Navigation

Tek Sese, OHAL’e, Sansüre Hayır!

AKP hükümeti, başta sol/sosyalist hareket ve Kürt hareketi olmak üzere genel olarak demokratik muhalefete karşı giriştiği saldırıyı kapsamını ve derinliğini arttırarak sürdürüyor. “Terörle mücadele”, “milli güvenliği tehdit” söylemleri, otoriter bir tek adam-tek parti rejimine doğru atılan adımların örtüsü haline getirilerek, emekçilerin, ezilenlerin sesi bastırılmaya çalışılıyor. Sınıf hareketinin sesini duyurmaya çalışan, ezilen Kürt halkının yanında yer alan ve gerçekleri dile getiren Hayatın Sesi gibi yayın organlarının hedefe alınmasının nedeni de budur. Bu aynı zamanda, bu otoriter gidişata karşı yapılması gerekeni de gösteriyor: İşçi sınıfı hareketini güçlendirmek ve onu kardeş Kürt halkına karşı yürütülen haksız savaşa karşı konumlandırabilmek!

AKP hükümeti, 15 Temmuz sonrasında ilan ettiği OHAL’e ve çıkardığı KHK’lere dayanarak basın ve ifade özgürlüğünü ayaklar altına alan uygulamalarına her gün bir yenisini ekliyor. Düşüncelerinden dolayı tutuklanan gazetecilere, barış istedikleri için işten atılan akademisyenlere, kamu emekçilerine şimdi de özgür basına yönelik kapatma saldırısı eklenmiş bulunuyor. Kendisini KHK’ler sayesinde hiçbir yargı kararı olmaksızın dilediği yayın organını kapatma yetkisiyle donatan hükümet, Hayatın Sesi, TV 10, Van TV, Jiyan TV, Azadi TV, Zarok TV gibi televizyon kanallarının ve Yön FM, Özgür Radyo gibi radyo kanallarının yayınını durdurma kararı verdi ve ekranları kararttı. Bu karar uygulamaya koyulduktan bir gün sonra bu kez İMC TV’nin de kapatılacak kanallar arasında olduğu duyuruldu. Son olarak ise bu yayın kanallarının internet siteleri de kapatıldı.

Medyayı sadece kendi sesini duyuracağı bir borazana dönüştürmek isteyen siyasi iktidar, ezilenlerden, emekten, haklıdan, doğrudan yana olan tüm yayın organlarını hedef tahtası haline getirmiş durumda. Elbette öncelikli hedefte, işçinin, emekçinin, ezilen Kürt halkının ve Alevilerin sesini duyuran kanalları tıkamak var. Kapatılan 20’yi aşkın televizyon ve radyo kanalına bakıldığında bu gerçek açık bir şekilde görülüyor. Egemen zihniyetin Kürtçe çizgi film kanallarına bile tahammülü yok.

AKP’nin basına yönelik saldırıları tepki çekerken, “Tek Sese, OHAL’e, Sansüre Hayır” diyerek İstanbul’da ve pek çok kentte biraraya gelen emekçiler tarafından da protesto edildi. 29 Eylülde, Galatasaray Meydanında, DİSK, KESK, İstanbul Tabip Odası, TMMOB ve Türk-İş İstanbul Şubelerinin ortak gerçekleştirdiği basın açıklamasına, direnişteki Avcılar Belediyesi işçileri dâhil çok sayıda emekçinin yanı sıra, HDP, EMEP, ÖDP temsilcileri ve CHP milletvekilleri de destek verdiler.

“Özgür basın susturulamaz, bu karanlığı hep beraber yıkacağız” denilen basın açıklamasını, KESK İstanbul Şubeler Platformu dönem sözcüsü Sevtap Akdağ okudu. OHAL gerekçesiyle 28 Eylül akşamı çok sayıda televizyonun yayınının durdurulmasının bir hükümet darbesi olduğunun altının çizildiği açıklamada, emek ve demokrasi mücadelesine katkı sunan yayınların hükümet darbesiyle karartıldığı, hükümetin farklı seslere, kimliklere, inançlara ve kültürlere düşman olduğu dile getirildi. Yasakçı, baskıcı tutum ve politikaların Türkiye’yi derin bir karanlığa çektiği, basına yönelik bu darbenin ülke tarihine kara bir leke olarak geçtiği ifade edildi.

Açıklama şöyle devam etti: “Ülkemizin işçi ve emekçilerinin, halkın, ezilenlerin, kamu emekçilerinin sesi olan Hayatın Sesi televizyonunun da içinde bulunduğu TV kanallarını kapatan darbeci zihniyeti protesto ediyoruz. Basın yayın ilkelerine, düşünceyi ifade ve basın özgürlüğüne doğrudan darbe niteliği taşıyan bu uygulamayı kınıyor, bu hukuk dışı uygulamaya son verilerek yayın durdurma kararının derhal geri alınmasını talep ediyoruz.”

Eylemde, kapatılan kanallardan olan TV 10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ve Hayatın Sesi’nin Haber Müdürü Gökhan Çetin de söz alarak, baskıların gerçeklerin sesini boğmaya yetmeyeceğini, mücadeleden vazgeçmeyeceklerini vurguladılar. 

AKP hükümeti, başta sol/sosyalist hareket ve Kürt hareketi olmak üzere genel olarak demokratik muhalefete karşı giriştiği saldırıyı kapsamını ve derinliğini arttırarak sürdürüyor. “Terörle mücadele”, “milli güvenliği tehdit” söylemleri, otoriter bir tek adam-tek parti rejimine doğru atılan adımların örtüsü haline getirilerek, emekçilerin, ezilenlerin sesi bastırılmaya çalışılıyor. Sınıf hareketinin sesini duyurmaya çalışan, ezilen Kürt halkının yanında yer alan ve gerçekleri dile getiren Hayatın Sesi gibi yayın organlarının hedefe alınmasının nedeni de budur. Bu aynı zamanda, bu otoriter gidişata karşı yapılması gerekeni de gösteriyor: İşçi sınıfı hareketini güçlendirmek ve onu kardeş Kürt halkına karşı yürütülen haksız savaşa karşı konumlandırabilmek!