Navigation

OHAL Gölgesinde Cerattepe Davası

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Cerattepe davasının OHAL süreci fırsat bilinerek sonuçlandırılma ihtimali çok yüksek. Böylece hem gelecek olan tepkiler OHAL yasaları ve yasaklarıyla, polis gücüyle bertaraf edilebilecek, hem de “Yenikapı ruhu” medya ve paramiliter faşist çeteler aracılığıyla canlı tutularak kitleler bu doğa talanını destekler konuma getirilecek. Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, sadece Cerattepe’ye değil, bütün demokratik hak ve özgürlüklere, sendikal haklara, hatta her türlü burjuva muhalefete karşı faşizan ve baskıcı tutumlar alan, parlamentoyu ve mevcut yasaları dahi hiçe sayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Cerattepe’nin de, yağma ve talana açılan tüm alanların da kaderi bu faşist tırmanışa karşı verilecek mücadeleye bağlıdır.

Cerattepe davasında, 751 müdahil ve 61 avukatın yer aldığı karar duruşması 19 Eylülde görüldü. OHAL’in gölgesinde geçen duruşma, avukatların mahkemenin tarafsızlığını yitirdiği gerekçesiyle reddi hâkim talebinde bulunarak davadan çekilmesiyle ertelendi. Avukatların reddi hâkim talebi kabul edilirse dava yeniden görülecek. Eğer reddedilirse aynı mahkeme heyeti davayı karara bağlayacak. Yapılan hazırlıklardan ve mahkemenin tutumundan davanın Cengiz Holding lehine sonuçlandırılacağı anlaşılıyor.

Rize Valiliği 18 Eylülde yaptığı duyuruyla OHAL’i gerekçe göstererek 19 Eylül günü Rize’de toplantı ve gösteri yürüyüşü, miting, basın açıklaması vb. eylemlerin yasaklandığını ilan etti. Artvin Valiliği de yine OHAL’e dayanarak ilan ettiği yasağı şöyle duyurdu: “… mevcut huzur ortamının devamı, kamu düzeninin bozulmaması ile vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla her türlü yürüyüş, basın açıklaması, toplantı, miting, çadır kurma, oturma eylemi, stant açma, afiş, pankart, bildiri ve benzeri türündeki tüm etkinlikler, bu etkinlikler öncesi, sırası ve sonrasında oluşabilecek şiddet hareketleri gerekçesi ile 19 Eylül-19 Ekim 2016 tarihleri arasında yasaklanmıştır.”

Valilikler OHAL bahanesiyle her türlü yasağı getirirken, AKP’nin paramiliter faşist çeteleri de iş başındaydı. Duruşmadan birkaç gün önce Rize sokaklarında “Vatansever Rizeli Gençler” imzalı bir bildiri dağıtılmış, bildiride duruşmayı izlemeye gelecekler tehdit edilmişti. Anlaşılan OHAL yasakları bu “vatansever gençler” için geçerli değildi. Öğrenci Kolektifleri’ne dönük yalan, karalama ve tehditlerin olduğu bildiride şunlar söyleniyordu: “Bizler duyarlı vatanperver Rizeli gençler olarak duruşmanın yapılacağı 19 Eylül Pazartesi günü saat 08:00’dan itibaren Rize Adliyesi önünde yerimizi alacağız. Hiçbir protesto veya taşkınlığa izin vermeyeceğiz. Kimse şunu unutmasın burası ülkenin yıkılmaz kalesi Rize’dir, bayrağa karşı olanın hakkı kötektir. Not: Çıkarabilecekleri taşkınlıklara ve saldırılara karşı gerekli önlem niteliğinde yardımcı envanterlerimizle geleceğiz.”

19 Eylül sabahı için Rize Valiliği çevre illerden polis takviyesi istedi. Ordu-Rize yolunda 7, Artvin-Rize yolunda ise 6 noktada polis arama noktası kuruldu. Her arama noktasında kimlik kontrolü bahanesiyle otobüsler durduruldu. Birçoğunun il merkezine geçişine izin verilmedi. Duruşma için gelen KTÜ öğrencileri çoraplarına varana dek arandı ve Rize’ye girmelerine izin verilmeyerek geri gönderildi. Dava halka açık bir dava olmasına rağmen müdahiller ve avukatlar dışında kimse Adliye’ye alınmadı, hatta yaklaştırılmadı. Tam bir abluka ve sindirme politikası uygulandı.

Valilik karar günü için gerekli hazırlıkları yürütürken, düzen medyası “şeytanın aklına gelmez” dedirten yalan ve karalama haberleriyle halkın kafasını bulandırıyordu. Meselâ Sabah gazetesinde karar duruşmasından üç hafta önce Artvin’de Almanların parmağı olduğuna ilişkin bir yalan haber yayınlanmış, bu haber başka gazetelerde de yer almıştı. Haberde, Cerattepe’deki mücadelenin başını çeken Yeşil Artvin Derneği’nin Almanya’daki pek çok şirket ve kuruluşun yanı sıra kamu kurumlarıyla yazışmalarının olduğundan, hatta Alman bankasıyla yazışmalarının ortaya çıkmasının derneğin Almanya tarafından fonlandığı iddialarını güçlendirdiğinden söz ediliyordu! Bu tür haberlerin Cerattepe gibi haklı mücadelelere karşı devletin saldırgan tutumunu ve doğa talanını kitlelerin gözünde meşrulaştırma amacı taşıdığı aşikâr. 15 Temmuz darbe girişimini fırsata çeviren AKP, medyayı seferber ederek neredeyse her muhalif hareketi, her aykırı sesi “dış güçlere” bağlayarak bastırmaya, susturmaya çalışıyor. Böylelikle kendi yağma ve talan politikalarını bu bahanenin arkasına saklanarak hayata geçiriyor. Milyonlarca örgütsüz ve bilinçsiz emekçinin sadece havuz medyasından besleniyor oluşu bu tür manipülatif haberlerin işe yaramasını sağlıyor.

Yeşil Artvin Derneği bu yalan haberlere ilişkin yazdığı tekzip yazısında gerçeklerin nasıl da ters yüz edilip halkın aldatıldığını ortaya koydu. Derneğin yazılı açıklamasında işin aslı şöyle anlatılıyor: “2015 yılı içerisinde Cengiz İnşaat grubunun Cerattepe Projesi için kredi arayışı içerisinde olduğu duyumları alınmıştır. Aynı grup daha önce de başka felaket projeleri için 2013 yılında ING Bank, Bayerischen Landesbank ve DZ Bank ve 2014 yılında ise ING Bank ve Bayerischen Landesbank konsorsiyumlarından kredi almış ve kullanmıştır. Cerattepe projesi ile ilgili olarak kredi arayışında olduğu duyumundan sonra Yeşil Artvin Derneğinde yapılan toplantıda, geri dönüşümü olmayan bir felaket projesi olan Cerattepe Projesi ile ilgili olarak muhtemel kredi kuruluşlarına durumun bildirilmesine, ilgili kamu kurumlarına projeyi desteklememeleri konusunda çağrı yapılmasına karar verilmiştir. … Bu karar gereği oluşturulan bir çağrı metni Almancaya da çevrilerek daha önce bu şirkete kredi veren ING Bank ve Landesbank’a, bu krediyi sigortalayan Euler Hermes’e (Devlet Kredi Sigorta Kurumu), Ekonomik İşler ve Enerji Bakanlığına, Maliye Bakanlığına, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığına, Çevre Bakanlığına, Dışişleri Bakanlığına ve Almanya Ankara Büyükelçiliğine gönderilmiştir.”

Talan projesi için Alman kuruluşlardan kredi alan şirket Cengiz Holding, bu kuruluşları kredi vermeyin diye uyaran yazılar gönderen Yeşil Artvin Derneği ve bu gerçeği ters yüz ederek akıllara zarar bir kara çalma haberi yaparak meşru bir mücadeleyi dış güçlerin oyunu olarak sunan havuz medyası! Düzen medyasının manipülasyonlarına bundan daha iyi bir örnek olamazdı herhalde. Aynı havuz medyası Cerattepe’de maden faaliyetinin başlaması halinde doğanın ve çevre halkının göreceği zararı örtbas ederek her şeyi güllük gülistanlık gösteren haberler de yapmıştı, yapmaya da devam ediyor. Artvin halkı ise kolluk güçleriyle, medyasıyla kapitalistlerin açgözlü saldırılarına karşı 20 yılı aşkın süredir doğalarını koruma mücadelesi veriyor.

Üstü cennet, altı servet

Yemyeşil bir halıyla kaplanmış, doğanın tüm renklerini mükemmel bir uyum içinde barındıran, coşkulu dereleriyle insana huzur veren bir bölgedir Karadeniz. Bu bölgenin cennet köşelerinden biri olan Cerattepe’de dünyanın 100 doğal yaşlı ormanından biri bulunuyor. Koruma altına alınması gereken endemik türleri de barındıran zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahip bölge, yırtıcı kuşların göç yolu üzerindeki konaklama yerlerinden biri aynı zamanda. Doğal yaşlı ormanların özelliği insan müdahaleleri ile değişime uğratılmamış ve bitkilerin yanı sıra değişik türde yaban hayvanlarına da ev sahipliği yapıyor olmaları. Bu nedenle Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), bu bölgeyi “korumada öncelikli 200 ekolojik bölgeden biri” ilan etmişti.[1] Ne büyük talihsizlik ki, açgözlü kapitalistlerin ağızlarının suyunu akıtan gümüş, çinko, bakır ve altın madenlerini de bağrında taşıyor Cerattepe. Bu yüzden de Artvin halkı yıllardır doğalarını korumanın mücadelesini veriyorlar. Cerattepe’nin üstünün altından daha kıymetli olduğunu haykırıyorlar.

İlk olarak 1989 yılında uluslararası bir şirket olan Cominco Madencilik A.Ş.’ye Cerattepe’de maden arama ruhsatı verilmesiyle başlıyor yağma ve talan süreci. 1995’te aktif olarak mücadeleye başlayan Artvinliler 1998 yılında Cominco’nun bölgeden çekilmesi ve ruhsatın iptal edilmesiyle ilk zaferlerini kazanıyorlar. Ama bu zafer sermayenin ve onun hizmetindeki hükümetlerin niyetlerinden vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Nitekim Cominco Madencilik A.Ş. işletme haklarını bir başka Kanadalı şirkete devrederek çekiliyor. Bu şirket Artvin Bakır Maden İşletmeleri adıyla 2004 yılında Cerattepe madenleri (altın, bakır, gümüş ve çinko) için bir kez daha işletme ruhsatı alıyor. Bunun üzerine Yeşil Artvin Derneği ile Artvin Barosu ruhsatın iptali için dava açıyorlar. 2009 yılına gelindiğinde verilen kararlı mücadele sonucunda bu şirket de geri adım atarak bölgeden çekiliyor. Verilen ruhsat mahkeme kararıyla iptal ediliyor.

Ama su uyur, düşman uyumaz lafı boşuna söylenmemiş. Nitekim iki yıllık bir bekleme sürecinin ardından 2011 yılında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, içinde Cerattepe’nin de olduğu 1000’den fazla bölgenin ihale yoluyla ruhsatlandırılacağını duyuruyor. Bir yıl sonra da Özaltın İnş. Tic. ve San. A.Ş. İhaleyi kazanarak Cerattepe için işletme ruhsatı alıyor. Böylece Artvinlilerin doğalarına sahip çıkma mücadelesi bir kez daha başlıyor! Koruma altında olan bir bölgede ÇED raporu olmaksızın madencilik faaliyeti için ihale açılması ve ardından işletme ruhsatı verilmesinin kendisi bile başlı başına bir garabet iken, açılan davada ihalenin iptali istemi reddedilerek sadece ÇED raporu davası kabul ediliyor. Özaltın A.Ş. bu süreçte ruhsatını Eti Bakır A.Ş.’ye yani Cengiz İnşaat’a devrediyor. Böylece 2013 yılı itibariyle onlarca büyük ihaleyi kapmış, hükümetin gözbebeği Cengiz Holding’e karşı daha çetin bir mücadele başlıyor.[2]

Cengiz Holding tahmin edileceği gibi ÇED olumlu raporunu almayı başarıyor. 2014 yılında bu raporun iptali istemiyle açılan davada Rize İdari Mahkemesi bu talebi kabul ederek raporu iptal ediyor. Kararı temyize götüren Cengiz Holding, sonucu beklemeksizin 2015 yılında ikinci bir ÇED olumlu raporu daha almayı başarıyor. Bu sefer de bu hukuk dışı raporun iptal edilmesi istemiyle 751 müdahil ve 61 avukatın yer aldığı Türkiye’nin en büyük çevre davası açılıyor. Bu arada Cerattepe için olumlu karar veren hâkimler görevden alınıyorlar. İşte Erdoğan’ın “yavru Geziciler” dediği, havuz medyasının “terörist” ilan ettiği, jandarma ve polisin saldırılarına rağmen doğalarına sahip çıkan Artvinlilerin mücadelesi böylelikle bugüne kadar gelmiş oluyor.

Bu son iptal davasında mahkeme, yeni bir bilirkişi heyeti atadı. Bu “pek bilir” kişi heyeti, biraz makyaj yapılarak özü korunmuş ikinci ÇED raporuna ilişkin geçtiğimiz Haziran ayında olumlu görüş bildirdi. Risk altındaki bitki türlerinin tohum ve yumrularının bulundukları yerden çıkarılıp maden bölgesinin dışında kalan bir alana yeniden ekilmesi tavsiyesini veren bilirkişi heyeti, ÇED raporunda belirtilen maden sahasının proje bitiminde yeniden ağaçlandırılmasına ilişkin tedbiri de yerinde buldu. Cengiz Holding kesilen “az sayıdaki” ağacın üç katı oranında yeni ağaç dikimi yapacağını söylüyor. Bu taahhüt hem ÇED raporunda hem de bilirkişi heyetince olumlanıyor. Bir an için gerçekten bunu yapacaklarını düşünelim. Ama değil 3 katı, isterseniz 10 katı ağaç dikin, insan eliyle yapılmış hiçbir orman, doğal ormanın yerine geçemez! Bir kere biyolojik dengeleri sarstınız mı, onu bir daha eski haline getiremezsiniz. Üstelik söz konusu ÇED olumlu raporu yine bir hukuk hilesiyle sadece 22 hektarlık alan için verilmiş. Oysa madencilik faaliyeti için verilen ruhsat 4400 hektarlık bir alanı kapsıyor. Gerek ÇED olumlu raporu verenlerin, gerekse de bu raporu olumlayan bilirkişi heyetinin sahip olduğu akıl iktidarın aklıyla birebir örtüşüyor. Bu nedenle Cerattepe davası, doğaya, sanata, tarihe zerre kadar saygı duymayan, tek ölçütü ekonomi ve kârlılık olan iktidarın sahip olduğu anlayışın somutlandığı bir dava olma niteliği taşıyor.

Burada tek sorun ormanın yok ediliyor olması da değil. Bölge aynı zamanda heyelan riski yüksek bir bölge. Ağaçların kesilmesi ve madencilik faaliyetinin başlamasıyla birlikte bölgedeki yerleşim alanları heyelan tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Su kaynaklarının da kirlenme olasılığı var. Bütün bu itirazlara karşılık Cengiz Holding her türlü önlemi aldığını iddia ediyor. Proje raporunda kapalı madencilik yöntemiyle çıkarılacak bakırın çevreye zarar vermeyeceğini, bakır cevherinin teleferik sistemiyle taşınacağını, bu nedenle yol yapmaya gerek kalmayacağını belirtiyor. Oysa aynı raporda, madenden yıllık çıkarılacak bakır miktarı 500 bin ton olarak verilmişken, teleferiğin bakır taşıma kapasitesinin 292 bin ton olduğu söyleniyor. Bu durumda geri kalan bakır madeninin nasıl taşınacağı belirsiz ama tahmin etmek zor değil. “Milletin a…..na koyacağız” diyen[3] bir anlayış, 17 milyon tonluk bakır ve yanı sıra altın rezervi söz konusu olduğunda doğaya ne yapmaz!

Cerattepe davasının OHAL süreci fırsat bilinerek sonuçlandırılma ihtimali çok yüksek. Böylece hem gelecek olan tepkiler OHAL yasaları ve yasaklarıyla, polis gücüyle bertaraf edilebilecek, hem de “Yenikapı ruhu” medya ve paramiliter faşist çeteler aracılığıyla canlı tutularak kitleler bu doğa talanını destekler konuma getirilecek. Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, sadece Cerattepe’ye değil, bütün demokratik hak ve özgürlüklere, sendikal haklara, hatta her türlü burjuva muhalefete karşı faşizan ve baskıcı tutumlar alan, parlamentoyu ve mevcut yasaları dahi hiçe sayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Cerattepe’nin de, yağma ve talana açılan tüm alanların da kaderi bu faşist tırmanışa karşı verilecek mücadeleye bağlıdır.



[1] Kaynak: tema.org

[2] Süreçle ilgili bilgi Yeşil Artvin Derneği’nin web sitesinden ve tema.org sitesinden alınmıştır.

[3] 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının yaşandığı süreçte internete düşen tapelerde Cengiz Holding sahibi Mehmet Cengiz’in konuşmasında söylediği sözdür.