Navigation

Celalettin Can’ın Silivri Cezaevi Tanıklığı

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

78’liler Girişimi Sözcüsü ve HDP Parti Meclisi üyesi Celalettin Can, HDP kongresi öncesi gözaltına alınan çok sayıda isimden biriydi. Kongre hazırlıklarının yürütüldüğü süreçte başlatılan gözaltı dalgasının sonucunda, 7 Şubat sabahı evine yapılan baskınla gözaltına alınan Can, 27 Haziran günü yapılan ilk duruşmada tahliye edilmişti. Yaşamının 20 yıldan fazlasını cezaevinde geçiren Celalettin Can,  Silivri 9 No’lu cezaevinde geçen son 5 ayını bir basın açıklaması aracılığıyla kamuoyuyla paylaştı. 78’liler Girişiminin çağrısıyla, 6 Temmuzda yapılan basın açıklamasında, Can’ın Silivri Cezaevindeki tanıklığı ve siyasi tutukluların yaşamı konuşuldu. Gazetecilerin, yazarların, insan hakları savunucularının katıldığı Taksim Hill Otel’deki basın açıklamasında “Siyasi Tutsaklara Özgürlük!” talebi öne çıktı.

Gözaltında tutulduğu 14 gün boyunca kendisine yapılan psikolojik baskıya değinerek sözlerine başlayan Can, bu süreçte tuvalet ihtiyacını gidermekte sorun yaşadığını ve ilaçlarının da verilmediğini dile getirdi. Emniyet sorgusundan önce iki istihbaratçı tarafından sorgulandığını, bu sorgulamada katıldığı halk toplantıları ve halkla kurduğu ilişki biçiminin karşısına getirildiğini ifade eden Can, konuşmasının yasak olmadığını, şiddet ve öfke içermediğini dile getirdiğinde ise “şiddet övgüsü ve unsuru yoktu ancak sadece şiddet beka sorunu yaratmaz” cevabını aldığını belirtti. Emniyet sorgusunda ise hakkındaki bütün suçlamaların telefon dinlemelerine dayandığını dile getirdi.

Cezaevlerinin siyasi tutsaklar için tam bir sosyal yalıtım ve yalnızlaştırma modeli olarak tasarlandığını belirten Celalettin Can, Silivri Cezaevi’ne yönelik gözlemlerini şu şekilde aktardı: “Silivri’de, tutuklanan kişilerin hemen birbirinden ayrılması mutlak bir kural... Fiziksel ve psikolojik tecrit başından itibaren mutlak bir kural... Tutuklanan kişilerin birbiriyle konuşmaması, işaretleşmemesi, not alışverişi yapmaması mutlak bir kural... Bu kurallar ihlal edildiğinde müthiş rahatsız oluyorlar. Bedensel müdahaleye, hatta işkenceye dahi başvurabiliyorlar... Bu tekil bir keyfiyet değil, ‘gizli’ bir yönetmelik çerçevesinde bedensel işkence yapma yetkileri var...”

Silivri mahkemelerinin de bir tür gösteri mekânı olduğunu aktaran Can, insanların içi boş, her biri başlı başına saçmalık manzumesi olan iddialarla tutuklandığını ve özgürlüklerinin gasp edildiğini belirtti.  Celalettin Can ayrıca şunları dile getirdi: “Bu mahkemeler ‘gösteri mekânları’ çünkü bilinen, tanınan, tutuklanacakları düşünülmeyen insanların tutuklanma nedenleri kendi içinde başka hesapları barındırsa da, topluma verilen mesaj, eski başbakan Yıldırım’ın ifadesiyle, ‘biat et, rahat et’ mesajıdır. Tutuklanmayacak, hapse atılmayacak kimse yok türünden caydırıcı bir korku havası solutmak istenmektedir.” Konuşmasının devamında cezaevlerindeki doluluk oranlarına dikkat çeken Celalettin Can, “Bu arada her biri 5 bin kişilik olmak üzere 170 cezaevi tamamlanmak üzere. Buna göre 850 bin kişinin daha cezaevinde olabileceği bir Türkiye mi tasarlanıyor acaba” sorusunu sordu. Konuşmasını siyasi tutsaklara özgürlük talebinin yükseltilmesi gerektiğini vurgulayarak sonlandırdı.

Celalettin Can’ın konuşmasının ardından İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, gazeteci Nuray Mert, Prof. Gencay Gürsoy, gazeteci Nadire Mater, Barış Vakfından Hakan Tahmaz, Prof. Dr. Ümit Biçer ve gazeteci Murat Çelikkan da birer konuşma yaptılar.

Yapılan konuşmalarda cezaevlerindeki mevcut durumun neredeyse 12 Eylül süreci ve 90’lı yıllar ile benzer olduğu vurgulandı. Siyasi mahpuslara yönelik tecridin gündelik hayatın bir parçası olduğu, hasta mahpusların durumuna bakıldığında ise sağlığın bir hak olmaktan çıkarılarak bir cezalandırma aracı haline dönüştürüldüğü dile getirildi. Cezaevi yapımında ve siyasi tutsak sayısında patlamalı bir artış meydana geldiği, bu yolla iktidarın topluma bir mesaj vermeye çalıştığının altı çizildi. Yıldırım’ın “biat et, rahat et” sözlerine atıfta bulunarak “biat etmiyoruz, rahat da etmiyoruz” mesajlarının verildiği konuşmalarda hak ve özgürlükler mücadelesinin, demokrasi ve barış mücadelesinin büyütülmesi çağrısı yapıldı. Celalettin Can’a geçmiş olsun dileklerini ileten konuşmacılar, direnmekten ve mücadele etmekten başka çarenin olmadığının altını çizdiler.