Navigation

Tahir Elçi: Bir Güvercin Daha Katledildi!

Diyarbakır Barosu başkanı Tahir Elçi’nin katledilişi içine girdiğimiz dönemin karakterini somutlayan baskılara ve katliamlar dizisine eklenen yeni halka oldu. Yeni ama çok önemli bir halka! Bu cinayet Kürt halkını hedef alan baskı ve katliam sürecinde yeni bir aşamaya geçildiğine dair işaretler veriyor. Bugünlerde sıkça hatırlara düşen 90’lı yıllar da Kürt halkı için büyük bir baskı ve katliam sürecini ifade ediyordu. O süreçte Vedat Aydın’ın katledilmesi çok önemli bir semboldü ve “faili meçhul” denen cinayetler silsilesinin açılış fişeğinin atılması anlamına gelmişti. Bugün Tahir Elçi’nin katledilmesi de işte bu tür olasılıkları akla getiriyor.

Diyarbakır Barosu başkanı Tahir Elçi’nin katledilişi içine girdiğimiz dönemin karakterini somutlayan baskılara ve katliamlar dizisine eklenen yeni halka oldu. Yeni ama çok önemli bir halka! Bu cinayet Kürt halkını hedef alan baskı ve katliam sürecinde yeni bir aşamaya geçildiğine dair işaretler veriyor. Bugünlerde sıkça hatırlara düşen 90’lı yıllar da Kürt halkı için büyük bir baskı ve katliam sürecini ifade ediyordu. O süreçte Vedat Aydın’ın katledilmesi çok önemli bir semboldü ve “faili meçhul” denen cinayetler silsilesinin açılış fişeğinin atılması anlamına gelmişti. Bugün Tahir Elçi’nin katledilmesi de işte bu tür olasılıkları akla getiriyor.

Tahir Elçi de aynı Hrant Dink gibi özel nitelikleri olan ve Kürt halkının mücadelesine mesafeli olanların dahi sempatisini kazanmış önemli bir simgeydi. Kürt halkının önemli değerlerinden ve barış talebinin öne çıkan isimlerinden biriydi. Elçi’nin katledilmesi bu barış talebinin bir kez daha ve en kalleş biçimde kanla yanıtlanması anlamına geliyor.

Olayın gerçekleşme biçiminin ortaya koyduğu belirsizlikler meselenin özünü değiştirmemektedir. O nedenle olaya “kaza” denilerek geçiştirilmesinin hiçbir hükmü yoktur. Devlet sözcülerinin kafaları bulandırma çabası açıkça ortadadır. Onlar kendi sorumluluklarını saklama gayreti içindedir. Kurşunların uçuştuğu ve silahlı kovalamacanın olduğu dar bir sokakta, sözümona, basın açıklaması yapan baro mensuplarını ve en başta Elçi’yi korumak üzere orada bulunan sivil polislerin derhal Elçi’yi emniyete alması ilk ve en doğal refleks olması gerekirken, bunu yapmadıkları gibi onun olduğu tarafa doğru şarjör şarjör üstüne kurşun yağdırmaları devletin gerçek tutumunu göstermektedir.

Devlet yetkilileri her zamanki gibi pişkin pişkin sırıtıp her şeyin açığa çıkarılacağını, soruşturmaya güvenilmesi gerektiğini söylüyorlar. Bunların hiçbir inandırıcılığı yoktur. Devlet sağlıklı bir olay yeri incelemesinin yapılmaması için elinden geleni yapmıştır ve tecrübeyle sabittir ki failler bulunamayacak ya da en iyi ihtimalle kaza denilerek olay kapatılacaktır.

Elçi, “PKK terör örgütü değildir!” diyerek, aynı Hrant Dink gibi tüm halkın gözü önünde bir tabuya dokunmuş ve o andan itibaren devletin hedef tahtasına konmuştu. Gerisi harcı kanla karılmış devlet makinesinin “beyaz Toros” tarzıyla işlemesinden ibarettir. Bu ülkenin o çok söylenen devlet geleneği gereği Tahir Elçi göstere göstere gelen bir cinayete kurban gitmiştir. Çok değil sadece son bir ay içinde HDP eş genel başkanı Figen Yüksekdağ kafasından fişekle hedef alınmış ama istenen kanlı sonuca ulaşılamamıştı. Yine çok geçmeden Selahattin Demirtaş’ın arabasına ateş edilmiş, ancak araba kurşun geçirmez olduğu için suikast girişimi başarıyla sonuçlanmamıştı.

Kürt hareketinin önde gelen tüm sembol isimleri bu kanlı devletin hedef tahtasındadır, buna hiç şüphe yoktur. Kürt illeri aylardır kanlı bir abluka altında boğulmaya çalışılıyor. Kürt halkının özyönetim yolundaki iradesi kanla ezilmek ve bir daha buna kalkışılmasın diye gözdağı verilmek isteniyor. Kürt hareketinin bastırılması için kontrgerilla aygıtı bir süredir yeniden ful ölçekte faaliyete geçirilmiş durumda. Bu doğrultuda eski kontrgerilla şeflerine yeniden işbaşı yaptırıldığı yazılıp çiziliyor ve devlet yöneticilerinden hiçbiri bunu yalanlamıyor. İster eski şefler olsun ister yenileri, kontrgerilla faaliyeti, Kürt illerinde plakasız dolaşan araçlarla, keskin nişancılarla, tekbirlerle göğü tarayıp ayin yapan katil sürüleriyle, duvarlara en aşağılık türden Kürt düşmanı ırkçı sözler yazanlarla, kendilerini “Esedullah Timi” diye tanımlayanlarla ifade buluyor.

Ama nafile! Kürt halkı verdiği onca cana rağmen yiğitçe direnmeye devam ediyor. Bu tür kalleş katliamların yol açtığı tek sonuç Kürt halkının korkup sinmesi değil, daha da bilenmesi oluyor. Öte yandan Kürt halkına karşı düşmanlığı sürekli olarak körüklemeye ve şovenizm zehrini işçi sınıfına yaymaya azmetmiş egemenler sanmasınlar ki bu devran hep böyle gidecek. Ezilen Kürt halkının mücadelesi yanında işçi sınıfının mücadelesi elbet bir gün bu kalleşliklerin hesabını soracaktır. Egemenlerden adalet beklemiyoruz. Elçi’yi katledenler onlardır. Gerçek adalet ezilen ve sömürülen emekçi yığınların mücadelesiyle gelecektir. Bu mücadeleyi ısrarla, her bedeli ödemeyi göze alarak sürdürmek ve yükseltmek boynumuzun borcudur.