Navigation

Kâr Hırsının Bilançosu: 24 Ölü, 338 Yaralı!

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde Uzunköprü-Halkalı seferini yapan yolcu treninin raydan çıkarak devrilmesiyle resmi rakamlara göre 24 yolcu hayatını kaybetti, 338’i ise yaralandı. 8 Temmuz Pazar günü göz göre göre gelen facia, resmi makamların sorumluluktan kaçan açıklamalarının aksine, alınmayan önlemlerin ve denetimsizliğin bir sonucu olarak gerçekleşti. Yaşanan tren kazasından sonra alınan ilk “önlem” ise kazaya dair haberlere ilişkin yayın yasağı getirmek oldu! İlk elden yapılan açıklamalarda vebal yağmurun, çamurun üstüne atılırken kitlelerin öfkesi yatıştırılmaya çalışıldı. Ancak insan hayatını yalnızca bir maliyet olarak gören, gözlerini kâr hırsı bürüyen egemenler, yol açtıkları ihmalle 24 insanın hayatına sebep oldular, öfkemize bir tohum daha ektiler.

İktidar, taşeron çalışma sistemini ve özelleştirmeleri yaygınlaştırarak çalışma hayatını alabildiğine güvencesiz bırakan ve iş kazalarına, iş cinayetlerine ve katliamlara davetiye çıkaran politikalarını sürdürüyor. Nitekim iktidarın “Yeni Türkiye”si, birbiri ardına gelen iş kazaları ve işçi ölümleriyle dur durak bilmeden ilerliyor. İnsan yaşamını hiçe sayan egemen zihniyet, yalnızca fabrikalarda, inşaatlarda, madenlerde can almakla kalmıyor. Kâr üzerine kurulu bu sistem altında şans eseri yaşamaya devam eden emekçi kitleler, egemenlerin çıkarları uğruna yaşamın her alanında ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Rant ve talan merkezli çevre, enerji, sanayi ve ulaşım politikaları işçi ve emekçilerin yaşamını cehenneme çeviriyor. Alınmayan önlemler, denetimsizlik ve ihmaller zinciri bu kez Çorlu-Muratlı’da yaşanan tren kazasında 24 can aldı. Meslek örgütleri ve mühendislerin açıklamaları, ilk görgü tanıklarının beyanları, basına yansıyan fotoğraflar, kazanın tamamen ihmal sonucu gerçekleştiğini gözler önüne serdi.

Kaza yerine yardım ekiplerinden önce ulaşan köylülerin yaralılara müdahalesiyle yaralıların bir kısmı kurtulurken, hükümetin kazanın ardından yayın yasağıyla birlikte aldığı diğer önlem ise olay yerine medyanın ve vatandaşların ulaşmasını engellemek için beş kilometre öteden başlayan “güvenlik bariyeri” kurmak oldu. Facianın ardından Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “kazanın aşırı yağmur yağışları nedeniyle menfez ile ray arasındaki toprağın boşalması nedeni ile meydana geldiği tespit edilmiştir” denildi. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası ise şu açıklamayı yaptı: “Bakanlığın açıklaması adeta bir itiraf niteliğindedir. Yapı yerindeki zeminin jeolojik-jeoteknik özellikleri ile bölgenin meteorolojik özellikleri dikkate alınarak yapılması gereken menfez kesit ve projeleri ile menfez üstü ve çevresinde taşkın sularına karşı yapılması gereken dolgu ve koruyucu duvarların usulüne uygun yapılmadığı görülmektedir. Facianın meydana geldiği bu menfez geçişinde yukarıda belirtilen mühendislik parametrelerinin dikkate alınmaması ve toprak dolgu yapılması kazaya adeta davetiye çıkarmıştır.”

Açıklamalar ve tespitler, devlet makamlarının kazanın sebebini doğal nedenlere bağlamalarına karşın, önlem alınması halinde kazanın önüne geçebileceğini gösteriyor. Demiryollarının özelleştirilmesiyle denetim ve bakım işlerinin özel şirketlere bırakılması, lokomotif bakım ve yol bakım atölyelerinin işlevsizleştirilerek küçültülmesi, bir kısmının ise eleman yetersizliği bahane edilerek kapatılması, “yol bekçiliği” gibi emniyet tedbirlerinin ise maliyetli olduğu gerekçesiyle kaldırılması ile kaza bağıra çağıra geldi. 5 yıl öncesine kadar demiryolu hatlarında yaya olarak günlük yol kontrolü yapan yol bekçileri “maliyet” olarak görüldüğü için bu iş kaldırıldı ve yerine güncel durum tespiti yapacak başka bir uygulama getirilmedi. Kâr odaklı anlayış doğrultusunda ihalelerle şirketler semirdikçe semirdi, eleman yetersizliği gerekçelerine rağmen işsizlik rakamları büyüdü, ihlal ve denetimsizliğin faturası tren kazasında ölen ve yaralanan yolculara kesildi. Ancak iktidar koltuğuna yapıştıkça yapışan gerçek sorumlular, yargılanmak bir yana göstermelik soruşturmalar açarak, patronlara cesaret vererek başka katliamlara davetiye çıkarmaya devam ediyorlar.

Türkiye bu facia haberiyle sarsılırken, Saray’daki görkemli törenin hazırlıklarına ara verilmeksizin devam edildi. Milyonlarca lira harcanarak yapılan hazırlıklar ertesi güne yetiştirildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, mehter marşıyla karşılandı, turkuaz halıda kutlu yürüyüşünü gerçekleştirerek “başkan” koltuğuna oturdu. Yapılan görkemli törene tepkilerini dile getirenlere ise Erdoğan, “halk oyunlarını ve lazer gösterilerini iptal ettik” diyerek kutlamaların kısıtlandığını duyurdu. Böylelikle yüreklere su serpmiş oldu! Onlar fıtratlarına uygun düşen rollerini oynayadursunlar. İşçi ve emekçiler için ölümden öte vaadi olmayan kâr düzeni kapitalizm ve onun sözcüleri, sorumluların üstünü sonsuza dek örtemez. İnsanlık tarihinin en büyük yargıcı işçi sınıfı da kendi rolünü oynadığında gerçek sorumluların hesabını soracaktır!