Navigation

Rejimin Bilime, Bilimsel Çalışmaya Düşmanlığı

2011 yılında Kocaeli Üniversitesi Profesörlerinden Onur Hamzaoğlu ve ekibi iktidar tarafından kindarca cezalandırıldı. İçinden geçtiğimiz dönemde daha fazla insan iktidarın bu kindar siyasetinden nasibini alıyor. Onur Hamzaoğlu, Dilovası ve Kandıra’da hava kirliliğinin yol açtığı ağır sağlık sorunlarını içeren bir rapor hazırlamıştı. Raporda kanserden meydana gelen ölümlerin dünya ortalamasını çoktan aştığına dikkat çekmişti. Hatta bu kentlerde fabrikaların sırf maliyet gerekçesiyle önlem almadığını, fabrikaların yarattığı çevre kirliliği nedeniyle ağır metallerin anne karnındaki bebekleri, anne sütünü bile zehirlediğini gösteren araştırmalar yapmıştı. Bunun işçi ve emekçilerin ölümüne yol açtığını gösteren Onur Hamzaoğlu’na AKP’nin belediye başkanları “şarlatan” demişler, iktidar bununla yetinmemiş ilerleyen zamanlarda Hamzaoğlu’nu da KHK ile ihraç etmiş ve intikamını almıştı. Siyasi iktidar, onlar gibi duyarlı, gerçekten bilimle uğraşan, insana ve doğaya değer veren, bunun için çabalayan insanları üniversitelerden atmaya, genç kuşaklarla bağlarını koparmaya ve gerçeklerin işçi-emekçi kitlelere duyurulmasını engellemeye devam ediyor.

Bir bilim insanı daha bugünlerde siyasi iktidarın hedef tahtasında. Duyarlı bir akademisyen ve bir gıda mühendisi olan Bülent Şık, iktidardaki zorbaları rahatsız etmiş. Ne yapmış peki? Yaptığı şey, Sağlık Bakanlığının hasıraltı etmeye çalıştığı bir gerçekliği gün yüzüne çıkarmaya cesaret etmek. Üstelik de daha önce “barış istiyorum” diye imza attığı için KHK ile Akdeniz Üniversitesi’ndeki görevinden atılmış olmasına rağmen boyun eğmemiş. “Türkiye’yi kanser eden ürünleri devlet gizledi, biz açıklıyoruz! İşte zehir listesi!” başlığıyla Cumhuriyet Gazetesinde bir seri yazı yazmış. Bu yazıları aracılığı ile de Antalya, Ergene ve Dilovası’nda yapılan ancak Sağlık Bakanlığınca sonuçları kitlelerden gizlenen araştırmayı duyurmuş. Şimdi bu bilim insanı hakkında 5 yıldan 12 yıla kadar hapis isteyen AKP yargısı harekete geçmiş bulunuyor. Yargılama Şubat ayında başlayacak. Şikâyeti yapan kim? AKP’nin Sağlık Bakanlığı. Suçlama ne? “Göreve ilişkin sırrın açıklanması, yasaklanan bilgileri temin, yasaklanan bilgileri açıklama ve takdir olunacak diğer suçlar”!

Bülent Şık, söz konusu yazı dizisinde, Sağlık Bakanlığının 2011 ve 2016 yılları arasında yaptırdığı ve bir süre kendisinin de emek verdiği bir araştırmanın sonuçlarından bahsetmişti. Hepimizin sağlığını tehdit eden pestisit (tarım ürünlerine zarar veren organizmaları yok etmek için kullanılan zehir) denilen ölümcül kimyasalların kalıntılarının taze fasulyeden salatalığa, biberden maydanoza, hatta erik ve elma başta olmak üzere pek çok meyvede tehlikeli bir limite ulaştığını açıkça ortaya koymuştu: “Araştırmada 1380 gıda ve 1440 su örneği çalışıldı. Gıdalarda 332 farklı pestisitin kalıntısı araştırıldı. Hormonal sistem bozucu olarak nitelenen 106 pestisitin tamamı analiz kapsamındaydı. Kocaeli’nden alınan toplam 283 örneğin yüzde 38’inde, Antalya’dan alınan 572 örneğin yüzde 60’ında ve Ergene bölgesinden alınan 463 örneğin yüzde 14’ünde pestisit kalıntısı tespit edildi. Gıdalarda en çok pestisit kalıntısı çıkan il Antalya oldu. Pestisit kalıntı analizi yapılan 1318 gıda örneğinin yaklaşık %60’ında pestisit kalıntısı çıkmadı; %40’ında ise en az bir pestisit olmak üzere 73 çeşit pestisit kalıntısı tespit edildi.”[1]

Kamuoyunu bilgilendirdiği için yargılanacak olan bu bilim insanının sonuçlarını paylaştığı araştırmada Ergene Havzasında yer alan Edirne, Kırklareli, Tekirdağ illeri ile Dilovası bölgesinin de içinde olduğu Kocaeli’nin yanı sıra Antalya’da yaşayan insanlardan ve bu yerleşim bölgelerinden alınan binlerce örnekte kansere neden olan kimyasal maddelerin varlığı araştırılmış ve ortaya son derece ürkütücü sonuçlar çıkmış.[2] Tarımda kullanımı artan, kalıntıları topraktan suya ve tüm gıda ürünlerine bulaşan zehirli kimyasallar zamanla pek çok insanın kansere yakalanmasına yol açıyor. Sağlık Bakanlığı ise bu verileri gizleyerek ve gereken adımları atmayarak açıkça halk sağlığı ile oynuyor. “Ülkede mevcut siyasal irade düzgün iş yapmak istese halk ve çevre sağlığını korumak için o kurumlar üzerinden yürütülecek çok iş var. Ama kamu adına iş yapmakla sorumlu kurumların artık dağıldığı, devletin bir şirket gibi organize olduğu zamanlardayız. Mevcut durumda o kurumlardan güvenilir bilgiler gelmiyor. Sağlık Bakanlığı ülkede gerçekleştirdiği en kapsamlı kanser araştırmalarının sonuçlarını halktan gizleyebiliyor. Tarım Bakanlığı pestisit kullanımına dair istatistik verileri bile açıklamıyor yıllardır” diyerek tehlikeli gidişata dikkat çeken Bülent Şık’a iktidarın neden öfkelendiği ortadadır. Muktedirlerin öfkesini üzerine çeken Bülent Şık’ın yazılarının ardından, Sağlık Bakanlığı ne hikmetse, yapılan çalışma 2016’da bitmiş olmasına rağmen hâlâ raporlaması bitmediği için yayınlanmadığı yalanın ardına sığınmış.[3] Ama tek adam rejiminin savcılarının hızına ve yargılamadaki ısrarına bakılınca bu durumun açığa çıkmasına ne derece öfkelendiklerini görmek mümkündür.

Bilime, bilimle uğraşan insanlara düşman siyaset erbabı için tam bir altın çağ yaşanıyor. Biat etmeyeni yok etmek şart görülüyor. Muktedirlerin en muteber gördüğü kişiler, özellikle çeşitli türden akademik unvan ve sıfatlarını Saray rejiminin hizmetine koşan bilim insanı kılıklı kadın ve erkeklerdir. Bunların sayısı da her geçen gün artıyor. Profesör sıfatlı bu kişiler Nuh’un gemisinin demirden yapıldığından, onun ta o zamandan cep telefonu kullandığından söz edebilecek kadar trajikomik durumdadırlar ama ne gam! Otoriter rejimlerin karanlıkları sevdiği muhakkak. Onların bilimle, bilimsel bilgiyle, bilim insanı ile en yoğun mesaisi, onu baskı altına almak, görünmez kılmaktır. Tarihte de gördüğümüz gibi Türkiye dâhil pek çok ülkede geçmişte yaşanmış bu tip deneyimlerin toplumlara ödettiği bedel ağırdır. Gelecek kuşakları derinden etkileyecek bu bilimdışılık, gericilik, cehalet ve mistisizmle bulanık bir karanlığı büyütüyor. Öte yandan, akademi ve medya her türlü yasak ve baskıyla sindirilmeye çalışılarak, sermayenin çıkarları doğrultusunda gerçeklerin üzeri örtülüyor ve halk sağlığı alenen tehdit ediliyor. Çok açık ki, gücünün yettiği her alanda buna direnmek, karanlığa teslim olmamak çok değerli bir duruştur.