Navigation

Kasım 2015 tarihli yazılar

Düzenin Otoriterleşmesi

Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü

Kapitalist sistem krizinin derinleşmesine ve emperyalist savaşların yaygınlaşmasına bağlı olarak dünya genelinde tanık olduğumuz otoriterleşme eğilimleri bir yana, artık çürüyen kapitalizmin çürüyen burjuva rejimler yarattığı son derece açık bir gerçektir. Demokrasi isteyen, kendisini kusursuz işleyecek burjuva demokrasisi hayalleriyle kandırmak yerine, kapitalizme karşı mücadeleye katılmalıdır. Demokrasi ve barış ancak geniş işçi-emekçi kitlelerin kapitalist düzene karşı mücadelesiyle kazanılabilir ve bu amaç doğrultusunda örgütlenmek günümüzün acil görevidir. Unutulmasın ki, bu örgütlü mücadele burjuva devletin baskı ve katliamlarına, burjuva ideolojik aygıtların yarattığı esarete, vicdan ve akıl tutulmasına karşı ayağa dikilmenin de yegâne yolunu oluşturuyor!

Tahir Elçi Katledildi

Provokasyonu İşçi-Emekçiler Bozabilir!

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi katledildi. Elçi ve bir grup insan hakları savunucusu, 500 yıllık bir tarihe sahip Dört Ayaklı Minarenin silahlı çatışmada zarar görmesini kınamak için basın açıklaması yapıyordu. Diyarbakır’ın birçok ilçesinde olduğu gibi, tarihi merkezi olan Sur ilçesinde de sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Bu minare önünde bir basın açıklaması yapan Elçi, savaş ve çatışma değil barış istediklerini ifade etti. Elçi, artık operasyonların durmasını, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasını ve barış gelmesini dile getirdi. Son sözleri barış olan Tahir Elçi, korumak istediği tarihi Dört Ayaklı Minarenin altında vurularak katledildi.

AKP’nin Çifte Standardı

İtaatkâr, kanaatkâr bir toplum yaratma çabası içinde olan AKP, en ufak bir hak arayışında ya da muhalefette bile devlet terörü ile karşılık vermektedir. Çoktandır sahte demokrat maskesi de düşmüş olan AKP-Erdoğan iktidarının, polis devleti uygulamalarını yaygınlaştırmasına, otoriterleşmeye ve devlet terörüne karşı demokratik hak ve özgürlükler için mücadele etmek elzemdir.

Kapitalizmin Köleleştirdiği İşçi Çocukları

Reebok insan hakları ödülünü kazandığında, konuşma yapmak için Amerika’ya gider İkbal. Pakistan’daki çocukların gördüğü eziyeti Amerika ve Avrupa’daki öğrencilere anlatarak, onlara isterlerse bu konuda bir değişim olmasını sağlayabileceklerini gösterir. 1995’te mücadelesine devam etmek için Pakistan’a döner. Ne yazık ki dostları arttıkça düşmanları da artmaya başlar ve ölüm tehditleri alır. 16 Nisan günü ailesini ziyarete gittiği köyünde kuzenleriyle bisikletle gezerken halı mafyası tarafından tutulan bir katil tarafından üzerine ateş açılarak öldürülür.

Tahir Elçi Katledildi, Acı Büyük, Protestolar Devam Ediyor

Roboski de dâhil pek çok katliam, yargısız infaz ve “faili meçhul” davalarında avukatlık yapan Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, 28 Kasımda, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde yapılan bir basın açıklamasının ardından katledildi. Elçi, Sur’daki sokağa çıkma yasağı ve çatışmalar sırasında tarihi Dört Ayaklı Minare’nin hasar görmesini kınamak için düzenlenen basın açıklamasındaydı. Açıklamayı gerçekleştiren ve hayatı boyunca barışı, insan haklarını savunan Elçi, son sözlerinde de operasyonların, ölümlerin durmasını istemişti. Tahir Elçi’nin katledilmesi aynı gün pek çok yerde protesto edildi.

Can Dündar ve Erdem Gül Tutuklandı

Cumhuriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Can Dündar ve Ankara temsilcisi Erdem Gül, MİT tırlarına ilişkin yaptıkları haberler nedeniyle tutuklanarak 27 Kasımda Silivri Cezaevine gönderildiler. Bilindiği gibi, Adana Savcılığı 19 Ocak 2014 tarihinde “bir ihbar üzerine” durdurduğu TIR’lara el koymuş, bu tırların MİT’e ait olduğu ve ulusal ve uluslararası hukuka aykırı bir şekilde silah taşıdıkları deşifre olmuş, fakat AKP hükümeti ısrarla tırlarda silah değil gıda ve insani yardım malzemesi bulunduğunu iddia etmişti.

Kapitalizmi Ali Koç Değil İşçiler Yıkacak

İkiyüzlülüğün dibi yok! Sanırsınız ki Koç gerçekten kendi sınıfsal durumundan rahatsız. Eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalist sistemin ortadan kalkması gerektiği doğru. Ama Ali Koç bunun için üretim araçlarını kendi tekelinde tutan sınıfın mülksüzleştirilmesi gerektiğinden nedense hiç bahsetmiyor. Bu sınıfın sermayesini arttırmak için sömürüyü daha da azgınlaştırdığından nedense hiç bahsetmiyor. Ali Koç, gelir dağılımındaki eşitsizliğin alabildiğine artmasının yaratacağı toplumsal patlamalardan ölesiye korkuyor olmalı ki, “eşitsizliğin minimum seviyeye” indirilmesinden söz ediyor. Sözde eşitsizlik minimum seviyeye inince kapitalizm ortadan kalkmış mı olacak? Elbette hayır! Yine sermaye bir avuç asalağın elinde olacak ve yine işçi sınıfı sömürülmeye devam edecek.

Crises of Capitalism and Revolutionary Situation

Crisis: A Natural Outcome of the Capitalist Mode of Production

Economic collapses and crises make themselves felt most sharply through spreading instability and sudden declines in stock markets. This also explains why economists are so fond of portraying the outbreak of crises as resulting from speculation in stock markets. Yet, the stock market is, in the final analysis, a mirror of the capitalist economy. Collapses in stock markets are not the causes, but the outcomes of the crisis, just as speculative activities in stock markets are not the real causes of the capitalist boom. As is known, betting and gambling can only change the distribution of wealth between individuals, without increasing the total amount of wealth.

Kaos Bitti mi?

Biliyoruz ki bu kaosun sorumlusu sistemin kendisi ve onun siyasi temsilcileridir. Kaosu yaratanlardan çözüm beklemek ise işçi-emekçilerin ve ezilen halkların ne kadar örgütsüz olduğunu gösterir. O nedenle asıl çözümü kendi gücümüzde görüp örgütlenmeli, kaosun sorumlusu olanlardan hesap sormak için örgütlü mücadele etmeli.

Türkiye Rus Uçağını Düşürdü: Savaş Derinleşiyor

Meselenin, tılsımlı bir söz gibi kullanılan “angajman kuralları” filan olmadığı açıktır. Bu son derece vahim sonuçları olabilecek bir güç gösterisidir ve temelde, bizim Marksist Tutum olarak nicedir vurgulayageldiğimiz üçüncü dünya savaşı sürecini somutlayan önemli bir gelişmedir. Muhtemelen bu hadise, ileride savaşın tarihini yazacak insanlar tarafından, üçüncü dünya savaşı sürecinin ana kutup başlarından olan Rusya gibi bir ülkenin, yine açıkça taraf olan ve küçük olmayan bir diğer devlet tarafından ilk kez doğrudan saldırıya uğraması olarak, önemli bir kilometre taşı diye anılacaktır.

Kadına Şiddet Sadece Evde Değil Her Yerde

Kadın cinayetleri ve kadına şiddet hiç durmadan devam ediyor. Çığlığı duyulmayan, sığınacak yer bulamayan yüzlerce kadın, her gün bir yerlerde şiddete maruz kalıyor, katlediliyor. Kurbanlar katillerini önceden şikâyet etseler de, devletten yardım isteseler de nafile! Bir şekilde “iyi hal” kapsamına sokulup son derece düşük cezalar alacaklarını bilen katiller, kadınları katletmekten çekinmiyorlar.

G20 Zirvesi ve Suriye Krizi

G20’nin 10. liderler zirvesi 15-16 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirildi. 19 ülkeden ve AB’den müteşekkil G20, dünya ekonomisinin %85’ini, dünya nüfusununsa üçte ikisini kapsıyor. Kapitalist dünyanın derin bir krizde olduğu, bununla bağlantılı olarak başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerini savaş alevlerinin sardığı ve gerilimlerin kızıştığı bir süreçte emperyalist ve alt-emperyalist güçlerin bir araya geldiği G20 zirvesi, kapitalizmin hal ve gidişatı hakkında görüşme ve pazarlıklara sahne oldu. Zirvede öne çıkan konular ise Suriye ve zirvenin hemen öncesinde gerçekleşen Paris saldırıları oldu.

İstanbul Üniversitesinde Rutinleşen Polis Terörü

İstanbul Üniversitesi’nde polis saldırıları günlük yaşamın bir parçası haline geldi. Okulun açıldığı günden itibaren, defalarca siyasal faaliyete yönelik polis saldırıları düzenlendi. Dönem başında, asılan afişlerin “devlet büyüklerine” hakaret içerdiğini söyleyerek saldıran polis, yaklaşık iki haftadır içeriğinden bağımsız tüm afişlere saldırıyor.

İşçi Sınıfının Baş Belâsı Milliyetçilik

Örgütsüz yığınların gelmiş geçmiş en büyük baş belâsı milliyetçilik, Türkiye’de de inceden inceye işçi sınıfına zerk ediliyor. TC’nin kuruluşundan bu tarafa Ermeni, Rum, Alevi, Kürt vs. düşmanlığı işlenerek, işçi sınıfı bir taraftan kendi sorunlarından uzaklaştırılıyor, diğer taraftan ise işçi sınıfının ezilen halklarla dayanışması, kaynaşması ve ortak bir mücadele yürütmesinin önüne geçilmiş oluyor. TC egemenleri, bir taraftan biz işçilerin ürettiği değerleri yağmalayıp saraylar saltanatlar kurarken, diğer taraftan da örgütsüz işçileri milliyetçilikle zehirleyerek bizimle aynı acıyı yaşayan kardeş halklar üzerine salıyor.

“Faili Meçhul” Davaları Yeniden Tozlu Raflarda

Kamuoyunda Cizre JİTEM ya da Temizöz davası olarak bilinen ve dönemin Cizre Jandarma İlçe Komutanı Cemal Temizöz’ün de aralarında bulunduğu 8 sanıklı dava, 5 Kasımda bütün sanıkların beraatıyla sonuçlandı. Bu dava, 2009 yılında, 1993-1995 yılları arasında Cizre’de 21 kişinin katledilmesi ve kaybedilmesiyle ilgili olarak sanıklar hakkında “cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve bu teşekküle katılarak mensubu olmak, insan öldürmeye azmettirmek ve insan öldürmek” suçlarından açılmıştı. Bir “faili meçhul” cinayetler davasının daha bu şekilde sonuçlanması, demokrasi maskesinin arkasındaki “derin devlet” gerçeğini bir kez daha gözler önüne sermiş oldu.

Silvan Heyeti: “Ölümün Ardında Kalanları Gördük”

Barış Bloku, 12 gün süren sokağa çıkma yasağının ve saldırının ardından Diyarbakır Silvan’a bir heyet gönderdi. HDP milletvekilleri, demokratik kitle örgütleri ve sendikalardan temsilcilerin bulunduğu heyet, saldırıların yaşandığı Tekel, Konak ve Mescit mahallelerinde incelemelerde bulundu. Yapılan incelemelerin ardından Barış Bloku, İstanbul Fatih’te bulunan Silvanlılar Derneği’nde 20 Kasım günü basın toplantısı yaparak acı ve yıkım tablosunu kamuoyuyla paylaştı.

Emperyalist Savaşın Alevleri Paris’te

Fransa’da gerçekleşen eş zamanlı saldırılarda 132 sivil hayatını kaybetti, 100’e yakın insan ise ağır yaralı durumda yaşam savaşı veriyor. Bu saldırılarla, adı konulmamış bir üçüncü dünya savaşı içinde olduğumuzu kanıtlayan katliamlar dizisine bir yenisi daha eklenmiş oldu. Fransa bu kanlı saldırılarla gerçek anlamda bir korku ve savaş atmosferi yaşadı. Böylece savaşın sadece Ortadoğu gibi kanıksanmış bölgelere özgü bir olgu olmadığı da bir kez daha ortaya serildi. Elif Çağlı’nın Marksist Tutum sayfalarında uzun süre önce tespit ederek dikkat çektiği üzere, bu, günümüz koşullarına uygun yöntem ve araçlarla yürüyen bir dünya savaşıdır ve henüz aynı derecede etkilenmese de dünyanın her köşesi bu savaşın kapsama alanındadır.

Karma Eğitimle Sorunu Olan Eğitim-Bir-Sen!

Memur-Sen’e bağlı Eğitim-Bir-Sen sendikasının Urfa/Birecik temsilcisi, “Karma eğitim yapmayan okullarda öğrenciler daha başarılı oluyorlar. Olaya başarı gözüyle bakıyorsak bu anlamda çocukların başarısı da artacaktır. Ayrıca karma okullarda bazı öğretmenlerin karşıt cinsleri yan yana oturtma gibi yanlışları olabiliyor. Bunlar insan fıtratına aykırıdır” diye bir açıklama yapmış. Bu açıklama hem Türkiye’de eğitim konusunda nasıl ilkel, geri ve ikiyüzlü bir zihniyetin egemen olduğunu gösteriyor, hem de AKP iktidarının eğitim kurumlarında çocuklarımızı nasıl hızardan geçirdiğini.

İstanbul ve Ankara’da Silvan İçin Eylem

Diyarbakır’ın Silvan ilçesindeki abluka ve sokağa çıkma yasağı 12 gün boyunca devam etti. Silvan’da devlet eliyle yürütülen katliamı protesto etmek için İstanbul’da yüzlerce kişi Şirinevler Meydanı’nda bir araya geldi. Meydanda toplanan ve eylem gerçekleştiren yüzlerce emekçi “Diren Silvan İstanbul Seninle” dedi. Eyleme HDP İstanbul Milletvekili Pervin Buldan, HDP üyeleri, DİSK yöneticileri, demokratik kitle örgütleri ve UİD-DER destek verdi. Eylemde yerini alan onlarca acılı Kürt anası bu kadar katliamın, haksızlığın yaşanmasına rağmen üç maymunu oynayan ya da yalan haber yapan burjuva medyaya tepki gösterdi.

Ankara’da Barış Çağrısı

Ankara Barış Bloku’nun çağrısıyla 15 Kasımda Sakarya Meydanı’nda bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Eyleme HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder de katıldı. “Diyarbakır, Suruç, Cizre, Silvan… Barış Herkes İçin”, “Reyhanlı’yı Unutma! Barış Herkes İçin”, “Ankara Katliamını Unutma! Barış Herkes İçin” pankartlarıyla Sakarya Meydanı’nda toplanan kitle “Savaşa Hayır, Barış Hemen Şimdi”, “Yaşasın Halkların Kardeşliği”, “Silvan Halkı Yalnız Değildir”, “İnadına Barış, İnadına Özgürlük” sloganlarını haykırdı.

Barış Bloku: Silvan Yalnız Değildir!

Barış Bloku, 13 Kasımda, Taksim TMMOB’da,  “Silvan Yalnız Değildir!” başlığıyla bir basın toplantısı düzenledi. Barış Bloku bileşenlerinin temsilcileri, CHP ve HDP milletvekilleri, aydınlar ve sanatçıların katıldığı basın toplantısının açılışını Barış Bloku Eş Sözcüsü Gençay Gürsoy gerçekleştirdi. Gürsoy, Silvan’da 30-40 bin kişinin yaşadığı üç mahallede devletin tanklarla, toplarla, ağır silahlarla, bombalarla kendi halkına karşı bir savaş yürüttüğünü ifade etti. Basın toplantısını bu savaşı teşhir etmek ve Silvan’la dayanışma için uluslararası kamuoyu oluşturmak üzere gerçekleştirdiklerini dile getirdi.

Ankara Katliamında Hayatını Kaybedenler Anıldı

Ankara’da, “Emek, Barış ve Demokrasi” mitingine yapılan canlı bombalı saldırının üstünden bir ay geçti. 10 Kasımda, patlamanın olduğu Gar Meydanı’nda, DİSK, KESK, TMMOB, TTB, çeşitli demokratik kitle örgütlerinin ve sosyalist grupların katılımıyla bir anma düzenlendi.

YÖK, Polis, Medya: Bu Abluka Dağıtılacak!

YÖK, kuruluşunun 34. yılında pek çok üniversitede protesto edildi. Bu yılki gösterilerin ortak yanı ise polis şiddeti oldu! İzmir, Antalya ve İstanbul’da onlarca üniversite öğrencisi gözaltına alındı. Burjuva basın ise gerçekleri çarpıtarak yansıttı.

Büyük İnsanlığın Umudu

Evet, doğrudur, çok canımız yandı, kan da kaybettik doğrudur... Ama sizin düşman olduğunuz umudumuz ve inancımız hep canlı, hep dimdik ve o, mücadeleye itiyor bizleri. Umudumuzdan ve örgütlü mücadelemizden bu denli korkmakta kendinizce haklısınız. Biliyoruz ki bu mücadeleyi büyütürsek o zaman sorarız tüm kardeşlerimizin hesabını. Tüm kirli işlerinizi ancak örgütlü mücadelemiz temizler, biliyoruz. Hesap sormak için  daha fazla birleşeceğiz. Korkmayacağız, umudumuzu ve inancımızı asla kaybetmeyeceğiz.

Büyüyen İşsizlik Rakamları ve İşsizlik Sigortası

Sayısı milyonları bulan işsizlerin sorunlarını işsizlik sigortası ile telafi etmek elbette mümkün değildir. Ancak iş güvencesinin yok edildiği Türkiye’de işsizlik sigortası hakkının korunup geliştirilmesi büyük önem taşıyor. İşsizlik fonunun yağmalanması karşısında sessizliğini bozarak mücadeleye girişen işçi sınıfı, yarının daha büyük mücadeleleri için de idmanlı olacaktır. İşsizlik sigortası fonunun kaderi de, işçilerin kendi elleriyle yarattığı zenginliklerden ve kaynaklardan daha fazla pay alması da, verilecek mücadelenin gücüne ve kararlılığına bağlıdır. Elbette işsizliğin ve onun kaynağı olan kapitalizmin kurutulabilmesi de…

Ankara Katliamının Ardından AKP’nin Manipülasyonları

AKP savaş politikalarını sürdürmek, Kürt halkının haklı taleplerini boğmak ve emekçileri sindirmek için saldırılarına devam edecektir. Bunu yaparken de etkili propaganda mekanizmasını kullanarak emekçilerin zihinlerini yalan bombardımanı altında tutacak, geniş emekçi kitleleri yanına çekebilmek için onları aldatmayı sürdürecektir. Yapılması gereken, burjuvazinin örgütlü yalanlarının karşısına örgütlülüğümüzü güçlendirerek çıkmak ve işçi sınıfının bağımsız sesini yükseltmektir.

34. Yılında YÖK

12 Eylül faşist darbesiyle Türkiye topraklarının her bir köşesine zehirli sarmaşıkların dikilmesinin ardından tam 35 yıl geçti. Başta devrimciler olmak üzere tüm emekçi toplum kesimlerini demir yumruğuyla ezen faşist darbe, üniversitelere de 6 Kasım 1981’de devreye sokulan YÖK (Yüksek Öğretim Kurulu) vasıtasıyla inecekti. Aradan 34 yıl geçti ama üniversiteleri zapturapt altına almak amacıyla kurulan YÖK bugün hâlâ iş başında!

1 Kasım Seçimlerinin Ardından

1 Kasım seçim sonuçlarının ne olacağını esas olarak Ortadoğu’daki gelişmeler, dünya ölçeğinde sürüp giden ekonomik kriz ve elbette bu ikisine bağlı olarak şekil alacak sınıf mücadelesi belirleyecektir. Bizler parlamenterist değil Marksist sınıf devrimcileriyiz. Dolayısıyla seçim sonuçlarını düzen partileri gibi ele almadığımız gibi, bu sonuçlardan dolayı umutsuzluğa ya da boş sevinçlere de kapılmayız. Önümüzdeki dönem hem Ortadoğu’da hem de Türkiye’de, Kürt sorununun da basıncıyla çok büyük gelişmeler olacaktır. Olağanüstü rejim inşa hevesleri, Ortadoğu’da Türkiye’nin de dâhil olduğu derinleşen savaş ve çözümsüz kalan Kürt sorunu, toplumsal alanda yeni kırılmalar yaratma potansiyeline sahiptir. Bu da büyüyen sorunlar anlamına gelmektedir. Bizim için temel mesele işçi sınıfı kitlelerinin korkunç bir örgütsüzlük ve sınıf bilincinden yoksunluk durumu içinde olmasıdır ve dün olduğu gibi bugün de odaklanılması gereken nokta bu durumu değiştirmektir. O zaman tüm gücümüzle ileri!

Mülteci Şantajıyla Kurulan Merkel-Erdoğan Kirli İttifakı

Suriye iç savaşının ve Suriyeli mültecilerin yıllardır yaşadıkları insanlık dramının başta gelen sorumlularından olan AB ülkeleri ve Türkiye, mülteci sorununu kirli bir pazarlığın daha konusu haline getirdiler. Almanya Şansölyesi Merkel’in 1 Kasım seçimlerinin arifesinde gerçekleştirdiği Türkiye ziyareti ve Merkel-Erdoğan arasındaki mide bulandırıcı pazarlıklar, kapitalist dünyanın riyakârlığını bir kez daha gözler önüne serdi.

AKP’nin Korporatist Hamleleri ve Sendikal Hareket

Erdoğan ve onun temsil ettiği burjuva kesimler sınıfsal ayrımların ve kapitalizmin çelişkilerinin üstünü örterek, bunlar yokmuş gibi davranarak toplumu dini ve siyasi kimlikler temelinde ayırmaktadırlar. Onlar, işlerine geldiği biçimiyle toplumu Müslüman/muhafazakâr ve bunların karşısında yer alanlar biçiminde bölmektedirler. Gerçek şu ki bu anlayış modern kapitalist ilişkiler söz konusu olunca bal gibi korporatizme kapıları açmaktadır ve AKP iktidarının son dönemlerinde daha fazla kendini dışa vurmuştur. Korporatizm işçi sınıfının düşmanıdır ve faşizme geçişin ön hazırlık safhasıdır. Çünkü korporatizm sınıf ayrımlarının üzerini örter. Bu yaklaşıma göre işçi sınıfı ve burjuvazi değil, meslek örgütleri vardır; ekonomik süreçlere sınırsız biçimde müdahale eden devlet ise onları ortak çıkarlar temelinde birleştirmektedir. Lakin hakikatte işçi sınıfı, devlet denetimine alınan sendikalar eliyle kontrol edilmekte, işçi sınıfının mücadelesi bastırılmakta, sermaye sınıfı ise palazlandıkça palazlanmaktadır.

AKP 90’ların Yasaklarıyla Can Almayı Sürdürüyor

AKP aylardır Kürt illerinde kanlı operasyonlar yürütüyor. Başarısızlığa uğradığı bölgelerde baskıyla, şiddetle gözdağı veriyor. 90’lı yıllarda etkin kullanılan devlet terörü yöntemleri, köy boşaltma ve koruculuk dayatmasıyla, sokağa çıkma yasaklarıyla, ev baskınlarıyla, katliamlarla, yeniden hortlatılmış durumda.

Beyaz Toroslardan “AK” Ciplere 90’lar Devam Ediyor

Toros marka otomobiller 90'larda Kürt halkı için katliamın simgelerinden biriydi. Yüzlerce Kürt köylü, siyasetçi, gazeteci ve Musa Anter gibi aydınlar JİTEM tarafından katledilmişti. Bir mahalleye veya köye beyaz Toros gelmişse insanlar büyük bir korkuya kapılıyordu. JİTEM’e bağlı güçler Kürt halkına türlü işkence ve katliamlarla kan kustururken Türkiye’nin batısı ise JİTEM’in yaptığı katliamları PKK yaptı diye biliyordu.