzeni sorguladığında o eski deneyimlerine bir bir başvuracak. Ve burjuvazi ve onun temsilcileri acaba o zaman çıkıp böyle pişkince işçi sınıfına “size enflasyonun üzerinde zam yaptık” diyebilecekler mi? Tabii ki diyemeyecekler. Çünkü işçi sınıfı ayağa kalkıp mücadele ettiğinde burjuvazi 15-16 Haziran genel direnişinde olduğu gibi kaçacak delik arayacak!