Navigation

Eylül 2015 tarihli yazılar

400 de Yetmez, 550 Olsun!

Hiçbir partiyle alâkası olmadığını söyleyen “Sivil Dayanışma Platformu”, 20 Eylülde, Yenikapı’da, “Teröre Karşı Tek Ses” sloganıyla büyük bir miting düzenledi. Miting o kadar partiler üstüydü ki, kendini tüm partilerin ve hatta toplumun üstünde gören reis-i cumhur Erdoğan ile onun partiler üstü partisi AKP ve genel başkanı Davutoğlu’dan başka mitinge katılan partiler üstü bir yüksek şahsiyet yoktu.

Yol Üzerinde Sesli Düşünceler

Nice yoldan geçti bu ömür. / Bu yürek... / Yoruldu. / Ama, yine yollarda... / Her zaman doğruyu ara / Hakikatten ayrılma / Her zaman... / Bulunmamış olanın düş peşine... / Buldum diye aldanma / Aldatma diğerlerini...

Yunanistan’da Syriza Oyalamacasına Devam

Syriza’nın bu yıl başında iktidara gelişinin ardından köpürtülen yanılsamalar, seçim sonuçlarından da görüldüğü üzere kısa sürede yerini büyük bir hayal kırıklığına ve umutsuzluğa bırakmıştır. O günlerde reformistler tüm dünyada sevinç çığlıkları atarlarken, biz gerçekleri dile getirerek işçi sınıfını uyarıyor ve asıl eksikliğe dikkat çekiyorduk. Bu hususlar bugün de aynı yakıcılıkla geçerliliğini koruyor.

Savaşlarda Neden Hep Yoksullar Ölüyor?

Tırmandırılan kirli savaş yüzünden her gün ölüm haberleri geliyor. Siviller, askerler, gerillalar; genç, yaşlı, çocuk, kadın, erkek… Hayatlarının baharında askere alınmış erler, sevdiklerine kavuşmak için gün sayarken ölüm kapılarını çalıyor. Özgürlük mücadelesi veren Kürt gençleri, katliama dönüşen operasyonlarda hayata gözlerini yumuyorlar. Tek günahı Kürt olmak olan bebekler, “Türkün gücünü anlayamadan” ölüyor. Keskin nişancılar, en tepeden aldıkları vur emriyle, 90’ların “en iyi Kürt ölü Kürttür” söylemine yeniden can veriyorlar.

Mülteci Sorununda Burjuvazinin İkiyüzlülüğü

Mülteci krizi büyümeye ve Avrupa ülkelerini sarmaya devam ediyor. Mültecilerin yaşadığı trajediler gündemde önemli bir yer tutmayı sürdürürken, haftalardır, burjuvazinin özellikle de mülteci kriziyle karşı karşıya kalan Avrupalı egemenlerin, bu sorunun üstesinden nasıl geleceklerini tartıştıklarını izliyoruz. Sınır kontrollerini arttırarak, Avrupa kapısına dayanan yüz binlerce mültecinin girişlerini engelleyerek sorunun üstesinden gelmeye çalışan burjuva hükümetler, bu trajedilere sebep olanın, küçücük çocukların, kadınların, yani ölüme gönderilen binlerce mültecinin katillerinin kendileri olduğunu ise toplumdan saklamaya çalışıyorlar.

Kapitalizmin “Kara Pazartesileri” Çoğalıyor

Tüm göstergeler, dünya kapitalizminin tarihsel krizinin sürdüğü anlamına geliyor. Dev şirketler, yeni işten çıkarmaların kapıda olduğunu açıklıyorlar. Avrupa’da, özellikle Akdeniz havzasındaki birçok ülke ya iflas etmiş durumda ya da iflasın eşiğinde. Kapitalist kriz, başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın birçok coğrafyasında emperyalist paylaşım savaşlarını harladıkça harlıyor. İşçi sınıfı kriz içinde debelenen kapitalizme ölümcül darbeyi indirmedikçe, kapitalizm insanlığa daha da büyük acılar yaşatmaya devam edecektir.

The Rights and Wrongs

No one can bring back the past on correct foundations with mistakes deleted out. But at least it is possible to draw lessons from past experiences to advance the struggle today. Proletarian struggle demands the honest revolutionary Marxist take an attitude in this direction, face their mistakes, renew themselves through drawing a revolutionary balance sheet and leap forward in order to build the new by arming themselves with the revolutionary lessons of historical experiences. It should be kept in mind that in the present world where objective conditions are fully ripe for the world working class to overthrow capitalism the task of creating the revolutionary leadership of the proletariat is as much important. To cope with this task and move on, the hindrance that has been posed by the past years’ worldwide negative legacy on organisational area must be overcome. These are the fundamental pillars of how internationalist communists, who do not lose their historical optimism and, when necessary, dare to swim against the current, understand duties of the day both on a national and international level.

“Bizim Atlantisimiz Kamp Armen” Dayanışma Konseri

18 Eylül Cuma akşamı, İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen dayanışma konserine yüzlerce kişi katıldı. Geceye katılan destekçiler bu topraklarda konuşulan pek çok farklı dilde selamlandı. Kamp Armen’de büyümüş insanlar, milletvekilleri ve yazarlar, yaptıkları konuşmalarda, Kamp Armen’in gasp edilmesinin büyük bir haksızlık olduğunu, devletin 100 yıl önce olduğu gibi bugün de ezilen halklara ve inançlara yönelik ayrımcı ve savaş politikalarını devam ettirdiğini, bu topraklarda yaşayan halkların tüm bu saldırılara ortak cevap vermesi gerektiğini vurguladılar.

Yarınsız Bırakılan Çocuklar

Kapitalist sistem var oldukça, sermaye var oldukça, emperyalist ve haksız savaşlar var olmaya; savaşlar var oldukça ölümler, sakatlanmalar, göçler var olmaya devam edecek. Savaşların olmadığı, çocukların yarınsız bırakılmadığı bir dünya, işçi sınıfının sermaye sınıfına karşı yürüteceği örgütlü bir mücadele ile mümkün. Gelecek güzel günler için örgütlenmeli, örgütlü mücadele etmeliyiz. Kendimiz için olmasa bile çocuklarımız için.

Kamp Armen’de Yıkıma Karşı Direniş Devam Ediyor

Tuzla’da yoksul Ermeni yetimler için inşa edilmiş olan “Kamp Armen”, Ermeni soykırımının yüzüncü yılında yıkılmak istenmişti. Ancak Ermeni halkı ve onlarla dayanışma içerisinde olan sosyalistler, demokratlar, emekçiler Kamp Armen’de nöbet tutmaya başladılar ve Hırant Dink gibi yetim çocukların emekleriyle inşa edilen kampın yıkılmasına izin vermediler. Kamp Armen’in yıktırılmasına karşı yaklaşık beş aydır direniş devam ediyor ve nöbet tutuluyor.

Neden “Devlet Silah Bırakmaz”?

Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun ve Bahçeli’nin ağzından, burjuva devlet, asla silah bırakmayacağını, silahların susmayacağını ve bu anlamda barışın önündeki asıl engelin kendisi olduğunu itiraf etmiş oldu. Peki, devlet neden silah bırakmaz ve o silahlarla ne yapar?

Kocaeli’de Kanser Riski 7 Kat Fazla

Metal, otomotiv, kimya, tekstil gibi hemen her sektörden fabrikanın faaliyet gösterdiği ve on binlerce işçinin çalıştığı organize sanayi bölgeleriyle çevrili Kocaeli’de kanser vakaları normalin üstünde bir sıklıkla görülüyor.

Dünyaya Barış İşçi Sınıfıyla Gelecek!

Aylan gibi bütün insanlığın kıyıya vurup yok oluşunu mu beklemek gerekir? Ya da denize düşen insanlığın yılana sarılmasına seyirci kalmaya devam mı deceğiz? Yoksa başka bir dünyayı mümkün kılmak mı? “Bu yavrunun hesabını tüm insanlık vermeyecek mi?” diye sorup diyeti tüm insanlığa ödetmeye kalkışanlardan hesap sormanın vakti geldi de geçiyor. Savaşlarda ölen çocukların da, umut yolculuklarını tamamlayamadan karanlık sularda boğulup gidenlerin de sorumlularını biliyoruz, tanıyoruz. Yanıbaşımızda kardeşlerimiz ölürken üzerine düşeni yapacak olan biz işçi sınıfının evlatlarıyız. Savaşları bitirip nihai barışı yaratacak olan da bizleriz!

İran’la Nükleer Anlaşma ve Ortadoğu’da Dengeler

İran ve büyük emperyalist nükleer güçler arasında yıllardır bir yılan hikâyesi kıvamına ulaşmış olan müzakereler geçtiğimiz haftalarda nihayet sonuçlandı. Son birkaç yılda, bir anlaşmaya varılacağı yönünde birçok belirti ve haber dünya medyasında yer almış olmakla birlikte, “varıldı, varılacak” denilen anlaşma her seferinde tarafların karşılıklı suçlayıcı açıklamalarıyla bir kez daha rafa kalkıyordu. Ancak, özellikle Ortadoğu’daki dengelerin geldiği son aşamanın, görüşmelerin son raundunda, tarafları bir mutabakata enikonu zorladığı anlaşılıyor.

Düşmanımız Birbirimizle Savaşmamızı İsteyenlerdir!

Açgözlü egemenler, iliklerine kadar sömürdükleri ve ezdikleri işçileri ve emekçileri şimdi de kendi çıkarları uğruna savaşa sürmeye çalışıyorlar. Tek adamlığını ilan eden kişi ve avanesi, karanlık yüzlerini ve çürümüş ruhlarını hiç utanıp sıkılmadan gözler önüne seriyor.

Devletin Ayrımcı Uygulamaları

Burjuvazi bizlere, hangi sınıfa mensup olursak olalım, kim olursak olalım, yasalar karşısında “eşit” olduğumuzu söylemektedir. Oysa sınıfsal eşitliği bıraktık bir yana, devlet Kürtlere ve Alevilere karşı şiddet de kullanarak ayrımcılık yapıyor. Anayasada din ve vicdan hürriyeti ile ilgili kısım teoride gayet açıkken, bunun pratikte yani gerçek yaşamda karşılığının hiç de böyle olmadığını somut bir şekilde görmekteyiz.

İş Cinayetleri Hız Kesmiyor

İş cinayetleri, taşeronlaştırma, uzayan iş saatleri ve düşük ücretler bir bütün olarak işçi sınıfının en önemli ve güncel sorunları olarak karşımızda duruyor. Peki, bu sorunlar etrafında işçileri örgütlemesi ve mücadeleyi büyütmesi gereken sendikalar ne yapıyor? Maalesef sendikaların durumu da tutumları da içler acısıdır. Ortada anlamlı bir çalışma yoktur. Bu durumda sınıf devrimcilerine yine büyük görevler düşüyor. Sermayenin saldırılarına ve işçi ölümlerine karşı var gücümüzle mücadeleyi büyütmeliyiz.

Kürt Kentlerinde Artan Devlet Terörü

Bizler sınıf mücadelesi yürütenler olarak TC’nin zulmüne uğrayan mazlum Kürt halkının haklı mücadelesini destekliyoruz. TC’nin uyguladığı zalim ve faşizan uygulamaları teşhir ediyoruz. Gerçek ve kalıcı bir barışın yaratılması ancak işçi sınıfının mücadelesinin büyütülmesine bağlıdır. Biz işçi sınıfı olarak, Kürtler demokratik haklarına kavuşmadan ne halkların kardeşliğini ileri bir noktaya taşıyabilir ne de sınıf mücadelesini büyütebiliriz. İşçiler birlik olup ezilen Kürt emekçilerine kardeşlik elini uzattıklarında ve Kürt halkının demokratik haklarının sağlanmasını talep ettiklerinde sorunlar çözülmeye başlayacaktır.

İnsanlık Buzdolabına Kaldırıldı

Alan bebek için timsah gözyaşları döken Erdoğan, Cizre’de olanlardan habersiz mi acaba? 8 gün boyunca sokağa çıkma yasağı uygulanan, elektriğin, suyun kesik olduğu Cizre’de halk yaşam savaşı verdi. Keskin nişancı polisler, kadın-çocuk demeden insanları katletti. Yaralıların ya da hastaların taşınması için ambulansların mahallelere girişine izin verilmedi. İş öyle boyutlara vardı ki, her şeyi göze alarak yaralıları evden çıkarıp hastaneye götürmek için gelen ambulans şoförleri ve sağlık ekipleri de keskin nişancıların hedefi oldu.

Tırmandırılan Milliyetçiliğe Karşı Göreve!

TV’lerde, gazetelerde, sosyal medya üzerinden, on yıllardır Türk işçilerin bilinçlerini esir alan milliyetçilik yeniden hortlatıldı. Yalan yanlış haberlerle bilgi çöplüğüne dönüşen sosyal medyada paylaşımlar yapıldıkça, şoven histerilere kapılan milliyetçi işçilerin bıraksanız 5 dakikada gidip Kandil’i PKK’nin üzerine yıkıp geleceklerini sanırsınız.

Haykırış!

Mevsimin adının önemi yoktu. / Hepsi bize karşıydı / Kışlar, soğuk darbeleriyle titretirdi bizleri / tutamaz olurdu parmaklarımız. / Soğukluğuydu bize patronları anımsatan. / Yazlardaysa rüzgâra ve adalete hasret kalırdık / Patronların sermayelerinin beslendiği suydu alın terimiz. / Anladım… / Mevsimlerin değişiyor olması engel değildi sömürülmemize / Hasret kalmıştık / Çocuğumuza / Eşimize / Sevdiklerimizle gülmeye / Barışa / Kardeşliğe / Özgürlüğe

Demokrasi ve Barış Konferansı Müzakere ve Barış Talebiyle Toplandı

Demokrasi ve Barış Konferansı Daimi Koordinasyonu’nun çağrısıyla, 12 Eylülde İstanbul Akatlar Kültür Merkezi’nde “Kürt Sorunun Çözümü İçin Müzakere ve Barış İçinde Yaşama Hakkı” başlıklı bir konferans düzenlendi. Demokrasi ve Barış Konferansının ilk iki toplantısı, çözüm sürecinin tartışıldığı, çatışmasızlığın devam ettiği dönemlerde gerçekleştirilmişken, üçüncü konferans savaşın iyice körüklendiği bir ortamda toplandı. Tartışmalara Ortadoğu’daki emperyalist savaş, Kürt halkına karşı yürütülen kirli savaş, Kürt halkının özyönetim talebi, Cizre ve çeşitli bölgelerde devam eden şiddetli çatışmalar damgasını vurdu.

Şahruk Zamani İran Zindanlarında Katledildi

İranlı molla rejiminin Recai Şahr Hapishanesinde tutsak olarak tuttuğu sosyalist sendikacı Şahruk Zamani’nin 13 Eylülde gelen ölüm haberi karşısında büyük bir üzüntü ve öfke içindeyiz. Ailesine ve yoldaşlarına en içten başsağlığı duygularımızı iletirken, onun ölümünden doğrudan sorumlu olan İran molla rejimini bir kez daha lanetliyoruz. Şahruk Zamani’nin ve diğer politik tutsakların serbest bırakılması için yürütülen uluslararası kampanyalara UİD-DER olarak uzun süredir destek veriyorduk. Şahruk yoldaş da bu desteğimiz nedeniyle her fırsatta bizlere teşekkürlerini iletiyor ve çalışmalarımızı dayanışma mesajlarıyla destekliyordu.

Geriye Dönmeyeceğiz!

Yüzyıllık tarihimizde üç kritik kırılma noktasında egemenler ülke insanlarını kendi çıkarları için katletmekten çekinmedi. Vatan, millet uğruna dedikleri hep yalan çıktı. Kendi iktidarlarını korumaktı tek dertleri. Yüz yıl sonra Kürtler, Türkler, işçiler ve emekçiler olarak bizler aynı oyunlara düşmeyeceğiz. Dostu ve düşmanı çok iyi tanıyoruz. Fabrikada nasıl aynı koşullarda çalışıyorsak, işçi mahallelerinde nasıl aynı hayat şartlarında yaşıyorsak birbirimizden farkımızın olmadığını da artık çok iyi biliyoruz. Aramıza nifak sokanlar mal, mülk, iktidar peşinde koşanlardır. Onlara karşı birleşerek, örgütlenerek, mücadele ederek bu oyunlara son vereceğiz. Bizler geri dönmeyecek, ileriye doğru yol alacağız. Eşitlik, kardeşlik ve özgürlük için, sömürüsüz bir hayat kurmak için!

Kapitalizm Kan Bataklığıdır!

Yıllardır sermayelerini büyütmek için işçileri yoksullaştırıp onları her türlü baskıya tâbi tutan patronlar ve AKP hükümeti, hak arayan işçilere bir yandan işten atma kozunu ve polis copunu gösterecek, bir yandan da milliyetçilik zehri ile işçileri kışkırtmaya çalışacaktır. Bu süreçte sınıf mücadelesini yükseltmek elzem durumda. Barışın sesini yükseltip AKP ve patronların oyunlarına gelmemeliyiz. Ezilen Kürt halkıyla dayanışmayı arttırıp barışı, kardeşliği savunmalıyız.

Kirli Savaşın Parçası Olma!

Kuzenim 1991’de askerde hayatını kaybetti. O tarihlerde ortaokul birinci sınıftaydım. Günün hangi saatiydi hatırlamıyorum, Haziran ayında gün ortasında karanlık bir an gibi kalmış aklımda. Babam gelen telefonu açtı. Karşısındaki halam ya da onun oğluydu. Önce babamın feryadı kapladı ortalığı, başını sertçe duvara vurdu çaresizce… Evde feryatlar yükseldi. 18 yaşında askere gitmişti ve 20 yaşında geri dönecekti. 2 gün kalmıştı tezkeresini almaya. Sağ salim tek parça gelmesini beklerken cansız bir beden olarak, çivilenmiş bir tabutun içinde geldi.

12 Eylül’ün Hesabı Kapanmadı

12 Eylül’ün cellâtlarının hiçbiri bugün hayatta olmayabilir. Ancak onları görevlendiren, destekleyen ve koruyan burjuva düzen halen hayattadır. Ve 12 Eylül’ün yarattığı yıkımların belki de daha büyüklerini alttan alta hazırlamaya devam etmektedir. 12 Eylül’ün tüm kurumlarını, anayasasını hedefine koyan ama esas olarak onun hayat bulmasının asıl sorumlusu olan burjuva düzenin sorgulanmasını ve yok edilmesini amaçlayan kitlesel bir mücadeleyi örgütlemek önümüzde bir görev olarak durmaktadır. Ancak bunun yapılabilmesi için de işçi sınıfının bilinç ve örgütlülük düzeyinin ilerletilmesi olmazsa olmaz bir koşuldur. İşçi sınıfı devrimcileri, 12 Eylül faşizmi ile hesaplaşmanın yalnızca tarihsel bir sorumluluk değil aynı zamanda güncel bir mücadele konusu olduğu anlayışıyla işçi sınıfı içindeki çalışmalarını güçlendirmelidirler. İşçi sınıfı 12 Eylül ve burjuvazinin tüm saldırılarının hesabını sermayeye karşı mücadelesini başarıya ulaştırarak soracaktır.

Kapitalizm Yıkılmadan İklim Değişikliği Durdurulamaz

Kampanyayı yürütenlerin samimiyetsizliği bir tarafa, dünyanın acımasızca tahrip edildiği kapitalist sistemde, ne kadar temenni edilirse edilsin daha kârlı olduğu sürece fosil yakıtlardan vazgeçerek %100 yenilenebilir temiz enerji kullanımını sağlamak dünyanın hiçbir ülkesinde mümkün değildir. Elbette Türkiye gibi kimi ülkelerde enerji politikalarının sonuçları daha acımasız ve yıkıcı boyutlarda olurken kimi ülkelerde bu dozaj daha az olabilir. Ama bu durum yukarıda sözünü ettiğimiz gerçeği değiştirmez. Bu nedenle görev savmak kabilinden yürütülen bu tür kampanyalar, kampanyaya iyi niyetle destek verip, gerçekten bu gidişe dur denmesini isteyen emekçileri kandırmak ve asıl çözümü gizlemek dışında bir işe yaramamaktadır. Dünyayı felâketten kurtaracak tek gerçek çözüm kapitalist sistemin ortadan kaldırılmasıdır.

Gençlik Sizden Korkmuyor, Korkmayacak da!

Biz geleceğin işçileri olan öğrenciler olarak, oynanan bu kirli oyunların bir parçası olmayacağız. Her fırsatta din, dil, ırk, mezhep gibi farklılıkları deşerek çıkar kollayanlara karşı, biz de işçiler, emekçiler, gençler olarak sınıfsal farklılıkları deşeceğiz. Üzerinde yaşadığımız toprakların insanları dayanışma ruhunu çok iyi bilir. Gücümüz birliğimizden gelir. Yaşasın halkların kardeşliği! Yaşasın işçilerin uluslararası mücadele birliği!

Medyanın Savaş Çığırtkanlığı

Attıkları manşetler ve yaptıkları haberlerle savaşı körüklemeye ve milliyetçiliği tırmandırmaya çalıştılar. Çatışmalarda ölen Kürtlere “leş” diye hitap edilerek Kürt halkı tahrik edilip iyice savaşın içine çekilmeye çalışıldı. Örneğin bu havuz medyasının en aşağılık gazetelerinden Yeni Akit, TSK’nın Kürt halkının Tendürek dağı üzerinde bulunan mezarlığını bombalamak istemesi üzerine orada canlı kalkan olan sivilleri “PKK’lılar leş nöbetinde” diyerek haber yaptı. Diğer taraftan öldürülen gencecik siviller bu gazeteler tarafından “zaten terörü destekliyordu” gibi mesnetsiz ve yalan haberlerle damgalanmaya çalışıldı. Yalan haberlerle, bu savaşın kirli yüzü örtülmeye çalışılıyor.

Bir Dersim Sürgünü: Yeni OHAL’ler Yaşanırken!

Seçim bürolarının bombalanması, HDP stantlarına saldırılması, HDP’lilere karşı linç girişimi, askerlerin PKK üzerine gönderilmesi ve en son olarak da Diyarbakır’da HDP mitingine bombalı saldırı yapılması Erdoğan’ın başkanlığı için neler yapabileceğinin göstergesiydi. HDP bütün bunlara rağmen BARIŞ diye haykırdı her yerde ve 7 Haziran seçimlerinde yüzde 13 oy alarak 80 vekil gönderdi Meclise. AKP ise tek parti iktidarını kaybetmiş oldu. Tek adam olmak isteyen Erdoğan, bu süre zarfında boş durmayıp yaptığı açıklamalarıyla Kürt halkına adeta ateş püskürüyordu.

AKP’nin İç Savaş Kışkırtması

Bugünkü ağır süreç sosyalistler için de büyük bir sınavdır. Havanın kurşun gibi ağır olduğu günlerde, tereddütsüz biçimde ezilen Kürt halkının yanında durmayı bilmek sonsuz ölçüde önem taşıyor. Şoven saldırılara karşı Kürt halkını yalnız bırakmamak, onunla devrimci dayanışma içinde olmak ve faşist saldırıları omuz omuza püskürtmek sosyalistlerin boynuna borçtur. Aslında bu görev sosyalistler bir yana kendine demokratım diyen ve tutarlı olmak gibi bir derdi olan herkesin görevidir.

AKP “Muhbir Vatandaş”tan Medet Umuyor

Saldırı dalgası faşizan genelgelerle, yönetmeliklerle de destekleniyor. Yayınladığı bir genelgeyle polise “tereddütsüz silah kullan” emri veren hükümet, son olarak polis, ordu, jandarma, başsavcılık ve MİT’e gönderdiği bir genelgede de “her vesile ile devletin otoritesinin pekiştirilmesini, bütün kolluk kuvvetleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri birliklerinin ihtiyaç duyulan her yerde görevlendirilmesini, herkesin kurallara uymasının sağlanmasını ve önceden belirlenmiş yerler ve güzergâhlar dışında toplantı ve gösterilere kesinlikle izin verilmemesini” buyurdu. İktidarını kaybetmemek uğruna ülkeyi yangın yerine dönüştürmekten çekinmeyen Erdoğan-AKP, faşizan adımlarını “ödüllü muhbirlik” yönetmeliğiyle taçlandırmayı da ihmal etmedi.

Bir Yalanın Anatomisi: “Türkiye’nin IŞİD’e Desteği Yok”

Türkiye ile IŞİD arasında inkâr edilemez ve kanlı-kirli bir ilişki, bir ittifak mevcuttur. Bu durum, Erdoğan-AKP iktidarının izlediği emperyalist siyasetin sonucu ve parçasıdır. Türkiye, başından beri Ortadoğu’da ve özellikle de Suriye’de yürüyen emperyalist savaşın tarafı konumundaydı. Devlete bağlı resmi ve gayri resmi güçler, Suriye’de savaşmaktadırlar.

Sermayenin Çıkarları İçin Dökecek Kanımız Yok!

Bu haksız savaşın sorumlusu sermaye devleti ve AKP’dir. Bir kez daha halkların barışa dair özlemleri ve umutları boşa çıkartılmıştır. Bu savaş Kürt halkının da Türk halkının da çıkarına hizmet etmiyor. Bu bizim değil onların savaşıdır ama bedelini biz ödüyoruz. Bu haksız savaşı durdurabilecek tek güç işçi sınıfıdır. Bu savaşı durdurmanın yolu Türk-Kürt, Alevi-Sünni tüm işçi ve emekçilerin bir araya gelip sesini yükseltmesinden geçiyor.

Besinleri de Sistemleri Gibi Hastalık Saçıyor

Tarımda yaratılan tahribat veya yapılan bir değişiklik sadece bitkileri değil, onlarla etkileşim içerisinde olan hayvanları, insanları, havayı, suyu kısaca tüm doğayı etkilemektedir. Kapitalizm için her şey kâr demektir. Kapitalizm yıkılmadığı süreci insanlık da, doğa da, hayvanlar da zehirlenmeye, çeşitli hastalıkların pençesinde kıvranmaya devam edecek. Doğanın da, insanın da kurtuluşunun tek yolu sosyalizmdir.

6-7 Eylül Olayları: Azınlıkları Tasfiye Hareketi

1955’in 6 Eylülü. Başta İstanbul olmak üzere, İzmir ve Adalar’da Rumlara ve diğer gayrimüslimlere karşı büyük bir linç ve yağma hareketi gerçekleşti. İki gün boyunca devam eden olaylarda birçok gayrimüslim yaralanırken, yaşamını yitirenler oldu. Maddi hasar ise çok büyük boyutlardaydı.

Bu Devletin Emekçilere Yaptıkları

Bugünlerde yükseltilen savaş çığlıkları, asker ve polis cenazelerinde tabutların kürsü gibi kullanılmasına varan kirli propaganda yöntemleri işçilerin zihinlerine bir kez daha çörekleniyor. Türk işçilerin önünde dizginsiz sömürü ve kirli savaşın kurbanı olmak ya da hangi kimlikten olursa olsun tüm işçilerle kardeşleşip asıl düşman olan patronlar sınıfına karşı birlikte mücadele etmek seçenekleri duruyor. Türk işçilerin, devletin Kürt işçilere ve Kürt halkına “ne yaptığını” anlaması, bu nedenle hayati önem taşıyor.

90’larda Çocuk Olmak

Son haftalarda yaşananlar yeniden o acı, karanlık günlerin geri getirilmeye çalışıldığını gösteriyor. Ama bizler artık anaların gözyaşları dökmesini, evlatlarını egemenlerin saltanatları sürsün diye feda etmesini istemiyoruz. Devletin Kürt halkına yaşattığı bunca zulmün son bulmasını, Türk ve Kürt çocuklarının ölmemesini, çocukların artık barışın olduğu bir dünyada büyümesini istiyoruz. Türk ve Kürt halkının kardeşliğini istiyoruz. Bizler Kürt, Türk ayrımı yapmadan işçiler olarak birleşirsek, barış için sesimizi yükseltirsek bu kirli savaşa son verebiliriz!

Kapitalizmin Yarattığı Mültecilik Dramı

Avrupa İkinci Dünya Savaşından bu yana yaşanan en büyük göç dalgasıyla karşı karşıya. Akın akın yaşanan bu göç, devasa bir krizi de beraberinde getiriyor. Avrupa devletleri tek başlarına yüz binlerce mültecinin ihtiyaçlarını karşılayamayacaklarını söylerken ciddi bir kaosla da karşı karşıya olduklarını itiraf ediyorlar. Evet, bugünlerde tam bir kaos yaşanıyor. Ama kim bu kaosun sorumlusu? İnsanlar neden yurtlarını terk etmek zorunda kalıyorlar?

Savaş Değil Barış İstiyoruz!

Bugün barışa ihtiyacı olan ezilen halklar ve işçiler olarak patronların ve onların siyasi temsilcilerinin oyununu bozmak için sınıf kimliğimizle örgütlenmeli, sınıfsal çıkarlarımız için örgütlü biçimde mücadele etmeli, gerçek barışın tesisi için üzerimize düşen görevleri yerine getirmeliyiz.

Yalnız Değilim

Sokaklarda dolaşıyordum yine / İçimde her şeyden bir parça / ve yüzümde bir tebessüm. / Bulutların arasındaydım sanki / Gökyüzünden her şeye yüksekten bakarcasına. / Görünürde kimse yoktu / Ama biri vardı karşıdan gelen / Gür sakalları olan biri / Yüzünde bir yorgunluk / Hareketlerinde geçmişten günümüze gelen / ve geleceğe uzanacak olan / bir tarihsel sürecin dinamiği.

Savaş Karşıtı Mücadelede İşçi Sınıfı

Haksız ve gerici savaşların yaratacağı yeni dengelerin işçi sınıfını ne zaman ayaklandıracağı önceden kestirilemez. Sosyal, siyasal, ekonomik sorunların etki gücü savaş dönemlerinde kat be kat artmaktadır. Ölümlerin ve çekilen sefaletin bedelinin bu durumun sorumlusu olan iktidara kesilmesi muhtemeldir. Savaşı sorgulayan ve emirlere karşı duran askeri-sivil eylemlerin artması da öyle. Bu durumda, yükselen öfke ve tepki hareketini yönetecek ve yönlendirecek sosyalist işçi örgütlerinin varlığı hayati önem taşıyacaktır. Dolayısıyla işçi sınıfının devrimci mevzilerini güçlendirmek yakıcı bir görevdir.

Sen İstersen Olur Barış!

Gerçek barış, işçi sınıfının burjuvaziye karşı vereceği mücadele sonunda kapitalist/emperyalist sistemin yıkılıp onun yerine işçi sınıfının yolunu açacağı sınıfsız, sömürüsüz bir dünya ile mümkün olacaktır. Sınıfların olmadığı, insanın insanı sömürmediği, halkların barış içinde yaşadığı bir dünya için örgütlenmeli, örgütlü mücadele etmeliyiz.

Diyanet Fedakâr Köleler İstiyor

Diyanet, patronlar ve hükümet el ele verip işçiyi en az ücretle köle gibi çalıştırıp iş kazalarında ölüme, açlığa mahkûm ediyorlar. İktidar hırsları ve emperyalist hevesleri uğruna çıkardıkları savaşa en önde emekçi çocuklarını gönderiyor ve bu savaşın gerçek amacını  vatan, bayrak, din kılıfında gizleyerek bunun kutsal bir görev olduğunu söylüyorlar. Bizler işçiler ve emekçiler olarak bu kan emicilerin amaçlarına ulaşmasına izin vermeyeceğiz. Öfkemizin ve birliğimizin gücüyle hesap soracağız. Onların iktidar hevesleri ve çıkarları için başlattıkları savaşlarda sınıf kardeşlerimize karşı çarpışmayı kabul etmeyeceğiz. Tüm işçiler olarak birleşip, iktidarlarını başlarına yıkacağız.