Navigation

Ekim 2015 tarihli yazılar

Filistin’de Yeni Bir İntifada mı?

İsrail polisinin, askerinin ve aşırı sağcı Yahudi yerleşimcilerin saldırgan tutumu, aralarında hamile kadın ve çocukların da olduğu onlarca insanın ölümüne, yüzlercesinin yaralanmasına sebep oldu, olmaya da devam ediyor. Sadece Ekim ayı başından bu yana İsrail polisinin sokak ortasında infazları, Yahudi yerleşimcilerin faşist saldırıları, tahrikleri ve Filistinli gençlerin bunlara Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da bıçaklı saldırılarla cevap vermesi sonucu 10 İsrailli ve 54 Filistinli öldü.

Sır

Boşluğa her konuştuğumuzda / Vurdular bizi… / Diri dur, örgütlü ol! / Ağlama duvarı değildir yaşam / Sabır ana kucağındadır / Sır, turnanın kanadındadır. / Gökkuşağındaki alaca kuş havalandı / Acep turna mıdır?

Dilek Doğan Yaşamını Kaybetti: Katiller Aynı!

Hemen her gün dört bir yandan ölüm, katliam haberleri geliyor. 18 Ekimde polisin silahla yaraladığı Dilek Doğan yaşamını kaybetti. 18 Ekimde Dilek Doğan’ın Sarıyer’deki evine giden polis birisini aradığını iddia etti ve eve ayakkabılarıyla girmek istedi. Dilek Doğan ise polislerden ayakkabılarıyla içeri girmemelerini istediği için anne ve babasının gözleri önünde polis kurşununun hedefi oldu. Kaldırıldığı hastanede bir hafta yaşam mücadelesi veren Doğan, ne yazık ki 25 Ekimde hayatını kaybetti. Daha 25 yaşında hayatının baharında bir emekçi çocuğu olan Dilek Doğan, aynı zamanda mücadeleci bir kadındı.

Barış Bloku: Çatışma Değil Müzakere, Savaş Değil Barış!

Barış Bloku, 27 Ekimde, Cezayir Toplantı Salonunda, “Çatışma Değil Müzakere, Savaş Değil Barış” başlıklı bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıya Barış Bloku bileşenlerinin temsilcileri ve HDP milletvekillerinin de içinde yer aldığı çok sayıda kişi katıldı.

Türkiye’de Neo-liberal Saldırılar

Mali sermaye, kırk yıla yakın bir süredir, daha önceki işçi kuşaklarının uzun mücadelelerle elde ettiği kazanımları gasp etmek üzere işçi sınıfına saldırıyor. Bu saldırıların küresel ölçekte ve eşgüdümlü bir şekilde yürütülebilmesi için ise IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi emperyalist kurumlar aracılığıyla somut reçeteler hazırlanıyor. Özgürlüklere ve toplumsal refaha ulaşma iddiasıyla sermayenin önündeki her türlü engelin kaldırılması gerektiğini savunan bir ideolojik altyapıya dayanan bu saldırı politikaları, neo-liberalizm adı altında teorileştirmiş durumda. İkinci Dünya Savaşını izleyen ekonomik yükseliş döneminin, 1970’lerin başında yerini krize bırakması, burjuvaziyi düşen kâr oranlarını yükseltmek ve bu krizden en az hasarla çıkmak üzere işçi sınıfına dönük kapsamlı saldırılara sevk etmiş ve neo-liberal politikalar da bu bağlamda gündeme sokulmuştu. Ne var ki, işçi hareketinin ve sosyalist hareketin tüm dünyada güçlü olduğu 70’li yıllarda, burjuvazi bu politikaları henüz uygulamaya koyamamıştı. 1980’lerin başından itibarense neo-liberalizm geniş bir etki alanına kavuşacak ve söz konusu politikalar farklı tempolarda da olsa tüm dünyada hayata geçirilmeye başlanacaktı.

Geliyoruz Kızıl Bayrağımızla

Paris Komünü’nün deneyimiyle çıktı yola proletarya / O güne değin dalgalanmamıştı bu kadar kızıl bayrak / göklere çıkmamıştı, bu kadar / Ekim Devrimi geliyor tüm hıncıyla… / Proletaryanın gözünde parıltılar… / Burjuvaziye, oportünizme karşı şimdi tüm yoldaşlar. / Lenin Yoldaş haykırıyor: / “Tüm İktidar Sovyetlere!” / Kızıl bir şafağın ortasından / yükseliyor köylü, işçi ve asker elleri / Nasırlaşmış bu eller burjuvazinin mezarını kazıyor.

AKP’nin Milli Gelir Oyunu

Zaten başlı başına bir aldatmacadan başka bir şey olmayan kişi başına düşen milli gelirin hesaplama yönteminin değiştirilerek iki katına çıkarılmasının AKP’yi kurtarması mümkün değildir. Kişi başına düşen gerçek milli gelire bakarsak, bıraktık 19 bin doları, 9 bin doların bile büyük bir kandırmaca olduğunu görürüz. Kişi başına 9 bin dolarlık bir yıllık gelir demek, 4 kişilik bir ailenin yıllık gelirinin 36 bin dolar, yani yaklaşık 108 bin lira olması demektir. Oysa çoğunluğu asgari ücret veya biraz üzerinde ücretle geçinmeye çalışan işçilerin evine, iki kişi çalışsa bile yılda ancak 24 bin lira girmektedir. Elbette hiçbir matematik oyunuyla silinemeyecek bu gerçekler emekçi kitlelerin öfkesini büyütmekte, AKP’nin sonunu hazırlamaktadır.

Basına Baskı, Sansür ve Burjuva İkiyüzlülük

Uzun zamandır burjuvazinin kendi içindeki kapışma medya üzerinden iyice alevlenmiş durumda. Cumhurbaşkanı ve hükümetin tırmandırdığı baskı politikaları sonucu burjuva medya da iki kutba bölündü. Hükümeti ve yaptıklarını şu ya da bu ölçüde teşhir eden bir taraf var. Bir de hükümeti her koşulda destekleyen, onun kalemşorluğunu yapan bir medya grubu var ki buna artık “havuz medyası” deniliyor. AKP iktidarının otoriterleşmesi medya üzerinde de kendini fazlasıyla gösteriyor. Bütün muhalif burjuva basın kuruluşları AKP’nin sansür ve baskılarından nasiplerini aldılar.

Kürt İllerinde Çocuk Katliamları Devam Ediyor

Her gün sokağa çıkma yasaklarıyla karşı karşıya kalan anneler, babalar artık isyan ediyorlar. “Yeter artık, yeter, yeter!” diye haykırıyorlar. Seslerinin Türkiye’nin batısına ulaşmasını istiyorlar. Yüreklerindeki acının artık katlanılmaz hale geldiğini söylüyorlar. Bir anne diyor ki; “dilerim Allah’tan Emine Erdoğan’ın da ciğeri yanar. Belki o zaman bizi biraz olsun anlarlar.” Halklar barış istiyoruz dedikçe, devletlûlar oy hesabı yapıyor, adeta Kürtlerden 7 Haziran seçimleri yenilgisinin öcünü alıyorlar. Bugün ellerinde tüm gücü toplayan egemenler, ne kadar saldırsalar da boşuna çırpınıyorlar. Gün gelecek tüm bu acıların, zalimliklerin hesabı sorulacak.

Crises of Capitalism and Revolutionary Situation

The Role of Credit Mechanism in Exacerbating the Crisis

With the development and spread of the banking system, the work of allocating capital, which had previously been managed by private money lenders and individual capitalists, was taken over by banks that grew on substantial scales. Thus, banking system and credit mechanism became the strongest lever to push the capitalist production beyond its limits. With the utmost intensification and centralisation of capital in the age of imperialism, massive growth of banks and the domination of finance capital, the credit system gained central importance in the workings of capitalism. The need for loans grew incredibly as a result of the fact that capitalist production and trade made colossal progress not only within national borders but also on an international level.

Burjuvaziye Meydan Okuyoruz!

“Burjuvazi, kavgaya davet etti bizi, davetleri kabulümüzdür.” / Ey sınıf düşmanımız / biliyoruz, / biliyoruz seni. / İliklerindeki kirli kanı, / tırnaklarındaki et parçalarını / ve gözlerindeki o korkuyu biliyoruz.

Dünyanın “En Demokratik” Polis Devleti!

Günümüzde demokrasi ve özgürlük kavramları o kadar çok sık kullanılıyor ki, bu konuda burjuva devletler adeta birbiriyle yarışıyorlar. Kapitalist devletler, neredeyse açık diktatörlüklerle yönetilenler dahi, kendilerinin ne kadar demokratik ve özgürlükçü olduğunu savunuyorlar. Emperyalist ülkeler sağa sola “demokrasi ve özgürlük götürmek” için birbirleriyle kıyasıya rekabet ediyor!

Kapitalist Sistem Çocuk Katilidir!

Kan üzerine kuruludur bu sistem. Kanayan da sürekli yoksullardır, garibanlardır. Bir de içlerinde hayalleri ve oyunları çalınan çocuklar vardır. İşçi, emekçi çocukları, çocuk işçiler... Belki dünyadaki en masum, en saf varlık olan çocuk için bile kan kokar burjuvaların nefesleri. Fabrikalarda, madenlerde, inşaatlarda çocuk kanı içerler. Tonlarca gıdayı atarlar çöpe, iki lokma ekmek için ölür binlerce çocuk. Bir de kirli hevesleri için çıkardıkları savaşlarda uçaklar, tanklar, silahlar ölüm kusar çocukların üstüne. Ölür binlerce çocuk. Filistinli, Iraklı, Suriyeli çocuklar, Kürt çocukları, bizim çocuklarımız…

İnsanlığı Sürdüler Buralardan

Sürdüler insanlığı buralardan / Bu dünyanın sefasını sürenler / Ve ben boynumda bir kement süründüm Cizre sokaklarında / Önümde namertliğin, hayınlığın, korkaklığın tarihçesi / Arkamda çocukluğum saçıldı cebimden sokaklara / Kan kokan sokaklara / Gülüşlerimi bıraktım anama / Dağlardan esen rüzgârları tenimde götürdüm

Riyakâr İktidar ve Kadınlarımızın Yüzleri

Türkiye’de ne kadar mutlu yaşadıklarını, AKP döneminde köşeyi dönmüş arsız bir burjuva azınlığa değil de emekçi sınıfların kadınlarına, milyonlarca yoksul kadına sorarsanız, onların yüzüne bakarsanız Türkiye’nin gerçek resmini görürsünüz. Uzayan iş saatleri ve ağır çalışma koşulları altında ezilen, emeği sömürülen milyonlarca kadının yorgun yüzlerine bakın.

Bomb Against Peace in Ankara: The Blood You Shed Will Not Save You!

The rulers will not succeed in achieving their goals through such attacks. They will not be able to stifle the rightful struggle of the Kurdish people, which constitutes their biggest challenge at this stage. Nor will they be able to stifle the fight conducted by socialists, revolutionists and progressives who stand in solidarity with the Kurdish people. We are deeply in sorrow for our brothers and sisters who lost their lives in this vicious attack. We wish a full and speedy recovery to our wounded brothers and sisters. And we shout out loud to blood-guilty rulers of the capitalist order that our rage and determination are now further sharpened, free from the slightest trace of dismay. We are determined to prevent their plot, in which Erdoğan has the leading role, and which has turned the country into a bloodbath.

Bugün Günlerden Ne?

Kardeşler, daha kaç kez öleceğiz, öldürüleceğiz! Örgütsüzlüğümüzden daha kaç kez katliama uğrayacağız? Egemenler bizim örgütsüzlüğümüzden güç alıyorlar. Gelin örgütlenelim. Katledilen kardeşlerimizin hesabını soralım. Barışı, güzel bir dünyayı ancak bizler kurabiliriz.

Marksist Tutumcu Öğrenciler: Dersleri Boykot Ettik

Yaşanan katliamın içyüzüne ve sorumlularına dair okullarda bir dizi eylemler yaptık. Sınıfları tek tek gezerek, konuşmalar yaparak öğrencileri boykota çağırdık. Forumlar, paneller, basın açıklamaları düzenledik. Son olarak 13 Ekim Salı günü İstanbul Üniversitesi’nde katliamla ilgili kitlesel bir eylem gerçekleştirdik.

Acımız, Öfkemizin Anasıdır!

Kolay değil elbet 100’den fazla can yitirmek. Kolay değil filizkıran fırtınasına göğüs germek. Acımız büyük. Karanlığı yırtmaya yazgılı öfkemizi doğuracak kadar büyük. Yüreklerimizden kopup göz pınarlarımıza doluyor acımız. Fakat biliyoruz gün yılgınlık günü değil, gün sadece yas tutma günü değildir. Ter akıtarak kavgayı büyütme günüdür bugün. Biliyoruz ki barışı, eşitliği, kardeşliği işçi sınıfının devrimci mücadelesi getirecek dünyamıza. Bizlere düşen görev, bu mücadeleye sıra neferi olmaktır. Bizler buna adayız.

AKP 90’ların Ateşini Yeniden Yaktı

Son dönemde yaşananlarla birlikte, “90’lara mı dönüyoruz” soruları ve tartışmaları artmaya başladı. PKK’ye dönük operasyonlar, HDP bürolarının bombalanması, yakılması, tahrip edilmesi, Kürt illerinde “özel güvenlik bölgeleri” ilan edilip olağanüstü hal uygulamalarını hatırlatan yasakların getirilmesi, sivillerin katledilmesi, yaylaların, ormanların bombalanıp yakılması, her gün ölüm haberlerinin gelmesi, Kürt köylerinin boşaltılması yönündeki uygulamaların yanı sıra hükümetin bir de 5 bin korucu ve aynı sayıda özel harekâtçı alınacağını açıklaması, bu doğrultudaki tespitlerin günden güne gerçeğe dönüştüğünü gösteriyor.

Crises of Capitalism and Revolutionary Situation

The Law of the Tendency of the Rate of Profit to Fall

In an effort to escape the fact that economic crises are inherent in capitalism, bourgeois economics has long claimed that crises are completely accidental, resulting from factors such as fluctuations in wages and prices. Yet, such fluctuations are not the cause but the result of the boom-crisis cycle as both wages and prices are generally dependent on the course of economic development. Capitalism contains within itself the possibility of crisis, which manifests itself in the form of overproduction. It is not some incidental factors that play the decisive role in turning possibility into reality, but some fundamental laws inherent in capitalism. The law of the tendency of the rate of profit to fall occupies a central position with respect to the outbreak of capitalist crises.

Solidarity Message from IRMT

We send our condolences to the families of all those activists who lost their lives in those tragic events on October 10 and hope that all the injured have a full and speedy recovery. Once again the Turkish bourgeoisie is trying to weaken the workers’ and Kurdish movements and their growing links to further its own interests. We hope that with greater unity and solidarity you and the other socialist forces of these movements can defeat these reactionary plans.

IRMT’den Dayanışma Mesajı

10 Ekimdeki bu trajik olayda hayatını kaybeden tüm aktivistlerin ailelerine başsağlığı diliyoruz ve tüm yaralıların tamamen ve hızla iyileşmesini ümit ediyoruz. Türk burjuvazisi bir kez daha işçi hareketini, Kürt hareketini ve bunların güçlenen bağını zayıflatmaya çalışıyor. Sizin ve diğer sosyalist güçlerin bu gerici planları daha büyük bir birlik ve dayanışmayla bozguna uğratabilmesini diliyoruz.

Ankara’da Barışa Bomba: Döktüğünüz Kan Sizi Kurtarmayacak!

Egemenler bu gibi saldırılarla amaçlarına ulaşamayacaklar. Onlar için şu aşamada en büyük sorunu oluşturan Kürt halkının haklı mücadelesini boğamayacakları gibi, onunla dayanışma gösteren sosyalistlerin, devrimcilerin, ilericilerin kavgasını da boğamayacaklar. Bu vahşi saldırıda hayatını kaybeden tüm kardeşlerimizin ve dostlarımızın acısını yüreğimizin derininde duyuyor, yaralı kardeşlerimize de acil şifalar diliyoruz. Bu sermaye düzeninin eli kanlı egemenlerine de, yılmak bir yana öfkemizin ve mücadele azmimizin daha da bilendiğini haykırıyoruz. Özellikle Erdoğan’ın başrolünde oynadığı ve ülkeyi bir kan gölüne çeviren bu oyunu bozacağız.

“Savaşa İnat, Barış Hemen Şimdi!” Mitingine Bomba

İşçilerin birliğini ve halkların kardeşliğini savunan, kapitalist sömürüye ve haksız savaşlara dur demek için mücadele yürüten sosyalist işçiler olarak yüreğimiz kan ağlıyor. Egemenlere olan öfkemiz giderek daha da büyüyor. UİD-DER olarak yaşamını kaybeden tüm insanlarımızın ailelerine başsağlığı diliyor ve yaralılara acil şifalar diliyoruz. Kürt sorununda çözüm arayışlarını berhava edip buzdolabına kaldıran, ülkeyi kriz ve kaosa sürükleyerek hızla Ortadoğu’daki cehennemin göbeğine iten Sultan bozuntularına dur denilmelidir. İşçilerin birliği, halkların eşitliği ve kardeşliği temelinde bir araya gelinmesi ve egemenlerin oyunlarının bozulması gereklidir. Bu her zamankinden daha acildir!

1 Kasım Seçimlerine Giderken

Türkiye bir siyasi kriz içindedir ve net biçimde vurgulamak gerekiyor ki, bu kriz 1 Kasım seçimleriyle çözüme kavuşabilecek bir kriz değildir. Bin bir türlü baskı, zorbalık ve dalavere ile HDP baraj altında bırakılıp da AKP büyük bir meclis çoğunluğuyla yeni bir hükümet kursa da bu böyledir, tek parti hükümeti kurulamayıp mecburen bir koalisyon kurulsa da bu böyledir. Hatta, zor bir ihtimal olmakla beraber, hem AKP’nin 276’yı bulması hem de HDP’nin barajı geçmesi olasılığı dahi bu krizin son bulması anlamına gelmeyecektir.

Avusturya’da Mültecilerle Dayanışma Mitingi ve Konseri

Avusturya‘nın başkenti Viyana, 3 Ekim Cumartesi günü görkemli bir mültecilerle dayanışma mitingi ve konserine sahne oldu. Yaklaşık 60 bin kişinin katıldığı mitingi takip eden konserde sayı 120 bine ulaştı. Demokratik kitle örgütleri, sosyal yardım kuruluşları ve devrimci-sosyalist gençlik organizasyonlarının inisiyatifi altında hayata geçirilen miting ve konser, başta Almanya olmak üzere diğer komşu ülkelerdeki demokrat, ilerici çevrelerde de büyük yankı uyandırdı ve destek buldu. Katılımcılar “İnsan hakları herkes için”, “Mülteciler hoşgeldiniz”, “Faşist FPÖ dışarı, mülteciler içeri” yazılı pankartlarla mültecilerle dayanışma duygularını dile getirerek ırkçı, faşist ve yabancı düşmanı Avusturya Özgürlük Partisinin lideri Hans Strache’yi de sert bir dille protesto ederek lanetlediler.

Britanya’da Corbyn’in Zaferi Neyi Anlatıyor?

Corbyn’in İşçi Partisi liderliğine seçilmesi, dünyadaki anti-kapitalist hissiyatlı çeşitli hareketlerin Britanya’daki politik yansımasını ifade ediyor. Ancak bu gelişme diğerlerine göre çok daha etkili ilerleme dinamiklerini kendi içinde barındırıyor. Çünkü Britanya dünya kapitalist sisteminde tuttuğu yer itibarıyla kuşkusuz diğerlerinden daha önemli bir ülke ve İşçi Partisi diğer ülkelerdeki örneklere benzemez biçimde işçi sınıfı ile organik, kuvvetli, aynı zamanda tarihsel bağları olan bir örgüt. Bu yüzden Corbyn’ın seçilmesi hem sosyalistlerin hem de burjuva siyasetçilerin cephesinde ciddi etkiler yarattı ve bu etkiler uzun dönemde de varlığını güçlü biçimlerde koruyacak gibi görünüyor.

Bayrak Neyi Temsil Ediyor?

Kapitalist toplumda burjuva devletlerin bayraklarına atfedilen kutsallığı bir yana bırakırsak, gerçekte tüm bayrakların simge olma özelliği vardır. Meselâ hangi ülkenin sınırlarında dalgalanırsa dalgalansın, tüm burjuva bayraklar, kapitalist egemenliğin, sömürünün, işsizliğin, açlık ve yoksulluğun, savaşların ve yıkımların simgesidir. Buna karşın devrimci işçi sınıfının kızıl bayrağı vardır. Devrimci işçi sınıfının kızıl bayrağı ise, işçi sınıfının kapitalist düzene karşı verdiği mücadeleyi; sömürünün, açlığın, işsizliğin, yoksulluğun, devletlerin, savaşların ve ulusal sınırların olmadığı bir dünyayı, yani sosyalizmi simgelemektedir. Bu nedenle, işçi sınıfının yeri kendi kızıl bayrağının altıdır. Her sınıf kendi bayrağı altına!

Suriyeli Mülteciler ve Vatan Savunusu

Suriye’de savaş cephelerinde efsaneler, mertlik, yiğitlik patlamaları değil bomba patlamaları gerçekleşiyor. Sivillerin yaşadığı yerler de dâhil olmak üzere tüm bir coğrafya savaşın mekânı oluyor. Binlerce kilometre ötede basılan bir düğme ile füzeler insanların üzerine yağıyor. Biyolojik, kimyasal, nükleer silahlar taş üstünde taş, toprak üstünde can bırakmıyor. Tüm bunlar olup biterken örgütsüz yoksul kitleler için vatan savunmak mümkün olmuyor! Gerçekler ortadadır ve bu koşullarda savaş cehennemi içine atılan örgütsüz emekçilere vatan savunusu adı altında o savaşlarda can vermeyi öğütlemenin hiçbir mantığı yoktur. Emekçilerin sınıf cephesini yaratacak kadar örgütlü olmamalarının vebali, hayatta kalmak için başka ülkelere sığınmak zorunda kalan insanlara yüklemek insafsızlıktan başka bir anlama gelmiyor.

Erdoğanların Oğulları Gemi Filolarıyla, Yoksul Gençler Ölümleriyle Övünsün!

Ölen askerlerin, polislerin cenazelerinde feryatlar yükseliyor, aileler evlatlarının hesabını Erdoğan’dan soruyor. Çünkü egemenlerin evlatlarının kendi evlatlarından farkını görüyorlar. Çünkü o gemiciklerin ne pahasına alındığını, ayakkabı kutularına dolan paraların nereden geldiğini biliyorlar. Patronlar sınıfının taşeronlaştırma, iş güvenliğini ihmal etme, iş saatlerini uzatma saldırıları yüzünden yitip giden canları da, savaşlarda alınan canları da tanıyorlar. Ancak bunlar tek başına sonucu değiştirmiyor. Örgütsüzlük ve milliyetçilik prangaları ile hapsedilen emekçi aileler, analar, bin bir zorlukla büyüttükleri evlatlarını Bilaller için ölüme göndermek zorunda bırakılıyorlar.