Bölüm 39: Farklılık Rantının Birinci Biçimi
(Farklılık Rantı I)
Marx’ın belirttiği üzere, eşit miktardaki iki sermaye ve emek aynı genişlikteki toprak parçaları üzerinde eşit olmayan sonuçlarla çalıştırılıyorsa, artı-kâr toprak rantına dönüşür. “Ayrıca, bu artık kârın, eşit faal sermaye miktarlarının eşit olmayan sonuçlarından kaynaklanması, hiçbir şekilde mutlak bir gereklilik değildir. Farklı yatırımlarda eşit olmayan büyüklükte sermayeler kullanılıyor olabilir; çoğu zaman söz konusu olan da budur; ama eşit paylar, örneğin her birinin 100 sterlini, eşit olmayan sonuçlar verir; yani kâr oranları farklıdır. Herhangi bir sermaye yatırım alanında artık kârın var olmasının genel ön şartı budur. İkinci ön şart, bu artık kârın toprak rantı (genel olarak, kârdan farklı bir biçim olarak rant) biçimine dönüşmesidir; her örnekte, bu dönüşümün ne zaman, nasıl, hangi koşullar altında gerçekleştiği incelenmelidir.”
Bu nedenler arasında, verimlilik ve konum gibi genel nedenlerin dışında başka faktörlerin de yer aldığını vurgulayan Marx bunları sıralar. Birincisi, her yerde aynı şekilde etkide bulunmasına ya da bulunmamasına bağlı olarak vergi dağılımıdır. İkincisi, ülkenin farklı kısımlarındaki tarımsal gelişme düzeyi farklılıklarından kaynaklanan eşitsizliklerdir. Üçüncüsü ise, kiracı çiftçiler arasındaki sermaye dağılımının eşitsizliğidir. “Tarımın kapitalist üretim tarzı tarafından ele geçirilmesi, kendi başlarına üretimde bulunan köylülerin ücretli emekçilere dönüşmesi, gerçekten de bu üretim tarzının son fethi olduğundan, burada bu eşitsizlikler başka herhangi bir sanayi dalında olduğundan daha büyüktür.”
Marx, sıraladığı bu faktörlerin kendi çözümlemesini Ricardo’nun ve başkalarının çözümlemelerinden farklı kılan özgünlükler olduğunu ve bunları çok kısaca özetlemek istediğini belirtir.
“Bu eşitsiz sonuçların iki genel ve sermayeden bağımsız nedeni şunlardır: 1. verimlilik (bu 1. noktayla ilgili olarak, arazilerin doğal verimliliğinin her tür anlamının ve farklı etmenlerinin açıklanması gerekir), 2. arazilerin konumları. Bu sonuncusu sömürgelerde belirleyicidir ve genel olarak arazilerin hangi sırayla ekime açılabileceğini belirler. Ayrıca, farklılık rantının bu iki farklı nedeninin, yani verimlilik ve konumun, karşıt yönlerde etkide bulunabileceği açıktır. Bir toprak parçası çok iyi bir konuma ama çok düşük bir verimliliğe sahip olabilir ve tersi de mümkündür. Bu durum önemlidir, çünkü bize, verili bir ülkede toprakların ekime açılma sırasının iyi olanlardan kötü olanlara doğru da, karşıt yönde de olabilmesinin nedenini açıklar. Son olarak, genel olarak toplumsal üretimin ilerlemesinin, bir yandan, yerel pazarlar yaratarak ve ulaştırma ve taşıma araçları üretme yoluyla, farklılık rantının temeli olarak konumlar üzerinde eşitleyici bir etkide bulunduğu, diğer yandan, tarımı imalatçılıktan ayırarak, bir tarafta büyük üretim merkezleri oluşturarak ve diğer tarafta kırsal kesimi görece yalnızlaştırarak arazilerin yerel konumları arasındaki farklılıkları artırdığı açıktır.”
“Ama ilk aşamada konumu bir yana bırakacağız ve yalnızca doğal verimlilik üzerinde duracağız. İklim vb. etmenler bir yana bırakılırsa, doğal verimlilik farkı, toprak yüzeyinin kimyasal bileşimine, yani bitki besin maddeleri açısından içeriğinin farklılaşmasına dayanır. … Eşit verimlilikteki arazilerde aynı doğal verimlilikten ne ölçüde yararlanılabileceği, tarımın kısmen kimyasal ve kısmen mekanik gelişimine bağlı olacaktır. Bu nedenle, verimlilik, toprağın nesnel bir özelliği olmasına karşın, iktisadi açıdan her zaman bir ilişki içerir; bu da, tarımın verili kimyasal ve mekanik gelişme düzeyiyle ilişkidir; ve verimlilik, bu yüzden, bu gelişme düzeyiyle birlikte değişir.”
Farklı arazilerin farklılık verimliliği üzerindeki tüm bu etkileri, emeğin üretici güç düzeyinin de iktisadi verimlilik açısından toprağın doğal verimliliğinin bir etmeni olduğu anlamına gelir. “Dolayısıyla, tarımın belirli bir gelişme aşamasına ulaşmış olduğunu varsayıyoruz. Ayrıca, farklı arazilerdeki eş zamanlı sermaye yatırımları için kuşkusuz her zaman söz konusu olduğu üzere, toprak türlerinin hiyerarşisinin bu gelişme aşamasına göre hesaplandığını varsayıyoruz. Bu durumda, farklılık rantı kendisini yükselen ya da alçalan bir sıra şeklinde gösterebilir, çünkü, gerçekten ekime açılmış olan arazilerin bütünü için sıranın belli olmasına karşın, farklılık rantının oluşumunu sağlayan bir dizi hareketin gerçekleşmiş olduğu kesindir.”
Marx burada konuyu çeşitli varsayımsal örnekler eşliğinde detaylandırır. Onun diferansiyel rant (farklılık rantı) biçimlerini ele aldığı bölümlerde örneklemeler ve hesaplamalar kısımlarını, bu konuyla çok derinlemesine ilgilenen okurlar doğrudan Kapital’den inceleyeceklerdir. O nedenle, bu çalışmamızda bu gibi kısımları atlayarak, Marx’ın vurguladığı sonuçlar üzerinde duracağız.
Marx’ın belirttiği önemli bir husus unutulmamalıdır. Genel kâr oranı tüm üretim alanlarında artı-değer oranı tarafından aynı şekilde belirlenmez. “Sınai kârı tarımsal kâr belirlemez; tersi olur.” Marx’ın, rakamsal örneklerle ele aldığı varsayımlar temelinde vurguladığı bazı hususlar şöyledir: “Birinci ve temel varsayım, tarımdaki iyileşmenin farklı toprak türleri üzerinde aynı şekilde etkide bulunmadığı”dır. “İkinci varsayım, toplam gereksinimin toplam üründeki büyümeye ayak uydurduğudur.” “Üçüncüsü: Tahılın bir kısmı damıtık içki ya da bira şeklinde tüketilebilir. Ve bu iki malın tüketimlerindeki artış hiçbir şekilde dar sınırlara tabi değildir. Dördüncüsü, nelerin olacağı kısmen nüfus büyümesine, kısmen de ilgili ülkenin tahıl ihraç eden bir ülke olup olmamasına bağlıdır. … Son olarak, buğday üretiminin artması ve ucuzlaması, halk çoğunluğunun temel besin maddesinin çavdar ya da yulaf yerine buğday olmasına yol açabilir, buğdayın pazarı sırf bu nedenle büyüyebilir.”
Marx, değişik ülkelerdeki ya da aynı ülkenin değişik dönemlerindeki durumları karşılaştırır ve farklılık rantıyla ilgili olarak tespitlerde bulunur. “Farklılık rantı, toprak türlerinin doğal verimliliğindeki, tarımın verili her bir gelişme derecesi için verili olan farklılıklardan (burada konum henüz göz ardı ediliyor), yani en iyi arazilerin sınırlı bir alan kaplamalarından ve eşit olmayan, yani aynı sermaye karşılığında eşit olmayan ürünler getiren toprak türlerine eşit sermayeler yatırmanın zorunlu olmasından kaynaklanır.” Ayrıca, bir farklılık rantı ekim sıralamasında daha iyi topraktan daha kötüsüne doğru ilerlenmesinden de kaynaklanabilir. Keza farklılık rantı, kendi oluşum tarzına bağlı olarak, toprak ürünlerinin fiyatı aynı kalırken, yükselirken ve düşerken oluşabilir. Son olarak, “fiyat veriliyse, farklılık rantı, ürün miktarları arasındaki farkın büyüklüğüne bağlıdır ve tüm toprakların mutlak verimliliği artarken, daha iyi toprak türlerinin verimliliği daha kötü olanlarınkine oranla görece daha fazla artarsa, farkın büyüklüğü de artar.” Marx, ortaya koyduğu bu sonuçların Malthus ve Ricardo’nun konuyla ilgili bazı varsayımlarını çürüttüğünü belirtir.
Marx farklılık rantıyla ilgili olarak, toprak ürünlerinin piyasa değerinin toplam üretim fiyatının üzerinde olduğunu vurgular. Özetle, tarımsal üretim için harcanan emek zamanıyla belirlenen üretim maliyetiyle piyasa fiyatı arasındaki fark, toprak sahiplerinin farklılık rantı elde etmesinin kaynağıdır. “Bu, kapitalist üretim tarzı temeli üzerinde rekabet yoluyla kendisini geçerli kıldığı şekliyle, piyasa değeriyle belirlenmedir; rekabet, yanlış bir toplumsal değer üretir. Bu, toprak ürünlerinin tabi olduğu piyasa değeri yasasından kaynaklanır. Ürünlerin ve dolayısıyla aynı zamanda toprak ürünlerinin piyasa değerlerinin belirlenmesi, toplum tarafından bilinçsizce ve kasıtsızca gerçekleştirilse bile, toplumsal bir eylemdir ve zorunlu olarak, toprağa ve onun verimlilik farklılıklarına değil, ilgili ürünün mübadele değerine dayanır.” Tüketici olarak toplumun “toprak ürünleri için yaptığı fazladan ödeme, emek-zamanının tarımsal üretimde gerçekleştirilmesindeki bir eksi olan şey, şimdi, toplumun bir kısmı için, yani toprak sahipleri için bir artı oluşturur”.
Bir ülkenin toplam alanı içinde, ekilen en kötü toprağın niceliği ile ekilen daha iyi toprakların niceliği arasındaki oranın toplam rant üzerinde etkisi vardır. Bu etki, diğer koşullar aynı kalırken, ekilen en kötü toprağın niteliği ile ekilen daha iyi ve en iyi toprakların niteliği arasındaki oranın toplam rant üzerindeki etkisiyle ters yönlüdür. “Bu iki etmenin karıştırılması, farklılık rantına her tür yanlış itirazın yöneltilmesine yol açmıştır.” “Demek ki, toplam rant, ekilen alanın sadece genişlemesi ve bununla bağlantılı olarak toprakta daha fazla sermaye ve emek kullanılması yoluyla büyür.”
Marx’ın dikkat çektiği üzere, kapitalist üretim tarzı egemen üretim tarzı olur olmaz, tarımı da emri altına alır. Bir ülkedeki tüm topraklar mülk edinilir ve toprağa yapılan sermaye yatırımları, tarımsal faaliyetler ve nüfus belirli bir düzeye ulaşır. Bu koşullar oluştuğunda, “herhangi bir kalitedeki ekilmemiş toprağın fiyatı (sadece farklılık rantının var olması koşuluyla), aynı kaliteye ve eş değer konuma sahip olan ekili arazilerin fiyatıyla belirlenir. Bu toprağın rant getirmemesine rağmen, fiyat aynıdır (ekime açma maliyetleri düşüldükten sonra). Gerçi, toprağın fiyatı, sermayeleştirilmiş ranttan başka bir şey değildir; ama ekili arazilerin fiyatları söz konusu olduğunda da sadece gelecekteki rantlar ödenir”.
“İkincisi. Genel olarak ekili alanların genişlemesi, ya daha kötü topraklara doğru gerçekleşir, ya da, ne şekilde var olduklarına bağlı olarak, verili farklı toprak türlerine farklı oranlarda dağılır. Kuşkusuz, daha kötü topraklara doğru genişleme hiçbir zaman gönüllü bir şekilde gerçekleşmez; sadece, kapitalist üretim tarzının varlığında yükselen fiyatların ve her tür üretim tarzında zorunluluğun sonucu olabilir. Ne var ki bu mutlak bir zorunluluk değildir. Daha kötü topraklar, genç ülkelerde ekili alanların her tür genişlemesi sırasında belirleyici olan konumları nedeniyle, görece daha iyi olanlara tercih edilir; ayrıca, belirli bir bölgenin toprak oluşumu bir bütün olarak bakıldığında verimli sınıfa girse bile, tek tek bakıldığında daha iyi ve daha kötü topraklar karışık bir şekilde iç içe geçer ve daha kötü topraklar, sadece daha iyi olanlarıyla bağlantıları nedeniyle bile, ekime açılmak zorunda olur. Daha kötü toprakların daha iyi olanlarıyla yan yana olması durumunda, daha iyi topraklar, ekime açılmış ya da açılacak olan alanlarla bağlantılı olmayan verimli topraklar karşısında daha kötü olanlarına avantaj sağlar.”
“Üçüncüsü. Sömürgelerdeki ve genel olarak genç ülkelerdeki toprakların, bu ülkelerin daha düşük fiyatlarla tahıl ihraç edebilmesi nedeniyle, zorunlu olarak daha büyük bir doğal verimliliğe sahip oldukları, yanlış bir varsayımdır. Bu örneklerde, tahıl, değerinden azına satılmakla kalmaz, üretim fiyatından azına, yani daha yaşlı ülkelerdeki ortalama kâr oranıyla belirlenen üretim fiyatından azına satılır.”
“Örneğin Michigan gibi bir bölgenin tüm halkı başlangıçta neredeyse sadece tarımla ve özellikle de sanayi ürünleriyle ve tropikal ürünlerle mübadele edebilecekleri tek ürün türü olan temel ürünlerin üretimiyle uğraşır. Bu nedenle tüm fazla ürünleri tahıl şeklinde görünür. Bu durum, modern dünya pazarı temeli üzerinde kurulmuş olan sömürge devletlerini başından itibaren daha eski devletlerden ve özellikle de antik dönem devletlerinden ayırır. Başka koşullar altında kendilerinin üretmek zorunda kalacağı giysiler, aletler vb. bitmiş ürünleri dünya pazarından alırlar. ABD’nin güney eyaletleri ancak bu tür bir temel üzerinde pamuğu ana ürünleri yapabildi. Dünya pazarındaki iş bölümü bunu yapmalarına izin verir. Bu nedenle, yenilikleri ve nüfuslarının görece az olması göz önünde bulundurulduğunda çok büyük bir fazla ürün üretiyor görünüyorlarsa, bunun nedeni, topraklarının verimliliği ya da emeklerinin verimliliği değil, emeklerinin tek yanlı biçimi ve bu nedenle emeklerini barındıran fazla ürünlerinin tek yanlı biçimidir.”
Engels burada bir ek yapar: “Tam da bu tür çayırların ve bozkırların hızlı bir şekilde ekime açılması, Malthus’un «nüfus, geçim araçlarının üzerindeki bir yüktür» şeklindeki çok ünlü önermesini son dönemde bir çocuk masalına çevirdi ve tarımla uğraşanlar arasında, tam tersine, nüfusun üzerinde bir yük olan geçim araçları zorla uzak tutulmazsa, tarımın ve onunla birlikte Almanya’nın yıkıma sürükleneceği feryatlarının yükselmesine yol açtı. Ama söz konusu bozkırların, çayırların, pampaların, Güney Amerika düzlüklerinin ekime açılması henüz başlangıç aşamasında; dolayısıyla, önümüzdeki dönemde, bunun Avrupa tarımı üzerindeki kökten dönüştürücü etkisi bugüne kadar olduğundan çok farklı şekillerde hissedilecek.”
Marx’ın belirttiği üzere, “daha eski uygarlıklara sahip olan ülkelerde, mülkiyet ilişkileri, ekili olmayan toprağın fiyatının ekili toprağın fiyatıyla belirlenen fiyatı vb., bu tür bir yaygın tarımı olanaksız kılar. Pratik tarımsal faaliyetler açısından, daha yüksek toprak verimliliği, bu verimliliğin hemen kullanılabilirlik derecesinin daha yüksek olmasıyla çakışır. Bu ikincisi, doğal açıdan yoksul bir toprakta, doğal açıdan zengin bir toprağa göre daha yüksek olabilir; sömürgelere yerleşenlerin ilk el atacakları ve sermaye kıt olduğunda ilk el atmak zorunda olacakları toprak türü budur.”
Piyasa fiyatlarındaki ciddi yükseliş ya da düşüşler üretim hacmi üzerinde etkide bulunur. Fakat bu bir yana bırakıldığında, üretim üzerinde daraltıcı ya da istisnai derecede canlandırıcı bir etkide bulunmayan ortalama fiyatlar geçerli olduğunda aşırı üretim ortaya çıkar: “Tarımda (kapitalistçe işletilen tüm diğer üretim dallarında olduğu gibi), sürekli olarak, aslında birikimle özdeş olan ve başka üretim tarzlarında doğrudan doğruya nüfus artışının ve sömürgelerde sürekli içeriye göçün yol açtığı aşırı üretim gerçekleşir. Gereksinim durmadan artar ve bu öngörüyle, koşullara bağlı olarak farklı tarım ürünleri için olsa bile, sürekli olarak yeni topraklara yeni sermaye yatırılır. Aslında, buna yol açan şey, yeni sermayelerin oluşumudur. Ama tek tek kapitalistler söz konusu olduğunda, bunların her biri, kendi üretiminin hacmini, kendi gözetimi altında tutabildiği kadarıyla kendi kullanılabilir sermayesiyle ölçer. Onun amacı, pazarda mümkün olduğunca geniş bir yer elde etmektir. Aşırı üretim gerçekleştiriliyorsa, suçu kendinde aramak yerine rakiplerine atar. Tek bir kapitalist, kendi üretimini, verili pazarın daha büyük bir özdeş parçasını ele geçirerek de, pazarın kendisini büyüterek de genişletebilir.”
(devam edecek)
link: Elif Çağlı, Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /38, 6 Ekim 2026, http://marksist.net/node/8845


