Navigation

Olimpiyatların Işıltılı Yüzünün Ardındakiler

Brezilya’da düzenlenen Rio 2016 Yaz Olimpiyatları emekçilerin geniş protestosuna sahne oldu. Bunlar, bu tür büyük uluslararası spor organizasyonlarının düzenlendiği diğer ülkelerde yaşanan protestoların bir benzeri ve devamıydı. İki ay öncesinde Fransa’da düzenlenen 2016 Dünya Kupası organizasyonunda da Fransa işçi sınıfı, grevlerle ve kitlesel eylemlerle tepkisini göstermişti. Burjuvazi, olimpiyatları ve dünya kupası gibi organizasyonları “spor, barış, dostluk ve kardeşlik” sloganıyla lanse ediyor.

Brezilya’da düzenlenen Rio 2016 Yaz Olimpiyatları emekçilerin geniş protestosuna sahne oldu. Bunlar, bu tür büyük uluslararası spor organizasyonlarının düzenlendiği diğer ülkelerde yaşanan protestoların bir benzeri ve devamıydı. İki ay öncesinde Fransa’da düzenlenen 2016 Dünya Kupası organizasyonunda da Fransa işçi sınıfı, grevlerle ve kitlesel eylemlerle tepkisini göstermişti. Burjuvazi, olimpiyatları ve dünya kupası gibi organizasyonları “spor, barış, dostluk ve kardeşlik” sloganıyla lanse ediyor. Devasa organizasyonların insan bedenine ve sağlığına verilen önemin bir sonucu olarak ortaya çıktığını propaganda ediyor. Oysa bu tür büyük müsabakalar, her daim egemenlerin çok yönlü çıkarları için bir araç olagelmişlerdir.

Örneğin Antik Roma’da büyük stadyumları binlerce köle inşa ediyor, sadece egemenler ve özgür yurttaşlar yapılan törenleri seyredip eğleniyordu. İhtişamlı stadlarda egemenler kölelerin emeği üzerinden elde ettikleri kazançları, savaştırdıkları gladyatörler üzerinden bahis yoluyla paylaşıyordu. Kapitalizm altında ise ilk modern olimpiyatlar 1896 yılında Atina’da düzenlenmeye başlandı. O günden bugüne olimpiyatlar kapitalistler için siyasi propagandanın yapıldığı ve büyük kârların elde edildiği gözde organizasyonlar olmaya devam ediyor.

Evvelâ, yüzlerce spor dalında seçkin sporcuların yarışmasının, spora ve insan bedenine verilen önemle hiçbir alâkasının olmadığını vurgulamak gerekir. Çünkü büyük emeklerle, binlerce işçi çalıştırılarak yaptırılan büyük tesisler, yarışmalardan sonra kendi kaderine terk edilmekte veya geniş emekçi kitleler tarafından kullanılamamaktadır. Örneğin Yunanistan’da 2004 Olimpiyatları için 12 milyar dolar harcanarak yapılan tesisler bugün harabeye dönmüş durumdadır. Diğer yandan bir avuç azınlığı bir tarafa bıraktığımızda dünya nüfusunun büyük bölümünün ne spor yapacak vakti ne de olanağı var. Örneğin dünya futbol topu üretiminin büyük bölümünü gerçekleştiren Pakistan’da çocuk işçiler 100-150 dolara satılan futbol toplarını yarım dolar karşılığında dikiyorlar. Günde 1 veya 2 dolara çalıştırılan bu çocukların ne futbol topu alacak paraları ne de vakitleri var. İşte kapitalizmin spordan, insan bedeninin sağlığından ve gelişiminden anladığı budur.

Spor bahane, kâr şahane

Olimpiyatları düzenlemek için kıran kırana yarışan kapitalist devletlerin bunu spor aşkından yaptıklarını söylemeleri burjuvazinin ikiyüzlülüğünün bir kanıtıdır. Olimpiyat oyunlarının yapıldığı ülkelerde ciddi anlamda altyapı hazırlığının gerçekleştirilmesi şarttır. Olimpiyat oyunları, sadece oyunların düzenleneceği stadyum ve tesisler değil, karayollarından havaalanına, otellerden otoparklara değin geniş bir altyapı inşası anlamına gelir. Tabii ki bu da kapitalistlerin ağzının suyunu akıtacak kârlı yatırımlar demektir. 2008 Pekin Olimpiyatlarına 40 milyar dolar, 2004 Atina Olimpiyatlarına 12 milyar dolar, 2012 Londra Olimpiyatlarına ise 15 milyar dolar harcanmıştır. Bu rakamlar genel olarak altyapı ve tesisler için harcanan paralardır. Bir de bunun dışında organizasyon boyunca giyimden gıdaya, eğlenceden birçok sektöre uzanan geniş bir pazar da söz konusudur. Örneğin Adidas firması çocuk işçileri çalıştırarak ürettiği malları buralarda satmak için 2008 Pekin Olimpiyatlarında resmi sponsorluğa 100 milyon doları rahatlıkla harcayabilmiştir.

2013 yılında, olimpiyatlara ev sahipliği yapmak isteyen ülkeler arasında kıran kırana bir mücadele yaşanmıştı. Mücadele veren ülkelerden biri de Türkiye’ydi. Arjantin’de düzenlenen IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi) toplantısına Türkiye Erdoğan’ın da başında bulunduğu 600 kişilik kalabalık bir heyetle katılmıştı. Böylesi rant getiren bir organizasyon AKP ve sermaye için kaçırılmaması gereken büyük bir fırsattı. İktidarda olduğu süre boyunca yol, köprü, altyapı, kentsel dönüşüm adı altında doğayı tahrip ederek büyük kazançlar elde eden sermaye hükümeti, öncesinde Türkiye kamuoyunda bir rüzgâr estirdi. Türkiye olimpiyatlara ev sahipliği yaparak büyüklüğünü, artık böylesi büyük bir organizasyonu yapabileceğini ispat edecek ve güya halkın göğsü kabaracaktı. Olimpiyatları almak için “Türkiye, Olimpiyat Komitesine İstanbul’un dört ayrı bölgesinde 38 tesis yapacağını taahhüt etti. Sahil Bölgesi, Olimpik Şehir Bölgesi, Boğaziçi Bölgesi ve Orman Bölgesi olarak adlandırılan bu dört bölgede 21 yeni tesis yapılacaktı, diğer tesisler ise olimpiyatlar için yenilenecekti. Bunların arasında Haydarpaşa Limanı’nın olduğu bölgeye yapılacak olan stadyum, yeniden inşa edilen İnönü Stadyumu, tarihi yarımadada ve Olimpiyat Stadı çevresinde yapılacak yeni spor tesisleri yer alıyordu”. (Suphi Koray, Kaçan Olimpiyat Rantı, MT, Ekim 2013)

Türkiye girdiği yarışı kaybetti ve AKP hayalini kurduğu büyük ranttan oluverdi. Türkiye burjuvazisi gözünü bir sonraki olimpiyatlara dikmiş durumda. Ancak İstanbul gibi milyonların yaşadığı metropol bir şehrin gerçekten de insanların spor yapabileceği ve bedensel sağlığını koruyabileceği spor tesislerine fazlasıyla ihtiyacı var. Peki, hükümet neden bu ihtiyaca cevap vermiyor? Bıraktık tesisi, en basitinden yürüyüş yapacak alanların bile son derece sınırlı olması meselenin insanla, beden sağlığıyla veya sağlıklı bir toplum yaratmakla ilgisi olmadığını yeterince ortaya koyuyor.

Olimpiyat ve kitlesel protestolar

Neredeyse her olimpiyat veya dünya kupasında işçilerin, emekçilerin protesto eylemleri bir gelenek haline gelmiş durumda. Çünkü bütün organizasyonlarda kitlelerin sorunları ve talepleri aynıdır. Protestolar, ağır sömürüye, işsizliğe, yoksulluğa, hayat pahalılığına rağmen kaynakların bu yolla rant için harcanmasına karşı yapılmaktadır. En yakın örnek Yunanistan’da yaşanan ekonomik krizdir. Elbette ki Yunanistan’da yaşanan ekonomik krizin sebebi olimpiyatlar değildir, ancak bunun krizi derinleştiren faktörlerden birisi olduğu açıktır. Ülkede işsizlik hızla yükselirken, eğitim, sağlık gibi kamu harcamaları kaynak yok bahanesi ile kısılırken, iş bu tür atıl yatırımlara geldi mi sermaye hükümetlerinin nedense kaynak sorunu kalmamaktadır. Nitekim Brezilya’da ve İngiltere’de de emekçi kitlelerin isyan etmesinin sebebi, kaynakların sermayeye aktarılması, işçilerin ise düşük ücretlere, işsizliğe, yoksulluğa terk edilmesi olmuştur.

2016 Yaz Olimpiyatlarının düzenlendiği Brezilya’da işçi sınıfının kazanılmış haklarına yönelik büyük bir saldırı söz konusudur. Brezilya’da milletvekillerinin %53’ü hakkında yolsuzluk dosyası bulunması, işçilerin ödedikleri vergilerin nerelere aktarıldığının da bir göstergesidir. Hükümet olimpiyatlara 12 milyar dolar harcama yaparken, yoksul emekçileri yerinden yurdundan etti. Olimpiyat hazırlığı çerçevesinde 4 binden fazla aile yaşadıkları mahallelerden sürüldü. 700 kişinin yaşadığı bir mahallede ise emekçilerin evleri boşaltılarak buraya büyük otoparklar yapıldı.

Olimpiyatların ışıltısı ve görkemi altında kapitalist sömürü yatmaktadır. Kitleler işsizlikle, yoksullukla boğuşurken kaynaklar sermayeye aktarılmaktadır. Olimpiyatları protesto eden kitlelerin talebi ise bu kaynakların halkın sağlık, eğitim gibi yakıcı ihtiyaçlarına, yoksulluğun ve işsizliğin azaltılmasına harcanmasıdır.

Olimpiyatlara harcanan paralar basit rakamlar değildir. Dünyada pek çok ülkenin yıllık bütçesinden daha büyük meblağlardan söz ediyoruz. Bu paraların eğitime, sağlığa, işsizlikle mücadeleye harcandığını düşündüğümüzde emekçilerin en temel sorunları çözülmüş olur. Örneğin Çin olimpiyatlara 40 milyar dolar harcamıştı, oysa bu parayla yüzlerce tam teşekküllü okul, hastane, aş evi gibi halkın temel ihtiyacını karşılayacak yapılar inşa edilebilirdi. Ne var ki kapitalizmin işleyişi ve kâr hırsı buna izin vermemektedir. Kapitalizm var olduğu sürece de buna olanak vermeyecektir. Ayağa kalkan, sömürüye karşı isyan eden kitlelerin ateşi kapitalizmi yıktığında işte o vakit spor da gerçek kimliğine kavuşarak insanların dostluk ve kardeşliğine hizmet eden bir araç haline gelecektir.