Navigation

Trump’ın Politikaları Irkçılığı Besliyor

ABD’deki ırkçıların yapmak istediklerine karşı durmak, onları engellemek için eyleme katılan göstericilerden biri “eğer sessiz kalırsam hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanıyorum” demişti. Bu protesto eylemlerine katılanlar sayıca çok fazla olmamasına rağmen, ırkçıların yaptıkları ve Trump’ın ırkçıların elini güçlendirmek için seçtiği “tarafsız” dil yine de ABD gündemine oturdu ve insanların daha yüksek bir sesle ırkçılığı kınamasına yol açtı. Derinleşen kriz ve 3. emperyalist paylaşım savaşı koşullarında tüm dünyada giderek yükselişe geçen aşırı sağ hareketlerin ABD’de uç örneklerle ortaya çıkması şaşırtıcı değil elbette.

11 Ağustos Cuma akşamı ABD’nin Virginia eyaletine bağlı Charlottesville kentinde ırkçı gruplar ellerinde meşalelerle, Amerikan iç savaşı dönemindeki ırkçı Konfederasyon Ordusunun komutanına ait heykelin kaldırılmasını ve aynı komutanın adını taşıyan Lee Park’ın adının “Özgürlük Parkı” olarak değiştirilmesini gerekçe göstererek gösteri düzenlediler. Bazılarının üzerinde Hitler’in bir sözünün yazıldığı tişörtler giydiği, ellerinde Nazi bayrakları taşıdığı, beyazların üstünlüğünü savunan bu faşist grupların tek derdinin park ve heykel olmadığı, attıkları sloganlardan anlaşılıyordu. Bu gösteride “tek halk, tek millet, göçmenliğe son”, “bizim yerimizi alamazsınız” gibi sloganların yanı sıra “kan ve toprak” gibi Nazilerin sıklıkla kullandığı sloganlar da atıldı.

Cumartesi günü de çeşitli sağcı ve ırkçı gruplar “Sağı Birleştirin” adı altında tekrar bir gösteri düzenlediler. Polis koruması altında yürüyüşlerini gerçekleştiren ırkçıların aynı zamanda silahlı Ku Klux Klan (KKK) üyeleri tarafından da korunduğu gözlendi. Cuma günü olduğu gibi Cumartesi günü de anti-faşist gruplar sokaklara çıkarak onları protesto ettiler. Her iki gün de iki grup arasında çatışmalar yaşandı.  Polis biber gazıyla müdahale etti. Çatışmalar devam ederken gerilimi tırmandıran bir olay daha yaşandı ve bu olay ABD’de ırkçılığın varmış olduğu boyutları gösterdi. Anti-faşist gruplar protestolarını sürdürürken, göstericilerin arasına otomobille dalan 20 yaşındaki bir faşist, 1 kişiyi öldürdü, 30 kişiyi de yaraladı. Bu saldırı, hem ırkçılığa hem Trump’a karşı tepkilerin artmasına yol açtı. Gerilimin tırmanması üzerine eyalette OHAL ilan edildi.

Bu olayların ardından ABD başkanı Trump ırkçılara pasif destek veren konuşmalar yaptığı, yaşanan olayların adını koymadığı, beyazların üstünlüğünü savunanların yarattığı terörü kınamadığı için büyük bir tepki topladı. Trump Twitter hesabından “Hepimiz bir arada olmalıyız ve nefreti kınamalıyız. ABD’de bu tür şiddet olaylarına yer yoktur. Bir olmalıyız” demiş, benzer içerikte konuşmayı basın karşısında da yapmıştı. Trump bu mesajlarıyla ırkçı grupları hedef almıyor, ırkçıları kınamak yerine tüm tarafları kınadığını belirtiyordu. 

Beyazların üstünlüğüne inanan ırkçılardan, neo-Nazilerden, KKK üyelerinden oluşan bu faşist gruplar Trump’ın son dönemdeki gerici politikalarından da cesaret alarak meydana çıktılar. Bu gruplardan birinin sözcülüğünü yapan David Duke, eylemlerinin bir “dönüm noktası” olduğunu belirtip “ülkemizi geri almaya kararlıyız” diyor. Duke, “Donald Trump’ın vaatlerini yerine getiriyoruz. Ona inandığımız için Donald Trump’a oy verdik, çünkü ülkesini geri alacağını söyledi” diyerek Trump’ın Amerika vizyonunu yerine getirmek istediklerini söylüyor.

Başkan olduğundan bu yana ırkçıların ruhunu okşayan, onlara can nefesi üflemeye çalışan Trump göçmenlere kin kusuyor, Müslümanları, Ortadoğuluları aşağılıyor, kadınlar da dâhil olmak üzere neredeyse ezilen tüm kesimlere karşı kinini ortaya saçmaktan çekinmiyor. Amerika’yı Amerikalı olmayanlardan temizlemek istediğini belirtiyor. Trump birçok konuşmasında ABD’nin tehlike altında olduğunu, çeşitli terörist grupların ülkeye girmeye çalıştığını ifade ediyor. Ortadoğuluları, Müslümanları, göçmenleri terörist ilan ediyor. Afrika ve Ortadoğu’da yer alan bazı ülkelerin vatandaşlarına vize vermemek için uğraşıyor. En son geçen ay ABD Yüksek Mahkemesi İran, Libya, Somali, Suriye, Sudan ve Yemen vatandaşlarına yönelik olarak terörist olmadıkları ispatlandığı takdirde ABD’ye giriş yapabilecekleri kararını almıştı. Trump bu 6 ülkenin vatandaşlarının 3 ay boyunca ABD’ye girişini yasaklayan kararnameyi Ocak ayında imzalamıştı. Aynı kararnameyle mülteci kabul programı da 4 aylığına askıya alınmıştı. Suriyeli mültecilerin kabulü ise tamamen durdurulmuştu. Trump ve ABD üst yetkilileri her fırsatta ülkenin büyük bir tehdit altında olduğu ve aldıkları bu kararlarla bu tehditleri önlemeye çalıştıklarına söylüyorlar. 11 Eylül’ü hafızalarından silememiş olan Amerikalıların yaratılan korku kampanyasıyla Trump’ın saldırgan ırkçı politikalarına teslim olması amaçlanıyor. Bu faşizan politika nedeniyle ülkede ırkçı hareketler giderek güç kazanıyor.

ABD’de aşırı sağ ve ırkçılık özellikle Trump’ın başkan seçilmesinden bu yana ivme kazandı. Trump başkanlık seçimleri sırasında ırkçı, Yahudi ve İslam karşıtı propaganda yapmaktan çekinmedi. Karşıtlarının “bağnaz beyaz milliyetçiler” olarak tanımladığı, Trump’ın seçilmesinden sonra yükselişe geçen Alt-right diye bilinen (Alternatif Sağ) aşırı sağ hareket de, siyahlara, kadınlara, Yahudilere, Müslümanlara, göçmenlere ve eşcinsellere düşmanlığını her fırsatta ortaya koyuyor. Bu gruplar ABD’nin birçok eyaletinde varlık gösteriyor ve internet üzerinden örgütleniyor. Son dönemlerde Amerikan iç savaşından sonra kurulan KKK’nın üye sayısında artış olduğu biliniyor. Anlaşılan o ki, “özgürlükler ülkesi” olarak lanse edilen Amerika, artık ırkçıların, neo-Nazilerin kendinden olmayanı özgürce ezme “hakkını” kullandığı bir ülkeye dönüşüyor!

ABD’deki ırkçıların yapmak istediklerine karşı durmak, onları engellemek için eyleme katılan göstericilerden biri “eğer sessiz kalırsam hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanıyorum” demişti. Bu protesto eylemlerine katılanlar sayıca çok fazla olmamasına rağmen, ırkçıların yaptıkları ve Trump’ın ırkçıların elini güçlendirmek için seçtiği “tarafsız” dil yine de ABD gündemine oturdu ve insanların daha yüksek bir sesle ırkçılığı kınamasına yol açtı. Derinleşen kriz ve 3. emperyalist paylaşım savaşı koşullarında tüm dünyada giderek yükselişe geçen aşırı sağ hareketlerin ABD’de uç örneklerle ortaya çıkması şaşırtıcı değil elbette. Bu yükselişe, daha geniş kitlelerle, daha mücadeleci bir tutumla, daha örgütlü bir şekilde karşı durulmadıkça, insanlığın 2. emperyalist paylaşım savaşında yaşadığı acıları tekrar yaşaması kaçınılmaz olacaktır.