Navigation

Bu Dünyaya Marx Geldi!

Elif Çağlı

Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.

Suphi Koray

50. Yılında 1968 Devrimci Dalgası

Çok açık ki, dünya nüfusunun çoğunluğunu oluşturan emekçiler için sosyal ve ekonomik koşullar hiç de parlak değil. Kapitalizm gençlere bir gelecek vaat edemiyor. Kapitalizmin tek sunduğu umutsuzluk, hayal kırıklığı, öfke! ’68 kuşağı gibi, burjuva ideolojisiyle zihinleri dumura uğramamış bugünün gençleri de, azgın sömürü ve saldırganlık hırsıyla dünyayı cehenneme çeviren emperyalist kapitalist sisteme karşı giderek daha büyük öfke duyuyorlar.

Facebook Skandalının Gösterdikleri

Seçmen gönüllü rıza sonucu mu oyunu kullanıyor? Yoksa muazzam bir medya manipülasyonu ve algı operasyonu sonucunda mı hangi partiye destek vereceğine karar veriyor? İşte basında Cambridge Analytica skandalı olarak yer alan Facebook’un on milyonlarca kullanıcısının verilerini “paylaşması” bize bu soruların ilkinin cevabının koca bir hayır, ikincisinin ise bariz bir evet olduğunu gösteriyor.

Salozların Mavalları

Faşist iktidara muhalif olanlar barbardırlar, vatan hainidirler! Dış mihrakların oyunudur bunlar! Mülkiyeti, aileyi, dini, yani düzeni bozmak için zehirli fikirler yayarlar! Devletin tüm imkânlarını arkasına alsa da, faşizmin bu propagandası hayatın gerçeklerinin gücü karşısında tutunamaz ve yıllar ilerledikçe inandırıcılığını ve etkisini kaybetmeye başlar. Portekiz'deki faşist Salazar diktatörlüğünün akıbeti bunu gösteriyor.

Çürüyen Kapitalizmin Eşliğinde Ticarileşen Futbol

Kapitalizm yeryüzünde egemenliğini kurarken her şeyi büyük bir değişim ve dönüşümün içerisine soktu. Kültürü, sanatı, sporu yerellikten kurtararak evrenselleştirdi ve bunlardan ideolojik, ekonomik ve siyasi kazanç elde etti. Ama çürüme çağındaki kapitalizm elini attığı her şeyi çürütmeye, yozlaştırmaya başladı. Endüstriyel futbol bu bakımdan çürüyen kapitalizmin en “başarılı” ürünlerinden birisidir. Endüstriyel futbolun pislikleri ortadadır. Siyasetin kirletmediği, paranın yozlaştırmadığı, rekabetin taraftarları ve oyuncuları çığırından çıkarmadığı bir futbol, yani endüstriyel olmayan bir futbol kapitalizmde mümkün değildir. Suç bir eğlence aracı, bir oyun olarak ortaya çıkan futbolda değil.

Hegemonya Krizinin Kucağında Otoriterleşen Polonya

Bazı ülkelerde, daha önceleri çok cılız olan faşist hareketlerin son dönem seçimlerinde meclise girebilecek kadar güçlendiğini görüyoruz. Meselâ Almanya’da AfD önce eyalet seçimlerinde oylarını arttırdı ve ardından da 24 Eylülde yapılan seçimlerde 3. parti olarak federal meclise girmeyi başardı. Ekim ayında yapılan Avusturya seçimleri de aşırı sağın güç kazanması bakımından kıtanın diğer ülkelerinde yapılan seçimleri takip etti. Polonya’da ise faşizan söylemleriyle öne çıkan bir parti olan PiS (Kanun ve Adalet Partisi) 2015 yılında tek başına iktidar olarak ülkeyi hızlı bir şekilde otoriter bir çizgiye taşıdı.

İktidarın Kültür ve Sanat Anlayışı

Bugün Türkiye’de toplumdaki muhalefeti istedikleri ölçüde bastırıp yok edemeyen iktidar sahipleri endişe içindeler. Tüm ipleri eline geçirmiş olan iktidar sahipleri, bütün olanaklara ve ayrılan onca kaynağa rağmen kültür ve sanat alanında istedikleri niteliğe ve güce ulaşabilmiş durumda değiller. Son zamanlarda, en tepeden başlayarak, iktidar sahipleri ve sözcülerinin sosyal alanlarda, kültür ve sanattaki başarısızlıklarından “şikâyet etmelerinin” altında tam da bu sebep yatmaktadır.

2017 Fransa Cumhurbaşkanlığı Seçimleri

Kuvvetle muhtemel ki, 7 Mayısta yapılacak seçimlerin ikinci turunda Macron Fransa cumhurbaşkanı seçilecek. Melenchon taraflardan hiçbirini desteklemeyeceğini açıklarken, diğer partiler Le Pen’e karşı Macron’a oy verme çağrısı yaptılar bile. Le Pen’in seçilme ihtimali çok zayıf görülse de, zamanın ruhu ile bağdaşmaz değildir. Le Pen’in ajandasında Frexit ve göçmen karşıtı politikalar var. İktidara gelebilmek için bazı sivri söylemlerini yumuşatan Le Pen, Fransa ve Avrupa işçi sınıfı için ciddi bir tehlikedir. Ancak Macron da Fransa emekçilerine cennet vaat etmiyor. Tarihsel krizin yarattığı ekonomik ve siyasi sorunları ne faşist Le Pen, ne burjuvazinin yeni gözdesi Macron, ne de kapitalizme can suyu vermekten başka bir işe yaramayan reformistler çözebilir. Kuşkusuz bu çıplak gerçeği işçilere anlatma görevi gerçek sosyalistlerindir.

Bonapartizmden Komüne Giden Yol

Paris Komününün 146. yılında, burjuva düzene karşı soylu bir biçimde dövüşen Komünarları saygıyla anıyoruz. Bonaparte rejimi altında bile yüreklerini karartmayıp mücadeleyi sürdüren ve sonunda mücadelelerini Paris Komünü ile taçlandıran Komünarların kararlılığının, inancının, umudunun ve cesaretinin unutulmaması bugünlerde bir kat daha önem kazanıyor. Çünkü günümüzde de emperyalist kapitalist sistem tarihsel bunalımını atlatabilmek için çareyi otoriter ve totaliter yönetim biçimlerinde, savaşlarda arıyor.

Gerçekler Direngendir!

Tek adam rejiminin anayasal güvence altına alınması için Mecliste yapılan görüşmeler hararetli tartışmalara ve kavgalara sahne oldu. İlk turda tasarıya dair, HDP’li GaroPaylan’ın kürsüden yaptığı konuşmaya verilen tepkiler geçmişin kanıtı, geleceğin ise habercisiydi.

Türkiye NATO’dan Çıkar mı?

Son zamanlarda ABD ile Türkiye’nin arası Ortadoğu sorunları üzerinden açılmış olsa da, ABD ve AB’den Erdoğan’a yönelik eleştiriler giderek artsa da, buna karşılık Erdoğan ve AKP Batı’ya sesini yükseltse de, bu gelişmeler henüz köprülerin atılmasına yol açacak nitelikte değildir. Alt-emperyalist bir ülke olan Türkiye’nin gücü henüz bölgede bile kendi başına oyun kurmaya yeterli değildir. Bu yüzden küresel güçlerden birisinin yanında yer alarak pozisyon tutmaktan başka bir seçeneği yoktur. Türkiye bugünkü pozisyona gelmeyi de bugüne kadar ABD’nin yanında yer alarak başarabilmiştir. Türkiye güçlendikçe, ABD ile ters düşme pahasına farklı adımlar atmayı göze alabilmiş ve hatta kimi zaman maceracı girişimlerde de bulunmuştur. Dış politikada riskli adımlar atılmıştır. 15 Temmuz sonrası tasfiyelerle birlikte arka planında ABD karşıtlığı olan kadrolar önemli kademelere getirilmiştir. Ancak bu gelişmelere rağmen Türkiye’nin geleneksel olarak Batı kampının bir parçası olduğu unutulmamalıdır.

Faşist Tırmanışta Yeni Adımlar

En tepeden en aşağıya kadar iktidarın sahipleri ve sözcüleri fütursuzca nasıl bir düzen istediklerini söylüyorlar. “Tek adam” konuştukça “küçük adamlar” cesaret ve feyiz alıyorlar. “Küçük adamlar” konuştukça da “tek adam” daha da şişiniyor. Örgütsüz milyonlar ise bu gidişatı durdurabilecek durumda değiller verili koşullarda. Fakat unutmayalım, ne kitlelerin örgütsüzlük durumu kalıcıdır ne de faşist tırmanış süreci tamamlanmıştır. Tarihte yalnızca Bonapartlar, Führerler, Duçeler yok. Adları tarihe geçmese de, bilsek de bilmesek de, bunlara ve bunların kokuşmuş düzenlerine karşı mücadeleyi ve umudu büyüten sayısız insan da var.

Kut’ül Amare: AKP’nin Yeni Menkıbesi

Geçtiğimiz ay billboardlarda, televizyon ekranlarında, gazete köşelerinde belki de çoğu insanın daha önce hiç duymadığı bir Osmanlı “zaferi” bir hayli yer kapladı: Kut’ül Amare. Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşında Çanakkale ile birlikte kazandığı iki muharebeden biri olan Kut’ül Amare, 100. yıldönümü vesilesiyle şişirilerek iktidar tarafından gündeme sokulmuş durumda. 1916 yılında Osmanlı ordusunun İngilizlere karşı kazandığı bir muharebe olan Kut’ül Amare’nin bu kadar çok parlatılmasının tek sebebi 100. yıldönümü olması değil elbette. Muharebenin yapıldığı coğrafya AKP’nin dış politikasıyla birlikte düşünüldüğünde, biraz elden geçirilmiş bir Kut’ül Amare AKP’nin emperyalist maceracılığını meşrulaştırmak için bulunmaz Hint kumaşı. Önce Kut’ül Amare’de ne olduğuna, sonra AKP’nin bu hadiseyi nasıl abarttığına ve kullandığına bakalım.

Rant ve Siyasi Çıkarlar Uğruna Tarih Katliamı

Ekonomik verileri en önemli başarı kriteri olarak gören AKP iktidarı, haliyle her şeyi ekonomik gelişmeye endeksliyor. Tarihten sanata, doğadan bilime kadar hemen her alanda atılan adımlar ekonominin ışığında değerlendiriliyor. Tarihi dokuya uygunluk, estetiklik, doğaya ve yeşile uyumluluk gibi kriterler yerine kârlılık esas alınıyor. Bu durum kapitalist dünyanın geneli için geçerli olsa da, Türkiye’deki iktidar bu bakımdan bir aşırı ucu temsil ediyor. Özellikle son zamanlarda basında tartışmalara ve eleştirilere sebep olan tarihi eserlerin restorasyonundaki “başarısızlık” da iktidarın kârlılık esasına dayalı anlayışının bu alandaki tezahürüdür.

Sykes-Picot, Yalanlar, Gerçekler

Savaş, kriz ve yükselen faşizm tehdidiyle yoğrulan günümüz dünyası, tarih tekerrürden ibarettir sözünü hatırlatırcasına, bundan 100 yıl öncesiyle büyük benzerlikler taşıyor. Elbette tarih birebir tekrar etmiyor. Değişen koşullar emperyalist-kapitalist güçleri farklı yol ve yöntemlerle hedeflerine ulaşmaya ve çıkarlarını korumaya itiyor. 100 yıl kadar önce emperyalizmin buhranı Birinci Dünya Savaşına yol açmış fakat savaşın yarıda kalması, paylaşımın tam olarak yapılmasına engel olmuştu. Yarım kalan bu savaş ikincisiyle tamamına erdirilmişti.

Kürt Düşmanlığı Sahalarda

Anti-semitizmi öne çıkaran Hitler Almanya’sını örnek alan Erdoğan’ın Türkiye’sinde ise milliyetçilik Kürt düşmanlığı ile kışkırtılıyor. Öyle ki, bir Kürt takımının sportif başarıları dahi tahammül kabul etmiyor. Hele ki, bu takım simgesel bir anlama sahip olan Amed ismini taşıyorsa, her türlü hakareti, baskıyı ve cezayı hak ediyordur! Türkiye Kupasında çeyrek finale kalmayı başaran Amedspor’a yapılan baskılar, toplumu baskı altında tutmaya çalışan Erdoğan iktidarının futboldaki yansımasıdır. Ancak Kürt düşmanlığı yeşil sahalarda yeni vuku bulan bir olgu değildir. Devletin milliyetçi-ırkçı politikaları geçmişte de futbola yansıyordu. 90’lı yıllara rahmet okutan iktidar, futbolda da aynı yoldan ilerliyor.

Ortadoğu’da Yeni Kriz: İran-Suudi Gerilimi

Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesiyle Suudi Arabistan’ın Şii lideri idam etmesi aynı büyük resmin parçasıdır. Sadece aktörler farklıdır. Rus uçağı düşürüldüğünde Türkiye’nin izlediği emperyalist politikaların sonucu olarak riskli bir hamle yaptığını, ciddi sonuçlar doğuracak nitelikteki bu önemli gelişmenin bir bütün olarak emperyalist savaş sürecinin gidişatının önümüze getirdiği bir sonuç olduğunu, bu gibi tüm hamle ve gelişmelerin genel olarak gerilimi arttırmakta, bir sonraki aşamada daha riskli, daha patlayıcı gelişmelere zemin döşemekte olduğunu söylemiştik. El-Nimr’in idam edilmesiyle patlak veren kriz de işte bu emperyalist savaş sürecinin bir sonucudur.

Türkiye’nin Musul Hamlesi

Küresel ve bölgesel güçler de kendi nüfuzlarında bir Irak için pozisyon alıyor, siyasi ve askeri adımlar atıyorlar. Türkiye’nin Musul çevresindeki askeri kuvvetlerini arttırmak istemesinin önemli sebeplerinden birisi budur. Şii milisler tarafından ele geçirilecek bir Musul’da İran’ın Türkiye’ye göre söz hakkının daha fazla olacağını düşünen Türkiye mevzi tutmaya çalışıyor. ABD de, Türkiye de sözde Sünnileri güvence altına almak adına, Musul gibi IŞİD’in elinde olan bölgelerin kurtarılması için yapılacak operasyonlarda Şii milislerin yer almamasını istiyor. Gerek ABD’nin Ortadoğu politikaları, gerekse Türkiye’nin bölgenin hamisi olmak için izlediği mezhepçi politikaya baktığımızda, bunun tam bir ikiyüzlülük olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bölgesel güçler ve küresel güçler için asıl önemli olan Musul kurtarıldıktan sonra ne olacağı, fiilen üçe bölünmüş olan Irak’ın resmen bölünüp bölünmeyeceği ve nüfuz alanlarının nasıl oluşacağıdır.

G20 Zirvesi ve Suriye Krizi

G20’nin 10. liderler zirvesi 15-16 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirildi. 19 ülkeden ve AB’den müteşekkil G20, dünya ekonomisinin %85’ini, dünya nüfusununsa üçte ikisini kapsıyor. Kapitalist dünyanın derin bir krizde olduğu, bununla bağlantılı olarak başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerini savaş alevlerinin sardığı ve gerilimlerin kızıştığı bir süreçte emperyalist ve alt-emperyalist güçlerin bir araya geldiği G20 zirvesi, kapitalizmin hal ve gidişatı hakkında görüşme ve pazarlıklara sahne oldu. Zirvede öne çıkan konular ise Suriye ve zirvenin hemen öncesinde gerçekleşen Paris saldırıları oldu.

AKP’nin Milli Gelir Oyunu

Zaten başlı başına bir aldatmacadan başka bir şey olmayan kişi başına düşen milli gelirin hesaplama yönteminin değiştirilerek iki katına çıkarılmasının AKP’yi kurtarması mümkün değildir. Kişi başına düşen gerçek milli gelire bakarsak, bıraktık 19 bin doları, 9 bin doların bile büyük bir kandırmaca olduğunu görürüz. Kişi başına 9 bin dolarlık bir yıllık gelir demek, 4 kişilik bir ailenin yıllık gelirinin 36 bin dolar, yani yaklaşık 108 bin lira olması demektir. Oysa çoğunluğu asgari ücret veya biraz üzerinde ücretle geçinmeye çalışan işçilerin evine, iki kişi çalışsa bile yılda ancak 24 bin lira girmektedir. Elbette hiçbir matematik oyunuyla silinemeyecek bu gerçekler emekçi kitlelerin öfkesini büyütmekte, AKP’nin sonunu hazırlamaktadır.

Savaşlarda Neden Hep Yoksullar Ölüyor?

Tırmandırılan kirli savaş yüzünden her gün ölüm haberleri geliyor. Siviller, askerler, gerillalar; genç, yaşlı, çocuk, kadın, erkek… Hayatlarının baharında askere alınmış erler, sevdiklerine kavuşmak için gün sayarken ölüm kapılarını çalıyor. Özgürlük mücadelesi veren Kürt gençleri, katliama dönüşen operasyonlarda hayata gözlerini yumuyorlar. Tek günahı Kürt olmak olan bebekler, “Türkün gücünü anlayamadan” ölüyor. Keskin nişancılar, en tepeden aldıkları vur emriyle, 90’ların “en iyi Kürt ölü Kürttür” söylemine yeniden can veriyorlar.

Sayfalar

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.