Navigation

Bilim/Kültür

Sinema ve İdeoloji, Hollywood ve Burjuvazi

Günümüz dünyasındaki iki ana sınıf yani burjuvazi ve proletarya; kimi zaman üstü örtülü, kimi zaman açık bir şekilde kesintisiz olarak mücadele içindedir ve bu mücadele sadece ekonomik alanda yürümez. Kültür-sanat da dâhil yaşamın her alanında bu iki sınıf arasındaki mücadele somut bir gerçekliktir. Hiçbir kişi, hiçbir olgu sınıf savaşından azade değildir, olamaz.

Ekmek ve Özgürlük Kavgasının Devrimci Şairi Vaptsarov

Tarihte bazı yaşam öyküleri vardır ki, tanıklık ettiği yılların yanı sıra, insanlığın umutlarını, acılarını, mücadeleyi ve gelecek güzel günlere olan inancını da anlatır. Nikola Vaptsarov’un soylu bir davaya adanmış yaşamı bunun güzel örneklerinden biridir.

İktidarın Kültür ve Sanat Anlayışı

Bugün Türkiye’de toplumdaki muhalefeti istedikleri ölçüde bastırıp yok edemeyen iktidar sahipleri endişe içindeler. Tüm ipleri eline geçirmiş olan iktidar sahipleri, bütün olanaklara ve ayrılan onca kaynağa rağmen kültür ve sanat alanında istedikleri niteliğe ve güce ulaşabilmiş durumda değiller. Son zamanlarda, en tepeden başlayarak, iktidar sahipleri ve sözcülerinin sosyal alanlarda, kültür ve sanattaki başarısızlıklarından “şikâyet etmelerinin” altında tam da bu sebep yatmaktadır.

Sessiz Bir Devrim Çığlığı: “Ben, Daniel Blake”

Bazı filmler vardır, karakterlerin çaresizliği sizi çaresizlik içinde kıvrandırır, taş gibi oturur bir şeyler içinizin en derinlerine. “Ben, Daniel Blake” de öyle filmlerden biri. Hem de en vurucu, en çarpıcı cinsinden. Gerçeği yumuşatmadan, törpülemeden, hazmedilir kıvama getirmek için sulandırmadan öylesine sert işliyor ki Ken Loach, insanı dayak yemiş gibi sarsıyor adeta.

Yapay Zekâ, Robotlar ve İnsanlığın Geleceği

Teknolojinin gelişimi, neden olumsuz sonuçlara ve insanlarda korkulara yol açıyor? Bu durum teknolojinin doğasından mı kaynaklanıyor, yoksa onun toplumsal kullanım biçiminden mi? Burjuva uzmanların ve ideologların gizlemek istedikleri gerçek şu ki, sorun, teknolojinin gelişmesinden değil, onun toplumun küçücük bir azınlığının çıkarları doğrultusunda kullanılmasından, bu yönde bir gelişimle sınırlanmaya çalışılmasından ve toplumun denetimine kapalı olmasından kaynaklanmaktadır. Üretim araçlarının özel mülkiyetinden başka bir mülkiyet biçimi olabileceğini kavrayamayanlar, teknolojinin mevcut kullanılma biçiminden duydukları haklı rahatsızlığı, teknolojinin doğası gereği emeğin ve insanlığın düşmanı olduğu sonucuna kadar vardırıyorlar.

“Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” ve “Dönüş Yolu”nda Anlatılanların Güncelliği

Emperyalist savaşlar, savaşın yıkıcılığı, insanın insana yabancılaştığı, müthiş travmaların yaşandığı tarihsel kesitler… Kapitalizmin insanlığa çektirdiği acılardan bir kesit… Yazar Erich Maria Remarque, Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşındaki bir grup askerin hikâyesini 19 yaşındaki iki gencin, Paul ve Ernest’in gözleriyle anlatıyor “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” ve onun devamı niteliğinde olan “Dönüş Yolu” romanlarında.

Aram Acının Resmini Çiziyor

Yani Aram, kaderimiz ortaksa demek ki kavgamız da ortak. Görülecek bir hesabımız var onlarla. Kadınlarımızın, çocuklarımızın yüzünden akan acının, umutsuzluğun, çaresizliğin son bulması için, görülecek bir hesabımız var. Anadolu’da halkların kardeş olabilmesi, birbirinin yaralarını sarabilmesi için görülecek bir hesabımız var. Sürgünler, mahpuslar, boyun eğmeyip mücadele edenlerin yürüdüğü yoldan yürüyüp onlardan hesap soracağımız günler de gelir elbet.

Ezidiler ve “Huzursuzluk”

Neydi bu IŞİD denen barbarlar ordusunun Ezidi insanlara olan nefreti? İşte bu sorunun cevabını Livaneli’nin son romanlarından birinde az da olsa öğrendiğimi düşünüyorum. “Huzursuzluk” adlı kısa ama bence çok etkileyici romanında Livaneli bizlere Ezidilerle ilgili çok renkli bir anlatım sunuyor. Tabii konu Ezidi kadınlara ve çocuklara tecavüz edilmesi etrafında yoğunlaştığı için maalesef renkli kısımlar karanlık hikayelerin içinde boğulup gidiyor.

Genç Karl Marx Filmi

Haitili Raoul Peck’in yaptığı Marx ve Engels’in gençlik dönemlerine bir kapı aralayan Genç Karl Marx filmi sınırlı sayıda sinema salonunda gösterime girmişti. Bu film, 1844-1848 yılları arasında gelişen işçi hareketinin, bilimsel sosyalizmin doğuşunun ve işçi sınıfının önderleri Karl Marx ve Friedrich Engels’in siyasi dönüşümlerinin bir kesitini gözler önüne seriyor.

“Fırtına Kuşunun Türküsü”

Sanat, insan yaratıcılığının bir yansıması olarak ortaya çıkar. Sanatçının eseri kafasında tasarladığı andan çeşitli araç-gereçle ortaya koyduğu ve son şeklini verdiği ana kadar süregelen bir yaratım sürecidir. Bu sürecin sonucunda ortaya çıkan ürün, insan ruhunu besler, güzellikle donatır ve onu inceltir. Egemen anlayış sanatı gerçeklikten kopararak, onu salt insanı eğlendiren, hüzünlendiren, oyalayan bir etkinlik haline getirmeye çalışır. Fakat gerçekçi sanatın işlevi öyle değildir. Gerçekçi sanat öğreticidir, sorgular ve sorgulatır, değiştirir ve dönüştürür, insanı harekete çağırır. Yaşanan gerçekliğe karşı çıkışı içinde taşır gerçekçi sanat, katıksız devrimcidir. Bu yönüyle bir mücadele aracı işlevi taşır, gerçekçi sanatın her dalı.

PISA Raporu ve Eğitim Sisteminin İçler Acısı Hali

Türkiye’de eğitim sistemi günümüze kadar çeşitli sorunlarla yaşayageldi. Ezberciliği, düşündürmeye itmeyişi, sorgulamayışı vs. Ancak hiç bu kadar kötü olmamıştı. “Çocuklarımıza dinimizi öğreteceğiz” yalanlarıyla imam-hatip okullarını patlamalı bir şekilde yaygınlaştıran AKP’nin asıl amacı, milliyetçilikle bilenmiş, gerçek dışı bir tarih anlayışıyla kafası doldurulmuş, bilimsel düşünceden uzak, gelene ağam gidene paşam diyecek, yaşadığı sıkıntıları ve çelişkileri sorgulamayacak, kader deyip geçecek bir nesil yetiştirmektir. İşte PISA testlerinde alınan sonuçlar da bununla uyumludur!

Mücadeleye Adanmış Bir Ömür: Clara Zetkin

İşçi sınıfı devrimcilerinin verdikleri zorlu mücadeleleri, inandıkları dava uğruna fedakârlıklarını anlatan pek çok kitap bulunmaktadır. Luise Dornemann’ın “Adanmış Bir Ömür” adlı kitabı da bunlardan biridir. Dornemann bu kitabında, tarihe adını yazdırmış, işçi sınıfının unutulmaz devrimci kadın önderlerinden Clara Zetkin’in hayatını anlatmaktadır. Bu yüzden de “Adanmış Bir Ömür”, tüm işçi ve devrimci kadınlar için okunması gereken bir kitaptır. Özellikle de bugünkü gibi karanlık dönemlerde mücadele etmeye, direnmeye çalışan kadınlar için…

Amele Taburunda Bir Asker: Manoli Aksiyotis’in Öyküsü

Benden Selam Söyle Anadolu’ya adlı romanında Dido Sotiriyu, bir Anadolu Rum köylüsü olan Manoli’nin öyküsünü aktarır bizlere. Manoli’nin öyküsü Kırkıca’da (şimdiki adıyla Şirince) başlar. Ona göre Kırkıca yeryüzü cennetinin bir parçasıdır. Nitekim 1914’e gelinceye kadar köyde adam öldürüldüğü işitilmiş şey değildir. Savaş başlamadan önce insanlar dostça ve halklar kardeşçe yaşıyorlardı. Manoli’nin çoban Şevket’le olan arkadaşlığı da bu kardeşliğin bir parçasıydı. Ne var ki halkların kardeşliğini baltalayacak ilk kıvılcım da çakılmıştı ve tarih 1912’yi gösterdiğinde Balkan Harbi patlak vermişti.

Olimpiyatların Işıltılı Yüzünün Ardındakiler

Brezilya’da düzenlenen Rio 2016 Yaz Olimpiyatları emekçilerin geniş protestosuna sahne oldu. Bunlar, bu tür büyük uluslararası spor organizasyonlarının düzenlendiği diğer ülkelerde yaşanan protestoların bir benzeri ve devamıydı. İki ay öncesinde Fransa’da düzenlenen 2016 Dünya Kupası organizasyonunda da Fransa işçi sınıfı, grevlerle ve kitlesel eylemlerle tepkisini göstermişti. Burjuvazi, olimpiyatları ve dünya kupası gibi organizasyonları “spor, barış, dostluk ve kardeşlik” sloganıyla lanse ediyor.

Devrimci Direnç Noktası Olarak Devrimci Sanat

Etkili ve işlevli bir rolü olan sanat, günümüz dünyasında, devrimci işçi sınıfının kapitalizme karşı verdiği büyük mücadele süreçlerinin de tanığıdır. Tarihin her döneminde karanlık, uzayıp giden, yıllara yayılan gericilik dönemleri olmuştur. Kapitalizm altında, işçi sınıfının devrimci mücadele tarihine baktığımızda da bunun örneğini birçok kez görebiliriz, görmekteyiz. 200 yıla yakın bir süreden beri işçi sınıfı, başta Avrupa olmak üzere, dünyanın değişik noktalarında birçok kez kapitalizme karşı ayağa kalkmış; isyanlar, devrimler veya devrimci durumlar yaşanmıştır. Ancak biliyoruz ki, yeterli örgütlü güce ve hazırlığa sahip olamadığı için işçi sınıfı, kapitalizme karşı savaşta pek çok yenilgi de almıştır. Gerek böylesi dönemler gerekse kapitalist kriz, savaş ve faşizm dönemleri; toplumsal baskı ve şiddetin arttığı, mücadelenin geriye çekildiği, kitlelerin üzerine ölü toprağının serpildiği dönemlerdir. Böylesi dönemlerde direnenlerin, mücadele edenlerin ve geleceğin büyük savaşı için kendilerini dönüştürmeye hazır olanların sayısı çok azdır. İşçi sınıfının ağır bir darbe aldığı böyle dönemlerde yalnızca örgütlü ve bilinçli kalmayı başaranlar direnebilir ve ayakta kalabilir. Bu devrimci bilinçtir, bu Marksist bir bilinçtir. Elbette Marksizm ve bilinçten söz ettiğimiz zaman kuru kitabi bilgiden değil, tarihsel mücadele çizgisinin, toplumların dönüşüm çizgisinin kavranmasını, bunun özümsenmesini ve yaşamımıza aktarılmasını kastetmekteyiz.

“Baldırı Çıplak Hayırseverler”

Robert Tressell, “Baldırı Çıplak Hayırseverler” romanını yazmaktaki amacını açıklarken kapitalizm altında işçi sınıfının nasıl yaşadığını ve sosyalizmin mümkün ve yaşanabilir tek sistem olduğunu göstermek istediğini söyler. Kapitalizmin ustalıklı teşhiri, Engels’in İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu kitabı ile büyük paralellikler gösteren yoksulluk manzaralarının betimlenmesi, işçi sınıfının gündelik yaşamı üzerine son derece ayrıntılı anlatımlar, patronlar sınıfının, ruhban sınıfın, küçük-burjuvazinin ve işçi sınıfının çeşitli unsurlarının karakterlerinin ayrıntılı teşhisi, sosyalistlerin içinde yaşadığı toplumu değiştirme çabasını sürdürürken yaşadıkları gelgitler, kapitalizmde yozlaşan insan soyu…

Kan Safsatası, Irkçılık ve Faşizm

Başta Erdoğan olmak üzere, bir kısım AKP’lilerin açıkça ırkçılık kokan açıklamalarını hatırlayalım. Bilimsel olarak bu ifadelerin bir anlamı olmadığı halde neden bu burjuva politikacılar bu ifadeleri zikretmektedirler? Açıktır ki, onların derdi bilim değil siyasi çıkarlardır. Mesele kişi olarak Erdoğan’ın ya da diğer AKP’lilerin bu türden ırkçı milliyetçi fikirlere inanıp inanmamaları da değildir. Onlar bu ırkçı milliyetçi (kısaca Türkçü diyelim) fikirler aracılığıyla toplumu kendi siyasi hedefleri arkasında toplamaya çalışıyorlar.

Kapitalizmde Kirletilen Spor

Kapitalistlerin elinde şekillenen spor anlayışı her türlü pisliğin ve insanlık dışı uygulamaların kol gezdiği bir rant kapısına da dönüştürülmüş durumda. Pompalanan hormonlu ilaçlar bir süre sonra sporcuda kondisyon eksikliği, yıpranma, dikkat eksikliği ve ruhen çökme meydana getiriyor.

Sanayi 4.0, Kapitalizm 1.0

Birkaç yıldır burjuva mahfillerde, teknolojik gelişmeler temelinde şekillenen yeni bir sanayi devriminden söz ediliyor ve bu “devrim” Sanayi 4.0 olarak adlandırılıyor. Bu kavram ilk kez 2011’de, Almanya’daki Hannover Fuarında kullanılmış ve ardından büyük tekellerin sözcüleri Alman federal hükümetine sundukları bir raporda, “Sanayi 4.0” için altyapı çalışmalarına hız verilmesi talebinde bulunmuşlardı. Söz konusu kavram o zamandan bu yana yaygın bir şekilde dolaşımda.

Ehrenburg’un “Fırtına”sı: Faşist Barbarlığın, Körleşmenin, Savaşın ve Direnişin Öyküsü

İlya Ehrenburg, “Fırtına” adlı romanında, faşizm ve savaş dönemini pek çok yönüyle, farklı karakterlerin yaşamı üzerinden sürükleyici anlatımıyla konu edinir. II. Dünya Savaşına giden süreçte fırtına öncesi sessizliği andıran kitlelerdeki ruh halini ve savaş sürecindeki değişimi çarpıcı bir şekilde gözler önüne serer. Muazzam bir belgesel tadındaki bu roman, savaş sürecindeki gelişmeleri esas olarak Fransa ve Rusya üzerinden aktarmaktadır. Üzerinde yaşadığımız topraklarda faşist bir tırmanış söz konusuyken Fırtına gibi değerli bir yapıt, faşist barbarların neler yapabileceklerini kavramak ve tarihsel deneylerden dersler çıkarmak bakımından yararlı bir kaynak olarak öne çıkıyor.

Sayfalar

Bilim/Kültür beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.