Bölüm 40: Farklılık Rantının İkinci Biçimi
(Farklılık Rantı II)
Marx, bu bölüme dek farklılık rantını, yalnızca, farklı verimliliklere sahip eşit büyüklükteki topraklara yatırılan eşit büyüklükteki sermayelerin üretkenliklerindeki farklılıkların sonucu olarak ele aldığını belirtir. “Dolayısıyla, farklılık rantı, en kötü, rantsız toprağa yatırılan sermayenin getirisiyle, daha iyi bir toprağa yatırılan sermayenin getirisi arasındaki farkla belirleniyordu. Burada, farklı toprak parçalarına yapılan sermaye yatırımları yan yana duruyordu; dolayısıyla, her yeni sermaye yatırımı, toprağın daha yaygın bir şekilde ekilmesi, yani ekili alanların genişletilmesi anlamına geliyordu. Ama en sonunda, farklılık rantı, konunun doğası gereği, toprağa yatırılan eşit sermayelerin üretkenliklerinin farklı olmasının bir sonucundan başka bir şey değildi. Peki, sadece sonuçların aynı olması koşuluyla, farklı üretkenlik düzeylerine sahip sermayelerin arka arkaya aynı toprak parçasına yatırılması ile bunların yan yana farklı toprak parçalarına yatırılması arasında herhangi bir fark olabilir mi?”
Rakamsal örneklerle durumu inceledikten sonra, Marx önemli olan hususu açıklar. Şöyle ki, farklı verimliliklere sahip toprak parçalarına yatırılsa da, arka arkaya aynı toprak parçasına yatırılsa da söz konusu olan aynı miktarda sermayedir. Bunların bir kısmı artı-kâr getirmezken, diğerleri bir artı-kâr sağlar. “Ve rant, kendi tözünü oluşturan bu artık kârın bir biçiminden başka bir şey değildir.” Fakat, her ne olursa olsun, artı-kârların kapitalist kiracı çiftçiden toprak sahibine aktarılmasını içeren biçim değişikliği konusunda zorluklarla karşılaşılır.
Buradan hareketle önemli bir hususu vurgular Marx. “Eşit büyüklükteki sermayelerin eşit büyüklükteki toprak parçalarına eşit olmayan sonuçlarla yan yana yatırılmalarıyla aynı toprak parçasına arka arkaya yatırılmaları arasında, artık kârların oluşumu yasası açısından herhangi bir fark bulunmasa bile, artık kârların toprak rantına dönüşümü açısından ciddi bir fark vardır.” Artı-kârların kapitalist kiracı çiftçiden toprak sahibine aktarılması yöntemi, bu dönüşümü bir yandan daha dar ve diğer yandan daha değişken olan sınırlara hapseder. “Toprakta daha kalıcı iyileştirmeler yapıldığında, kira sözleşmesi sona erdiğinde, toprağın yapay olarak yükseltilen farklılık verimliliği, onun doğal verimliliğiyle örtüşür ve bu nedenle, rant belirlenirken, genel olarak farklı toprak türleri arasındaki verimlilik farklılıklarına bakılır. Buna karşılık, artık kâr oluşumunun işletme sermayesinin büyüklüğüyle belirlenmesi ölçüsünde, belirli bir büyüklükteki işletme sermayesi için geçerli olan rant miktarı toprağın ortalama rantına eklenir ve bu nedenle, yeni kiracı çiftçinin, aynı yoğun tarım tekniklerini kullanmaya devam etmeye yetecek kadar sermayeye sahip olmasına dikkat edilir.”
Farklılık Rantı II incelenirken aşağıdaki noktaları da vurgulamanın gerekli olduğunu belirtir Marx.
“Birincisi: Bunun temeli ve başlangıç noktası, sadece tarihsel olarak değil, ama aynı zamanda, verili her bir andaki hareketi açısından, Farklılık Rantı I’dir, yani, verimlilikleri ve konumları farklı olan toprak türlerinin aynı anda ve yan yana ekilmesidir; bir başka deyişle, toplam tarım sermayesinin farklı bileşenlerinin farklı kalitelerdeki toprak parçaları üzerinde aynı anda ve yan yana kullanılmasıdır.”
Bu birinci hususla ilgili olarak, Marx’ın satırları kapitalist üretim tarzının çıkış noktasına ışık tutar. “Tarihsel olarak bu çok açıktır. Sömürgelerde, bunlara yerleşenlerin yatırabilecekleri sermaye sınırlıdır; üretimin temel unsurları emek ve topraktır. Her bir aile reisi, kendisi ve akrabaları için, diğer sömürge yerleşimcilerinin yanında bağımsız bir iş alanı yaratmaya çalışır. Kapitalist üretim tarzından önceki üretim tarzlarında da gerçek tarımda genel olarak böyle olmuş olmalı. Bağımsız üretim dalları olarak koyun yetiştiriciliğinde ve genel olarak hayvancılıkta, toprak az çok ortaklaşa kullanılır ve bu faaliyetler başından itibaren yaygındır. Kapitalist üretim tarzının çıkış noktası, üretim araçlarının fiilen ya da hukuken ekiciye ait olduğu daha önceki üretim tarzları, bir başka deyişle zanaatçılık tarzındaki bir tarımdır. Konunun doğası gereği, buradan hareketle, önce, üretim araçları adım adım toplulaşır ve bunlar, ücretli emekçilere dönüştürülen dolaysız üreticilerin karşısındaki sermayeye dönüşür.”
“Kapitalist üretim tarzının burada karakteristik biçimiyle ortaya çıkması başlangıçta özellikle koyun yetiştiriciliği ve hayvancılık alanlarında gerçekleşir; ama ardından, bu üretim tarzı, sermayenin görece küçük toprak parçalarında yoğunlaşmasıyla değil, at bakımında ve diğer üretim maliyetlerinde tasarruf sağlanabilmesi için büyük ölçekli üretimle kendisini gösterir; ama, gerçekte, aynı toprakta daha fazla sermayenin kullanılması söz konusu olmaz. Ayrıca, tarım belirli bir düzeye ulaştığında ve toprakta bu düzeye karşılık gelen bir tükenme gerçekleştiğinde, (burada aynı zamanda daha önce üretilmiş olan üretim araçları anlamına gelen) sermayenin toprağın ekilip biçilmesindeki belirleyici öge haline gelmesi, çiftçiliğin doğal yasalarından kaynaklanır. Ekilen alanlar henüz ekilmemiş olanlara oranla görece sınırlıyken ve toprağın gücü henüz tüketilmemişken (ve gerçek tarımın ve bitkilerle beslenmenin ağır basmasından önceki, hayvancılığın ve etle beslenmenin yaygın olduğu dönemde bu durum geçerlidir), yeni başlamakta olan üretim tarzı, köylü üretiminin karşısına, asıl olarak, bir kapitalist adına ekilen alanın büyüklüğüyle, yani yine sermayenin daha geniş toprak parçaları üzerinde yaygın şekilde kullanılmasıyla çıkar. Dolayısıyla, Farklılık Rantı I’in, çıkış noktasını oluşturan tarihsel temel olduğu başından itibaren akılda tutulmalıdır.”
“İkincisi: Farklılık Rantı II’de, verimlilik farklılıklarına, sermayenin (ve kredi elde edebilirliğin) kiracı çiftçiler arasındaki dağılımındaki farklılıklar da eklenir. Gerçek imalatçılıkta, her bir iş dalında, kısa bir süre içinde, bir asgari işletme büyüklüğü ve buna karşılık gelen bir asgari sermaye oluşur ve bunlara ulaşamayan tek tek işletmelerin başarı şansı kalmaz. Aynı şekilde, her bir iş dalında, bu asgari sermayeyi aşan, normal bir ortalama sermaye miktarı oluşur; üreticilerin çoğunluğu bu sermaye miktarını kullanabilmek zorundadır ve kullanır. Bunun üzerine çıkanlar ekstra kâr oluşturabilir; altında kalanlar ortalama kârı elde edemez. Tarımdaki kapitalist üretim tarzının klasik ülkesi olan İngiltere’de görülebildiği üzere, kapitalist üretim tarzı, tarımı yalnızca yavaş ve eşitsiz bir şekilde ele geçirir. Serbest tahıl ithalatı yoksa ya da hacminin sınırlı olması nedeniyle bunun etkisi sınırlıysa, piyasa fiyatını, daha kötü topraklarda, yani ortalama üretim koşullarına göre daha elverişsiz koşullar altında çalışan üreticiler belirler. Tarımda kullanılan ve genel olarak tarımda kullanılabilecek olan toplam sermaye kütlesinin büyük bir kısmı onların ellerinde bulunur.”
“Örneğin, köylünün kendi küçük parselinde çok emek kullandığı doğrudur. Ama bu, yalıtılmış ve üretkenliğin hem toplumsal hem de maddi nesnel koşullarından yoksun bırakılmış emektir. Bu durum, gerçek kapitalist çiftçilerin, artık kârın bir kısmına el koyabilmesine yol açar; en azından bu nokta açısından bakıldığında, kapitalist üretim tarzı tarımda da imalatçılıkta olduğu kadar eşit bir şekilde gelişseydi, bu mümkün olmazdı.”
Artı-kârın toprak rantına dönüşmesinin koşullarıyla ilgilenmeden önce, yalnızca, Farklılık Rantı II’de artı- kârın oluşumu üzerinde durur Marx. “Bu durumda, Farklılık Rantı II’nin, sadece, Farklılık Rantı I’in bir başka ifadesi olduğu, ama özünde onunla çakıştığı açıktır. Farklı toprak türlerinin verimlilik farklılıkları, Farklılık Rantı I’de, yalnızca, toprağa yatırılan sermayelerin, büyüklükleri aynıyken ya da oransal büyüklükleri açısından ele alındıklarında, eşit olmayan sonuçlar, yani ürünler vermeleri ölçüsünde etkide bulunur. Bu eşitsizliğin, aynı toprak parçasına arka arkaya yatırılan farklı sermayeler için mi, yoksa, farklı türlerdeki çok sayıda toprak parçasına yatırılan sermayeler için mi ortaya çıktığı, verimlilik farkında ya da onun ürününde ve dolayısıyla da daha verimli şekillerde yatırılan sermaye parçaları için farklılık rantının oluşumunda herhangi bir değişikliğe yol açamaz. Daha önce olduğu gibi, eşit sermaye yatırımları için verimlilik farklılıkları gösteren şey, topraktır; tek fark, Farklılık Rantı I’de, farklı toprak türlerinin, toplumsal sermayenin kendilerine yatırılmış olan eşit büyüklükteki farklı kısımları için yaptıkları şeyi, burada, aynı toprağın, farklı parçaları arka arkaya yatırılan bir sermaye için yapmasıdır.”
Marx, farklılık rantının birinci ve ikinci tipleri arasındaki ilişkiye dair belirttiği hususları rakamsal örneklerle de kanıtladıktan sonra, bu ilişkinin son derece karmaşık kombinasyonlara yol açabildiğini vurgular. “Ama konunun doğası gereği, yoğun tarımın gelişmesiyle, yani aynı toprağa yapılan ardışık sermaye yatırımlarıyla birlikte, üretkenlik azalması, asıl olarak daha iyi toprak türlerinde gerçekleşir ya da daha çok bunlarda gerçekleşir. (Daha önce kullanılabilir olmayan toprakları kullanılabilir topraklara dönüştüren kalıcı iyileştirmelerden söz etmiyoruz.) Dolayısıyla, ardışık sermaye yatırımlarının verimliliklerindeki azalma, asıl olarak, tarif edilen şekilde etkide bulunmak zorundadır. Daha iyi olan toprak seçilir, çünkü, verimliliğin, sadece kullanılabilir kılınmaları gereken doğal öğelerinin en fazlasını içerdiğinden, ona yatırılan sermayenin kâr getirmesi beklentisini en çok bu toprak sağlar.”
Marx, konuya ilişkin İngiltere’den örnek verir. “İngiltere’de, tahıl yasalarının kaldırılmasından sonra tarım daha da yoğunlaştığında, daha önce buğday yetiştirilen toprakların büyük bir bölümü başka amaçlar doğrultusunda, özellikle de otlaklar olarak kullanılırken, buğday yetiştirmeye en uygun olan verimli arazilerin fazla suları tahliye edilmiş ve bunlar başka şekillerde iyileştirilmişti; böylece, buğday yetiştiriciliğine ayrılan sermaye daha sınırlı bir alanda toplanmıştı.” Bu durumda, yeni oluşan artı-kâr (gelecekteki rant), daha önceki ortalama kârın ranta dönüştürülmüş olan kısmını değil, kendisini ranta dönüştürmüş olan ek artı-kârı temsil eder. Zaten ekilip biçilmekte olan toprak türlerine sonradan eklenen sermayelerin verimliliğinin azalması üretim fiyatının artmasına, kâr oranının düşmesine ve daha yüksek farklılık rantlarının oluşumuna yol açabilir.
Marx’ın vurguladığı üzere, konuya ilişkin yanlış yaklaşımlar, Farklılık Rantı II’nin varlığında Farklılık Rantı I’i tümüyle unutmaktadır. “Ekili toprak türlerine dayalı arzın yeterli olmadığı ve bu nedenle, yeni, ek ve daha kötü topraklar ekime açılana kadar, ya da, farklı toprak türlerine yatırılan ek sermayenin toplam ürününün yalnızca daha önce geçerli olandan daha yüksek bir üretim fiyatıyla tedarik edilebilir hale gelmesine kadar, piyasa fiyatının sürekli olarak üretim fiyatının üzerinde kaldığı bu durum dışında, ek sermayelerin üretkenliğindeki oransal azalma, düzenleyici piyasa fiyatı ve kâr oranı üzerinde hiçbir etkide bulunmaz.” Bunun dışında geçerli olabilecek bazı olası durumların da olabileceğini belirten Marx, “şimdi, farklılık rantının iki biçimi arasındaki temel bir farklılığa geliyoruz” der.
“Farklılık Rantı I söz konusu olduğunda, üretim fiyatı ve farklar aynı kalırken, acre başına ortalama rant ya da sermaye üzerinden ortalama rant oranı, toplam rantla birlikte artabilir; ama ortalama, yalnızca bir soyutlamadır. Burada, acre başına ya da sermaye üzerinden hesaplanan gerçek rant düzeyi aynı kalır. Buna karşılık, aynı varsayımlar altında, yatırılan sermaye üzerinden hesaplanan rant oranının aynı kalmasına rağmen, acre üzerinden hesaplanan rant miktarı artabilir.”
Çeşitli rakamsal örneklerle konuyu irdeleyen Marx, vardığı sonucu şu şekilde belirtir: “Buradan anlaşılıyor ki, üretim fiyatı aynı kalırken, kâr oranı aynı kalırken ve farklar aynı kalırken (ve bu nedenle artık kâr oranı ya da sermayeye göre hesaplanan rant oranı aynı kalırken) acre başına ürün cinsinden ve para cinsinden rant miktarları ve bu nedenle de toprak fiyatı yükselebilir. Artık kâr oranları ve dolayısıyla rant oranları azalırken de, yani hâlâ rant getiren ek sermaye yatırımlarının üretkenliği azalırken de aynı şey gerçekleşebilir.”
Bölüm 41: Farklılık Rantı II
Birinci Durum: Üretim Fiyatı Değişmez
Marx, ikinci tip farklılık rantını incelerken konuyu çeşitli varsayımlar üzerinden irdeler. Bu bağlamda birinci varsayım olarak üretim fiyatının değişmediği durumu ele alır ve bu varsayım altında piyasa fiyatını en kötü toprağa yatırılan sermayenin düzenleyeceğini belirtir. Marx’ın çeşitli örneklemeler ve tablolar temelinde incelediği ayrıntıları konuyla derinlemesine ilgilenen okurlara bırakıp, özde vurgulanan hususlar üzerinden ilerleyelim.
Birinci durum: En kötü toprağa A diyelim. Bunun dışındaki rant getiren toprak türleri B, C ve D’den herhangi birine yatırılan ek sermayenin, aynı sermayenin A toprağında ürettiği kadarını ürettiğini varsayalım. Bu ek sermaye düzenleyici piyasa fiyatıyla yalnızca ortalama kârı getiriyorsa, rant üzerindeki etki yani farklılık sıfıra eşittir. “Her şey eskisi gibi kalır. Tıpkı, daha önce ekilmiş olan alanlara herhangi bir acre sayısında A kalitesinde, yani en kötü toprak eklenmiş gibi olur.”
İkinci durum: “Ek sermayeler, her bir farklı toprak türü üzerinde, kendi büyüklükleriyle orantılı miktarda ek ürün getirir; yani, üretimin hacmi, her bir toprak türünün özgül verimliliğine bağlı olarak, ek sermayenin büyüklüğüyle orantılı bir şekilde artar.” “Bu varsayım altında, sermayenin daha verimli bir şekilde kullanılması değil, sadece aynı alanda daha öncekine eşit bir başarı düzeyiyle daha fazla sermaye kullanılması söz konusudur.”
Üçüncü durum: “Ek sermayeler fazla ürün getirir ve bu nedenle artık kârlar oluşturur, ama kendi büyümeleriyle aynı oranda değil, azalan oranlarla.” Marx’ın belirttiği üzere bu durumda yasa şudur: “Tüm bu toprak türlerinde, rant, ek olarak yatırılan sermayeyle aynı oranda olmasa bile, mutlak olarak büyür.” Ayrıca, hem ek sermaye hem de toplam sermaye için artı-kâr oranı azalır; ama artı-kârın mutlak büyüklüğü artar.
Dördüncü durum: “Daha iyi toprak türleri üzerindeki ek sermaye yatırımlarının başlangıçtakine göre daha büyük bir ürün sağlamaları durumu, ek çözümlemeler gerektirmez. Bu varsayım altında, acre başına rantların artacağı ve bu artışın da, hangi toprak türüne yatırılmış olursa olsun, ek sermayedeki artışa göre daha yüksek bir oranda olacağı apaçıktır. Bu durumda, ek sermaye yatırımı, iyileştirmeyle bağlantılıdır. Daha küçük bir sermaye eklemesinin geçmişte daha büyük bir sermaye eklemesinin yarattığından daha büyük bir etki yaratması da bu kapsama girer. Bu durum, öncekiyle tam olarak özdeş değildir ve aradaki ayrım tüm sermaye yatırımları için önemli olan bir ayrımdır.” “Şunlar, hiçbir şekilde aynı değildir: 1. geçmiştekinin yarısı kadar canlı ve nesnelleşmiş emekle geçmişteki kadar ürün elde etmem, ya da, 2. aynı emekle geçmiştekinin iki katı kadar ürün elde etmem, ya da, 3. geçmiştekinin iki katı kadar emekle geçmiştekinin dört katı kadar ürün elde etmem. Birinci durumda, başka bir şekilde kullanılabilecek olan (canlı ya da nesnelleşmiş biçimdeki) emek serbest kalır; emek ve sermaye üzerindeki tasarruf gücü artar. Sermayenin (ya da emeğin) serbest bırakılması, başlı başına, bir servet artışıdır; ek sermayenin birikimle elde edilmesiyle tam olarak aynı etkiye sahiptir, ama birikim işinde tasarruf sağlar.”
Marx, kapitalist üretim açısından bakıldığında, maliyet fiyatının düşürülmesi açısından artı-değer oluşturan öğede tasarrufun (yani emek tasarrufu), düzenleyici üretim fiyatı aynı kaldığı sürece, kapitaliste artı-değeri arttıran bir hizmet sunduğunu belirtir. Toplam sonuç açısından, “değişmez sermaye kullanımı, her zaman, değişir sermaye kullanımından ucuzdur. Bu, gerçekten de, kapitalist üretim tarzına karşılık gelen kredi sistemi gelişkinliğini ve ödünç sermaye bolluğunu şart koşar.” Çünkü metaların maliyetlerine kapitalistin bakış açısıyla yaklaşıldığında ortaya çıkan fark şudur: “100 sterlinlik değişmez sermayenin sabit sermayeye eklenen kısmının sadece aşınma ve yıpranması metanın değerine eklenirken, işçi ücretleri için ödenen 100 sterlinin tümü meta değeri içinde yeniden üretilmiş olmak zorundadır.”
Sömürgelere yerleşenlerin ve genel olarak ellerinde sermaye bulunmayan bağımsız küçük üreticilerin durumuna değinir Marx. Bu durumda, ürünün ücretleri temsil eden kısmı kapitalist için bir sermaye yatırımıdır fakat küçük üreticilerin gelirleridir. “Bu nedenle, bağımsız küçük üretici, bu emek harcamasını, öncelikli amacı olan emek ürününü elde etmenin kaçınılmaz ön şartı olarak görür. Ama söz konusu gerekli emeğin dışında kalan fazla emeğine gelince, bu da her durumda kendisini bir fazla üründe gerçekleştirir; ve onu satabilir ya da kişisel olarak kullanabilir duruma geldiğinde, bunu, herhangi bir nesnelleşmiş emek gerektirmediğinden kendisine hiçbir maliyeti olmamış bir şey olarak görür.” Gerekli emek dışında harcadığı fazla emeğiyle elde ettiği fazla ürünü mümkün olan en yüksek fiyata satmaya çalışır. “Ama değerinden azına ve kapitalist üretim fiyatından azına satış bile, bunun yapılmasını sağlayan şey öncesindeki bir borçlanma, ipotek vb. değilse, onun için kâr anlamına gelir.” Buna karşılık kapitalist için değişmeyen sermaye harcaması gibi değişen sermaye harcaması da yatırılmış sermayedir.
Marx burada dikkat edilmesi gereken önemli bir hususa değinir. Belirttiğine göre, toplam içinde görece daha fazla değişmeyen sermaye yatırılması, diğer koşullar aynı kalırken, hem maliyet fiyatını hem de aynı zamanda gerçekten de metaların değerini düşürür. “Bu nedenle, kârın sadece artık emekten, yani sadece değişir sermaye kullanımından kaynaklanmasına rağmen, canlı emek, tek bir kapitaliste, kendi üretim maliyetleri içindeki en pahalı ve en düşük düzeyine düşürülmesi en fazla gereken öğe gibi görünebilir. Bu, canlı emeğe oranla görece daha fazla geçmiş emek kullanımının, toplumsal emeğin üretkenliğindeki artış ve toplumsal servetin büyümesi anlamına geldiği doğrusunun kapitalistçe çarpıtılmış bir biçiminden başka bir şey değildir. Rekabet merkeze yerleştirildiğinde, her şey bu kadar yanlış olur ve her şey kendisini bu şekilde baş aşağı gösterir.”
Üretim fiyatlarının değişmediği varsayımı altında, ek sermaye yatırımları daha iyi arazilere aynı kalan, artan ya da azalan üretkenlik düzeyleriyle yapılabilir. Bu durumların her biri incelendiğinde ortaya çıkacak sonucu şu şekilde ifade eder Marx: “Ama bu durumların tümünde, yani ek sermaye yatırımlarının getirdiği artık ürün ister bu ek yatırımların büyüklüğüyle orantılı olsun ister daha fazla olsun isterse daha az olsun (dolayısıyla, sermaye artarken, sermayenin artık kârının oranı ister değişmeden kalsın ister yükselsin isterse düşsün), acre başına artık ürün ve ona karşılık gelen artık kâr artar ve dolayısıyla nihai olarak rant, yani ürün cinsinden rant ve para cinsinden rant da artar. Artık kârın ya da rantın sadece acre başına hesaplanan miktarındaki artış, yani aynı kalan bir birim (dolayısıyla, burada, herhangi bir belirli toprak niceliği; acre ya da hektar) üzerinden hesaplanan miktar artışı, kendisini büyüyen bir oran olarak ifade eder. Bu nedenle, acre başına hesaplanan rant düzeyi, bu koşullar altında, basitçe, toprağa yatırılan sermayenin artması nedeniyle artar. Ve bu, üretim fiyatları aynı kalırken gerçekleşir; buna karşılık, ek sermayenin üretkenliğinin aynı kalması, azalması ya da artması burada herhangi bir önem taşımaz.” Devamında ise Marx çıktığı şu sonucu vurgular: “Kapitalist üretim tarzı ne kadar gelişirse, sermayenin aynı toprak parçalarındaki yoğunlaşması da o kadar artar, dolayısıyla acre başına hesaplanan rant o kadar yükselir. Bu nedenle, üretim fiyatlarının özdeş, toprak türlerinin farklarının özdeş olduğu iki ülkede aynı miktarlarda, ama birinde daha çok ardışık yatırımlar, diğerinde ise daha çok daha geniş bir alandaki eşgüdümlü yatırımlar biçiminde sermaye yatırılmış olsaydı, iki ülkedeki rant miktarları aynı olur, ama acre başına rant ve dolayısıyla toprak fiyatı birincisinde daha yüksek ve ikincisinde daha düşük olurdu. Dolayısıyla, burada, rant miktarındaki farklılığın, toprak türlerinin doğal verimliliklerindeki ya da kullanılan emek miktarlarındaki farklarla değil, sadece, sermaye yatırımlarının farklı türlerde olmalarıyla açıklanması gerekirdi.” Marx, artı-ürün denildiğinde, bundan her zaman ürünün artı-kârı temsil eden özdeş parçasının anlaşılması gerektiğini belirtir.
(devam edecek)
link: Elif Çağlı, Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /39, 30 Ekim 2026, http://marksist.net/node/8858


