Binlerce kilometre uzaktaki Kore’de 25 Haziran 1950’de başlayan savaş, üç yıl sonra sona erdiğinde yaklaşık 3 milyon insan canını kaybetmiş olacaktı. Bundan çok daha fazlası ise engelli olarak devam edecekti yaşamına. Türkiye gibi ülkelerden Kore’ye savaşa yollanan nice genç de içlerinde olmak üzere on binlerce insanın akıbeti bile bilinemeyecekti. Bu savaşın arkasındaki başat aktörler ABD emperyalizmi, onun işbirlikçileri ve NATO idi. Üçüncü Dünya Savaşının içine yeni cepheleri alarak ilerlediği, yüz milyonların yaşamını doğrudan etkilediği günümüzde geçmişin derslerini yeniden bilince çıkarmak önem taşıyor. Savaş örgütü NATO’nun 7-8 Temmuzda Türkiye’de yapılacak toplantısı vesilesiyle yürüyen tartışmalarsa, emperyalizme, onun örgütlerine, emperyalist savaşa ilişkin doğru bir bakış açısı geliştirmenin önemini bir kez daha ortaya koyuyor.
İkinci Dünya Savaşının ardından dünya artık iki kampa bölünmüştü. Bir tarafta ABD’nin başını çektiği emperyalist Batı Bloku, diğer tarafta SSCB’nin başını çektiği Doğu Bloku vardı. ABD emperyalizmi Asya’daki nüfuz alanlarını kaybetmemek için en kanlı savaşları yürütmekten çekinmiyordu. Bu amaçla Kore’yi ikiye bölmüş, güneyde kukla bir rejimi iktidara getirmişti. Kuzeyde ulusal kurtuluşu savunan, ülkenin birliğini sağlamak isteyen güçler 25 Haziran 1950’de bu rejime karşı savaş başlatmış ve işbirlikçi rejimi kısa sürede yenilgiye uğratmıştı. Fakat Çin’den sonra Kore’nin de kapitalist sistemin kontrolünden çıkması ABD egemenlerinin göz yumabileceği bir şey değildi. Bu yüzden ABD emperyalizmi hemen devreye girerek üç yıl sürecek vahşi bir savaşı başlattı.
ABD, Kore’yi en yıkıcı silahlarla, bombalarla vurarak yerle bir etti. Kullanılan napalm bombaları yüz binlerce insanın diri diri yanarak can vermesine yol açtı. Savaşın sonunda bir halk, emperyalizmin çıkarları temelinde ikiye bölündü. O dönemde Türkiye’nin egemenleri ABD öncülüğündeki emperyalist kampa girmek, NATO’ya üye olmak, ABD’den yardım almak için fırsat kolluyorlardı. Kore’deki vahşete ortak olmak onlara bu fırsatı sağladı.
Demokrat Parti iktidarı kirli pazarlıkların ardından 28 Eylülde bir gemiye bindirilen 5000 emekçi çocuğunu asker olarak Kore’ye yolladı. O günün burjuva gazeteleri egemen sınıfın yüzsüzlüğünü, vicdansızlığını belgeleyen manşetler atıyorlardı. Hürriyet gazetesi “Kore harbinde Amerikalılarla ortaklık kurduk. Onlar dolar ve silah, biz Mehmetçiğin kanını koyduk” manşetiyle çıkmıştı. 23 günlük göstermelik bir eğitimin ardından adını, haritadaki yerini bilmedikleri bir ülkeye savaşa gönderilen askerler düpedüz burjuvazinin çıkarları için kurban ediliyordu. Ama bu gerçeği dile getirmek suçtu, yasaktı, vatan hainliğiydi egemenlere göre. Türk Barışseverler Derneği savaş karşıtı bir kampanya başlattığında, hükümet tarafından derhal kapatılmıştı, barış isteyen aydınlar, emekçiler tutuklanmıştı. Şiirleriyle gerçeği en çarpıcı biçimde teşhir eden Nâzım Hikmet vatan haini ilan edilmişti. Egemenlerin savaşa yolladığı binlerce yoksul halk çocuğunun canı ve kanı karşılığında, Türkiye, 18 Şubat 1952’de NATO’ya resmen üye oldu.
NATO, yani Türkçe açılımıyla Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü, gerçekte dünyadaki bütün işçi ve emekçilerin ekmeğine, geleceğine ve canına göz dikmiş emperyalist egemenlerin küresel savaş örgütüdür. Tepeden tırnağa yoksul halkların ve işçi sınıfının kanıyla bezenmiştir. Egemen sınıfın çıkarları için dünya genelinde askeri darbeler, sivil katliamlar, soykırımlar düzenlemektedir. Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da, Kore’de ve dünyanın her yerinde emekçileri emekçilere kırdıran bir kıyım makinesidir. O yüzden NATO, emekçiler için savaş, kıyım, zulüm ve ölüm demektir.
İşte bu ölüm ve zulüm makinesinin temsilcileri 7-8 Temmuzda 36. NATO Liderler Zirvesi için Ankara’da bir araya gelecekler. Geçmişte NATO’ya üye olabilmek için yoksul halkın çocuklarını kurban eden egemenler, bugün NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olmakla övünüyorlar. Savaşların yarattığı vahşet, acı, gözyaşı ve yıkım dün olduğu gibi bugün de onların umurunda değil. Ukrayna’dan Gazze’ye, Lübnan’dan İran’a yeni Koreler yaratmaya, katletmeye, yok etmeye devam ediyorlar. Filler tepişirken çimenlerin ezilmesi gibi, egemenler kendi çıkarları uğruna savaşırken yıkım ve acıyı yaşayanlar işçi ve emekçilerdir. Dünya işçi sınıfının kapitalist sömürü düzenine, emperyalist saldırganlığa, NATO gibi savaş aygıtlarına karşı mücadelesi bu tabloyu değiştirmenin tek yoludur.
Günün görevi uluslararası işçi sınıfının mücadele saflarını güçlendirmek, İngiltere’den İtalya’ya, ABD’den Avustralya’ya “emperyalist savaşa hayır” diye haykırarak meydanlara çıkan, savaş gemilerini yüklemeyi reddeden, “egemenlerin çıkarları için dökecek kanımız yok” diyen emekçilerin sesine güç vermek, kapitalizmin yıkılması için mücadeleyi yükseltmektir.
link: Ankara'dan bir MT okuru, Kore Savaşının Yıldönümünde, NATO Zirvesinin Gölgesinde, 25 Haziran 2026, http://marksist.net/node/8790
Dışarıda Arama, NATO Zaten İçeride!



