Navigation

Birleşik Metal-İş Gebze Şubesi kongresinden notlar

DİSK Birleşik Metal-İş Gebze şube kongresi 26 Ekim 2003 Pazar günü Gebze Gürses Düğün Salonunda yapıldı.

İki listenin yarıştığı 10. olağan genel kurul toplantısı saat 10'da başladı. 210 delegenin tamamının katıldığı kongrede 112 oy alan Adnan Serdaroğlu'nun listesi yeniden seçilirken muhalif liste 91 oy aldı. Delegeler arasındaki bölünme, muhaliflerin toplantı başlarken salona ayrı girip, ayrı oturmalarında da yansımasını bulmuştu.

Kongrede divan seçimi için iki önerge verilmiş ve mevcut yönetimin önergesi 110'a karşı 75 oyla kabul edilmişti. Divan seçimi sırasında yaşanan gerginlik kongre boyunca devam etti.

Adnan Serdaroğlu, divan için merkez yöneticisi Muzaffer Şahin'in bulunduğu önergeye, "Genel Merkezin kongrede taraf olduğunu, bu nedenle divanın tarafsız olamayacağını" söyleyerek karşı çıktı.

Divan seçiminin ardından, Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Ziya Yılmaz, yaptığı konuşmada "böyle bir şeyle ilk defa karşılaşıyorum. Bu sendikaya bunu da yaşattınız. Ne demek ben örgütün bir yöneticisine güvenmiyorum? Dişimizle tırnağımızla yarattığımız bu sendikaya Allahına kadar güvenmelisiniz" diyerek divan seçimine yönelik tepkisini dile getirdi.

Yaklaşık 20 delegenin söz alıp konuştuğu toplantının genel havasını kişisel sorunların tartışılması ve kişisel boyutta sataşmalar belirlemişti. Günler öncesinden delegeler arasında tartışılan (tartıştırılan) en önemli konular kimin kime nasıl çamur atacağı olduğundan, delegeler de fazlasıyla bu tür konulara yoğunlaşmıştı. Oysa kongreden bir hafta önce Kroman Çelik'te yaşanan iş kazasında ölen iki işçiyi Kroman delegeleri dışında kimse anmadı.

Kongreye katılan delegeler, kongre gündemini işçi sınıfının sorunlarının değil de karşılıklı sataşmaların oluşturması karşısında hayal kırıklığına uğrayarak, "böyle olduğunu bilseydim hiç delege olmazdım" deyip şaşkınlıklarını ifade ediyorlardı.

Ne yazık ki işçi sınıfına yakışır bir heyecanın yaşanmadığı kongre, adeta sınıf hareketinin bugününe tutulmuş bir aynadır. Ve şunu söyleyebiliriz ki, aslında suç aynada değil, görüntünün sahiplerinde. Sınıf hareketinin bu denli gerilediği koşullarda ne yazık ki sendikalar buralara kadar savrulmakta, kongre gündemine kişisel sataşmalar damgasını vurmakta. Bu dönemlerde sendika bürokrasisinin tüm oyunları en iğrenç şekilde açığa çıkmaktadır.

Ancak önümüzdeki süreç sınıf mücadelesinde ileri doğru bir sıçrayışın yaşanacağının ipuçlarını veriyor. Bu süreç, sınıf bilinçli işçiler iyi hazırlandıkları takdirde sendikalarda yeni olanaklar sunacaktır. Çünkü işçi sınıfının tarihinden biliyoruz ki, mücadele yükselmeye başlayınca ancak hazırlıklı ve kendini gerçekten sınıf hareketine adamış olanlar sınıfın öncüsü haline gelecektir.

Yaşanan bu kongreye ve önümüzdeki sürece baktığımızda, sınıf bilinçli işçiler açısından kaybedecek zaman yoktur. Sendikaların gerçek mücadele örgütleri olabilmesi için sendikalara yönelik militan bir yaklaşım ortaya konularak mücadeleye girişmek gerek. Ya sınıf hareketinin yükselişini iyi bir şekilde değerlendirmek için işe dört elle sarılacağız, ya da sendika bürokrasisinin sadece seyircisi ve eleştiricisi olmaya devam edeceğiz.

Birleşik Metal-İş'in köklerinin dayandığı Maden-İş'in sınıf mücadeleci anlayışına sahip çıkarak, unutulmaya yüz tutmuş bu mücadele ruhunu yeniden canlandırmalıyız.