Referandum Sonucu Gayrimeşrudur! Mücadeleye Devam!


Muhalif tüm kesimlerin ağır bir baskı altında tutulduğu, parti liderlerinin ve kadrolarının hapse atıldığı, Kürt illerinde açık devlet terörünün uygulandığı, yüz binlerce insanın yerinden edildiği, muhalif medyanın kısıtlı bir alana hapsedildiği, devlet olanaklarının inanılmaz bir savurganlık ve hoyratlıkla evet oyu lehine kullanıldığı şartlarda ortaya çıkan bu sonuç kesinlikle şaibeli bir sonuçtur, meşruiyeti yoktur.


Olağanüstü hâl şartları altında, korkutma, tehdit, şantaj, sindirme, karalama, iftira, küfür, yalan, çarpıtma, manipülasyon terörünün estirildiği, rüşvet ve ulufenin bol keseden dağıtıldığı bir kampanya sürecinin ardından yapılan referandumda, hilenin ve açık kanun ihlallerinin de devreye sokulmasıyla, gayriresmi sonuçlara göre %51 evet, %49 hayır oyu çıkmış görünmektedir. Başta Kürt siyaseti olmak üzere, muhalif tüm kesimlerin ağır bir baskı altında tutulduğu, parti liderlerinin ve kadrolarının hapse atıldığı, Kürt illerinde açık devlet terörünün uygulandığı, yüz binlerce insanın yerinden edildiği, muhalif medyanın kısıtlı bir alana hapsedildiği, devlet olanaklarının inanılmaz bir savurganlık ve hoyratlıkla evet oyu lehine kullanıldığı şartlarda ortaya çıkan bu sonuç kesinlikle şaibeli bir sonuçtur, meşruiyeti yoktur.

Sandıklar kapanır kapanmaz YSK’daki AKP’li üyenin isteği üzerine mühürsüz pusula ve zarfların da geçerli sayılacağının açıklanması gerçek sonucun farklı olduğuna dair güçlü bir işarettir. Böylesi bir referandum sonucu üzerine bina edilecek bir yeni rejimin geniş kitlelerin gözünde de meşruiyeti olmayacaktır. Gerçek şu ki, toplum içinde totaliter tek adam rejimine karşı büyük direnç vardır ve hem bu rejimi istemeyenlerin gerçek sayısı hem de oylamadaki hayır oylarının gerçek sayısı yarıdan çoktur. Tüm baskı, şiddet, yalan, dolan, hileye rağmen elde edebildikleri sonuç ancak yarı-yarıyadır. Bunun anlamı, sadece bu görüntü veri alınacak olsa bile, her iki kişiden birinin bu rejimi istemediğidir. Anayasal düzeydeki değişiklikler için mecliste basit çoğunluk değil nitelikli çoğunluk arandığı düşünülecek olursa, bu sonucun bir rejim değişikliğine asla meşruiyet temeli sağlamayacağı açıktır.

Tüm baskılara, hile ve usulsüzlüklere rağmen, Bursa hariç en büyük 6 ilde hayır oyu çıkmıştır. Büyükşehir statüsündeki en büyük 30 ilin 17’si hayır demiştir. AKP’nin yıllardır hep önde geldiği ve övündüğü en büyük iki il olan İstanbul ve Ankara’daki hayır oyları da İzmir, Antalya, Adana’nın yanı sıra üstün gelmiştir. Modern işçi sınıfının asıl mekânı olan bu illeri içeren Marmara bölgesi, Ege bölgesi, Akdeniz bölgesi bu rejim değişikliğini reddetmiştir.

Kürt illerindeki sonuç, referandum sürecinin baskıcı, anti-demokratik karakterinin gerçek bir aynasıdır. Yüz binlerce insanın evleri yakılıp yıkıldı, siyasi temsilcileri hapislere atıldı. Kürt halkına siyasi alanda yön verecek, onları örgütlendirecek, legal siyasi çalışmayı yürütecek örgütleri büyük oranda çalışma yapamaz hale getirildi. Böylece Kürt halkı referanduma eli kolu bağlı olarak girmek zorunda bırakıldı. Öte yandan devlet baskısı ve terörü altında, halkın bir bölümü de satın alınmaya çalışıldı. Bunların üstüne, silahların gölgesi altında sandık güvenliği olmaksızın oylama kotarıldı, sandık mahalleri değiştirildi, HDP’nin bazı sandık görevlileri gözaltına alındı, müşahitler seçim salonlarına sokulmadı, bazı Kürt köyleri “hayır çıkarsa siz bilirsiniz” diye tehdit edildi. Tüm bunların sonunda Kürt illerinde AKP cephesi ortalama 10 puan daha yüksek oy aldı. Erdoğan’ın savaş yürüttüğü ve abluka altına aldığı Kürt illerinde elde ettiği bu 10 puanlık artış şaibelidir.

Oylama sonucunun meşruiyet zaafı anlamına geldiğinin gayet bilincinde olan Erdoğan, tam da bu nedenle kalabalığa yaptığı daha ilk konuşmada, meşruiyet tartışmalarını ve soru işaretlerini bastırmak için “Atı alan Üsküdar’ı geçti” demiş ve hemen idam meselesini gündeme getirmiştir. Hiç kuşkusuz idam sorunu bu zaafı giderme yolunda yapılacak girişimlerin tek örneği olmayacaktır.

Referandum sonucu doğan durum ne Erdoğan cephesi için bir zaferdir, ne de ilerici hayır güçleri açısından bir hezimet ya da bir yenilgidir. Başta Erdoğan’ın kendisi olmak üzere taraftarlarının hiç de zafer coşkunluğunu yansıtmayan yüzleri çok şey anlatmaktadır. Öte yandan hayır cephesi de bir yenilgi ve ümitsizlik ruh hali içinde değildir. Mevcut durum, meşruiyet krizini de içeren bir siyasi krizdir. Önümüzdeki günler bu siyasi krizin boyutlarının belirginleşmesini sağlayacaktır.

Erdoğan ve şürekası evet oylarının yüzde 50’ler düzeyine çıkarılmasının hiç de coşku ve ikna temelinde olmadığının, tabanda ciddi bir hoşnutsuzluğun birikmekte olduğunun farkındadır. Bazı önemli AKP kaleleri yıkılmıştır. Evet oyu verenlerin de önemlice bir bölümü isteksizce ve şüpheyle vermiştir. Önümüzdeki dönemde, ekonomik krizin bastırılmış ve ertelenmiş sonuçları zincirlerinden boşanarak açığa çıkacaktır. İktidarın sermaye sahiplerine referandum gününe kadar kimseyi işten çıkarmamaları yönünde açık baskı uyguladığı biliniyor. Kıdem tazminatı hakkının ve kamu çalışanlarının iş güvencesinin ilk eldeki saldırı konuları olarak çoktan belirginleştiği de malûm. Gündeme gelecek yeni grevlerin yasaklanacak olması ve daha saymaya gerek olmayan nice saldırı, AKP’ye oy veren emekçi kitledeki hoşnutsuzluğu daha da arttıracaktır.

Burada önemli nokta bu emekçi kitlelerin ne yazık ki bir alternatifsizlik sorunuyla yüz yüze olmalarıdır. Bu kitlelerin önemli bir bölümü kötünün iyisi saikiyle bir çıkışsızlık duygusu içinde oy vermektedirler. O nedenle örgütlü güçlerin önemi daha da artmaktadır. Önümüzdeki dönemin saldırıları ve çok boyutlu krizin çalkantıları karşısında örgütlü mücadele önemli rol oynama şansına sahiptir. İşin doğrusu bu referandumda da örgütlü sınıf güçleri tüm baskılara rağmen önemli ve başarılı bir çalışma yürüterek, sayısız işçinin oy yönelimini ve bakışını değiştirmiştir. Bu zemin, daha ötesi için umut ve azim kaynağıdır.

Ekonomi cephesinin yanı sıra Erdoğan uluslararası alanda da bir sıkışmışlık içindedir. Erdoğan’ın eski ve yeni emperyalist müttefikleri de referandum sonuçlarını hemen kabul etmemiş, temkinli yaklaşmışlardır. Erdoğan’ın kitleye yaptığı ilk konuşmada uluslararası güçlere seslenerek referandum sonucunu kabul etmelerini talep etmesi boşuna değildir. Bölgedeki emperyalist savaş sürecinde Türkiye tam bir sıkışmışlık yaşamaktadır. ABD ve Batı’ya yaranamadığı gibi Rusya’ya da  yaranamamaktadır. Referandum öncesi gibi milliyetçi kışkırtmalara ve hamasete pek ihtiyaç duyulan bir dönemde Fırat Kalkanı operasyonunun bitirildiğini ilan etmek zorunda kalmaları bu sıkışmanın hazin bir itirafı niteliğindedir. İşte bu çok boyutlu kriz ve sıkışmalar içinde Erdoğan’ın hızla gündem değiştirmeye ve yeni bir rüzgâr oluşturmaya ihtiyacı var.

Bu krizin temelde iki yönlü eğilimler taşıdığını iyi kavramak gerekiyor. Bir yandan Erdoğan arzuladığı totaliter rejimi oturtmak için girişimlerini ilerletmeye çalışacak, bir yandan da dayandığı zeminin kayganlığı ve istikrarsızlığının doğuracağı sorunlar üzerinden yükselecek muhalefet dinamikleriyle yüz yüze kalacaktır. Devrimci işçi sınıfının mücadelesi açısından yılgınlığa, ümitsizliğe kapılmak için hiçbir neden yoktur, yeni bir mücadele süreci başlamıştır. Şüphesiz yeni şartların yeni zorlukları olacaktır. Erdoğan yeni rejimi oturtma yolunda demokratik hak ve özgürlükleri daha da bastıracaktır. Ancak bu tereyağından kıl çeker gibi rahat olmayacak, dirençlerle karşılaşacaktır.

AKP ve Erdoğan’ın genel olarak bir gerileme sürecinde olduğu bu referandumla bir kez daha ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin sanayileşen, modernleşen bölgelerinde AKP eskisi gibi at oynatamamaktadır, aksine AKP karşıtlığı ya da AKP’den hoşnutsuzluk artmaktadır. Referandumu kazanmışlık görüntüsüne rağmen, AKP’nin tarihsel eğrisindeki düşüş süreci aslında ilerlemektedir. Bu referandum söz konusu düşüşü teyit etmektedir. Kente akmış olan, ama sosyo-kültürel olarak henüz işçileşmemiş, kent kültürünü içselleştirmemiş kır ve taşra kökenli emekçi kitleler yavaş yavaş ve sancılı biçimde olsa da değişmektedir. Bu süreç çelişkilidir, ama genel yönü tartışmaya yer bırakmayacak ölçüde nettir. Emekçi kitleler deneye deneye, kafayı taşa vura vura öğrenmektedir. Devrimcilerin görevi bu süreci baltalayacak tutumlar değil, teşvik edecek ve ilerletecek tutumlar almak, bu doğrultuda bir hat izlemektir.

Sonuç olarak, Erdoğan’ın temsil ettiği totalitarizmin zemini göründüğü kadar güçlü değildir, bu rejim hemen yarın yıkılıp gitmeyecektir, ama çok uzun yıllar da sürmeyecektir. İstikrar söylemiyle getirilmeye çalışılan ve AKP’ye oy verenlerin bir kesiminin de bu niyetle ama ancak kerhen destek verdiği bu rejim, hiçbir surette istikrar getirmeyecektir. Çok uzak olmayan bir gelecekte çözülme günü geldiğinde devrimci işçi sınıfının önünde önemli fırsatlar doğabilir. Marifet, bir yandan morali yüksek tutarak örgütlü mücadeleyi sürdürmek, bir yandan da o günlere hazırlanmaktır.


Etiketler