Navigation

1905

Lev Troçki

Ekim 1909





Köylülük ve Tarım Sorunu

Hesaplamalara göre (sırası gelmişken, yanlışsız olmaktan uzaktırlar), Rusya’nın hammadde işleme ve imalât sanayilerinden kaynaklanan geliri yılda 6 ilâ 7 milyar rubleye varmaktadır. Bunun 1,5 milyarı, yani denebilirse beşte birinden fazlası devlet tarafından yutulmaktadır. Bu, Rusya’nın Avrupa devletlerinden üç dört kez daha yoksul olduğu anlamına gelir. Gördüğümüz gibi ekonomik bakımdan faal kişilerin sayısı nüfusun çok küçük bir yüzdesini temsil etmektedir, ve dahası bu ekonomik bakımdan faal unsurların üretici kapasitesi oldukça düşüktür. Bu, yıllık ürünü, çalışan insan sayısıyla orantılı olmaktan uzak olan sanayinin gerçeğidir; fakat ülkenin emek-gücünün yaklaşık yüzde 61’ini yutan ve buna rağmen ancak 2,8 milyar ruble –yani ulusal üretimin yarısından az– gelir elde edilen tarımın üretici kapasitesi karşılaştırılamayacak kadar düşük bir düzeydedir.

Rus tarımının (ezici çoğunluğu köylü tarımından oluşur) koşulları, özünde, 1861 sözde “özgürlük reformu”nun niteliği tarafından önceden tayin edilmişti. Devletin çıkarları için gerçekleştirilen bu reform, bütünüyle soyluluğun bencil çıkarlarına uyarlandı. Mujik yalnızca toprak dağıtımında aldatılmakla kalmadı, vergilendirmenin köleleştirici boyunduruğu altına da sokuldu.

Aşağıda oluşturulan tablo, serfliğin kaldırılması üzerine köylülüğe devredilen toprak paylarını üç ana kategoride göstermektedir.

Köylü kategorileri 1860’taki
insan sayısı
Verilen desiyatin[1] Kişi başı desiyatin
Toprak beyine ait
11.907.000
37.758.000
3,17
Devlete ait
10.347.000
69.712.000
6,74
Bağımsız
870.000
4.260.000
4,9
Toplam
23.124.000
111.730.000
4,83 (ort.)

Devlete ait köylülerin aldıkları toprak paylarının (kişi başına 6,7 desiyatin), verili ekonomik koşullarda bir köylü ailesinin emek-gücünü tamamen meşgul etmeye yeterli olduğunu kabul edersek –ki gerçek kaba hatlarıyla böyledir– toprak beyine ait ve bağımsız köylülerin, gerekli olandan yaklaşık 44 milyon desiyatin eksik aldıkları sonucuna varırız. Serflik altında, kendi gereksinimleri için köylüler tarafından işlenen bu topraklar, onların emek güçlerinin yarısını yutuyordu, çünkü haftanın üç günü toprak sahibi için çalışmak zorundaydılar. Ne var ki, zaten yetersiz olan bu toprak paylarının (genel olarak söylemek gerekirse, ülkenin bir bölgesinden diğerine oldukça büyük farklılıklar gösteriyordu) en iyi yüzde 2’lik kısmı toprak sahiplerinin yararına kesildi. Böylece, serfliğin temel koşullarından birini oluşturan tarımsal nüfus fazlalığı, soyluların köylü toprağını kendilerine maletmeleriyle daha da arttı.

Reformdan bu yana geçen yarım yüzyıl, toprak sahipliğinde önemli bir değişime yol açtı. 750 milyon ruble değerinde toprak, soyluların ellerinden tüccar ve köy burjuvazisine geçti. Ama köylü kitlesi bundan hiçbir yarar sağlamadı.

1905’te, Avrupa Rusya’sındaki elli bölgenin toprak alanlarının dağılımı aşağıdaki gibidir:

1. Sahip olunan pay toprakları[2]
112 milyon desiyatin
  önceki devlet serflerinin  
66,3
önceki toprak beylerine ait serflerin
38,4
2. Sahip olunan özel mülkiyet toprakları
101,7
  şirketler ve birlikler
(köylü birliklerinin 11,4'lük payı dahil)
15,7
Şahıs toprakları:  
  20 desiyatine kadar
(köylüler tarafından sahip olunan 2,3'lük kısım dahil)
3,2
20-50 desiyatin arasında
3,3
50 desiyatinden fazla
79,4
3. Hükümdarlığa ait ve bağımsız topraklar
145,0
  orman dışı ve ekilebilir toprak dahil (yaklaşık olarak)
4,6
4. Kilise, manastırlar ve belediye kuruluşlarına vs. ait topraklar
8,8

 

Daha önce gördüğümüz gibi, toprak reformundan sonra erkek köylü başına düşen ortalama pay 4,83 desiyatindi. Kırk beş yıl sonra 1905’te, yeni kazanılan topraklar da dahil olmak üzere ortalama ancak 3,1 desiyatin etmektedir. Başka bir deyişle, köylülere ait toplam toprak alanı yüzde 36 azalmıştır.

Köylü nüfusundaki yıllık artışın üçte birinden de azını ancak emen ticari ve sınai faaliyetlerdeki gelişme; merkezdeki köylü nüfusun belli ölçüde azalmasına yol açan çevre alanlara doğru göç hareketi; ve son olarak, orta ve üst düzey refah grubundan köylülerin 1882’den 1905’e kadarki dönemde 7,3 milyon desiyatin toprak almalarını mümkün kılan Köylü Bankası’nın faaliyetleri –tüm bu faktörlerin doğal nüfus artışının etkisini telâfi etmekte ve bu toprak kıtlığının şiddetlenmesini önlemekte bile yetersiz kaldığı kanıtlanmıştır.

Yaklaşık hesaplamalara göre, Rusya’da 5 milyon kadar yetişkin erkek kendi emek-güçleri için uygun bir pazar bulamamaktadır. Bunların sadece küçük bir azınlığı profesyonel serseriler, dilenciler vs’den oluşmaktadır. Bu 5 milyon “gereksiz erkeğin” ezici çoğunluğu kara-toprak[3] köylülüğüne aittir. Bunlar, emek-güçlerini, pekâlâ onlarsız da işlenebilecek olan topraklarda kullanmak suretiyle köylü emeğinin verimliliğini yüzde 30 düşürüyorlar ve bir bütün olarak köylü kitlesinin içine emilerek, daha da geniş köylü kitlelerinin yoksullaşma yoluyla proleterleşmesinin önüne geçiyorlar.

Teorik olarak, tarımın yoğunlaştırılması olanaklı bir çözüm olabilirdi. Ancak bunun için köylülerin daha iyi eğitime, daha yüksek inisiyatif gücüne, vesayetten ve durağan bir hukuki düzenden kurtulmaya ihtiyaçları var –ki bunlar, otokratik Rusya’da mevcut olmamış ve olamayacak koşullardır. Ne var ki, bizim tarımımızın gelişmesinin önündeki temel engel, mali kaynak eksikliği olmuştur ve hâlâ öyledir. Ve köylü ekonomisindeki krizin bu yanı, gerilere, tıpkı topraksızlık gibi, 1861 reformuna uzanmaktadır.

Köylüler kendi yetersiz toprak paylarını bedavaya almadılar. Serflikten önce ve serflik altındayken geçimlerini sağladıkları, yani kendilerinin olan ve üstelik reform tarafından daha da küçültülen toprak parçaları için, devletin aracı olmasıyla, toprak beylerine bir kurtulma bedeli ödemeye zorlandılar. Bu bedeller toprak sahipleriyle elele çalışan hükümet ajanlarınca saptandı; ve toprağın sermaye açısından kârlılığına dayanan bir rakam olan 648 milyon ruble yerine, köylülüğün omuzlarına 867 milyon rublelik bir borç yıkıldı. Böylece kendi toprakları için yaptıkları ödemeye ilâveten, köylüler toprak beylerine serflikten kurtulma bedeli olarak gerçekte fazladan bir 219 milyon ruble daha ödemek zorundaydılar. Buna, topraksızlığın bir sonucu olarak, fahiş toprak kiraları ve Çarlık mali örgütünün korkunç işleyişi de eklendi. Örneğin, bölüştürülmüş toprakların desiyatin başına doğrudan toprak vergisi 1,56 ruble ederken, özel mülk topraklar için 23 kopek (0,23 ruble) alınmaktaydı. Böylece devlet bütçesinin neredeyse bütün ağırlığı köylülük tarafından üstlenildi. Köylülerin tarım kârlarının aslan payını yutan devlet, karşılığında gerçekte köylülere kültürel düzeylerini yükseltmeleri ve üretici kapasitelerini geliştirmeleri için hiçbir şey vermiyordu.

1902’de hükümet tarafından kurulan yerel tarım komiteleri, köylü ailelerinin net tarımsal kârlarının yüzde 50’den yüzde 100’üne ve hatta bazen daha fazla bir bölümünün, doğrudan ya da dolaylı vergilendirmeyle yutulduğunu saptadılar. Bu, bir taraftan umutsuz bir borç birikimine, diğer taraftan da tarımsal faaliyet düzeyinin durgunlaşmasına ve hatta gerilemesine yol açmaktadır. Hem teknoloji hem de ürünler, bugün, orta Rusya’nın geniş alanları boyunca bin yıl öncesiyle aynıdır. Bir hektar topraktan çıkan ortalama buğday İngiltere’de 26,9 hektolitre, Almanya’da 17 hektolitreyken, Rusya’da 6,7 hektolitredir. Buna, köylü topraklarındaki ürünün toprak sahiplerininkinden %46 daha az olduğunu ve hasat kötüleştikçe bu farkın daha da arttığını da eklemek gerekir. Bizim köylümüz kara günler için tahıl ihtiyatı yapmanın nasıl hayal edileceğini dahi unutalı çok uzun zaman oldu. Yeni meta ilişkileri ve mali ilişkiler bir yandan, mali yükümlülükler diğer yandan onu, elindeki doğal ihtiyatlar ve ekonomik artığı hazır nakite çevirmeye zorlamakta, bu da kira ve vergi ödemeleri tarafından anında yutulmaktadır. Hazır para için yapılan bu hummalı yarış, köylüyü toprağını gübrelemekten ve akılcı bir nadastan mahrum bırakarak onu sürekli olarak hor kullanmaya zorlamaktadır. Her kötü hasat, ki kötü kullanılışına karşı toprağın aldığı intikamdır, gördüğümüz gibi hiçbir ihtiyat stoğu olmayan köyler üzerinde temel ve yıkıcı bir felâket etkisi yapmaktadır.

Ama güya “normal” yıllarda bile köylü kitleleri yarı açlık durumundan kurtulamazlar. İşte Çarlığa kredi veren Avrupalı bankerlerin alınlarına kazınması gereken köylü bütçesi: köylü ailesinin her bir üyesi yılda 19,5 ruble yiyecek için, 3,8 ruble barınma için, 5,5 ruble giyinme için, 1,4 ruble diğer maddi gereksinmeleri için ve 2,5 ruble de manevi ve entelektüel gereksinimleri için harcar! Tek bir kalifiye Amerikan işçisi, doğrudan ya da dolaylı olarak, her biri altı fertten oluşan iki Rus ailesi kadar harcama yapar. Oysa köylülüğün tarımdan yıllık kazancı, hiçbir devlet ahlâkçısının aşırı diyemediği bu tip bir harcamayı karşılamak için bile bir milyar rubleden fazla açık verir. Ev sanayileri köylere yaklaşık 200 milyon ruble kâr getirmektedir. Eğer bu meblağ çıkarılacak olursa, köylü tarımında yılda 850 milyon rublelik bir açık görülür ki, bu tam da devletin mali örgütünün her yıl köylülüğün elinden kaptığı miktardır.

Köylü tarımına ilişkin betimlememizde, gerçekte çok büyük öneme sahip olan ve tarımsal hareketin (Köylü Ayaklanmaları başlıklı bölüme bakınız) biçimlerinde güçlü ifadeler bulan, bölgeler arası ekonomik farklılıkları şimdiye kadar ihmal ettik. Eğer Avrupa Rusya’sının elli bölgesi üzerine yoğunlaşırsak ve kuzey orman şeridini bir kenara bırakırsak, geri kalan alan köylü tarımı ve ekonomik gelişim açısından genelde üç büyük bölgeye ayrılabilir:

    1. Kuzeyde Petersburg ve güneyde Moskova bölgesini içeren sanayi bölgesi. Petersburg ve Moskova’nın baskın olduğu bu kuzey kapitalist alan, fabrikalar (özellikle tekstil), ev sanayileri, keten yetiştirmeciliği ve ticari tarım –özellikle bostancılık– ile karakterize olur. Diğer tüm sanayi bölgelerinde olduğu gibi bu bölge de ihtiyaçlarına yetecek kadar tahıl yetiştirememekte ve güneyden ithal etmek zorunda kalmaktadır.
    2. Karadeniz ve Volga’nın alt uçlarını birleştiren güneydoğu bölgesi: Rus Amerika’sı. Serfliğin neredeyse hiç olmadığı bu alan, Rusya’nın orta kesimine oranla bir koloni rolü oynamıştır. Modern tarımsal makineler kullanan ve tahıllarını kuzeydeki sanayi bölgesine ve batıdaki yabancı ülkelere ihraç eden “buğday fabrikaları”, çok büyük sayıda göçmen çekerek, bozkırın özgür alanlarında çok hızlı bir şekilde türemiştir. Buna paralel olarak imalât sanayilerine, ağır sanayinin gelişimine ve hummalı kentsel büyümeye bir emek-gücü aktarımı gerçekleşmiştir. Bu bölgede, köylü topluluğu içindeki farklılaşma çok derinleşmiştir; terazinin bir kefesinde köylü çiftçi, diğerindeyse çoğu durumda kara-toprak bölgelerinden gelmiş bir göçmen olan tarım proleteri.
    3. Eski sanayileşmiş kuzey ile yeni sanayileşmiş güney arasında geniş bir kara-toprak şeridi, Rus Hindistan’ı, uzanır. Serflik sırasında dahi göreceli yoğun ve bütünüyle tarımla uğraşan nüfus, 1861 reformunun bir sonucu olarak toprak alanlarının %24’ünü kaybetmiş ve köylülere tahsis edilen alanların en iyi ve en önemli kısımları toprak sahiplerine devredilmiştir. Arazi fiyatları hızla yükselmiş, toprak beyleri kısmen köylülerin hayvanlarıyla kendi topraklarını işleyerek ve kısmen de bu toprakları, kaçınılmaz olarak kölece kira koşullarını kabul etmek zorunda kalan köylülere kiralayarak tümüyle asalak bir ekonomiye angaje olmuşlardır. Yüz binlerce köylü kuzeydeki sanayi bölgesine ve güneye gitmek üzere, buralardaki emek koşullarının düzeyini düşürerek, bu bölgeyi terk ediyor. Kara-toprak şeridinde ne büyük ölçekli sanayi, ne de kapitalist tarım vardır. Burada kapitalist çiftçi, yoksul kiracı çiftçi ile aşık atamaz ve buharlı pulluk, yalnızca “sermaye”sindeki tüm kârı değil ücretinin büyük bir bölümünü de kira olarak ödeyip, yaşamını odun talaşıyla karıştırılmış un yiyerek ya da ağaç kabukları kemirerek sürdüren mujiğin fiziksel esnekliğiyle mücadelede bozguna uğrar. Bazı yerlerde köylülerin yoksulluğu öyle boyutlara varmaktadır ki, bir izbede tahtakurusu ve hamam böceklerinin varlığı bile görece bir zenginliğin anlamlı bir işareti sayılmaktadır. Bugün Dumada liberal bir temsilci olan kırsal bölge doktoru Şingarov’un, Varonej bölgesinin bazı yerlerinde incelediği topraksız köylülerin evlerinde hiç tahtakurusuna rastlanmazken, köy nüfusunun diğer kategorileri arasında karşılaşılan tahtakurusu sayısının ailenin “zenginliği”yle büyük ölçüde orantılı olduğuna hükmetmesi bir gerçektir. Öyle görünüyor ki, hamamböceği bir aristokrat değildir ama Varonejli yoksuldan daha yüksek bir konfor standardına ihtiyaç duyar: köylü ailelerinin %9,3’ünde, hüküm süren açlık ve soğuk yüzünden hamamböceği bulunamamıştır.

Bu koşullar altında tarımsal teknolojide bir gelişmeden söz etmek yersizdir. Köylülerin hayvanları, iş hayvanları da dahil olmak üzere, kira ve vergileri ödeyebilmek için satılır ya da yenir. Ama üretici güçlerin gelişmediği yerde toplumsal farklılaşma da olmaz. Kara-toprak topluluğunda yoksulluğun eşitliği hüküm sürer. Kuzey ve güneyle karşılaştırıldığında köylülük içindeki katmanlaşma çok yüzeyseldir. Embriyonik sınıf farklılıklarının üstünde, yoksullaşmış köylülük ile asalak soyluluk arasındaki keskin ve uzlaşmaz zümresel çelişki durur.

Betimlenen üç bölge şüphesiz bu alanların coğrafi sınırlarına tam olarak karşılık gelmez. Devletin birliği ve iç gümrük engellerinin yokluğu, ayrı ekonomik organizmaların oluşumuna olanak tanımamaktadır. 1880’ler boyunca orta kara-toprak alanının on iki bölgesinde baskın olan tarımdaki yarı-serflik ilişkileri, aynı zamanda bu kara-toprak şeridinin dışındaki beş bölgede de hüküm sürüyordu. Diğer yandan kapitalist tarım ilişkileri kara-toprak dışı on bölgede olduğu gibi dokuz kara-toprak bölgesinde de ağır basmıştı; ve son olarak, yedi bölgede de iki sistem kabaca birbirine denkti.

Kiracı çiftçilik ile kapitalist tarım arasındaki mücadele –öyle bir mücadele ki, kan dökmeyi içermemesine rağmen, sayısız kurban istemektedir– hep sürdü ve durmaksızın da sürüyor; kapitalist tarım henüz zafer övüncü duyacak bir konumdan uzaktır. Kendi toprak payının fare kapanına sıkışmış ve para kazanma aracından yoksun köylü, gördüğümüz gibi ne fiyata olursa olsun toprak beyinin toprağını kiralamak zorunda kalmaktadır. Köylü yalnızca tüm kârından vazgeçmekle ve kendi tüketimini en aza indirmekle kalmamakta, aynı zamanda tarım hayvanını da satmakta ve böylelikle ekonominin zaten çok düşük olan teknolojik düzeyini daha da düşürmektedir. Büyük sermaye küçük ölçekli çiftçiliğin bu yaşamsal “avantajları” karşısında güçsüzdür: toprak beyi akılcı ekim yöntemleriyle hiç ilgilenmemekte ve toprağını köylülere vermek üzere küçük parçalara ayırmaktadır. Ülkenin orta kısmındaki fazla nüfus, toprak kiralarını ve fiyatlarını yükseltmekle, aynı zamanda, bir bütün olarak ülkenin her yanında ücretleri de düşürmektedir. Böylelikle, makinelerin ve modern tekniklerin yalnızca tarıma değil üretimin diğer dallarına da girmesini kârsız kılmaktadır. On dokuzuncu yüzyılın son on yılı boyunca, derin ekonomik çürüme, toprak kiralarındaki artışa paralel olarak köylülerin iş hayvanlarının sayısında giderek artan bir düşüşün olduğu güney bölgesinin önemli bir bölümüne çoktan yayılmıştı. Tarımdaki kriz ve köylülüğün giderek artan yoksullaşması, esas olarak iç pazar için çalışmak zorunda olan Rus sanayi kapitalizminin temelini daha da daraltmaktadır. Ağır sanayi devlet siparişleriyle beslendiği ölçüde, mujiğin giderek artan yoksullaşması ağır sanayinin önünde ciddi bir tehdit haline gelmiştir, çünkü bu yoksullaşma devlet bütçesinin gerçek temellerinin altını oymaktadır.

Bu koşullar, kendi başlarına, tarım sorununun neden Rusya’nın politik yaşantısının temel ekseni haline geldiğini açıklamaya yeterlidir. Ülkenin tüm muhalif ve devrimci partileri tarım sorununun keskin köşelerinden derin yaralar aldılar: 1905 Aralığında, birinci Dumada ve ikinci Dumada durum buydu. Bugün üçüncü Duma tarım sorununun etrafında tekerleğe konmuş sincap gibi aceleyle dönüp duruyor. Çarlık da aynı sorun karşısında, suçlu başının ezilmesi tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor.

Soyluların ve bürokrasinin hükümeti, geçici önlemlerin uzun zamandan beri anlamını yitirdiği bir alanda, en iyi niyetlerle bile bir reform uygulamaya giriştiğinde güçsüz kalmaktadır. Bugün hükümetin kullanımında olan 6-7 milyon desiyatinlik iyi toprak, ülkede 5 milyon erkek işçi fazlasının olduğu göz önünde bulundurulduğunda, tamamen yetersizdir. Ama devlet bu toprağı köylülere satacak olsa bile, bunu toprak sahiplerine ödemek zorunda olduğu fiyatlardan yapmak zorunda olurdu: bu da, eğer milyonlarca desiyatinlik toprak hızla ve tümüyle köylülüğün eline geçse bile, her mujik rublesinin, ekonomide üretici bir kullanım yerine soyluların ve hükümetin dipsiz cebine gideceği anlamına gelmektedir.

Köylülük, yoksulluk ve açlıktan yoğun ve akılcı tarım cennetine sıçrama yapamamaktadır; böyle bir geçişi olanaklı kılmak için, köylülük, kendi ekonomisinin mevcut koşulları altında, kendi emek-gücünü kullanacağı yeterli toprağa derhal sahip olmalıdır. Tüm büyük ve orta ölçekli toprakların köylülere devredilmesi, esaslı bir tarım reformunun ilk ve en önemli önkoşuludur. Toprak sahiplerinin elinde yalnızca köylülerden zorla tefeci kiraları almanın bir aracı olarak iş gören on milyonlarca desiyatinlik toprak ile karşılaştırıldığında, üzerinde görece olarak akılcı, büyük ölçekli tarım yürütülen ve 7 milyon desiyatine yayılan 1.840 parça toprak hemen hemen önemsizdir. Bununla birlikte bu özel mülk topraklarının mujiklere satılması, durumu yalnızca bir parça değiştirirdi: mujik şu anda kira diye ödediğini, o zaman satın alma fiyatı biçiminde ödemek zorunda kalırdı. Geriye müsadere kalıyor.

Fakat, tek başına büyük toprakların müsaderesinin bile köylülüğü kurtarmayacağını göstermek hiç de zor değildir. Tarımdan sağlanan tüm kâr 2,8 milyar ruble etmektedir, bunun 2,3 milyarı köylülerden ve tarım emekçilerinden ve yaklaşık olarak 450 milyonu da toprak sahiplerinden elde edilmektedir. Köylülüğün yıllık açığının 850 milyon ruble olduğundan az önce söz etmiştik. Görülmektedir ki, toprak sahiplerinin topraklarının müsaderesinden elde edilecek gelir bu açığı bile kapayamamaktadır.

Toprak sahiplerinin topraklarının mülksüzleştirilmesine karşı çıkanlar, çoğunlukla argümanlarını bu tür hesaplara dayandırmaktadırlar. Fakat sorunun temel yanını gözardı etmektedirler: mülksüzleştirmenin gerçek önemi, topraktan elde edilen tüm geliri katlayacak olan yüksek teknolojik düzeydeki serbest bir çiftçi ekonomisinin, bugün onlara sahip olan aylak ellerden koparılıp alınan malikaneler üzerinde geliştirilebilmesi olurdu. Ama böyle Amerikan tipi çiftçilik Rusya’da, ancak, mali istemleriyle, bürokratik himayesiyle, açgözlü militarizmiyle, Avrupa menkul kıymetler borsasına olan borçlarıyla birlikte Çarlık mutlakıyeti tamamen tasfiye edilirse anlaşılabilir bir şeydir. Tarım sorunu için tam formül şudur: soyluluğun mülksüzleştirilmesi, Çarlığın tasfiyesi, demokrasi.

Tarımımızın, üretici güçlerini arttırarak ve aynı zamanda sanayi ürünleri talebini yükselterek şimdiki durgunluğundan kurtulabilmesinin tek yolu budur. Sanayi daha da gelişmek için güçlü bir itki alacak ve kırsal nüfus fazlasının kayda değer bir kısmını emecektir.

Şüphesiz bunların hiçbiri tarım sorununa nihai bir çözüm sağlayamaz; kapitalizm altında hiçbir çözüm bulunamaz. Ama otokrasi ve feodalizmin devrimci tasfiyesi, her durumda, gelecek çözümden önce yer almak zorundadır.

Rusya’da tarım sorunu kapitalizm için ağır bir külfettir: bu, devrimci partiye bir yardım olduğu gibi aynı zamanda onun en büyük engelidir; bu liberalizm için bir takoz, karşı-devrim içinse bir memento moridir.[4]




[1] Desiyatin: Rusya’da 15. yüzyılın sonundan itibaren kullanılan, 1,092 hektara eşit tarım alanları ölçü birimi. 1927’de kullanımdan kaldırıldı. (ç.n.)

[2] Pay toprağı: Rusya’da obşçina’ların (mir’lerin) tasarrufunda olan ve kullanmaları için köylülere tahsis edilen toprak ve araziler. (ç.n.)

[3] Rusya toprakları doğal bitki örtüsü bakımından üçe ayrılmaktadır: Kuzeyde tundra, buradan Kiev’e dek uzanan ve Rusya’nın merkezini oluşturan dünyanın en büyük ormanı ve buradan Kafkas dağları ve Karadeniz’e uzanan bozkırlar. Bozkırlardaki otlakların yarattığı doğal gübre, buranın ünlü kara-toprağını (çernozem) çok verimli kılmıştır. 19. yüzyılın başında tarımsal faaliyetin merkezi, kuzeyin verimsiz ormanlık topraklarından güneyin bereketli siyah toprağına kaymıştır. (ç.n.)

[4] Ölümü hatırlatan, ölümün simgesi olan kurukafa. (ç.n.)