Navigation

Rosa Luksemburg: Spartakistler Ne İstiyor?

Rosa Luxemburg’un birçok önemli siyasi yazılarının toplandığı “Spartakistler Ne İstiyor?” kitabı okumaya değer bir kitap. Kitap, Almanya’da yaşanan deneyimde, işçi sınıfının mücadelesine rağmen işçilerin nasıl ihanete uğradığını, ama işçi sınıfının nasıl kararlı ve örgütlü bir şekilde davrandığını anlatıyor. 

Rosa’nın öne çıkardığı birkaç konunun başında Enternasyonal’in kurulması geliyor. Çünkü II. Enternasyonal’in liderlerinin içine saplandıkları parlamentarizm ve sınıf işbirlikçiliğinden sonra, işçi sınıfının dünya çapında birliğini sağlayacak yeni bir Enternasyonal’in kurulması gerekiyordu. Rosa Luxemburg’un işçi sınıfının enternasyonal örgütlülüğüne bu kadar değer vermesinin sebebi, tek bir ülkede işçi sınıfının kazancının tek başına uzun dönem dayanamayacağı için ancak enternasyonal bir örgütün tüm dünyada işçi sınıfının birlikte, doğru ve kararlı davranabileceğine olan bilimsel inancıdır.

Rosa’nın önemle üstünde durduğu bir diğer konu ise 1914’te başlayan 1. Emperyalist Paylaşım Savaşına karşı, dik, kararlı ve savaşı durdurmaya yetecek gücün sadece örgütlü işçi sınıfında olduğudur. Rosa yazmış olduğu birçok makalede ve yaptığı kongre konuşmalarında, emperyalist bölüşüm savaşını durdurmak için Alman işçi sınıfı ve savaşa muhatap ülke işçilerinin sınıf kardeşlerine silah doğrultmaması çağrısında bulunmuştur. Rosa, bütün işçilere, emperyalist savaşta kendi ülkelerindeki kapitalistlere karşı sınıf savaşımını başlatmalarının ve her kazanılan savaşla birlikte dünya devrimi için savaşılmasının gereğini anlatıyor.

Rosa’nın o gün yazdıkları bugün de güncelliğini korumaktadır. Bugün bizim coğrafyamızda da süren savaşta, Ortadoğu’da emperyalizme uşaklık eden eli kanlı muhaliflerden de, dikta rejimlerinin yanında yer alanlardan da çözüm gelmeyeceğini biliyoruz. Ortadoğu’daki halklara barışı ve kardeşliği, sadece işçi sınıfının sermayeye karşı vereceği mücadele getirecektir. Savaşın dışında gibi gözüken diğer ülke işçilerinin de sermaye sınıfına ve uzantılarına karşı vereceği örgütlü ve kararlı mücadelesinin buna katkısı yadsınamaz.

Bir başka konu da Rosa’nın işçi sınıfının örgütlü, disiplinli ve bilinçli eyleminin ezip geçemeyeceği, alaşağı edemeyeceği bir engelin bulunmadığına olan inancıdır. Örneklersek, 1900’lerin başında Almanya’da 8 saatlik işgünü için verilen mücadelede, sınıf işbirlikçilerinin “10 saati isteyelim, kademeli olarak geçiş sağlarız” önerilerine rağmen, 14-16 saat çalışmaya karşı 8 saatlik işgününü kararlılıkla savunmuştur Rosa. Çünkü yükseltilen talebin sermayenin ne verebileceğine göre değil, örgütlü işçilerin kararlı mücadelesine göre belirlenmesi gerektiğini biliyordu. 

Bugün de karşımızda durmakta olan güvenliksiz, güvencesiz, sağlıksız çalışma koşullarına karşı bu topraklarda işçilerin örgütlü olmalarından başka çözüm yoktur. Her ay ortalama 100 işçinin iş cinayetlerine kurban gitmesine neden olan, yüzlerce meslek hastalığı mağduru işçinin hayatlarını zindana çeviren kapitalist sistemin yıkılmasının tek yolu bilinçli ve kararlı mücadelemizdir.

Rosa Lüksemburg burjuva kadın hareketine karşı verdiği mücadelede, kadının “erkeğe karşı” mücadelesinin yanlışlığını ortaya koymuştu. Kadınlar ancak işçi sınıfının devrimci mücadelesinde kapitalizme vuracağı darbeyle yücelirler. Burjuva kadının kendi erkeğine karşı verdiği mücadelenin sahteliğini ve elle tutulur bir yanının olmadığını, kocasının sömürdüğü artı-değeri paylaşırken rahatsızlık duymadığını anlatan Rosa, burjuva kadının bu tavrı ile bir sülükten farksız olduğunu vurgular. Alman işçi sınıfının yenilmez ve yorulmaz kadını Rosa’nın yazıları, bugün hâlâ güncelliğini koruyan, devrimci özünü yitirmeyen tazeliğiyle biz bilinçli işçilere yol gösteriyor.