“Uy anam anam Haziran’da ölmek zor!” der Hasan Hüseyin Korkmazgil. Üç büyük ustanın ölüm yıldönümünün kesiştiği aydır Haziran. Nâzım Hikmet, Orhan Kemal ve Ahmed Arif…
İşçi sınıfının ozanı Nâzım Hikmet gözlerini 3 Haziran 1963’te sonsuzluğa doğru kapadı. Bütün ömrünü işçi sınıfının haklı davasına adadı komünist ozan. Yazdığı şiirleri, oyunları da sınıfını ve mücadelesini anlattı, yürüdüğü yol da. O edebiyatı yalnızca bir sanat dalı olarak görmedi, sınıflı toplumda tarafsız hiçbir şeyin yapılamayacağı çok iyi biliyordu ve sanatını da işçi sınıfının yeni bir dünya kurma mücadelesinin bir parçası yaptı bütün yaşamı boyunca. Yaşamanın şakaya gelmediğini, büyük bir ciddiyetle yaşamak gerektiğini haykırdı. Her daim umudu besledi.
“Bahar yağmurları yine yağacak,
Yağmurun içinden kuşlar ötecek.
Filizler, çocuk, iyilik, umut,
Bahar yağmurunda boy atacaklar.”
Yaşamının büyük çoğunluğu hapis yıllarında ve sürgünde geçmesine rağmen içindeki tarihsel umudu bitmedi ve büyük insanlığın da özlemini duyduğu günlere kavuşması için umudunu, emeğini, komünist bilincini hem her daim kendisiyle taşıdı hem de mahpusta, sürgünde, içerde dışarda fark etmeksizin çevresine aktardı.
Tıpkı Ahmed Arif’in dizelerinde dile getirildiği gibi,
“Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.”
2 Haziran 1991’de yitirdiğimiz Ahmed Arif de yaşamı boyunca ta küçüklüğünden beri haksızlığa boyun eğmedi. Yeri geldi Kürtlerin yaşadığı zulmü anlattı, yeri geldi madencilerin yaşamı kahreden ağır çalışma koşullarını haykırdı, velhasıl kalemini her zaman ezilenden yana kullandı. Anlattığı şiirler de haykırdığı sözler de sınıfımızın isyanıydı, sınıfımızın hasreti ve direnişiydi. Nazım Hikmet’in şiirleriyle büyüyen Ahmed Arif, onun sesini kendi sesiyle yoğurarak anlatmaya devam etti.
Tıpkı hapis yıllarında Nazım ustayla yetişen “Ya olmalı insan, vermeli canını insan için yahut etmemeli kalabalık dünyamıza!” diye bizlere seslenen Orhan Kemal gibi. 2 Haziran 1970’te hayata gözlerini yuman Orhan Kemal de romanlarında, öykülerinde sınıfımızın insanlarını resmetti, acılarını betimledi, bu düzenin insanı insanlığından çıkaran yönlerini aktardı, bizi bize anlattı. Kendi çıkarı uğruna sınıfına ihanet edeni de gösterdi, her şeye rağmen haksızlığa boyun eğmeyeni de.
Nâzım Hikmet öleli 63, Orhan kemal öleli 56 ve Ahmed Arif öleli 35 yıl oldu. Bedenen aramızdan ayrıldılar fakat eserleriyle, mücadeleleriyle, aktardıkları umutlarıyla hâlâ bizlerle bu büyük ustalar! Kapitalist egemenlerin ve çürümüş düzenlerinin kokuşmuşluğu karşısında sınıfımızın ustalarını bilmek, mücadelelerini anlamak, yazdıklarını okumak ve aktarmak bizler için elzemdir. Buraya sığamayacak denli büyük külliyatlar bırakan ustalarımızı hüzünle yad etmek değil yapılması gereken, bıraktıkları bayrakları iyi kucaklamak, hasretlerini, özlemlerini, umutlarını, mücadelelerini bizlere ve gelecek kuşaklara aktarmaktır önemli olan. Komünist ozanın bütün dünya emekçilerine haykırdığı gibi,
“Ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!”
link: Mersin’den bir MT okuru, Sosyalist Sanatçılarımıza Selam Olsun! , 2 Haziran 2026, https://marksist.net/node/8778



